Yeni Site Hakkındaki Yorumlarınızı
Bize Bildirin!

Korkusuzlar / Yedi Belalılar (Korkusuzlar)

Korkusuzlar / Yedi Belalılar

8,15

(10 kişi yorum yaptı)

2012-07-31 16:31:59 1 Nisan 1974 1 Saat 20 Dk Polisiye Dram Macera Polisiye, Dram, Macera

Yönetmen: Nejat Okçugil Nejat Okçugil

Ülke: türkiye

Oyuncular: Ekrem Gökkaya, Zafer Önen, Tijen Par, Ünal Gürel, Rıza Tüzün, Nevin Akkaya, Sadettin Erbil, Abdurrahman Palay, Ali Ekdal, Reşit Çıldam Devamını Gör...

Konusu : ‘Le Casse/The Burglars’daki (1971) (Ennio Morricone) ‘Rodeo’. Emirgân’da sadece âşıkların gittiği kır gazinosu; Cennet Bahçesi. Hülya; “Futbolcuydu. Büyük bir takımda oynamak istiyordu. O zaman daha çok alkışlanacaktı. Daha çok para kazanacaktı. Hırslıydı. Sonra sakatlandı. Hafif topal kaldı. Tedavi ve ameliyat olacak paramız yoktu. Kulübü de yardım edemedi. İşte o zaman yıkıldı, kahroldu. Bütün hayalleri sönmüştü. Utanıyordu topallığından.” Tarık; “… Ben de Kenan gibi hayatı kolay tarafından yaşamak, zahmetsiz çok kazanmak istemiştim bir ara. Bir kumarhanede fedailik yapıyordum. Sonra bir gece hır çıktı, vuruştuk. Ölüm sırtımı yoklamıştı. Yaşasaydı Kenan da tövbe edecekti benim gibi.” Hülya; “Çok acı çekti mi?” Tarık; “Geride kalanlar kadar değil.” 1973. Ülkemiz 12 Mart’ın deli gömleğinden sıyrılmaya çalışıyor. Genel ve Cumhurbaşkanlığı seçimleriyle bir ‘oh’ diyecek. Ama kurtuluşu olmadık yerde, bir soygundan gelecek parada, arayanlar var; Kenan, Niyazi, Salih ve hiç ilgisi olmadığı halde, rastlantı sonucu bu işe bulaşan Tarık. Kenan’ın tek amacı eski günlerine dönmek. Sakatlık tüm yaşamını etkilemiş. Ayağını ‘bir ameliyat ettirebilse’ her şey düzelecek! “Tekrar top oynayacağım, dans edeceğim. Kadın kız desen sürüsüyle peşimden koşacak.” Ama hastane için ‘para’ gerek. Kız kardeşi (sonradan ‘ablası’ olarak geçiyor) Hülya’dan başka kimsesi yok. Genç kız, ‘hem anası hem babası’ olmuş. Niyazi ‘veremli, fakir bir adam’. Tüm çırpınması, adını öğrenemeyeceğimiz karısı ve güzel kızı Fatma için. Üzülmesinler diye bir fabrikada gece bekçiliği bulduğunu söylüyor ama kim kaybetmiş ki O bulsun. “Az mı iş aradım. Ciğerimiz çürük diye, kime gitsem, nereye başvursam kapıyı yüzüme kapadılar.” Sağlıklıyken senelerce kasa işçiliği yapmış. ‘En o biçim kasalar’ elinde çocuk oyuncağı gibi. ‘Üretirken’ yaşadığı mutluluğu ‘soyarken’ bulabilecek mi bakalım? Salih kimsesiz biri. Hakkında fazla bir şey öğrenemiyoruz. Elize Pavyon’un müdürü Reşit, Komi olarak işe almış. “Çok çalışkandı, bir müddet sonra Barmen yaptım.” Kılavuzu Reşit olunca, sonu soygunculuğa dek varır! Ve kahramanımız Tarık. ‘Hayatta yapayalnız’. Babasını vurduklarında 6 yaşındaymış. Annesinin ölümü ise çok daha önce. ‘34 KY 172’ plakalı Fargo kamyonla ‘başka memleketlere yük taşıyıp duruyor’. Her ‘dış sefer’ sonrası ‘Beyoğlu’na gidip yorgunluk çıkarırdı’. Ancak bu kez evinde ‘bol bol uyuyacak’. Ertesi sabah, aracın ‘rot ayarındaki arıza için’ servisin yolunu tutmak zorunda. Zaten ‘o meşum gün’ başına ne geldiyse ‘rot ayarı’ yüzünden geldi ya! ‘Fear Is The Key’deki (1972) (Roy Budd) ‘The Hostage Escapes’. Film bu melodi eşliğindeki bir milyonluk soygunla başlar. Hırsızlığı ayarlayan Reşit. (Ama daha sonra asıl patronun Pavyon sahibi Cemil olduğunu anlayacağız. ‘Sıcak kestaneleri maşa ile tutup’ işi uzaktan denetliyor). Hedef, Mutlu Akü’nün (o dönem) Kartal’daki fabrikası. Bekçi de işin içinde. “Bizi bekliyor. Üstelik kasanın bulunduğu odayı gösterecek.” “Bir apartmanın önünde uslu uslu duran ‘34 HH 518’ plakalı Chevrolet’yi” kaçırmışlar. Her şey planlandığı gibi giderken bir terslik sonucu kan gövdeyi götürüyor. Necati, Salih ve iki fabrika görevlisi ölür. Kenan ise arabayı kullanamayacak şekilde yaralı. Bir elde silah diğerinde para