Yeni Site Hakkındaki Yorumlarınızı
Bize Bildirin!

Son Gece

Son Gece

Yönetmen: Memduh Ün

Ülke: türkiye

Oyuncular: Hüseyin Güler, Ahmet Turgutlu, Asım Nipton, Sevgi Can, Sevda Nur, Eva Bender, Muzaffer Yenen, Mehmet Büyükgüngör, Yavuz Karakaş, İhsan Gedik Devamını Gör...

Ödüller: En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu

Konusu : ‘Sol minör Adagio’ (Tomaso Giovanni Albinoni) (Düzenleme Remo Giazotto) (1945). Tuna Nehri’ndeki İbrail’e yakın İveski kasabası. Düşman olması gereken iki sevgili. Faruk; “Farkında mısınız, birbirimizle kavga ediyoruz adeta. Evet, birbirini seven, kıskanan iki âşık gibi kavga ediyoruz… Günlerden beri içimizi yakan beynimizi tutuşturan şeyler bu gece dudaklarımızdan dökülüyor.” Mariya; “Rica ederim Faruk Bey, bütün kâinat önüne katmış şuursuzca bu gece sürüklüyor bizi. Ne olur kendimize gelelim. Biz sadece iki düşmanız. Sonuna kadar da iki düşman olarak kalmaya mahkûmuz.” Faruk; “İnsan olduğumuzu unutuyorsun. Önüne geçilmez bir kuvvet bizi birbirimize yaklaştırıyor.” Mariya; “Buna hakkımız yok Faruk Bey... Ya Rabbi, ne büyük bir günah işliyoruz.” Faruk; “Sevmek günah olamaz Mariya… Aşkın vatanı yoktur.” Aynı adlı ‘Son Gece’nin (1938) (Esat Mahmut Karakurt) (6. Baskı-1950) (İnkılâp Kitabevi) ikinci çevrimi. 1916, sonbaharı. “Büyük Harp’te cenubi Romanya.” Müttefik ordularına mensup bir Türk bataryası Yüzbaşı Faruk’un komutasında ilerliyor. Gece saat on. Müthiş bir yağmur var. Nasıl olduysa, ‘bu dağ başında’ sığınacak bir ev bulabilmişler. “48 saatten beri gözümüze uyku girmedi” diyor kumandan. “Müsaadenizle, şafak sökene kadar burada istirahat etmek istiyoruz.” Ev sahibi, emekli General Mihailescu (biraz da kapıyı kırdıklarına kızdığı için) Onbaşı İhsan Gedik’i yaralayınca, öldürülür. Kızı Mariya’nın kurşunu da Yüzbaşı’nın kolunu sıyırıyor (romanda, sf. 62, ‘iki parmağı’ sakat kalır). Faruk, yarasının değil ama Generalin acısını film boyunca çekecektir. ‘Türk Zabit’ten (şimdilik) nefret eden güzel Mariya, ‘tayyareci’ abisi Polivas tarafından halalarının yanına götürülür. Üç ay sonra, Şubat, 1917. “Müttefik Türk ve Alman orduları, Galiçya Cephesi’ndeki Rus ve Romen kuvvetleriyle çarpışırken Romanya’nın stratejik şehirlerinden İbrail, 6. Türk Kolordusu tarafından işgal edilmiştir.” Yüzbaşı Faruk, 5 km. kuzeydeki İveski (romanda ‘İveşki’) kasabasını ele geçirmek emrini alır. Belki de tertemiz, güzel yüzünün etkisi ile ilçe halkı dostça davranıyor. Belediye Başkanı Radilescu, ‘kasabanın en güzel evini tahsis eder’ kendisine. Kahramanımız burada hayatının ‘garip ve umulmaz tesadüfü’ ile yüzleşecektir. Siyahlar içindeki yaşlı ev sahibesi iki büyük matem içindeymiş. İşgal altındaki memleketinin ve cinayete kurban giden kardeşinin. Doamnela Mihailescu’nun yeğenini görünce bir darbe yemiş gibi oluruz; Mariya! Faruk “Lütfen inanınız, önce kardeşiniz ateş etti bize. Hakikati bilmenizi istiyorum” diye yırtınıyor ama ölen öldükten sonra ‘hakikat’ neyi değiştirir! “Henüz 23 (romanda ‘24’) yaşında bir genç kızı babasız bıraktınız. Ocağımızı söndürdünüz” suçlamasına