Yeni Site Hakkındaki Yorumlarınızı
Bize Bildirin!

Şehirdeki Yabancı

Şehirdeki Yabancı
1 Ocak 1970 1 Saat 20 Dk Dram

Yönetmen: Halit Refiğ

Ülke: türkiye

Oyuncular: İclal Genç, Abdullah Ataç, Orhan Çubukçu, Hasan Ceylan, Erol Taş, Ali Şen, Reha Yurdakul, Talat Gözbak, Göksel Arsoy, Nilüfer Aydan Devamını Gör...

Konusu : Jenerikte, ‘Fakir Bir Kız Sevdim’ (1966) filminden anımsadığımız ‘Lohengrin Operası’nın (1848) (Richard Wagner) 3. perde prelüdü. Selami Ağaçlıgil ve Aydın. Selami; “Ee, anlat bakalım, İngiltere’de, kömürün nasıl çıkarıldığından başka bir şey öğrendin mi?” Aydın; “Öğrendim! Birlikte yaşayan insanların, birlikte mesut olabileceğini, nasıl çalışmaları ve dayanışmaları gerektiğini öğrendim.” Selami; “Vay vay vay! Ne dediğini anlamıyorum ama herhalde iyi şeyler söylüyorsun.” Aydın; “Beni yıllarca okutup yetiştirdiniz Selami Abi. Babam öldü bana babalık ettiniz. Size çok şey borçluyum, biliyorum.” 60’lı yıllar ve karaelmas kenti Zonguldak. Etrüsk Gemisi’nin (sonradan jilet oldu) bağlı olduğu iç liman. Maden Mühendisi Aydın, yurt dışındaki eğitimini tamamladıktan sonra doğup büyüdüğü Zonguldak'taki Maden İşletmesi'ne atanmış. Yüreği vatan ve bir genç kızın sevgisiyle dolu. Yıllarca önce, madenci babası Reşat Usta ve Ağaçlıgillerin villasında hizmetçi olarak çalışan annesi Gülsüm ölünce, bölgenin varsıl kişilerinden Selami Bey "Bu çocuğu ben okutacağım" demiş. Yıllar sonra, genç mühendisi karşılayıp evine götürüyor. Aydın orada, hiç beklemediği bir durumla karşılaşır. Büyük aşkı Gönül, şimdi velinimeti Selami Bey’in karısı! "Ben bir kız hatırlarım, iki örgü saçı, tebessümü gözlerimin önünden hiç silinmez. Ailesi çok fakirdi ama ne yapıp yapıp O’nu enstitüye göndermişlerdi. Babasının, O’na, siyah bir okul önlüğüyle bir kolalı yakadan daha gösterişli bir giyim yapacak kudreti yoktu. Fakat O, gene de muhitin en güzel kızıydı. Kimsenin haberi olmadan gizli gizli buluşurduk. Geleceğe dair hayaller kurardık." (İngiltere’ye, tam da 60’lı yıllara uygun “Memlekete faydalı bir insan olup döneceksin”sözleriyle uğurlanır). Ama "Bazı şeyler insanın elinde değil”. Babası öldükten sonra yapayalnız kalmış Gönül. “Senden de haber alamıyordum. (Bunun nedenini filmden öğrenemiyoruz). Uzun müddet çok sıkıntı çektim. Mesut bir hayata hasret kalmıştım. Sonunda Selami Bey’in karısı olmayı kabul ettim. Benden yaşlıydı. Bir de çocuğu vardı. Ama başıma daha da fena şeyler gelebilirdi. Her şeye rağmen hayatıma bir kurtarıcı olarak girmişti." Ancak, filmin sonuna doğru “Aç kalmalı, dilenmeli gene de beklemeliymişim seni, ömrümün sonuna kadar. Gelmesen de beklemeliymişim” diyecektir. ‘Die Meistersingervon Nürnberg’ Operası uvertürü (1868) (Richard Wagner) ile indiğimiz Maden’deki ilk incelemelerde, destek için kullanılan direklerin uygun olmadığı anlaşılır. (Bu hatalı direkler nedeniyle, sonraki günlerde bir de göçük olacaktır). Film boyunca hep dostluğunu göreceği Nazif Usta ile İşletme Müdürü Rahmi Beye giderler. O da pek ilgilenmeden Orman İşletmesi’nden tüccar Mustafa Bakırcı’ya gönderir. Direkleri, madene O veriyormuş. ‘Die Walküre-Ride of theValkyries’(1856) (Richard Wagner).50’lerin çok bilinen ‘Willys jeep’i ile orman yolunda giderlerken Nazif Usta anlatıyor. “Ne dalavereci heriftir o bilemezsin. Kaç şikâyet oldu bu direk işinde. Ormandan aldığı iyi direkleri başka tarafa gönderir, bozukları bize. Bir ara düzeltir gibi yapar sonra gene bildiğini okur.”Aydın’ın dediği gibi “Kabahat, O’na bildiğini okutanlarda”. Mustafa Bakırcı direk işini alışı ‘siyasi’. Partinin kuruluşu sırasında çok