Yeni Site Hakkındaki Yorumlarınızı
Bize Bildirin!

Erol Taş (Erol Taş )

Erol Taş

Doğum Yeri : Erzurum

Doğum Tarihi : 28 Şubat 1926

Ölüm : 1998-11-08

Eğitim : İlkokul

Hakkında :

Bir süre boks yapmıştır ve istanbul türkiye ikincilikleri bulunmaktadır. sinemaya ilk giriş olayıda erol taş ın ağzından şöledir "Lütfi Akad o bölgede bir film çekiyordu. Biz de işten kaytarıp çekimleri izliyorduk arkadaşlarla. Günlerce süren çekimlerden birinde mahallede oturan birkaç serseri, film ekibine musallat olup onları rahatsız etmeye başladı. Film ekibini korumak için birkaç arkadaşımla birlikte, serserilerle kavgaya giriştik ve Lütfi Bey'in yanında onlara bir güzel dayak çektik. Serseriler toz oldu tabi. Lütfi Akad daha sonra haber göndermiş bana, 'Bir kavga sahnesi var, gelsin oynasın' diye. Böylece sinema hayatım başladı. Filmdeki rolümü diğer yönetmenler de beğendi ve ardı ardına teklifler gelmeye başladı."

Erol Taş anlatıyor: "Yılmaz Güney'in İnce Cumali filminde zalim ve gaddar bir köy ağasını oynuyordum. İğrenç, aşağılık bir adam. Başkasının çiftliğine sahip olmak için köydeki tüm insanları öldürüyor, şahit bırakmamak için tavukları bile kesiyor. Film bitti, doğu illerimizden birinde galası yapılacak kente gittik. Film gösterildi. Herkes sahneye çıkıp konuşma yaptı. Sıra bana geldiğinde ortalık karıştı. Sahneye şişe, taş, yağmaya başladı. Bazı seyirciler üstüme saldırıp yumrukladı. Üstüm başım kan içinde kaldı. Ben, 'Atın, atın. Bana çiçek ve ekmek atıyorsunuz' diye kahakaha atarak seyirciyi selamladım. bu kez tüm salon ayakta alkışlamaya başladı beni."


İlgili Filmler



jjjtregx

15 Eylül 2019 09:04

çok iyi oyuncuydu allah rahmet eylesin

Cevap Yaz

eskiseyyah

20 Haziran 2019 21:37

mekanı cennet olsun usta..

Cevap Yaz

Ronaldinho.Gaucho

4 Nisan 2018 21:24

Türk sinemasının en kötü karakteri ama gerçek hayatta iyi kalpli seveceni Erol Taş usta mekanı cennet olsun.

Cevap Yaz

KartalTibetTutkunu

11 Ağustos 2017 01:21

Türk sineması yeşilçam'ın dört karakter kare as'tan biri (diğerler Bilal İNCİ Hayati HAMZAOĞLU Turgut ÖZATAY) Allah rahmet eylesin