verilecek yanıtı yok. Mariya... Hüzün dolu bir çift yeşil göz. ‘Düz siyah saçları rüzgâr gibi uçuşan Rumen kızı’. Türk subayının ince davranışları, yüreğindeki nefreti tutkulu bir aşka dönüştürüyor. ‘Rosen Aus Dem Süden, Op. 388’ (1880) (Johann Strauss II) ile dans ettikleri balodan eve geldiklerinde birbirlerine sevgilerini söylerler. “Bunun sonu bir facia ile bitecek diyorum size, inanın Faruk Bey.” “Hayır, bilakis, saadetle bitecek Mariya, göreceksin.” Filmin sonunda keşke delikanlının dediği olsaydı! “1916 yılının son günlerinde (romanda ‘1917-Şubat’) taarruza geçen Rus ve Romen orduları, Avusturya ve Bulgaristan cephelerini bozguna uğratmış, cenuba doğru ilerlemekteyken İbrail cephesini tutan Türk kuvvetleri tarafından durdurulmuştu.” Yüreği karmaşık duygularla dolu genç kızın duası; “Benim ve bütün insanların büyük Allah’ı! Yalnız bizi değil, gecenin karanlığın içinde vatanları için dövüşen, dost-düşman, bütün talihsiz insanları da koru ve… O’nu… O’nu da…” Yüzbaşı Faruk, Polivas’ın uçağından atılan bir bomba ile yaralanır. Belki duanın faydası, ölümden dönmüş. Ayağının, kangren olup kesilme tehlikesi vardı. Generalin ölümünden o denli etkilemiş ki bu durumda bir teselli bile buluyor. “Size çok acı çektirdim. Ödeşmemiz için biraz da benim acı çekmem gerekmez mi?” 1917 sonları. Bolşeviklerin yönetimi ele geçirmesiyle Rus ordusu cepheden çekilir. Faruk, 3 ay sonra, iyileşmiş olarak Mariya’ya koşuyor. ‘Mehtaplı bir yaz gecesi… Gökyüzünde milyonlarca yıldız… Tuna, uzakta ışıklar içinde pırıl pırıl yanıyor’. Genç kızın ise gözlerinde hüzün var. Herkes General Mihailescu’nun kızını, Faruk Bey’in metresi olarak biliyormuş. “Abim buraya gelir de bir düşman zabitini sevdiğimi öğrenirse beni öldürür.” Türk karargâhına yapılacak baskın, ihbarı sayesinde atlatılır. Polivas, o kızgınlıkla öyle bir şey yapıyor ki canavarlığı, intiharına neden olacaktır. Faruk bağlıyken, kız kardeşini 4 (romanda ‘6’) kişinin kucağına atar! 1919. Aylarca hastanede yatan kahramanımız, savaş bitince İstanbul’a gönderilmiş. Şimdi iki büyük ıstırabın pençesinde. Biri Mariya’nın, diğeri düşman işgali altında olan memleketimizin. Günlerdir beklediği haberi Mülazım Ahmet Bey getirir. Müracaatı kabul olunmuş. Ertesi gün Sirkeci’den kalkacak Amerikan bandıralı Nelson şilebiyle Romanya’ya hareket edecekmiş. “Orda en fazla iki gün kalacaksınız. İstanbul’a döner dönmez de 24 saat içinde Anadolu’ya geçmek üzere hazırlıklı bulunacaksınız.” Hala Mihailescu, delikanlıyı Mariyasına götürüyor! Faruk; “Beni nereye getirdiniz Madam?” Doamnela Mihailescu; “Telaş edecek bir şey yok. Mariya, ekseriya bu saatlerde mezarlığa gelir. Babası ve abisi burada yatıyor… İşte kardeşimin mezarı. Bir kurşunla öldürdüğünüz adam... Bu da şerefini kurtarmak için kendisini öldüren Polivas’ın mezarı.” Faruk; “Ya burada kim yatıyor Madam?” Doamnela Mihailescu; “…” Faruk; “Söyleyin Madam, yoksa?” Doamnela Mihailescu; “…” Faruk’un umarsız çığlığı. “MARİYA… MARİYA…” “Ağla şimdi ey bedbaht insanoğlu (romanda ‘adam’), ağla hayatının sonuna kadar!” (Yazan: Murat Çelenligil)



