Buruk Acı

8,86

( 17 kişi yorum yaptı )

Buruk Acı

Sinema Filmi

1969

Paul Mauriat Orkestrası’nın ‘Rain and Tears’ albümündeki (1968) ‘Alouette-La Peregrinacion’ (Ariel Ramirez / Felix Luna).
Sınavlara üç gün kalmış. Bir çayevinde çalışıyorlar.
İlhan; “Yorulmuş olmama izin var mı, Hanımefendi?”
Ülker; “İki saattir çalıştığınıza göre dinlenebilirsiniz. Ama…”
İlhan; “Biliyorum! İltifat yok. ‘Dünyanın en güzel kızısın’ demek yok. ‘Gözlerinizin büyüsünden’ bahsetmek yok.”
Ülker; “İlhan!”
İlhan; “Ve de ‘seni seviyorum’ demek yok!”


Adnan Özyalçıner’in Türkan Şoray adıyla yazdığı (ve 03 Ekim 1968, Perşembe-04 Ocak 1969, Cumartesi tarihleri arasında Yeni İstanbul Gazetesi’nde 94 gün tefrika edilen) romanın Yeşilça m uyarlaması.
“Dokunaklı bir asker türküsünün buruk tadını, bir gurbet türküsündeki kurşun gibi ağır basan acıyı, bir aşk şarkısındaki tatlı hüznü herkes bilir. Ben de bu buruk acıyı, kendimi bildiğim en küçük yaşların birinde tatmaya başladım.”
“Orta Anadolu’nun küçük ve sessiz bir bozkır kasabası”. İri siyah gözlü, uzun kirpikli, alımlı bir genç kızın, Ülker Temizer’in öyküsü burada başlar. Annesini 6 yaşındayken kaybetmiş. Baba Aziz Bey, Tapu’da memur. Üvey anne Leman Öztürk’le de, iyi kötü, idare edip gidiyor.
O sene liseyi bitirmiş. Mezun olan kızlar, Vali Bey’in emri ile Yaz Şenlikleri’ne gelen misafirleri ev sahibi olarak ağırlayacak ve folklor gösterisi ile eğlendireceklermiş. Leman Hanım’a göre bu ‘köçeklik’ gibi bir şey. Dahası genç kızın ‘artık evden çıkmasını bile’ istemiyor. “Otursun oturduğu yerde. Yarından sonra da başına bir örtü.” Kız kısmı dediğin ‘18’inden sonra evlenmeliymiş’. Şehrin en zengini Peynirci Halil Ağa oğluna istiyordu. Çarşıdaki muazzam apartmanı Lemanların üstüne yapacakmış. Ancak genç kızın ‘ne okul kaçağı, altın dişli Osman’da ne de babasından kalacak mirasta gözü var’. Tek isteği ‘yarının ünlü doktorlarından olup hayatının sonuna kadar kendisini hastalarına adamak’. Fakirlere bedava bakacakmış. Üvey anne “Doktorluğun kusur kalmış” diye laf sokuşturuyor. Üstlerinden başlarından kesip okuttukları yetermiş. Bir de İstanbullara üniversite parası yetiştiremezlermiş.
Şenliğin bittiği akşam Şehir Kulübü’nde Veda Balosu vardı. İstanbul’dan iyi bir caz topluluğu getirtmişler; ‘d. Orkestrası’. Banço, iki gitar ve bateri.
Ülker’i ‘Keklik’ ve “Silifke’nin Yoğurdu” ile dans ederken izliyoruz. Osman da orada ama ‘maalesef yoktan beter’. Ne dans biliyor ne başka bir şey. Oysa genç kızın en sevdiği şey bu.
Orada ‘şehirde misafir olarak’ bulunan Doktor Haldun Ersöz ile tanışır. Kulak Burun Boğaz Mütehassısıymış. Bir diğer uzmanlığı da ‘kokteyl hazırlamak’ galiba. Yaptığı karışımı içen ‘altın dişli’ düşüp bayılıyor.
Ülker ve Haldun arasındaki ilişki ‘abi-kardeş sevgisi’ni aşmayacaktır. Dans sırasında çektirdikleri masum resmin ilerde büyük bir sorun olacağını göreceğiz. Fotoğrafçı ise filmin sürprizi; Yönetmen Nejat Saydam.
Genç kız karar vermiş ne olursa olsun doktor olacak. Bir gece annesi ile değil ama babası ile vedalaşıp evden kaçar.
Ulusoy şirketine ait ‘yatar koltuklu’ ve ‘34 FH 176’ plakalı Magirus ‘adeta bir yol yorgunu gibi puflayarak durduğunda’ artık İstanbul’daydı.
Önce Doktor Haldun’un muayenehanesine gider. Fakat burada bambaşka biri var. Adamın sarkıntılığından zor kurtulur. Meğer Haldun’un kötü huyları nedeniyle işten atılan bir arkadaşı, Avni-Zeki Dinçsoy’muş. Doktorun adını kullanarak hastaları taciz edermiş. Bunu sonlara doğru öğreneceğiz.
Güneş Otel’de (romanda ‘Gümüşsuyu’ndaki Opera Oteli’) 8 numaraya yerleşir. “Sevgili babacığım, 24 saat geçti ayrılalı. Bir koca gün, bir koca asır gibi. Buruk acıma bir acı daha katıldı.”
Komşu odada ‘gözlerine kara perde inmiş’ Kemani Mahmut var. Papyonlu, güler yüzlü, kendi halinde biri. İlk karşılaştığımızda o dönem herkesin dilinde olan ‘Ağlama Değmez Hayat’ı (1969) (Mehmet Ilgın / Cengizhan Altıntaş) çalıyordu. (Gemi sahnesinde tekrar ve sözlü olarak dinleyeceğiz). Ülker, kendi derdini unutup, bu ‘kara dünyalı’ besteciye kol kanat gerer. Üniversiteli şımarık gençlerin (biri Doğan Tamer), özellikle İlhan’ın ‘Paganini’ diye alay ettiği yaşlı adamı babası gibi sevmiş. “Gözlerim hariç ben de sizin kadar talihsizim Mahmut Amca. İkimiz de yalnızız şu otelde. Bizi bir acı yaklaştırdı birbirimize. Buruk bir acı.”
Besteci ‘bu merhametten kuvvet alarak, yıllardır belki de ilk defa, bir beste yapmak arzusu duyar’; Buruk Acı.
Burada İlhan’ı ve ailesini tanıyoruz. Babası Nail Burgaç bir milyoner. Filmde söylenmiyor ama kitapta kumaş fabrikatörü. ‘Tekstil Kralı’. Göründüğü her sahnede ya Avrupa’dan gelmiş ya da gitme hazırlığındaydı. Anne Perizat ise başka bir âlem. Sevgisi ile oğlunu boğuyor.