para sarf etmiş. Tüccar Şerafettin Toraman da bu bölgede partinin en faal elemanı. ‘Menfaatler insan canından daha üstün’. Şehir Lokali’nde gazeteci Sabri’yi de yanlarına almışlar “Demek mühendis bey tüm memleketi değiştirecekmiş” diye alay ediyorlar. Kahkahalar atarak. Aydın'ın başı bu kişiler nedeniyle çok ağrıyacak ilerde. Direk işini kurcaladıkça ‘Aydın’ yalnızlaşıyor. (Ama Nazif Usta hep yanında). Selami bile başka havada.Yardımcı olmayı bırakmış. “Boş veer! Bütün bunlar bana vız gelir. Balığımı avlar keyfime bakarım. Sen de rahatının kaçmasını istemiyorsan ne başkasının işine burnunu sok, ne de başkasının derdini kendine dert edin.” Deniz kenarındaki bu ‘eğitici’ konuşmanın bire bir benzeri ‘Jennifer 8’de (1992) komiser yardımcıları John Berlin-Andy Garcia ile Freddy Ross-Lance Henriksen arasında ve toplumsal kısmı seri cinayetlere kaydırılmış olarak tekrarlanacaktır. Şerafettin Toraman, cami yapımı ve genelev gibi insanı şaşırtan, çok farklı iki işten ‘nasipleniyor’. Bir kahveye oturup “Efendim! ‘Bir günah işlediyseniz, bir camiye taş taşıyın’ diyor Osmanı Zinnureyn efendimiz” gibi sözlerle cami için para toplanmasını hızlandırmaya çalışırken, biraz sonra adamı Recep’in “Benli Nazmiye’den” diyerek verdiği 300 lirayı (aslında 500 ama Recep 200'ünü kendine ayırmış) cebe atar. Millet Gazetesi’nin ‘hem sahibi hem başyazarı hem de satıcısı’ olan Sabri, sonradan bin pişman olacağı bir makale yazdırır kahramanımıza; “Seçimlerde rey toplamak için cami yaptırmaktan önce çalışanların durumunu düzeltmek zorundayız.” Bu yazı çıkınca, Şerafettin ve Mustafa Beyler tarafından ‘ikna edici’ bir şekilde azarlanır; “İlan milan bir kuruş bile yok sana ‘Gastacı’.” Aydın’la Gönül’ün geçmişteki sevgilerini kurcalayan bir yazı yazar kendisini affettirmek için. Şerafettin Beyle konuşurken “Madencilikten anlamam, siyaset konuşmak da haddimiz değil yanınızda” diye alttan alan Sabri, kahramanımızın eski ilişkisini haber yaparken, kendisini destekleyen kalantorlara güvenerek efeleniyor; “Biz gazeteciyiz, babamın oğlu olsa bakmam gözünün yaşına.” (Yediği yumruk da yanına kâr kalır). ‘Millet’ ve ‘fiskos’ gazetelerinin gayretiyle, Selami’nin, zaten pek yolunda gitmeyen evliliği iyice sarsılır. Aydın da zor durumdadır. Bir sahnede Paul Eluard’ın ‘Karartma’ şiirini (Çeviri Sabahattin Eyüboğlu) biraz kısaltarak okuyor; “Kapılar kapanmış neylersin//Neylersin içerde kalmışız//Sevişmezsin de neylersin.” Üzücü ve yıpratıcı olaylar. Önceleri “Böyle adam bulunmaz vallahi” diye sevgi gösterisinde bulunanlar, sonradan dedikoduların etkisinde kalıp yapmadıklarını bırakmıyorlar. Yürürken omuz atmalar, üstüne tükürmeler. “Aydın Bey gâvuristandan dinsiz döndü. Gizlice gâvur olmuş.” Delikanlının yanında yine Nazif Usta var. “Ne nankör heriflersiniz be. Utanmıyor musunuz böyle davranmaya. Hakkınızı aradı. Belalara girdi bizim için. Aydın Bey gelince rahatı kaçanların uydurmaları bunlar. Anlamıyor musunuz?” Sonuçta, en azından filmde, kötüler cezalarını çekiyor. Aydın; “Hiç takdir etmediler beni. Elimden artık bir şey gelmez Nazif Çavuş. Ne yapmak istedimse önüme bir engel çıkardılar. Elimi kolumu bağlamaya çalıştılar.” Nazif Usta; “Yok öyle bir laf. Millet, bunun için mi seni yabancı memleketlerde okuttu. Bu memlekete her hizmet etmek isteyen bu kadar çabuk bozguna uğrarsa, zoru görünce ters yüz kaçarsa bizim halimiz ne olacak. Yaşamaktan ümidi keselim mi yani. Üstünde büyüdüğün topraklara, içinde yaşadığın insanlara sevgin laftan ibaret değilse, çalışacaksın. Her şeye rağmen çalışacaksın.” (Yazan: Murat Çelenligil)



