Ömrümün Tek Gecesi

8,66

( 16 kişi yorum yaptı )

Ömrümün Tek Gecesi

Sinema Filmi

1968

‘The Drip-Dry Waltz’ (1963) (Henry Mancini) melodisiyle başlayan, (Tchaikovsky’nin 6 numaralı Pathètique Senfonisinden) ‘The Story of a Starry Night’ (1941) (sözler : Al Hoffman / Mann Curtis / Jerry Livingston) ile devam eden ve ‘Summertime’ (1935) (George Gershwin / Ira Gershwin&DuBose Heyward) ile sonlanan konuşma. Gülseren ve hukuk doktorasını bitirip Fransa’dan (romanda İsviçre) dönen abisi İhsan..
Gülseren ; “Kavuştuk mu, artık kalacak mısın?”
İhsan ; “Kalacağım, evet. Yeter artık azaldığımız. İki kişi kaldık.”
Gülseren ; “Hiç açma abi. Hatırlatma bana. Öyle bir kardeşimiz yok bizim.”
İhsan ; “..İnkâr faydasız. Gülderen öz kardeşimizdi bizim. Yanlış yaşadı. Bir insana yakışmayacak şekilde de öldü..Tecrübesiz, toy Gülderen’i yatağına alan, sonra da ölümüne sebep olan o sefil herifi ben geberteceğim.”
Gülseren ; “Kimden bahsediyorsun?”
İhsan ; “İstanbul’dan gelen bir mühendis varmış burda. Turgut Ekrem diye biri. Kardeşimizin uğrunda öldüğü herif o herif işte.”