Delikanlı şımarık yetiştirilmiş, ‘babasının parasına güvenen asi biri’. Etrafında pek çok kız var. Aylin de en güzelleri. Ama Ülker’i tanıdıktan sonra değişmeye başlıyor. Üniversiteye kayıtta gerekli olan ‘ikamet tezkeresi’ için yardım eder. Artık ders çalışırken, yürürken, vapurda, her yerde genç kızın yanında.
‘This is… Paul Mauriat’ uzunçalarındaki (1969) ‘Ma Maison Et La Riviere’ (1968) (Paul Mauriat). Kimin kimi kurtardığı belli olmayan(!) ‘şakacıktan boğulma’ sahnesinde “Benim şımarıklığım, benim vurdumduymazlığım senin Yüceliğin yanında öylesine acizleşiyor ki” diyor. ‘Tanıdığı iyilerin en iyisi, beyazların en beyazı, meleklerin en masumuymuş’.
Mahmut’un ağzı kulaklarında. Çok mutlu. Gül Saz Salonu’nda iş bulmuş. Oraya gidişleri İlhan’ın kullandığı ve Nejat Saydam’a ait ‘34 HF 627’ plakalı 65 model Taunus ile. Bu arabayı ‘Tapılacak Kadın’ (1967), ‘Çıldırtan Arzu’ (1967), ‘Aşk Mabudesi’ (1969), ‘Bülbül Yuvası’ (1970) filmlerinde görmüştük. Sonraki 1-2 dakika müzik fırtınası gibi.
Gazinoda İsmail Varol tarafından ‘Kır Çiçeği’ isimli bestesi anons edilmişti. Ama ‘Segâh Peşrev’i (Neyzen Yusuf Paşa) çalıyor. Bu sırada İlhan’daki değişime tanık oluyoruz.
‘Peach Fuzz’ (1967) (Nokie Edwards / Mel Taylor / Don Wilson / Bob Bogle). İlhan telefonla arkadaşlarını çağırıyor. Çılgın gençler The Ventures’ın melodisi ile dans ediyorlardı.
Çiçeklerle gelip bir zamanlar alay ettikleri besteciden özür diliyorlar. Mahmut’un da Ülker’e bir armağanı var. Buruk Acı’yı bitirmiş. Recep Birgit’in (jenerikte ‘Birigit’) sesiyle söylüyor.
‘Blue Tango’ (1951/52) (Leroy Anderson). Ardından kemanını herkesin dans etmesi için çalıyor. O geceki eğlence bu kadar da değil.
‘An Der Schönen Blauen Donau’ (1866/67) (Johann Strauss II). Saz salonundan sonra gittikleri pavyonda sıra valsde. Delikanlı çok mutlu. Çünkü sevdiği kızı ‘zenginlerin de bir kalbi olduğuna inandırabilmiş’.
Fakir Baykurt, Gönen Köy Enstitüsü’ndeki ilk yıllarını cennete sonrasını cehenneme benzetir (Papirus-‘Öz Yaşam’). Benzer bir şey Ülker için de geçerli. Şimdiye kadar günleri çok güzeldi. Ama pavyondaki eğlenceden sonra ‘cehennem günleri’ başlar. Güneş Otel, fuhuş ihbarı alan polis tarafından basılır. Namuslu olduğunu haykırıp duruyor. Kargaşa sırasında Mahmut merdivenden düşerek yaşamını yitirir. Sonuçta genç kızın ailesi İstanbul’a çağrılır. Meğer babası, Nail Bey’in okuldan arkadaşıymış. Ortalık durulur gibi olunca Ülker ve İlhan evleniyor. Delikanlı babasına yardım için okulu bırakacakmış. Zaten Nail Bey’e göre oğlununki ‘okumak değil vakit öldürmek’. “Bana yardım etme zamanı geldi” diyor.
‘Re minör Toccata ve Füg, BWV 565’ (1703/07) (Johann Sebastian Bach). Düğün sırasında Perizat Hanım’ın bayılması olacak kötü şeylerin habercisi. Zaten söz kesme sırasında bile mızmızlanarak bu işe karşı olduğunu hissettiriyordu.
Nedense yeni evliler ayrı bir eve taşınmıyorlar. Kayınvalide nefret ettiği gelini ile aynı yerde. Balayı sonrası ilk günden itibaren yapmadığını bırakmıyor. Kocası ve oğlunun uzun bir süre Avrupa’ya gidecek olması işini kolaylaştırmış. ‘Burgaç ailesine bir veliaht geleceği müjdesi’ bile durumu değiştirmez. Doğum, Şişli’deki Ataman Kliniği’nde. Her zaman olduğu gibi ailedeki erkekler Almanya’da, Paris’te iş gezisindeydiler.
‘Charade’deki (1963) ‘Bye Bye Charlie’ (Henry Mancini). Perizat Hanım vakit kaybetmeden Ülker’le torununu ayırır. Nilgün, ‘Avrupa diplomalı, üç dil bilen bir Dadı’nın kontrolü altında yetişecekmiş’. Gerekçesi çok hoş; ‘İlhan da dadılarla büyümüş’.
‘Vivre Pour Vivre’deki (1967) ‘Théme de Robert’ (Francis Lai). Ayrı bir odada kilitli evladının hasretiyle yanan Ülker çılgınca bir şey yapıyor. Pencere dışındaki sarmaşıklara tırmanırken aşağı düşer.
Bu sırada eski bir dostla karşılaşıyoruz; Doktor Haldun. Ailenin yakın bir dostuymuş. Bir şanssızlık dolayısıyla düğünde bulunamamış. Hızını alamayan kayınvalide gelini ile doktor arasında zina olduğunu bile söylüyor. Durumu öğrenmek için Haldun’la konuşmaya giden İlhan (ne bitmez bir işse, yurt dışından yeni dönmüştü) masada Nejat Saydam’ın çektiği resmi görünce olan olur. Ülker fahişelikle suçlanıyor.
Sonrası hastanelerde geçen ıstırap dolu birkaç yıl. Yavrusunu ancak boşanmayı kabul ederse görebilirmiş. Veda gecesinde masum olduğu anlaşılır. İyiliği inanılır gibi değil. Hatasını anlayıp arkasından özür dilemek için koşan kayınvalidesini ‘34 AP 812’ plakalı kamyonun altında kalmaktan bile kurtarır. Öylesine iyi ki ‘araçtaki hasarı da tamir eder mi’ diye düşündük.
İstanbul’a geldiği Ulusoy’la (herhalde çekimler aynı gün yapıldı) ‘o bozkır kasabasına’ dönmeye hazırlanırken kendisini Nilgün ve İlhan’ın kollarında bulur. El ele mutluluğa yürüyorlar.
“Sevmek korkulu rüya//Yalnızlık büyük acı.”