Cevap Yaz

Kaptan34

20 Temmuz 2016 11:18

Usta usta usta büyük usta mekanın cennet olsun

Cevap Yaz

tayfunkerim

28 Aralık 2015 01:14

Erol abi Türk Sinemasının en iyi en büyük oyuncusuydu ALLAH RAHMET EYLESİN

Cevap Yaz

mncelik

12 Kasım 2015 16:39

(25 Eylül 1965) Taş’tan Adamın Dramı "Filmlerin taş kalpli oyuncusu Erol Taş, gerçek hayatta eşini kaybeden ve üç küçük çocuğuna hem annelik hem babalık yapmak zorunda kalan, altın yürekli bir adam." Erol Taş'ı, Cankurtaran'daki kahvesinde bulmuşt uk. “Ben de şimdi evden geldim. Bugün çamaşır günü, hem de çocukları yıkamak istiyorum. Baktım sabun kalmamış, dışarıya çıkmak icap etti.” diyordu. Birlikte kahveden iki sokak ilerde olan, “Şadırvan Çıkmazı”ndaki Erol Taş'ın evine doğru yürüyorduk. İşte o zaman Erol Taş birdenbire durdu. Üstü başı kir-pas içinde, durmadan ağlayan bir çocuğa gözü ilişmişti. “Neden ağlıyorsun yavrum?” derken çocuğun kirli yanaklarını iri elleri ile okşuyordu. Erol Taş çocukları eskiden de severdi. Fakat o kara gününden sonra, bütün çocuklar onun kendi öz çocuğu olmuştu sanki... Evin kapısından içeri girdiğimizde, çocuk sesleri kulaklarımızı doldurdu... Erol, “Çocuklar daha hiç bir şey bilmiyorlar. Annelerini hastanede sanıyorlar.” dedi. Erol Taş'ın üç çocuğu var: Güler, Gönül ve Metin. Güler ile Gönül 6 yaşında ikiz kardeş. Bu yıl okula başladılar. Metin ise 3 yaşının içinde. Çocuklar babalarını görünce sevindiler. Fakat, bizleri tanıyamamışlardı. Erol Taş “Bir dakika, benim çamaşır suyu kaynamış olmalı.” diyerek yanımızdan ayrıldı. 18 Ağustos 1965, Erol Taş için unutamayacağı kara günlerden biri olmuştu. Vakit akşam üzeri... Odadan çıkan hemşire, hastane koridorlarında dolaşan adama başıyla işaret ediyor “Erol Bey gelir misiniz?” Erol Taş odadan içeri giriyor. Uzun seneler aynı yastığa baş koyduğu karısı, kurtulamadığı amansız hastalığın pençesinde hayata gözlerini kapıyor... Ve artık Erol, çocuklarının hem babası, hem de annesi oluyor. “Baba Karnım Acıktı” Küçük Metin ağlamaya başlamıştı. “Baba karnım acıktı.” diye sesini duyurmaya çalışıyordu. Erol Taş bir taraftan masayı hazırlarken, “Çamaşır ve banyo günleri hep böyle oluyor. Yemek saati gecikiyor.” diyordu. Masa hazırdı. Çocuklar masanın etrafında yerlerini aldılar. Erol çocukların tabaklarını hazırladı. Hep beraber oturup yemeye koyuldular. Gönül: “Babacığım makarna çok güzel olmuş. Hep bize bundan pişir emi?” diyordu. Erol da “Her gün makarna olur mu kızım. Sonra bıkarsın. Bugün kolayıma geldi. Onun için makarna pişirdim.” diyordu. Yemekten kalktılar. Erol çabucak bulaşıkları yıkadı. “Hadi bakalım şimdi uykuya.” dedi. Çocuklar, önce nazlandılar. Fakat Erol kalktıkları zaman onları otomobille çocuk bahçesine götürmeyi vaat edince itiraz etmediler. Erol Taş'ın çamaşır yıkaması da uzun sürmedi. Bir taraftan yıkadığı çamaşırları sıkarken, “Ben de kirlilerin çok fazla olduğunu sanıyordum.” diyordu. Bu arada öğlen uykusundan uyanan Metin'in sesi duyuldu. Gönül ve Güler de uyanmışlardı. Artık parktaki çocuk bahçesine gidebilirlerdi. Dört kişilik “Taş” ailesi Mercedes arabalarındaki yerlerini aldılar. Ve çocuklar gözlerini açıp kapayıncaya kadar kendilerini Gülhane Parkı'nda buldular. Önce hayvanat bahçesi gezildi, sonra çocuk bahçesindeki salıncakta sallandılar, kaydılar, eğlendiler, eğlendiler... Dalgın Adam Taş duvarın önündeki ağlayan çocuğa üzülen Erol, çocuklarının yanında daima neşeli olmaya çalışıyordu Bugüne kadar çeşitli yarışmalarda 7 defa mükafat almıştı. Ve en iyi karakter oyuncusu olarak gösteriliyordu... Fakat onun şöhretle parada pulda gözü yoktu... Çocuklarından başka hiç bir şeye aldırış etmiyordu. Zaman zaman boşluğa dalan gözlerinde üzüntü bulutlarını görmek mümkündü.