Aynı adlı romanın (Esat Mahmut Karakurt) (1949) (İnkılâp Kitabevi) ikinci çevrimi. ‘İstinye ile Boğaz’ı birbirine bağlayan asfaltın Yeniköy’e dönen köşesinde’ bir Gazino. Burada, Ekrem ve 5 yıllık ‘yasak aşkı’ Cemile’yi tanırız. Sarışın (romandaysa, yazarın eserlerinde sık rastladığımız bir benzetmeyle ‘saçları gece gibi siyah’) kadının aksine, erkek belli ki bu ilişkiden bıkmış. “Sevgiyi sen, bir erkeğin koynuna girmek sanıyorsun” deyip duruyor. Gelişen olaylarla, beraberlikleri çok acı bir şekilde bitirecektir.
Ekrem..Tam adı Turgut Ekrem Sevinç. 38 yaşında ve kimsesiz. ‘Saçlarına kır düşmüş, çok yakışıklı bir adam’. Maden mühendisi. Eğitimini Fransa’da Lyon şehrinde yapmış. (Şaşırtıcı bir şekilde, romandaki kişilerin neredeyse tümü Avrupa’da okumuş.) “Böyle bir şeye tıynetim müsaade etmez” diyor ama nasıl olduysa, yıllardır evli bir kadınla beraber.
Cemile, İktisat Bankası Umum Müdürü Şerif Tunç’un eşi. Gösterişli evlerine, uşaklarına, akşam yemeği sonrasındaki ‘kahve ve konyak’ gibi şeylere karşın mutsuz. [‘Cat on a Hot Tin Roof’ (1958) filmindeki Maggie’ye kayınvalidesi yatağı göstererek “Bir evlilik iflas etmişse nedeni burasıdır” gibi bir şeyler söylemişti.] Gerçi Şerif’te bulamadığını Ekrem’de bulmuş ama erkeğin soğuk davranışlarından bunun da yürümeyeceği ortada.
Gazino çıkışı (kocasının bir arkadaşı oraya gelince kaçar gibi gidiyorlar) (Ediz Hun’a ait) 34 EH 029 plakalı otomobille (romanda taksi) bisikletli bir genç kıza çarparlar. Neyse, 1-2 sıyrıktan başka bir sorun yok. Ekrem, Cemile’yi bıraktıktan sonra (eczane bulamadıkları için) onu Cihangir’deki evine götürür.
Bestecisinin trompetinden ‘Miles Ahead’ (1957) (Davis / Evans) melodisi ve Gülderen. 20 yaşında ama ‘18 gösteriyor’. Abisi (beklediğimiz gibi İsviçre’de okuyormuş), çiftlikte yaşayan ablası, romanda bir de teyzesi ve “Parası..İstediği her şeyi yapmaya yetecek kadar parası” var. [İhsan’ın bulunduğu yer tam anlaşılmıyor. Gülderen, İsviçre ; Gülseren ve İhsan, Fransa diyorlar.] Babası, ‘Gediz taraflarında büyük çiftliklere sahip Kuşaklızadelerden Hacı Kerim’ ölünce İsviçre’deki üniversite eğitimini yarıda kesip dönmek zorunda kalmış. Genç kız öylesine güzel ve arzulu ki Ekrem ona ancak kısa bir süre direnebilir. Yazar bile “İradenin de, mukavemet ve tahammülün de bir derecesi vardır nihayet” diyor.
Ertesi sabah. Cemile, ‘bütün gece Ekrem için yanıp tutuşmuş olarak’ gelir ve onları öpüşürken görür. ‘5 senede sahip olabildiği şeyi genç kızın 5 dakikada fütursuzca elde etmesi’ onu çileden çıkarır. Gülderen’i öldürüp Ekrem’i yaralar (romanda ise sevdiğine ateş etmiyor). Bir kurşunla da kendi yaşamı sona erer.
Savcının (romanda savcı yardımcısı Fazıl Urfalı) soruşturması sırasında Gülderen’in Sermet Çakın (o da İsviçre’de Cenevre Üniversitesinde okumuş) ile nişanlı olduğunu ve ‘5 ay önce bir çocuk aldırma hadisesinden dolayı haklarında takibat açıldığını’ öğreniyoruz. Sonuçta Ekrem’in vicdanen olmasa bile kanunen suçsuz olduğu anlaşılır.
1 yıl (romanda iki ay) sonra. Kahramanımız Uşak yakınlarındaki bir antimuvan madeninde çalışmak üzere trenle gidiyor ; “Bir filozof (filmde, seyirci belki anlamaz diye isim verilmemiş ama romanda 1911 Nobel Edebiyat Ödüllü Maurice Maeterlinck) diyor ki ; “Ben eğer tanrı olsaydım insanların dünyada çektikleri ıstırabın karşısında öyle bir dehşete kapılırdım ki her şeyi ve kendimi mahvederdim.” Sonrasında yazar devam ediyor ; “Ancak, ıstırapla beraber unutmayı da yarattığı için tanrıya büyük bir şükran borcumuz var. Çünkü, her şeyin bittiğini zannettiğimiz zaman her şey yeniden başlıyor.”
‘Unutmak ve unutulmak’ isteyen Ekrem burada aşkı ama ‘kaderin cilvesiyle dolu’ aşkı bulacaktır. Madenin şoförlüğünü yapan İsmail ona evinde yer hazırlamış. [Çiftliği ‘Namus Borcu’ (1968) filminden anımsıyoruz. İç çekimler Orhan Günşiray’ın kayınvalidesinin olarak bilinen Yeniköy’deki villada yapılmış. Ekrem’in odası için şömineli, Gülseren’in evi için merdivenli kısım kullanılmış.] Kardeşi Gülgonca, ‘İlk ve Son’daki (1968) Ayşe’ye benziyor. Kahramanımız burada, şimdilik, çok mutlu.
Bir gece dolaşırken yakınlardaki villanın havuzunda yüzen ‘ilahi güzelliğe sahip’ bir kadını gizlice seyreder. Gülseren. 24-25 yaşlarında. Filmde sarışın, romanda kumral-esmer. ‘Bulutlar arasından kurtulmuş bir güneş huzmesi gibi’. Ertesi gece gözetlendiğini anlayan genç kadın o hırsla erkeği (filmde yüzünü romanda sırtını) kamçılıyor.
Kendini işine veren Ekrem, günler sonra onunla Pınarbaşı bölgesinde madenle ilgili olarak çalışırken tekrar karşılaşıyor. Buraların genç kadına ait olduğunu bilemezdi elbette. Gergin konuşmaları sırasında, dayanamaz ve onu öper.
Madenin sahibi Rıza Beyle tanışması sırasında Gülseren’in onun nişanlısı olduğunu öğrenir. [Film boyunca kahramanımızın ‘muaşaka tesis ettiği’ kadınlar ya nişanlı yada evliydi. Bir tek, belki böyle bir durumu olmadığı için, Goncagül’le ilgilenmez.] Genç kadın onun gitmesini ister ama birbirlerini sevmeye başladıklarını duyumsuyoruz. O kadar ki, Çankırı (romanda İzmir) Hapishanesinden kaçan (dokuz yıldır kadın yüzü görmemiş) iki katil Gülseren’e saldırdıklarında ölümü göze alarak onu korur. Romanda ayağından filmde omzundan yaralanıyor. Sağaltımı sırasında iyice yakınlaşırlar. Bu arada ‘yıllardır nişanlı oldukları halde Rıza’nın genç kızı daha alnından bile öpmediğini’ öğrenip Ekrem de biz de rahatlıyoruz.
“Şimdiye kadar bütün kadınlar sizin olmuş, şimdi de siz yalnız benim olacaksınız.” Gülseren böyle diyerek ‘ömrünün tek gecesi’nde onun olur. Ertesi gün arabasıyla eve dönerken Sevim Şengül’ün sesiyle ‘Ömrümün Tek Gecesi’ şarkısını söylüyordu. [Fakat bu sahnede ‘Üç Kızın Hikâyesi’ (1959), ‘Ölüme Kadar / Ölümden Beter’ (1965), ‘Seni Affedemem’ (1967) filmlerinde rastladığımız bir şey var ; Sesi kıstığımızda Gülseren’in dudaklarının duyduğumuzu değil ‘Sevemez Kimse Seni’ (1967) (Suat Sayın) şarkısını söylediğini anlıyoruz.]
Biz kan gövdeyi götürecek diye beklerken nişanlısı durumu anlayışla karşılar ve aradan çekilir ; “..İkinize de saadetler dilerim..Madendeki hissemi de sana devrederek gideceğim.” Asıl fırtına 4 senedir Fransa’da olan İhsan dönünce çıkacak gibi olur. Gülseren’le abisi, kız kardeşlerinin beraber olduğu erkeğin Ekrem, kahramanımız da Gülderen’in onların kardeşi olduğunu anlıyor. Ama engellenemez sevgileri sorunları yok edecektir.
‘Ömrümün Tek Gecesi’ (45’lik plak olarak bir yıl sonra çıkıyor) (Suat Sayın) ; “Artık hiç unutulmaz//Bu aşkın hikâyesi//En mutlu günüm bugün//Ömrümün tek gecesi.”