Göztepe

31 Ağustos 2016 22:24

Toplumsal içerikli güzel bir film Göksel Arsoy'un adam akıllı en fazla dikkat ettiğim filmdir.Genelde salon filmlerinde seyrettiğim Arsoy'u böyle bir filmde seyredeceğim aklıma gelmezdi. Kesinlikle bir Halit Refiğ ile Vedat Türkali başarısı.Yine maden kazaları 60'lı yıllardada günümüzdede hala aynı. O dönemin Zonguldak atmosferi madencilik mesleğinin zorluğu filmde fazlasıyla anlatılıyor . Sadece bana kalırsa jön seçimi yanlış olmuş gibi Göksel Arsoy yerine Ayhan Işık, Cüneyt Arkın yada Tamer Yiğit gibi isimler filme Arsoy yerine alternatif olarak düşünülebilirdi.

Cevap Yaz

benimsinema

7 Mart 2013 13:56

kesinlikle halit refig basarisi bence, tabii ki vedat türkaliyede tesekkürü bir borc bilirim...sosyal icerikli bir film, ozamanlarin sorunu bugün hala var malesef..degismeyen ve ders almayan bir ülke.nilüfer aydinin güzelligi yine göz önünde...erol tas bu filmde iyi rolde. filmin sonunu bambaska tahmin etmisken, film baska türlü sona erdi ve o yüzden beni sasirttigi icin cok begendim. elestribilecegim tek taraf, zonguldakta cevirilmesine ragmen, yerel halki hic siveyi kullanmamislar. dogu da cevrilen filmlerde, sive kullaniliyor...bir zonguldakli olarak dikkatime cekti ve o yüzden hayal kirikligi ugradim biraz...herseye ragmen kesinlikle izlenmeli hatta arsivlik bile yapilmali...

Cevap Yaz

bekirerturunç

7 Haziran 2012 17:39

Senaryosunu Vedat Türkali’nin yazdığı ve Halit Refiğ tarafından yönetilen “Şehirdeki Yabancı”, 1960-65 yılları arasında Türk Sineması’na siyasi ve felsefi anlamda damgasını vuran toplumsal gerçekçilik akımının önemli bir örneği olarak karşımıza çıkar. İngiltere’de eğitim görüp memleketi Zonguldak’a dönen mühendis Aydın’ın, şehir halkıyla yabancılaşması ve çatışmasının yanı sıra zorba ve ikiyüzlü üst sınıf yöneticilerle, iş adamlarının baskısı altında ezilen emekçilerin hakları uğruna çabalamaya devam etmesini konu alan film, Moskova Film Şenliği’ne davet edilip beğeniyle karşılanmış ve festivalden başrol oyuncusu Nilüfer Aydan’a da şeref diploması ödülü kazandırarak dönmüştür. “Şehirdeki Yabancı”, sinema yazarı Nezih Coş’un da ifade ettiği üzere batılı ve ilerici değerler taşıyan; ancak halkına yabancılaşma eğilimi içerisindeki baş karakterin tüm çelişkisine rağmen ısrarla işçileri bilinçlendirmeyi sürdürmesi ve karşılığını alması ile olumlanırken, “genel bir toplumsal bozukluğa direnişi önermekle birlikte, toplumsal gerçekçilik yönünden dikkate değer bir örnek” olarak nitelendirilmiştir.

