Elveda Sevgilim

7,24

( 12 kişi yorum yaptı )

Elveda Sevgilim

Sinema Filmi

1965

‘Misty’ (1954) (Errol Garner / Johnny Burke).
Gece kulübündeki tanışma.
Kemal; “Yanılmıyorsam Osman Bey, değil mi?”
Osman; “Doktor Osman Kadiroğlu.”
Kemal; “Yüksek Tekstil Mühendisi Kemal Selimoğlu. Manasız bir düşmanlığa kapılan iki ailenin aydın çocuklarının dostça konuşmalarında bir mahzur görmüyorum. Lütfen bu şerefi benden esirgemeyin.”
Türkan; “(Kemal’in havada kalan elini tutarak) Ben de sizin gibi düşünüyorum. Rica etsem masamıza buyurmaz mısınız?”


Jenerikte ‘Dead Ringer’ (1964) için yapılan ‘End Title’ (André Previn).
Kadiroğulları ve Selimoğulları. ‘Romeo ve Juliet’teki (William Shakespeare) (Çeviri Adli Moran) (1959-Ak Kitabevi) Montague ve Capuletler gibi kan davalı iki aile. Ömer Kadiroğlu ve Hüseyin Selimoğlu, yıllar önce Urfa’dan İstanbul’a gelmişler. Aralarındaki nefretin nedenini öğrenemiyoruz. Bir süredir unutulmuş olan düşmanlık Kadiroğullarından Turgut’un öldürülmesi ile tekrar başlar. Delikanlı, amcası Ömer’in yanında büyümüş. Tatil için Urfa’ya, babası Yaşar Ağa’yı görmeye gittiğinde Nuri tarafından vurulur. Savcı Tevfik Soyurgal gerçeğin ortaya çıkması için elinden geleni yapıyor ancak bunu kanıtlaması zor.
Zaten bir müddet sonra Hüseyin Selimoğlu, Nuri’yi İstanbul’a aldırır.
Hüseyin; “Aptal, beyinsiz, cahil herif. Ne ettiğinin farkında mısın be? Senelerce küllenmiş külü (‘ateşi’ diyecekti galiba) gene körükledin de ne geçti eline. Kimden emir aldın? Kim bu ailenin Ağası?”
Nuri; “Sensin Ağam. Ama ailenin şerefini korumak hepimizin vazifesi. Küfür etti Selimoğullarına. Hepimize sövdü.” Bunun doğru olup olmadığı da filmden anlaşılmıyor.
Bu arada Ömer Kadiroğlu da cenazeyi İstanbul’a getirtmiş. Acılar içindeki kardeşi Yaşar Ağa öcünün alınmasını istiyor; “Ölen benim oğlumsa senin de yeğenin. Elinde büyüdü bugüne dek... Oğlumun kanına kan isterim Ağam.”
Ömer Ağa’nın Osman adlı bir yeğeni daha var. Doktor çıkmış ve amcasına, kızı Türkan ile evlenmek istediğini söyleyecekken bu olay olmuş. “Zaten katil kurşunu Turgut’a değil bana attı” diyor.
Tam o günlerde Hüseyin Ağa’nın oğlu Kemal, Almanya’daki tahsilini bitirip döner. Cinayeti öğrenince çok üzülmüş. Nuri’den kuşkulanıp gerçeğin ortaya çıkması için babasını sıkıştırıp duruyor. Yaşlı adam da, ne yapsın “Bir iftira uğruna kendi ailemden bir ferdi harcayamam ben” diye direnmekteydi. Belli ki delikanlı bu işin peşini bırakmayacak.
Büyük bir cesaretle cenaze törenine katılır. ‘Kim olursa olsun katilin yakalanması için elinden geleni yapacakmış’. Tabutlu ve kin dolu ortam sevdalanmak için pek uygun değildi ama Türkan ile göz göze gelince ‘ateş bacayı sarar’. [Romeo: (Sf. 51) “Durduramaz sevgiyi taş hudutlar//Aşkın teşebbüs edip de başaramadığı ne var?”] Sonraki bir gün “Sizi ilk gördüğüm andan beri bir an olsun gözümün önünden ayrılmadınız” diyecektir. (Cümledeki hata, aşkın bir yan etkisi olsa gerek.) Şoförü ‘Mayk Hammer Hamdi’ye genç kızı adım adım izletmiş’. Saat başı rapor istemiş.
“Au Ciel De L’été” (1964) (H. Poulat / Jacques Mareuil). Türkan, hangi bölümde olduğu belli olmayan, bir üniversite öğrencisi. Okula Osman’ın [‘Yumruk Yumruğa’ (1965), ‘Aşk ve İntikam’ (1965) filmlerinden anımsadığımız ‘34 FD 824’ plakalı] arabası ve Rosy Armen’in söylediği şarkı ile gidiyor. Delikanlı için ‘sadece bir amcakızı değil hayatının (ne demekse) gecesi, hedefiymiş’. Senelerce sevgisini bir sır gibi içinde saklamış. Sadece bir ümit istiyor.