Roman biraz farklı. Ülker’in annesi üvey değil. Herhalde filmde ‘Buruk Acı’yı daha da buruk yapmak istediler. Doktor Burhan’la karşılaşması Halil Ağa’nın Avukat kızı Seniye’nin (birkaç satır aşağıda ‘Saniye’, sonra tekrar ‘Seniye’) düğününde. İlginç bir şekilde filmdeki olaylar 94 günlük tefrikanın son iki gününde anlatılmış. Kitapta Haldun’la resim çektirme; ‘Kör Kemancı’; Nilgün; Aziz ile Nail’in eski arkadaş olmaları; İlhan’ın annesinin hastalık derecesine varan kıskançlığı, Ülker’e yaptığı eziyetler, dahası adı da yok. Ayrıca Aylin çok daha ayrıntılı işlenmiş. Haldun biraz müzikle ilgili. ‘Ağız mızıkası’ ile ‘Il Silensio’yu (1965) (Nini Rosso) çalıyordu.
İlhan okulunu bitirmiş bir avukat. Ancak evlendikten sonra karısını ihmal etmeye başlar. “Geç gelmeler, sebebi sorulduğunda cevap vermemeler.” Kayınvalidesinin ölümüne bile ilgisiz. İş seyahati nedeniyle cenazeye katılamamış. Ülker ve Haldun mezarlık dönüşü bir kaza geçirirler. Doktor ölmüş, kahramanımız ağır yaralı. Komadan çıkıp iyileştiğinde ‘küçük ve ıssız bir bozkır şehrine öğretmen olarak tayinini yaptırır’. Otobüsü hareket ederken soluk soluğa yetişen biri yanındaki koltuğa oturuyor; İlhan. Babadan kalma fabrika iflas edince artık tek sermayesi mesleği ve kafasıymış’. Bir daha da eski hayatına, yani İstanbul’a dönmek istemiyormuş. “İçten, sevgi dolu, mutlu bir gülümsemeyle baktılar birbirlerine.”
Kitaptaki ‘Buruk Acı’ (91); “Gülmek bana yasaktır//Sevinç bana yabancı//Bırakmaz hiç peşimi//Her gün ah buruk acı//**//Sevmek korkulu bir düş//Yalnızlık bir umacı//Hangi kapıyı çalsam//Karşımda buruk acı.”
Her iki güftedeki hece sayıları eşit.