Cevap Yaz

mncelik

10 Ekim 2015 16:07

Artist, 25 Şubat 1964 Erol Taş: Kendi Hayatımı Oynayacağım Erol Taş bundan böyle başrol için aranılan isimler arasında yer alıyor. Son çevirdiği filmde Taş, bir kaptan rolünde oynayacak. Her zaman mert ve sağlam karakteriyle dikkati çeken Taş uzun zamandan beri bu film için hazırlanıyordu. Yeni çevireceği kordelâda Erol Taş, “Kendi hayatımı oynayacağım” diyor. Gökyüzünde güneş, aşağılarda deniz, deniz kıyısında takalar, takaların içinde adamlar, adamların ellerindede balıklar. Kumkapı burası. Balıkçıların ellerinde de balıklar, paylaşan, onlara, ümit veren küçücük limanları. Kısaca bir mendireğin arkasına sığınmış, renk renk, boy boy takalar öylecene ikindinin olmasını bekliyorlar. Öğleden sonra, reis köprüsüne, uşaklarda yerlerine geçecekler, hep birlikte çalıştıracaklar motoru, ondan sonrada vira açık deniz. Gelsin balıklar. İrili ufaklı, hepsini yan yana küpeşte altına atacaklar. Daha sonrada, akşamın karanlığında, Kumkapıda Samatyada, ayaküstü meyhanelerinde, balıkla, şarap içecekler. Şimdi hepsi oturmuşlar ağlarını temizliyorlar. Mavili, yeşilli, inceli kalınlı bir sürü ağ. Belkide, hafif hafif söyledikleri karadeniz havasına uydurdukları, kafa sallayışları sırasında bile, bugün ne kadar balık tutacaklarını düşünüyorlar. Bir kenarda büyükçe bir taka var. Kırmızı fon üstüne yeşil harflerle “Agah Reis” yazmışlar. Kaptan köprüsü; çapası diğerlerinden büyük bir taka. İçindeki insanlarda iri yarı. Bir kenarda oturmuşlar hepsi hem bir şeyler anlatıyorlar, hem önlerindeki ızgaralıktan kızarttıkları balıkları çıkartarak, taze francala ile birlikte ısırıveriyorlar. Çoğu Karadenizli. Kanca burunları, biraz patlakça gözleri ile, tam sansarosun babası kaplan reis gibi. Yalnız yabancı biri var aralarında. Uzun boyu, siyah saçları, uçları kıvrık uzun bıyıkları ile eski leventleri andıran birisi bu. Agah Reis. Taka kaptanı, uşaklarının, babası. Üstünde siyah bir elbise beyaz gravat gömleği ve elbisesine uyan bir gravatı var. Bir şeyler anlatıyor takadakilere. Onlarda onu can kulağı ile dinliyorlar. Dinliyorlarda değil söylediklerini içiyorlar sanki. Bir ara genç bir uşak… — Biraz daha balık ister misin Erol Abi diyor? —Yok sağol, doydum artık. —Yapma abi balığa doyulmazki. — Doyulmaz olurmu birader. Şimdiye kadar on tane uskumru yedim. — Afiyet olsun abi canın sağ olsun, takadaki bütün balıklar senindir. Samimiyetle söylüyordu bunları genç uşak. Hemde canı gönülden. Ondan sonrada meraklı meraklı, Erol Abisinin yüzüne bakıyor. Oda anlıyor onun ne demek istediğini ve hemen anlatmaya başlıyor. — Nerede kalmıştık? Yüzü buruşmuş bir uşak atılıyor ordan… — Lodos patlamıştı evlât. Sizin takayı karaya doğru atıyordu. — Haa, evet. Ben ne yapacağımı şaşırdım. Diğer arkadaşlarda benim gibiydiler. Allahtan, baktık, biraz ilerden bir başka taka geçiyor, hemen ona seslenmeye koyulduk, denizin sesinden bizim sesimiz duyulmuyordu bile, neden sonra lüks lambasını yakmayı akıl edebildi. Ancak o zaman fark edebildiler bizi daha sonrada yanaşarak