Ama göz göze geldiklerinden beri genç kızın kalbinde Kemal’den başkasına yer yoktu. [Juliet; (Sf. 54) “Aşkımı sana verdim sen istemeden daha//Bir kere daha versem keşke elde olsa da.”]
İki genç ‘düşman ailelerin çocukları’ ama ‘bu nefretten biricik aşkları doğar’. Birbirlerini sevebilmeleri ‘tabiatın hakikaten garip bir cilvesi (sf. 45)’. Çaresiz kalınca kaçmaya karar verirler.
‘The Dog Attacks’ (İlk 5 saniyesi) (1964) (Previn). Hüseyin, oğlunun Kadiroğullarının kızıyla evlenmek istediğini duyunca köpürür. Evlatlıktan reddedermiş. “Lanet olsun doğduğun güne” diyor. Konuşmalarını bir köşede sinmiş olan Nuri de dinliyordu.
Erkek tarafında böyle karşılanan durumu Türkan’ın babası nasıl karşılardı bilemiyoruz. Zaten böyle bir şeye gerek kalmaz. Sağ olsun(!) Nuri, yemeyip içmeyip, olanları Ömer Ağa’ya yetiştirir. Telefon da neler demiyor ki; “Kızının namusuna mukayyet ol. Sen gene dua et yabancıya koklatmadı kendini... Kızının peçesi bile bizim elimizde.”
O gece elinde bavul kaçmak üzereyken yakaladığı kızına ‘kahpe’ diyerek 10 tokat atıyor. Türkan ‘şiddetli üzüntüden olma asabi bir şok geçirir’. Doktorun dediğine göre ‘bünyesi kuvvetli olduğu için çabuk atlatırmış. Fakat ikinci bir şok feci neticeler doğurabilirmiş’. (Bu sahnenin ilginç yanı, Osman doktor olduğu halde başka bir doktor çağırmışlar.)
Ömer Ağa, ‘aileye sürülen bu lekenin çaresini bulmuş’; “Tek bir yol var. Baş göz etmek.” Osman’la evlendirmek. Delikanlı da senelerce bu anı beklemişti. Ancak Türkan’ın kendisini sevmediğini anlamış. “Kim olursa olsun beni arzu etmeyen bir kızı istemem” demesine rağmen amcasının ‘yalvarmalarına’ fazla dayanamaz. Düğün hazırlığı, gelinlik provası ile başlar.
Yine çok ilginç bir şekilde köşk Mustafa Dağhan, Mustafa Yavuz, Erdoğan Seren, Ali Seyhan ve Ünal Gürel tarafından sıkı bir şekilde korunurken Kemal hemen her gece Türkan’ı odasında ziyarete geliyordu.
O günlerde beklenmedik bir şey olur. İkinci Şube Cinayet Masası’ndan Başkomiser Fahri, Kemal ile konuşmak ister.
Fausto Papetti’nin ‘5a Raccolta’ albümündeki (1964) ‘Amore Scusami’ (Vito Pallavicini / Gina Mescoli). Balıkçı ağlarıyla dolu lokanta. Polis, gerçek katili öğrenmiş. ‘Sağlam delil elde etmeleri için’ Kemal’in yardımı gerekiyormuş. Nuri’yi konuşturmasını istiyorlar.
Kahramanımız biraz iyilik biraz kavga dövüş itiraf ettirir. Bu sırada kendisi de omzundan yaralanır.
Kadiroğullarındaki nikâh da numara çıkar. Osman, arkadaşlarından birini nikâh memuru olarak getirmiş eve.
İki sevgili tekrar kaçıyorlar. Artık Ömer Ağa’yı tutmak ne mümkün. Ailenin namusunu temizlemek O’na düşermiş. Engel olmaya çalışan Osman’ı üç kurşunla öldürür.
Gençleri, Haydarpaşa’dan Adana’ya giderlerken bulur.
‘Alfred Hitchcock Presents Music to be Murdered by’ albümündeki (1958) ‘Music to be Murdered by’ (Jeff Alexander). Bu nefes kesen takip bir bataklıkta sonlanır. Birbirlerine olan sevgilerini anlayınca “Gidin ve mesut olun. Ben burada kalacağım” diyor. Görülecek bir işi varmış.
‘Hidden Jewelry’ (0.15-0.25 arası) (1964) (Previn). Sonunda çamurda ölüme yürüyor.
Babasını ve Osman’ı yitiren genç kız mutlu olabilmiş midir? Kemal, kaçırmak yerine Türkan’ı babasından isteseydi sonuç bundan kötü olmazdı herhalde.
‘Aşk’, Urfalı iki aileyi, ‘kan davası’ndan daha fazla yıpratıyor.