dolu çanta, oradan geçmekte olan Tarık’ın kamyonunu durdurur. ‘Hastaneye gitmek’ önerisini “Delirdin mi sen? Ayağımla gidip teslim olur muyum” diye reddediyor. Keşke kabul etseydi. Tarık’ın evinde kan kaybı nedeniyle “Azrail’e teslim olur”. Artık kahramanımız nefes nefese bir uğraş içinde. Durumu anlatmak üzere polise gider. Eve döndüklerinde paralar sanki buhar olup uçmuştu. Kenan’ı ise kömürlükte, odunların arasında bulurlar. Yapılacak tek şey ‘kaçmak’. Cinayet Masası Şefi Ali Ekdal kararını vermiş; “Asıl elebaşı bu şoför. Serveti başka yerde saklamış olmalı.” Tarık’ın elinde birkaç bilgi kırıntısından başka bir şey yok. Hülya’yı ama özellikle Fatma’yı suçsuzluğuna inandırması çok zor. “Bu işleri ben yapmış olsaydım, paralar da bende olsaydı çıkar mıydım karşınıza hiç. Kaçar giderdim buralardan.” Aslında güzel yüzü ve kişiliği öylesine güven verici ki böyle şeyler yap(a)mayacağı daha baştan belli. İşin ilginç yanı ‘sırra kadem basan’ paradan çete de habersiz. [Durum “Akbaba’nın Üç Günü” (1975) filminde göreceğimiz ‘CIA içinde başka bir CIA olması’na benziyor. Meğer parayı alıp Kenan’ı odunların arasına saklayan Reşit’miş. Arkadaşlarını da atlatıp ‘bir milyonu şarkıcı sevgilisi ile yiyecek’]. Tarık’ı kaçırmışlar, Elize Pavyon’un mahzeninde dayakla konuşturmaya çalışıyorlar. Kahramanımız ‘Marathon Man’de (1976) yerini bilmediği pırlantalar için işkence gören Babe-Dustin Hoffman gibiydi. Bu olay olurken yukarda Ceyhan Cem, Mine Koşan’ın sesiyle ‘Sev De Gör’ (45’lik plakta ‘Sevde Gör’ yazılmış) şarkısını (1972) (Vedat Yıldırımbora) söylüyor. Gerçi Hülya ile aralarında bir yakınlık oluşmuş ama delikanlının ‘aşk seli’ ve ‘rüyada mutluluk’ gibi şeylere zamanı yok. Hem çeteden hem polisten kaçmak zorunda. Bir şekilde paranın yerini de bulmalı. O arada Fatma’nın annesi öldürülmüş. ‘Once Upon A Time in The West’teki (1968) (Ennio Morricone) ‘La Posada No. 1’. Ali Ekdal, zavallı kadının yüzünü çarşafla örterken bu melodi var. Sanki bunca sorun yetmez gibi öksüz kalan küçük kıza kol kanat gerer Tarık. Charlie Chaplin ve Jackie Coogan’a benziyorlar (The Kid-1921). Fatma, üstelik de kan tükürecek kadar hasta. “Öksürünce sırtım çok acıyor.” Sonrasında yaşadıkları başlı başına bir macera. İşyerinden tanıdığı ve ‘arkadaş bildiği’ bekçi Mustafa Yavuz’un polise ihbar etmeye çalışması; “Bu yavrucak doğru dürüst bakım, tedavi ister” diyen Dâhiliye Mütehassısı Dr. Erkan Cerit; Hülya ve Fatma’nın kaçırılması. Çetenin en şanssız kişisi Hüseyin Zan. Kahramanımız tüm hırsını O’ndan çıkarıyor; Beş tekme, 11 yumruk, bir diz. Ayrıca yerlerde sürüklemek, duvarlara çarpmak. Ne olurdu Fatma, çetenin kurşunlarına hedef olmasaydı. “İkiniz çok mesut olacaksınız. İyi insanlarsınız. Bana ne anacığımın nede babamın yokluğunu belli ettiniz. Allah sizden razı olsun. Tarık Amca, ben seni çok seviyorum. Bir kere öpebilir miyim?” Çocuk saflığı gibi sunulmaya çalışılmış ama sevgisi daha çok genç kızlığa adım atan bir kişininkine benziyordu. Hülya’ya rakip olmaması için senaryonun bulduğu çözüm, ‘ölmesi’. ‘La Califfa’daki (1970) (Ennio Morricone) “La Donna E L’agente”. Gecenin ileri saati. Tarık’ın işyerindeki depo. Fatma; “Burada mı çalışırdın?” Tarık; “Kamyonum vardı. Başka memleketlere yük taşırdım.” Fatma; “Her yeri görmüşsündür değil mi?” Tarık; “Hem de karış karış.” Fatma; “Gece de gider miydin?” Tarık; “Gece gündüz. Etraf simsiyahtır bazen. Bazen de ay ışığında bembeyazdır her yer. Motorun başka bir türlü sesi vardır geceleri. En iyi arkadaştan daha yakındır insana. Hiç eksilmez, kesilmez devam eder gider. Seni de götüreceğim bir gün. Muavinlik yaparsın bana. Uzun yolda insanın bir can yoldaşı olmalı ki tadı çıksın. Geçen sene bir muavinim vardı…” (Yazan: Murat Çelenligil)



