Yeni Site Hakkındaki Yorumlarınızı
Bize Bildirin!

Bire On Vardı

Bire On Vardı

7,83

(10 kişi yorum yaptı)

2012-07-31 16:31:59 1 Ocak 1970 1 Saat 29 Dk Polisiye Gerilim Polisiye, Gerilim

Yönetmen: Memduh Ün Memduh Ün

Ülke: türkiye

Oyuncular: Orhan Çoban, Gülten Ceylan, Adnan Uygur, Abdullah Ferah, Mehmet Ali Akpınar, Faik Coşkun, Selahattin İçsel, Tunç Başaran, Hakkı Haktan, Hüseyin Güler Devamını Gör...

Konusu : Miles Davis’in ‘Miles Ahead’ albümündeki (1958) ‘The Maids of Cadiz’ (1957) (Leo Delibes). Fatma’nın küçücük odası, birer bardak çay ve Mehmet’in anlattıkları; “Keşke sana dün rastlasaydım. Yahut 3 saat önce… Tıpkı senin(ki) gibi başladı hikâye. Bir akşam vakti Haydarpaşa’dan İstanbul’a baktım. Bir yıl oluyor tam. Akın akın İstanbul’a geliyordu millet. ‘Bir Mehmet Demirci mi (romanda Quinn Williams, Hollywood filminde Alex Winkley) fazla bu kadar insanın arasında’ dedim. Haber bile vermeden ayrılmıştım evden. Elektrik işlerinden anlarım biraz. İşten işe, orda burda süründüm bir zaman. En son iyi bir işe girdim. 20 lira gündelik alıyordum. Bir sabah içimde bir sıkıntıyla uyandım. Dükkâna geldiğimde kepenk yüzüme kapandı. Ustam o gece kalpten ölmüştü. İşte ondan sonra oldu ne olduysa. Birikmiş param bir süre idare etti. İş aradım bulamadım. Bir hafta aç kaldım. Oturduğum odanın kirasını da verememiştim. Gece eve döndüğümde ev sahibim bütün eşyam olan alet çantam ve pardösümü pencereden kafama atar gibi attı. Sokakta kalmıştım. Sığınacak bir yerim, arkadaşım, dostum yoktu… Aç ve perişandım. Aklıma Ustayla sık sık gittiğimiz bir ev geldi…” ‘Deadline at Dawn’ın (1944) (William Irish) siyah beyaz Yeşilçam uyarlaması. Roman, ‘Bire On Vardı’ adıyla (çeviren Leyla Soykut) (Akba Yayınları) çıkmış (1962). Hollywood çevriminde (1946) Susan Hayward var. Kapısında “Giriş 3 lira, Dans 1 T.L” yazılı ‘Dancing Hall’. İçerde ‘Rock Around the Clock’ (1953) (Max Freeman) ile dans eden çiftler. ‘Vazifeli Bayanlara Aittir’ yazılı yerde bekleyen genç kızlar bir liralık bilet hatırına dans ediyor. Özellikle Fatma (romandaki Ruth Coleman’a ‘tuğla’ rengindeki saçları nedeniyle ‘Bricky’ diyorlarmış) ‘bitse de gitsek’ havasında. Yüksek topuklu ayakkabıya pek alışık değil. İyice sırnaşan Hüseyin Güler’den kurtulmaya çalışırken ‘tertemiz yüzlü biri’, Mehmet, cankurtaran simidi gibi imdadına yetişir. Evine kadar eşlik eden delikanlının gidecek yeri