‘Romeo ve Juliet’, Verona’da geçiyor. Montague’nun oğlu Romeo önceleri Rosaline için yanıp tutuşuyordu. Ama bir baloda Capulet’in kızı Juliet’i görünce ‘bir zamanlar taptığı’ eski sevgilisini unutuverir. Değişim öyle çabuk ki Rahip Laurence ‘genç dönek’ diye takılıyor. İki ailenin hasım olması nedeniyle birleşmeleri çok zor. Babası genç kızı, Paris adlı bir kontla evlenmesi için zorluyordu. Bir dolu yanlış anlama sonucu iki âşık canından olur. “Düşmanlığın zavallı kurbanları (sf. 155).”


‘(By the) Sleepy Lagoon’ (1930/40) (Eric Coates / Jack Lawrence).
Tanıştıkları gece kulübündeki konuşma.
Kemal; “Şerefimle temin ederim. Katil kim olursa olsun cezasını çekmesi için elimden geleni yapacağım.”
Osman; “Demek kendi ailenizden birini ele vereceksiniz.”
Kemal; “Evet. Katil olduğuna inandığım an hiç tereddüt etmeden ele vereceğim.”
Osman; “Size bunu yaptırmazlar.”
Kemal; “Yapacağım. Bu manasız kan dökmenin günahını omuzlarımda hissetmek, vicdanımda duymak istemiyorum Osman Bey. Ya siz?”
Osman; “Ben de.”
Kemal; “Babalarımız, ailelerimiz cahilliğin esiri, kurbanı olabilirler. Ama bizler bunu önlemeye çalışacağız. Dostluğumuzla Onlara örnek olacağız. Eğer bu şerefi benden esirgemezseniz. (Türkan’a) Bana inanıyorsunuz değil mi?”
Türkan; “Size inanıyorum.”
(Yazan: Murat Çelenligil)