Paul Mauriat’nın ‘Une Larme Aux Nuages’ 33’lüğündeki (1968) ‘Una Canzone’ (1968) (André Pascal / Franco Brachardi).
Hastaneden çıkış günü ayrılma teklifiyle karşılaşır. Oysa yıllardır ‘ameliyattan ameliyata, acıdan acıya geçen ıstırap dolu dakikalarında hep bir gün affedileceği umudundan cesaret almıştı’. Aslında affedilecek bir suçu da yoktu.
İlhan; “Mecbursun dedim Ülker. Dua et ki çocuğumun annesisin. O sebeple kapattım zina davasını.” [Çok şükür, günümüzde bu suç olmaktan çıktı(!)].
Ülker; “...Ne dersen de. Beni ayrılmaya zorlayamazsın. Buna kendim için değil yavrumun menfaatini düşünerek tenezzül ediyorum.”
İlhan; “Seni öldü bilen kızın için mi?”
Ülker; “Öldü?”
İlhan; “Evet! Anasını sorduğu zaman ‘senin annen aşığının kollarından hastaneye düşen bir... bir...”
Ülker; “Bir fahişeydi diyemediniz. Teşekkürler, çok asil ruhluymuşsunuz. Çok vicdanlıymışsınız.”
İlhan; “Annesini iyi insan tanıması lazımdı. ‘Annen kahramanca öldü’ dedik. Şimdi kızınla karşılaşınca ne diyebilirsin O’na?”
Neyse ki, gerçeğin ortaya çıkacağı, son bir görüşme için izin veriyor.
(Yazan: Murat Çelenligil)


