Film boyunca Ekrem’e iki kez gitmesini söyleyen Gülseren ve biri mektupla olmak üzere 4 defa gideceğini belirten Ekrem..
Gülseren ; “Gitmeni istemiyorum..İnsanları aşk kadar ıstırap da birleştiriyormuş. Senden ayrı yaşamaya muktedir değilim.”
Ekrem ; “Ya mazim?”
Gülseren ; “Bir erkeğin mazisi sevdiği kadının aşkından sonra başlar.”
(Yazan : Murat Çelenligil)















Künye

Yönetmen O. Nuri Ergün
Senaryo
Yapımcı Berker İnanoğlu
Müzik Suat Sayın
Görüntü Yönetmeni Nejat Okçugil
Eser
Süre 86 dk
Tür Dram, Duygusal
Özellikler Siyah Beyaz
Ülke Türkiye
Etiketler Romandan Uyarlama, Sevim Şengül, Suat Sayın Daha Fazlası

Ekip

Kurgu Özdemir Arıtan (Kurgu)
Yapım Ekibi Bahri Özkan (Yapım Sorumlusu)
Nezih Evin (Yapım Amiri)
Necati Tuna (Set Amiri)
Kamil İpekar (Set Ekibi)
Yönetmen Ekibi Samim Utku (Teknik Yönetmen)
Kamera Ekibi Şener Işık (Kamera Asistanı)
Post-Prodüksiyon Recai Karataş (Laboratuar Şefi)
Hüseyin Demirayat (Laboratuar)
Nevzat Dişiaçık (Laboratuar)
Adnan Açıkalın (Laboratuar)
Taner Oğuz (Laboratuar)
Osman Bilen (Laboratuar)
Tanas Petriyadis (Laboratuar)
Işık Ekibi Mehmet Çakar (Işık Şefi)
Ses Ekibi Tuncer Necmioğlu (Ses Kayıt)
Arif Özalp (Senkron)
Müzik ekibi Sevim Şengül (Şarkılar)

Firmalar

Erbil Film (Yapım)
Ender Işık Servisi (Işık)
Acar Film (Seslendirme)
Acar Film (Film Hazırlık)

Son Yorumlar (16)

yasemen42 avatar yasemen42 16 Aralık 2014 13:25:31

filiz akın bu filmde prensesler kadar güzel aynı zamanda başarılı ama bu filmde kesinlikle fatma girik olmalıydı

jones.seker avatar jones.seker 18 Ağustos 2014 20:06:57

filiz akın o kadar güzel ki bu filmde

benimsinema avatar benimsinema 27 Nisan 2014 12:36:27

8

güzel bir ask filmi, ayni durumda biz olsaydik ne yapardik... ama edizin bir sucu yoktu, sevdigi kizin ablasiyla yasadigi macaredan dolayi vurulmasi aci tesadüf, asil abi oktay duruma normal karsilamasi ilginc... fatmaya üzüldüm yan rolde edizi karsi liksiz seviyordu

beyzacetin avatar beyzacetin 10 Ekim 2013 11:53:02

Açıkçası filmi hiç begenmedim ve cok sıkıldım izlerken. Senaryo, konunun işlenişi hiç çekici degil. Güzel olan tek sey müzik. Sık sık fonda calan "ömrümün tek gecesi" sarkısının müziği sayesinde sonuna kadar katlanabildim filme. Ayrıca filmin adının defalarca tekrarlanması ve adeta gözümüze sokulması da sıktı beni.

sınırsız34 avatar sınırsız34 15 Nisan 2013 19:16:29

10

güzel bir film

HYONEY 16 Şubat 2013 02:52:42

Filmi izlemedim ama filme adını veren ve Sevim Şengül'ün seslendirdiği giriş ve oyuncuların tanıtım kısmını çok beğendim. Özellikle siyah beyaz filmler bu konuda sonraki nesilde çok daha başarılı.

Yandex.Metrica