Ekip

Kurgu Metin Miroğlu (Kurgu)
Sanat Yönetmeni Yüksel Tanık (Sanat Yönetmeni)
Yapım Ekibi Arif Eriş (Yapım Amiri)
Adnan İrkut (İdari İşler Koordinatörü)
Hasan Nurdan (Set Amiri)
Yönetmen Ekibi T. Fikret Uçak (Yönetmen Yardımcısı)
Saltuk Kaplangı (Reji Ekibi)
Hüseyin Birol (Reji Ekibi)
Post-Prodüksiyon Hikmet Kuyucu (Negatif Kurgu)
Süleyman Koyuncu (Laboratuar)
Cemil Orhon (Laboratuar)
Bayram Güzel (Laboratuar)
Işık Ekibi İlhan Aslım (Işık Şefi)
Erol Batıbeki (Işık Şefi)
Sanat Ekibi Sohban Koloğlu (Dekor Ekibi)
Ses Ekibi Tuncer Aydınoğlu (Ses Kayıt)
Marko Buduris (Ses Kayıt)

Firmalar

Ören Film (Seslendirme)
Acar Film (Laboratuvar)
Ören Film (Film Hazırlık)
Kemal Film (Yapım)

Son Yorumlar (12)

belgin6119 avatar belgin6119 24 Ekim 2014 23:33:48

10

cok etkili bir filmdi.

benimsinema avatar benimsinema 10 Temmuz 2012 23:39:07

8

ben arkadaslara katilamiyacam maalesef. bana göre film gayet iyiydi... kemal film basarisini bu filmde yine ortaya koymus... türkan soray, izzet günay ve ediz hunu ayni filmde  bulusturmak  zaten cok zekice... üzüldügüm tek nokta, ediz hunun fedakar asik olupta bosyere öldürülmesiydi...

performer avatar performer 09 Ağustos 2009 22:42:08

kemal film'in piyasa için çektiği bir film.

kartal tibet tutkunu avatar kartal tibet tutkunu 07 Ağustos 2009 09:21:08

10

Cast içinde başrol:"İzzet GÜNAY & Türkan ŞORAY" yardımcı rol de genç Ediz HUN, usta Kadir SAVUN oyunculukları olmasına karşın.. onlarda bu filmi kurtarmakta ne denli yetersiz kaldıkları hemen göze çarpıyor.. filmde anlamsız bir kan davası sinemaya ac emice aktarılmaya çalışıldığı, alenin izleyicinin zihninde de hemence netleşiyor... İzzet GÜNAY gibi, bir star Türkan ŞORAY gibi bir sultan'ın hatır işine...lütfen Oynadıkları filmlerinden olsa gerek diye, düşündüğüm bir film...

wunsch vertrauen avatar wunsch vertrauen 26 Temmuz 2008 12:12:07

1

sevmedim ben bu filmi. bir sahnede ediz hun, amcasından türkan'ı akşam gezdirmek için izin istiyor. bunun için de bir yalan uydurması lazım, diyor ki konferans var amcacığım. amca rolündeki Kadir Savun ise "ne konferansı oturun oturduğunuz yerde " diyor. bunun üzerine Ediz Hun "ama amcacığım imam hatiplileirn konferansı" deyince "ha tamam gidin o zaman" diyor. ben çok ilginç buldum bu diyaloğu. hem ilginç hem de  acayip eğreti. 1965 yapımı bu filme böyle bir diyalog ne diye kondu. hayır sanki bunu diyen aile reisi muahafazakar mı, kızı türkan öyle mi ? film bounca muhafazakar diye adlandırabileceğimiz bir kırıntı dahi yok. abesle iştigal olmuş , saçma olmuş bence. ve film inanılmaz sıkıcı... seden usta bunu yazarken ne düşünüyordu acaba :)

bir_demet_menekse avatar bir_demet_menekse 09 Mart 2008 10:34:03

10

Aslında her ne kadar bu konuda filmleri çok görmüş olsak da bu filmin yeri benim için apayrı. Öncelikle İzzet Günay ve Türkan Şoray iyi bir ikili olmuşlar(gerçi bunu ikilinin hemen hemen her filminde görmekteyiz) Ediz Hun da ayrı bir hava katmış film e ama filmde Kadir Savun harikaydı, bir başkaydı ve bu role çok yakışmış(hele de filmin sonunda inanılmaz), Kadir Savun'un filmdeki rolunü görmek için muhakkak izlemelisiniz.

Yandex.Metrica