yok. Üstelik bekçi düdükleriyle iyice tedirgin. “Senin başın belada mı? İstersen içeri gel, sıcak bir çay (kitapta ‘kahve’) içersin” diyor Fatma. Odası, şimdi, güzellikleri ve sevgileri ile daha büyük. Çok tuhaf ve inanılmayacak bir tesadüf; İkisi de Tarsus’un Muradiye Mahallesi’ndeki Çarşıyolu Sokağı’ndan. (Ama masanın üzerindeki mektupta sokak adı ‘Çarşıboyu’). 5 yıl olmuş genç kız memleketten çıkalı, 5 uzun yıl. Mehmetler ise, 3 yıl önce babası emekli olunca Tarsus’a yerleşmişler. İstanbul hangimizin rüyasına girmedi ki! Filmlerde gördükçe yüreği hop edermiş Fatma’nın. “Bir gitsem şuraya derdim. Sonra bir gün kendimi Haydarpaşa Rıhtımı’nda buldum.” Elinde bavul, cebinde 200 lira, kafasında olmadık hayaller. “Denizin ötesinde yükselen şehre bakıyordum. Köprü’nün (Galata) gerisinde batan güneş göğü kızıla boyamıştı. Şehir beni karşılıyordu sanki. Görüp göreceğim şenlik o oldu işte.” Artist olmaya gelmiş. Zengin olup annesine, kardeşlerine bakacaktı. “Sonrasını görüyorsun işte. Bu şehir böyledir, insanı ya yüceltir ya da ayağının altına alır ezer. Ezer de posasını çöplüğe atar. Şu anda evimde olmalıydım. O kadar özledim ki annemi...” Dönememiş bir türlü. “Böyle mi döneyim? Düşünmedim değil. Kaç kere karar verdim. Yapamadım. Ölüm gibi bir şey geriye dönmek. İstanbul yapışmış yakama bir kere, büsbütün mahvolmadan kurtulamazsın.” Mehmet’in durumu ise ‘dönersem evdekilerin yüzüne nasıl bakarım’ı aşıyor. Murat Gürsoy’un kasasından para çalmış. “Sana birkaç saat önce rastlasaydım belki de beraber dönerdik. Yenik ama beraber.” Fatma’daki değişim hayranlık verici. ‘Dancing’dekiler “Sen geliyor musun bu gece. 63 Impala var altımızda. Nazmi’nin arkadaşı da sana kesik. Hem çok zengin” dediklerinde terslenmişti; “Ölüyorum yorgunluktan.” Oysa şu an, sabah 7’de hareket edecek Adana otobüsüne ‘temiz bir şekilde’ yetişmek için saatler sürecek bir koşuşturmaya hazır. “Her şeyin bitmediğine inandım birden bire. Bizi olmadık zamanda bir araya getiren talihi denemeye değmez mi?” Sorun yalnızca ‘çalınan paranın geri verilmesi’ de değil. Erenköy’deki köşke gittiklerinde Murat’ı öldürülmüş bulurlar. (Hollywood çevrimindeyse ölen bir konsomatris, Edna Bartelli). Fatma; “Bana doğruyu söyle, bu adamı sen öldürmedin değil mi?” Mehmet; “Hayır, ben öldürmedim. Öyle olsaydı parayı yerine koymaya gelir miydim?” Şimdi işleri daha zor. Bulunması gerekli katil/katiller