burcusara

3 Mart 2019 02:53

Tarihi filmlerden hoslanmisimdir hep. Ama eger bas rolde Kartal Tibet varsa ve ona eslik eden usta kadin oyuncumuz Fatma Girik olursa, begenmemek mümkün degil. Büyük bir keyfile izledim. Keske sonu bu kadar aci bitmeseydi.

Cevap Yaz

KartalTibetTutkunu

24 Eylül 2017 01:21

Tarihi duygusal savaş filmi Kartal TİBET & Fatma GİRİK'in başarı ile oynadığı 1. dünya savaş dönem yaşanan büyük bir aşk öyküsünü betimleyen; o dönemin harika filmi de.

Cevap Yaz

TubaArtan

21 Ağustos 2017 13:50

tarihi filmler hep ilgimi çekmiştir hele duyguyla harmanlandığında değmeyin keyfime... bu da onlardan biri...izlenmeyi fazlasıyla hakediyor.

Cevap Yaz

performer

28 Haziran 2013 22:51

duru oyunculuklar ve memduh ün'ün başarılı yönetimi ile güzel bir film.

Cevap Yaz

kariz_ma_35

21 Nisan 2012 01:47

Romanya topraklarına işgal eden Türk ordusunun bir subayı ile düşman general kızının. Acı aşkı ve sonu büyük bir hazinle biten bir aşkı ve savaşı yansıtmış bir film. Düşman topraklarına işgal eden Türk ordusu Yüzbaşı "Faruk" Kartal Tibet önderliğinde. Emekli bir romen general'inin "Cahit Irgat" evinde bir gece kalmak isterler Fakat vurmaya gidecek ileri giden generali askerler vururlar. Ses üzerine gelen general kızı "Maria" Fatma Girik bir müddet sonra. Faruk'u öldürmek ister fakat beceremez. Onu affeden Faruk ordan ayrılır. Artık Türk ordusu her yere girmiş bayraklarda göndere çekilmiştir. Herkese bir yer tahsis edilir. Yüzbaşı Faruk'a ise Maria'nın halası "Mihailescu" Aliye Rona'nın evi tahsis edilmiştir. Simsiyah çarşaf giyinen matemli olan Maria'nın halası onu ağırlar. Gitgide Maria ile Faruk birbilerine aşık olur. Bir yandan karargahtan aldığı emirleri uygulayan bir taraftan savaşta yaralanan. Diğer yandan Maria ile beraber olan Faruk çok mutludur. Fakat düşman kumandanı olan Maria'nın abisi "Polivas" Naci Erhun ifal edilmiş kardeşini askerlerinin üstüne salar ve kendini vurur. Faruk'un eli kolu bağlı halde ve saçları bir gecede beyazlamıştır. İstanbul'dan Romanya'ya döndüğünde Maria askerler tarafından kurşuna dizilmiş öldürülmüştür. Ve Faruk Maria'nın halasının sitemlerini iyice yiyerek bedbaht olur. Fim biraz durgun olmasına rağmen izlenebilir seviyede. Özellikle son sahneler savaşlar Romen halkının Kartal Tibet'i sevmesi. Düşman çocukların aşkı görüntü kalitesinin netliği ile iyi bir film olmuş. Eksiklik olarak senaryo biraz daha işlev hale getirilebilirdi diyebilirim. Ama daimi kanaatim gayet iyi bir film olduğu..

Cevap Yaz

benimsinema

17 Şubat 2012 17:17

filmin konusu agir olsada, film izlenmeye deger bir savas filmi. iki düsman birbirine asik olur...aliye rona yine fevkelade...

Cevap Yaz

kartal tibet tutkunu

1 Temmuz 2011 22:16

Kartal TİBET & Fatma GİRİK ten duygusal bir savaş filmi olup 1. Dünya savaşını konu etmektedir. Dönemine göre iyi sayılı filmler içinde... 

Cevap Yaz

delikadir39

21 Şubat 2011 14:43

Güzel bir tarihi ve dram filmi.1.Dünya Savaşı Romanya Cephesinde geçiyor.

Cevap Yaz

tevfik cakmak

29 Mayıs 2010 23:58

SON GECE (1967): ilki 1952'de  Işık Film tarafından çekilen Esat Mahmut Karakurt'un aynı adlı romanından çekilen 2. film Uğur Film tarafından çekildi.Filmin konusu 1. Dünya Savaşı yıllarında Romanya'da  bir Türk subayı ile Romen kızı arasında geçen bir aşk faciasıdır.Memduh Ün'ün yönettiği filmin çekimlerinde yer alan ahşap köşk,Kızıltoprak'ta,Müjdat Gezen Sanat Okulu yanında yer alıyordu.Köşk önce yakıldı,sonra ortadan kaldırıldı.Son Gece filmi çekilirken,köşke gidip çekimleri izlemiştim.

Cevap Yaz

magmafi

1 Nisan 2008 15:15

FATMA GİRİK İN HÜZÜNLÜ FİLMLERİNDEN BİRİSİ.ALİYE RONA EN İYİ KARAKTER OYUNCU SEÇİLMİŞTİR.MUTLAKA İZLEYİN.

Cevap Yaz
Yandex.Metrica