Künye

Yönetmen Nejat Saydam
Senaryo , ,
Yapımcı Murat Köseoğlu
Müzik Tuncer Aydınoğlu , Teoman Alpay
Görüntü Yönetmeni Melih Sertesen
Eser
Tür Dram, Duygusal
Özellikler Renkli
Ülke Türkiye
Etiketler Aytaç, Masist, Paris, Türksan Daha Fazlası

Ekip

Kurgu Özdemir Arıtan (Kurgu)
Sanat Yönetmeni Semih Sezerli (Sanat Yönetmeni)
Dekor Tasarım Özen Uysal (Dekor Tasarım)
Necati Demir (Dekor Tasarım)
Bilal Uysal (Dekor Tasarım)
Ali Karakılıç (Dekor Tasarım)
Yapım Ekibi Melih Üstüngör (Yapım Amiri)
Refet Gülerman (Set Amiri)
Sadettin Özmutlu (Set Ekibi)
Osman Bilen (Set Ekibi)
Nevzat Dişiaçık (Set Ekibi)
Hüseyin Demirayat (Set Ekibi)
Adnan Açıkalın (Set Ekibi)
Yönetmen Ekibi Namık Karakılıç (Reji Ekibi)
Atilla Gökbürü (Reji Ekibi)
Kamera Ekibi Taner Öz (Kamera Asistanı)
Post-Prodüksiyon Recai Karataş (Laboratuar Şefi)
Tanas Petriyadis (Laboratuar)
Arif Özalp (Laboratuar)
Altan Sertesen (Laboratuar)
Işık Ekibi Mustafa Köyük (Işık Ekibi)
Cengiz Arlı (Işık Ekibi)
Ahmet Ateş (Işık Ekibi)
Sanat Ekibi Nazım Akbulut (Aksesuar)
Ses Ekibi Ümit Efekan (Ses Kayıt)
Tuncer Aydınoğlu (Ses Kayıt)
İsmail Karadaş (Ses Kayıt)
Bican Avşar (Ses Kayıt)
Müzik ekibi Metin Bükey (Müzik Yönetmeni)
Recep Birgit (Şarkılar)
Esin Engin (Şarkılar)
Belkıs Özener (Şarkılar)
Teoman Alpay (Beste)

Firmalar

Acar Film (Yapım)

Son Yorumlar (17)

benimsinema avatar benimsinema 15 Aralık 2014 19:53:44

7

meger eser türkan soraya aitmis, bende sarkinin sözlerini türkana ait oldugunu düsünüyorum... yine klasik bir film. ama istaanbulun o halini görmek güzel... aliye rona yine harikalar yaratmis

nese34 avatar nese34 10 Eylül 2013 18:37:17

çok hoş bir film

performer avatar performer 12 Temmuz 2012 23:08:07

7

türün meraklıları için güzel olabilir. 7

Murat Çelenligil avatar Murat Çelenligil 27 Şubat 2012 01:41:02

10

"Değil ama benim aşka vaktim yok."
"Âşık olmak kötü bir şey mi" diyen İlhan'a veriyor bu yanıtı. 'Predator'da (1987) kolu şakır şakır kanarken "I ain't got time to bleed" diyen Blain'e benziyor. Çoktan âşık olmuş ama farkında bile değil.