var. Film boyunca Fatma, Mehmet’ten daha güçlü. Pes etmek üzere olduğu anlarda [‘Gurbet Kuşları’nda (1962) (Orhan Kemal) gecekondusu ‘tekrar’ yıkılan Memed’e “Kalk lan kalk. Gene yaparık, yenisini yaparık” diyen Ayşe gibi] cesaret veriyor delikanlıya. Sherlock Holmes ve Dr. Watson’a benziyorlar. (Hollywood filmindeki Alex, göçmen taksi şoförü Gus Hoffman da yardım ettiği için Mehmet ve Quinn’den daha şanslı). ‘Dar zaman’; En olmadık ipuçları; ‘Çözümü neredeyse olanaksız cinayet’. Bu arada nerelere gidip kimleri tanımayız ki; Film boyunca sesini duyamayacağımız Murat Gürsoy; Kulüp X; Murat’ın sevgilisi Hale; Sağlık Eczanesi; Aynı zamanda filmin yönetmen yardımcısı olan ‘Eczacı’ Tunç Başaran; Şişli Sıhhat Yurdu; O gece bir oğlu olan Ali Güner; Lale İşkembecisi; Sevim ve hastalığına para yetiştirmeye çalışırken neredeyse ‘kötü yola düşeceği’ babası; Birini göremediğimiz üç tane Cahit Doğan; Gülten Ceylan ile ’bütün mücevherlerini ve her şeyini alan’ (kaçmak için beklediği) Ergun; Ayazağa’daki BP Benzin İstasyonu; Mirasyedinin Bebek Necla; Murat’ın kardeşi Selim; ‘I Want A Lip’ (1960) (Nino Tempo / April Stevens) şarkısını dinlediğimiz Bodrum Lokantası (“I want a lip//And then I want another lip//I want two lips//To kiss me all the time”); Sadettin Erbil’in sesi ile ‘kötünün de kötüsü’ Yusuf; Dolmabahçe Saat Kulesi. Mehmet; “Bir dükkân düşünürdüm, küçük bir elektrikçi dükkânı, İstanbul rüyası kanıma girmeden önce. Babam çok zorlamıştı ‘sermaye vereyim’ diye. Kim dinler? ‘İstanbul Mehmetsiz olmaz’ diye kafama koymuşum bir kere. Oysa babamın hakkı vardı. Mahalle arasında bir elektrikçiye her zaman iş çıkar.” Fatma; “Sen müşteriye gidince ben bakardım dükkâna. Temizliğini de yapardım.” Mehmet; “Vitrinini küçük, renkli ampullerle süslerdik.” Fatma; “Bahçedeki portakal ağacını da.” Mehmet; “Evleri de. Sokakları, mahalleyi, Tarsus’u nura boğardık. (Yaptığı hırsızlığı anımsar) Bütün bunlar olabilirdi ama iş işten geçmiş bir kere. Tarsus nura kavuşmak için bir başka Mehmet Demirci’yi bekleyedursun.” Fatma; “Niye geçmiş olsun. Aldıklarını yerine koysan. Ben de seninle geleceğim. Ne tuhaf, kendimi artık hiç yorgun hissetmiyorum. Kaybedecek bir şeyimiz kalmamış ki. Ama ya kazanırsak? Sabah 7’de Adana otobüsü var.” Mehmet; “Adana otobüsü… Kumarın ne demek olduğunu bilmem ama şimdi anlıyorum. Bu oyunu oynamaya değer.” (Yazan: Murat Çelenligil)