Cevap Yaz

yalnızlar_rıhtımı

22 Nisan 2009 21:59

film başlarda çok güzel aslında ama ilerleyen sahnelerde çok kalınınca biraz sıkmaya başlıyor.ama yine de her harükarda izlenmeye değer bir film filmde erol traş iyi rolde erol taş gerçekten başarılı bir oyunculuk sergilemiş yakışmış bu filme.göksel arsoy da aynı şekilde.bu film 1963 yılında uluslararasında gösterilen ilk film galiba.

Cevap Yaz

kamil zafer

27 Ocak 2009 10:35

   İng.de öğrenim görmüş genç ve idealist bir müh.'in çıkarlarına çomak sokmaya çalıştığı tıkır tıkır çalışan bozuk düzenle mücadelesi hikaye ediliyor.Öğreniyoruz ki bu lanet düzen,menfaatlerine dokunulduğunda da her türlü işi yapabilecek kanserojen bir yapıyla her vakit her yerde mevcut olarak toplumları sömürmüş,en büyük değer insan hayatını hiçe saymıştır.Varsa yoksa bir tek kendileri ve doymaz çıkarlarıdır.

   Konu böylesine mükemmel ama filmin karelerine tam yansıtılamamış.Kaçamaklar gereksiz yere uzatılarak süre doldurulmaya çalışılmış.Fon müziği ise R.Wagner'in bir eserindenmiş,zira tanıtımında öyle yazıyordu.Son olarakta 50 sene evvel ki Zonguldak'ı kaçırmayın derim. 27.1.09   Zafer ALGAN

 

Cevap Yaz

doruk06

29 Kasım 2008 20:31

ZONGULDAK YINE YILLAR SONRA YINE AYNI ZONGULDAK HIC DEGISME OLMAMASI ENTERASANN guzel bır fılmm ızlenmesı gerekırr

Cevap Yaz

aycell_90

25 Ağustos 2008 16:30

o zamanların baştan savma hayatlarını anlatıyor bwnce

Cevap Yaz

capone

22 Haziran 2008 20:14

Göksel Arsoy (+) filmlerinden.Ülkemiz kanayan yarallarından biri olan maden kaynakları ve orada çalışina işçiler üzerinde durulmuş.Göksel Arsoy un performansı iyi.Bu arada filme aşk sosuda katmışlar.Eski aşıklar Aysın ve Gönül aşkı

Cevap Yaz

hikmetsusamis

11 Mart 2006 13:35

G.O.R.A. nesli filmciler, bu filmi izleseler yüzleri kizarir mi? Bu film 1962\'de çevrilmis. 40 küsür yil önce. Bu filmin bas rol oyuncusu 15 film cevirmis o yil. Yönetmeni kimbilir kac film cevirdi. Filmin butcesi neredeyse yok. Ama, o kalabalikta, o karisiklikta, o yoklukta, yönetmenin destansi bir anlatimi var. Bugün bile bire bir var olan toplumsal iliskilerinin tipkisinin 40 yil öncenin ayni oldugunu bilmek aci. Ama sinemaciligimizin 40 yilin gerisinde oldugunu bu filmle bir kez daha anlamak daha aci. Sifir bütçeli filmle, Türkiye\'nin yazgisi samar gibi vuruluyor yüzümüze.Her sahnesi basit, hiç bir abarti yok ve o basitlik filme o kadar gerçekçilik katiyor ki, mihlanip kaliyorsunuz koltuga. Bir sabah vakti kizimi dersaneye götürecekken TRT Bir\'de 11.03.2005 günü ilk kez izledigim bu, bence \"Türk sinemasinin unutulmazlari arasinda\"yer almaya deger filmi, G.O.R.A. neslisinin ve büyük film yaptik diye övünen sinemacilarinin da izlemesi lazim. Daha dogrusu, onlar oturtulup bu film 10 kez zorla izletilmeli. Her halde kirk öncesinin Türk sinema sanatina yapamadiklari katki ve geride kaldiklari için biraz utanacaklardir. Keske bu filmin VCD\'si olsa. Bilgisi olan mail yazarsa sevinirim. Senaryonun büyük yazari Vedat Türkali ve büyük yönetmen Halit Refig\'in basyapitlarindan bu filmi herkesin izlemesini ve genc nesile izletmesini tavsiye ederim. Filmdeki siyasetci-sermayedar-bürokrat-medya dortgeninde dönen dümen-dolaplar çok güzel anlatiliyor.Sanki 40 yil önceden bugünü yasadim.Degisen hiç bir sey yok.

Cevap Yaz
Yandex.Metrica