Haziran, Temmuz aylarında çekilen film 20 Ekim 1969, Pazartesi günü Beyoğlu, Lâle ve Mecidiyeköy, Özlem sinemalarında gösterime girmiş. Jenerikte Murat Köseoğlu'nun ismi, her zaman olduğu gibi, yönetmenden sonra.
Sennur Sezer ve Adnan Özyalçıner'in Türkan Şoray'a armağanları. '5551 repertuar numaralı' Segâh şarkının 'söz yazarı', TRT Nota Arşivi'nde hâlâ Türkan Şoray. Ülker'i seslendiren Adalet Cimcoz'u da katarsak Sultan için çalışmayan yok gibi. Bu durumu çok sevmiş olmalı. O günlerdeki bir söyleşide 'Buğulu Gözler' isimli yeni bir roman 'yazmaya başladığını' müjdeliyor. Değil kitap 'mektup yazmaya bile vakti olmayan' sanatçının bunu nasıl yapabildiği merak konusu olmuştu.
'Buruk Acı' için '9 elbise ve tuvalet diktirmiş'.
Roman 94 gün (Ekim, 1968-Ocak, 69) boyunca Yeni İstanbul'a 'tiraj kazandırmış'. Ülker 'bir görenin bir daha unutamayacağı bir kız'. "Gören hemen peşine düşerdi. Eğer peşindeyse ayrılmazdı." Yetiştiği yer, Orta Anadolu'nun küçük ve sessiz bozkır 'kasabası' mı yoksa 'şehri' mi tam belli değil. Doktor ya da eczacı olmak amacıyla geldiği İstanbul'dan 'öğretmen' olarak ayrılacaktır. Arkadaşı Aysel ve annesinin uzak bir akrabası, Ayşe Öztürk filmde yok. Romanın kahramanlarından biri de İstanbul. Aysel'in bu şehir için güzel bir sözü (79. gün); "Büyüklüğüne büyük ama acısı da ona göre."
İlhan 'gençti, yakışıklıydı, zengindi. Gerisi can sağlığı'. Tenis ve Dağcılık Kulübü üyesi. "Kimsenin kendisinden hesap soracağı, kendisinin de kimseye hesap vereceği yoktu." Babası tekstil kralı, büyük kumaş fabrikatörü Nail Burgaç. Kitapta, filmden farklı olarak annesinin psikolojik sorunları ve 'adı yok'. Bebek Koyu'na bakan villaları 'sürüyle uşak ve hizmetçi ile doluymuş'. Hukuk Fakültesi'ndeki dördüncü yılı ama ikinci sınıfta. 'Eğlencelik olsun diye gidiyor'. Öyle olur olmaz her kızla ilgilenmezmiş. "Kargalara kur yapacak tilkilerden değilim ben" diyor. Arabası 'Kaplumbağa-Volkswagen' (gazetedeki tefrikada 'Volsvagen'). Babasınınkini öğrenemiyoruz ama annesinin arabası 'Opel'.
Aylin bir yıldır delikanlının yakınında. 'Kedi sokulganlığı ile İlhan'ın içini ısıtıyormuş'. Romanda yeri filmdekinden fazla.
'Buruk Acı' şarkısı için Mekin Bükey ile bestecisi Teoman Alpay arasında bir çekişme olmaması çok sevindirici. Şarkının ilk mısrasını Esin Engin "Gurbet içimde bir ok"; Belkıs Özener ve Recep Birgit ise "Gurbet içimde bir yara" şeklinde söylüyorlar.
Filmin 'aceleye getirilmiş' bir havası var. Genç kız, İstanbul'a üniversiteye mi yoksa giriş sınavı için mi geldi anlaşılmıyor. Otel'de "Üniversite giriş sınavlarına gireceğim" demişti. Oysa 1-2 gün sonra (İlhan'ın yardımıyla) Tıp Fakültesi'ne kaydını yaptırdığını göreceğiz.
Şehirdeki ilk gününde İstanbul Üniversitesi önündeydi. Kapıda "Namzet Öğrenci Kayıt İşleri Pazartesi-Perşembe Günleri Yapılır" yazısını görünce "Bugün günlerden Salı. Demek iki günüm var" diyerek kayıt yaptırmadan (Perşembe günü geri gelmek üzere) oradan ayrılır. 'Kayıtlar sadece pazartesi ve perşembe günleri yapılır' şeklinde anladı herhalde. Yol yorgunluğundan olsa gerek.
"Biriktirdiğim birkaç parayla İstanbul'da yüksek tahsil yapmaya çalışacağım" demişti. Bir de babasının 'üvey anneden kaçırabildiği' az bir şey. Hepsi bu. Koca şehirde, üstelik otelde kalarak nasıl geçindiği belli değil.
'İkametgâh tezkeresi' o yıllarda ne denli önemliymiş. Romanda iki, filmde bir kez gerekir. Kayıttaki görevli "Formalite meselesi sadece" diyordu. İlhan, 'teyzesinin kızı olduğunu' söyleyerek muhtardan bir tane alır. Her şeyimiz yalan dolan.
Filmde 'buruk' sözcüğü 35, 'acı' 61 kez kullanılmış. Ayrıca bir dolu 'ıstırap' ve 'çile' var.
Perizat Hanım'ın oğluna sevgisi 'korkunç'. Her sabah 'bir bebek gibi' okşayarak uyandırıyor. Banyo kapısını pat diye açıp "Havlu getirdim, yavrum" dediğinde İlhan, ağzından burnundan sular çıkarak, "Yalvarırım anne! Banyoda olsun rahat bırak beni" diye inliyor. Elbisesini bile seçmeye kalkar; "Yapacağın en büyük iyilik giyeceğim elbiseye karışmamak, anne."
İlhan'a 'sevgisi' böyleyken, gelinine olan 'nefreti' aynı ölçüde 'korkunç'. Zaten Nail Bey, sonlara doğru "Sen hastasın. Oğluna sevgin bir canavar olarak büyümüş içinde' En büyük hatam seni yıllar önce bir akıl hastanesine yatırmamak oldu" diyecektir.