aldılar. İnanırmısınız. Tam bir buçuk saatte geldik karaya, halbuki uzaktan bakılınca elimizi uzatsak tutacakmışız gibi geliyordu bize. Ve bütün takadakiler derin bir nefes almışlardı. Onlar belkide, Erol Taş’ın kumanda ettiği takanın batacağını zannediyorlardı… Yaşlı uşak, üçüncü sigarasından derin iki nefes aldıktan sonra gözlerini kıpıştırdı: — Allah korumuş sizi, yoksa şakası yoktur Karadenizin. Aldımı içine çekiverir bütün gemileri. Hele sizinki taka, çok daha kolay batardınız. Güneş parlıyordu gökyüzünde. Bir kenarda da hâlâ kızaran uskumrular… Kumkapıda bir kahve vardı, denize yakın, bahçesinde, iskemlelerin üstünde oturan insanlar. Şimdi takadakiler, iskemle üstündeydiler. Ama hepsi eğreti oturuyorlardı, alışmışlardı, çünkü takanın küpeştesinin kenarına oturmaya. Orada devam ediyordu Erol Taş, hikâyesini anlatmaya… Nihayet karaya yanaşabildik. Kadın arkadaşların hepsi korkudan sapsarı olmuşlardı. Hele Aliye Rona, bayılmak üzereydi. Ona biraz konyak içirdikte kendine geldi. Ertesi gün, o sahneyi, bir derede çekmek zorunda kaldık. Kısaca bu hâdiseyi daima hatırlarım. Denizin dalgalı bir günüde denize açılanlara dua ederim, hemde bütün kalbimle. Nargile tokurtusu vardı bahçeli kahvede. Etraftan meraklı, meraklı bakanlar dayanamıyarak, iskemlelerini alıyorlar, ve Erol Taş ın yanında boş buldukları bir yere oturuyorlardı. Artık onun anlatacakları bitmişti. Şimdi o, deniz kurtlarının anlattıklarını dinliyordu. Hemde can kulağı ile. Zira bir hafta sonra, yeni bir filme başlıyacaktı. Taka reisiydi bu filimde hemde. Bıyıklarını dahada uzatacak, deriden yelek, kalın kazak, siyah ceket giyecek, başınada yün bir takke geçirecekti. Agah reis olacaktı birden. Ondan sonrada takasının başına geçecekti. — Haydi uşaklar diyecekti. Denize açılıyoruz. Önceleri, yavaş yavaş çalışan motor sonradan hızlanacak, ve denizi yararak açıklara çok açıklara gideceklerdi. Orada çok şeyler bekliyecekti onları. Belki de ölüm. Ama sadece kamere karşısında öleceklerdi. Fakat Erol Taş içinden ya geri dönemezsek diyordu o zaman ne yaparız. Aklına geleni sanki tecrübeli deniz kurtları anlamışlardı, birden göz göze geldi onlarla… — Merak etme dediler… Hep birlikte. —Bize bir haber sal, hemen yanındayız. Koşarak geliriz. Taka yürümezse biz yüzer onu çekeriz. Sen hiç tasalanma. —Sağ olun, sağ olun… Amma Agâh reis işini bilir merak etmeyin siz. Birden kaşları çatılmıştı. O zamanki halini düşünüyor, ve gerektiği şekilde de takasına kumanda edeceğini zannediyordu. Zaten yalnızda olmıyacaktı. Bir yardımcı vereceklerdi ona. Çoğu zaman oda yanında olacaktı. Bir daha yalnız başına denize açılıp, oralarda kalmak istemiyordu. O korkuyu bir defa tatmıştı İkincisi artık çok fazla olurdu. Ama bunların hiçbirisi olmıyacak, ve o uşaklarına Agah reis olduğunu gösterecekti.

Cevap Yaz

hasan77

15 Eylül 2015 23:27

iyi bir karakter oyuncusuydu!!

Cevap Yaz

muslumfurkanaydogdu

30 Haziran 2015 04:52

herkes küçükken bu adamın o sert gülüşünden korkmuştur allah rahmet eylesin

Cevap Yaz
Yandex.Metrica