gecemavisi082

20 Ağustos 2019 18:58

1960'lar istanbul'unda siyah beyaz gizem dolu izlemeyenler kesin izlesin eskiden çok güzel filmler çekilmiş üstelik o zamanın sınırlı kapasitesiyle detaya girmiycem ama mutlaka izleyin bebek gibi maaşallah ve beni osman öldürdü filmlerini de izleyin aslında eski bütün filmleri izleyin hepsi çok iyi

Cevap Yaz

burcusara

17 Ağustos 2019 21:46

Valla ben çok beğendim filmi. Hüseyin Baradanı bu kadar kötü bir rolde görmeye alışık değilim ama. Biliyorum aslında Yeşilçamın kötü adamlarındandır kendisi ama bana pek o kadar cani rolleri denk gelmemişti şimdiye kadar.

Cevap Yaz

benimsinema

11 Mayıs 2013 13:24

filmi o yillara göre oldukca güzel, heyecanli, gerilirim buluyorum...memduh isini gercekten biliyor, fatmayi o güzel gözleriyle oynatmis...reha yurdakul bir ceset olarak ta güzel oynamis :) emegi gecen herkese cok tesekkürler...

Cevap Yaz

kariz_ma_35

29 Temmuz 2011 21:35

Memleketi Tarsus'tan İstanbul'a artist ve zengin olma sevdasıyla gelen iki gencin başına gelen ilginç olaylar silsilesi. "Fatma" Fatma Girik bu hayallerle İstanbul'a gelir ne yazıkki düşüncelerini gerçekleştiremez. Kendi kaderinin sürüklemesiyle. Ordan oraya sürüklenir ve kulübe dansçı olarak çalışmaya başlar. Hemen hemen aynı kaderi paylaşan memleket'lisi ve birbirini tanımayan. "Mehmet" Tamer Yiğit zengin bir işadamının kasasını soyar. Tesadüfler sonucu Fatma'nın evine sığınır. Tanışan ve batağına düştüğü İstanbul'dan her ikisi kurtulmak ister. El ele verirler ve soygun parasını geri vermek isterler. Fakat para sahibi işadamı "Murat" Reha Yurdakul vurularak ölmüştür. Bu olayın havasına girer ikisi ve polisiyelik oyanarcasına. Evde ne varsa delil olarak değerlendirir Fatma,Murat. Derin araştırmalar ve kovalamacalar sonucu katil ve bu olayla ilgili kişiler ortaya çıkar. Aralarındaki boğuşmalarda Murat ve arkadaşı Fatma galip gelir. Ve ikili el ele vererek memleketine dönerler. Konusu itibariyle farklı bir film gerçekten. Bir dönemin köyden başka kentlerden artist olma sevdası ile gelen ve mahvolan insanların hayatıda bir nevi işlenmiş. Filmde geçen bir replik'te İstabul'un nüfusu 2 milyon olduğu söyleniyor. Şimdi ise neredeyse 15 milyon nüfusun o zamandan bu yana ne kadar çok fazla arttığının gerçeğide günümüzde gayet net bir şekilde anlaşabiliyor. Heyecan dolu hareketli ve görüntü kalitesi yüksek bir film..

Cevap Yaz

kamil zafer

13 Haziran 2009 15:02

   Yeni tanışmış 2 gencin sabah 07.00 Tarsus otobüsüne kadar bütün gece hafiyelik yaparak aydınlattıkları bir cinayet hikaye ediliyor.O yıllarda bu kadar modern düşünebilen bir senaryo,maşallah yani.Gece yarılarına kadar erkeklerle dans ederek(Mesleğe gel) hayatını kazanan genç kızların olması ve mesai bitişleri vukuatsız evlerine dönebilmeleri bir hayli ilginç(Demek ki şimdiki zamanın dibi çıkmış).İlk başlarda ki olağan üstü saçmalık ve rastlantılara rağmen yenilerinin eklenmediği,olayları birbirinden kopuk olmayan,sürükleyici ilginç bir film.F.Girik'e "Erkek Fato " lakabı bu filmle mi verildi acaba ?  13.6.09   Zafer ALGAN

Cevap Yaz

aycell_90

7 Mart 2008 11:03

ben çok beğendim.heycanlıydı bayağı.60 ların bu tür filmlerini çok seviyorum.

Cevap Yaz

sultanhastası

5 Kasım 2007 19:29

sıkıcı bir film, senaryo iyi kurgulanamamış, sıradan insanlar polis gibi dedektif gibi cinayeti aydınlatmaya çalışıyorlar üstelik 5 saat gibi rekor bir saatte, zaten saçmalık buradan başlıyor, çekildiği dönmedeki insanlara ilginç gelebilir ama bu zaman göre çok saçma, Fatma Girik yine çok tutuk bu filmde.

Cevap Yaz

Gül Tuna

23 Ekim 2007 15:36

güzel ve tipik bir 60li yil filmi bence ask ve maceranin agir bastigi siyah beyaz filmlerden

Cevap Yaz

performer

21 Ekim 2007 15:17

çok kötü bir film (bence)

Cevap Yaz

capone

21 Ekim 2007 12:19

iki genç insanın bir cinayeti aydınlatmak için mücadeleyi anlatan film

Cevap Yaz
Yandex.Metrica