Senaryo biraz hatalı. Tarabya'daki kokteylde Ülker "beni arkadaşlarına takdim eder misin, lütfen. Bayanlar ben İlhan'ın karısıyım" diyor. Oysa önceki birkaç sahnede beraber olmuşlardı.
Yıllar sonra Doktor Haldun ile hastanede karşılaşır. İlhan'ın boğazını muayene ediyor. Bir sahne sonra evdeki toplantıda tekrar karşılaşırlar. Doktor kendisini "Burgaçların bir aile dostuyum" diye 'tanıtıyor'. İkisi de böylesine unutkan.
Kahramanlarımızın babaları aynı okulda okumuş. İlhan kendisini (Nail Burgaç'ın oğlu olarak) tanıtınca Aziz çok heyecanlanır; "Ne! Nail Burgaç mı' Edirneli hızlı Nail' Tanımaz olur muyum' 63 Nail. Arkadaşım. Arada sırada mektuplaşırız bile." Beraber başlamışlar ama biri şimdi Tapu'da yoksul bir memur, diğeri milyoner. Bu durum Aziz Nesin'in 'İnsanlar Uyanıyor' kitabındaki (1972) (Adam Yayınları-Sekizinci Basım-1998) "Dargelirli Mısta'fendi'yle Bolgiderli Mısta Bey" öyküsünü anımsattı.
Nejat Saydam'ın yönettiği filmlerde ya kendisini ya arabasını görürüz. 'Buruk Acı'da her ikisi de var. Gözünde kalın, siyah çerçeveli gözlük, elinde 'Rolleicord' marka kamera, Ülker ile Haldun'un resmini çekiyor. İlhan'ın kullandığı '34 HF 627' plakalı 65 model Taunus otomobilini ise 'Tapılacak Kadın' (1967), 'Çıldırtan Arzu' (1967), 'Aşk Mabudesi' (1969), 'Bülbül Yuvası' (1970) filmlerinden anımsıyoruz.
Balayından dönmüşler. İlhan, bekârken hiç yapmadığı bir şekilde erkenden kalkmış. İşe gitmeden önce 21 Haziran 1969, Cumartesi günkü Milliyet'i inceliyor. Spor sayfasında Şeref Has ile ilgili bir haber vardı; "Bir Kitap Daha Kapanıyor... Şeref'in jübilesi bu gece."
Ülker'in doğum yaptığı 'Ataman Kliniği' o dönem bir üniversite havasında ve çok meşhurdu. Gazetelerde neredeyse her gün (klinik ve Kazım Arısan, Suavi Topçuoğlu, Osman Hısım, Cevat Babuna, Can Daver, Atalay İyisoy gibi doktorları, Fatma Koray gibi hemşireleri için) teşekkür ilanı çıkardı.
Aynur Aydan'daki sihir nedir' Türkan Şoray'lı sahnelerde bile bakışları üzerinde topluyor.
'Zehirli Hayat'ın (1967) yoğurtçusu Ömer Sağlam bir (gemide) ve simitçisi Ahmet Yıldırım iki (gemide, Gül Saz Salonu'nda) sahnede var.
İlhan'ın Almanya'dan gönderdiği karttaki yazı 'Soğuk Savaş' dönemini özetliyor; "Achtung! Sie verlassen jetzt West-Berlin."
'Charade'deki (1963) 'Bye Bye Charlie' (Henry Mancini) ile biten sahne müthiş. Perizat Hanım, ana kızın odalarını ayırmış. Nilgün, artık 'Avrupa diplomalı, üç dil bilen bir Dadı'nın kontrolü altında yetişecek, çok terbiyeli zarif bir kız olacakmış'. Söyledikleri akıl alır gibi değil; "Ülkerciğim bırak bu acayip analık egoizmini. Bir ananın vazifesi çocuğunu doğurunca biter. Ancak fakir ailelerde çocuklar ananın merhametine ve kucağına terk edilir." Bu kadarına 'Bir Demet Menekşe'deki (1973) Banu bile cesaret edemezdi.
Ülker, Haldun'un muayenehanesinde başka biriyle karşılaşınca şaşırır. Avni "Şaşkınlığın en güzel ilacı içkidir" diye sarkıntılık yapıyor.
Filmdeki melodiler;
Paul Mauriat'nın 'Rain and Tears' albümündeki (1968) 'Ma Maison Et La Riviere' (Mauriat), Deniz sahnesinde;
'Alouette-La Peregrinacion' (Ariel Ramirez / Felix Luna), çayevinde ders çalışırken;
'Una Canzone' (André Pascal / Franco Bracardi), kızının kendisini öldü bildiğini öğrenince;
'Toccata und Fuge, D-minor in d-Moll BWV 565' (1703/05) (Johann Sebastian Bach), düğün dâhil 6 sahnede;
'Vire Pour Vivre' (1967) (Francis Lai), Ülker, loğusa yatağından yataktan düşerken.
Bu son sahnede kocasından gelen okumak istiyordu. Perizat Hanım da sırf eziyet olsun diye biraz uzaktaki sehpanın üzerine koyuyor. Bu bölüm o kadar beğenilmişti ki 'Bülbül Yuvası'nda (1970) bir benzeri (ateşler içindeki Nerime su bardağına ulaşmaya çalışırken) tekrarlanacaktır.
Papyonlu Mahmut Amca. Gül Saz Salonu'nda İsmail Varol tarafından "Gözlerine kara perde inmiş, kara dünyalı Kemani Mahmut'tan 'Kış Çiçeği' isimli bestesini dinleyeceksiniz" diye takdim edilmişti ama 3 saniye süre ile 'Segâh Peşrev'i (Neyzen Yusuf Paşa) çalıyor.
İlhan'ı Abdurrahman Palay; Perizat'ı Altan Karındaş; Nail'i Rıza Tüzün; Kemani Mahmut'u Toron Karacaoğlu; Aziz'i Fikri Çöze; Aylin'i (bir sahne dışında) Nedret Güvenç seslendirmiş.
Aziz-Fikri Çöze; Gül Saz Salonu görevlisi İsmail Varol; Üniversite öğrencisi Doğan Tamer; Ülker'in annesi Leman Öztürk; Otelci Salim-Hüseyin Salıcı; Muhtar-Asım Nipton; 'Altın Dişli' Osman-Ergun Köknar; Haldun'un tacizci arkadaşı Avni-Zeki Dinçsoy çok güzeldi.

'Blue Tango' (1951/52) (Leroy Anderson) ile dans.
İlhan; "Mahmut Amca'yı otele bıraktıktan sonra pavyona gidelim mi'"
Ülker; "Ama benim pavyona gidecek kıyafetim yok ki."
İlhan; "Oteldeki odanda istediğinden âlâ 5 kostüm bulacaksın."
Ülker; "Kim yolladı'"
İlhan; "Tanrı yolladı. Yeryüzündeki meleğini sevindirmek için."
Ama hemen o geceden itibaren genç kızın başına gelenleri görünce 'sevindirmeseydi keşke' diyesi geliyor insanın.








emre84 avatar emre84 07 Mart 2010 19:49:03

Başarılı bir film senaryo,cast ve müzikler mükemmel

zeyde avatar zeyde 04 Mart 2010 19:27:03

10

ilhandan unutamadığı aşk-ı ülkere -çığlık-  Ben o eski ben değilim, çok değiştim elde değil Ben o eski ben değilim, yüzüm gülse içim zehir Ayrılığın sürükleyip kıyılara vurdu beni Kaybedenler kumsalında her gün ağlıyorum Akan yıllar sürükleyip kıyıl ara vurdu beni Kaybedenler kumsalında seni bekliyorum Esti rüzgarlar Bir şiir oldun dudaklarımda Tarih olmuş şarkılarda Hep seni söylüyorum Adı konmuş ayrılığın çok iyi biliyorum Seni hala seviyorum Günü geçmiş bir sevdayız çok iyi biliyorum Seni hala seviyorum. türkan şoray - tanju gürsu en sevdiğim ikili

Yandex.Metrica