Göztepe

1 Haziran 2020 00:19

Çok güzel bir filmdi şoför Tarık'ın üstüne yıkılan talihsiz olayları anlatır bu film. Oldukça hareketli güzel bir yapım her sahnesiyle bir Kadir İnanır klasiği rahmetli Nejat Okçugil iyi bir film çekmiş.

Cevap Yaz

Kleberson

11 Temmuz 2016 20:20

demek cüneyt arkin ve kartal tibet ve Ayhan isikinda böyle bir filmi var bulup izlemek lazim onlarinkinide ben bu filmi begenmistim iyi bir filmdi

Cevap Yaz

sinemaadamı

12 Mayıs 2016 13:16

belalı hayat adlı filmin renkli çevirimi kadirin çevirdiği daha iyi olmuş bence cüneyt babanın ki beni hiç sarmadı tıpkı ayhan abinin çevirdiği gecelerin kralı gibi filmin renklisini kartal çevirmişti kabadayının sonu adıyla daha iyi olmuştu buda öyle işte kadirizmin değişik filmlerinden. tesadüfen karıştığı bir olay yüzünden soyguncu ve katil damgasını yiyen bir adamın kendini temize çıkarmak için verdiği savaşın öyküsü.

Cevap Yaz

Kleberson

24 Eylül 2013 00:01

kötü bir film degil bence gayet iyiydi

Cevap Yaz

aylinkucuk

26 Şubat 2013 14:28

belki çok güzel bir film değil ama kadir inanır için.yaralandığında fatmanın onun yaralarını temizlediği anda küçük fatmaya bakışları için bile on puan verebilirim.filmde aklımda kalan sadece kadir inanır harika performansı ve müthiş yakışıklılığı ile.

Cevap Yaz

le_ali

21 Eylül 2010 07:42

Filmde Ennio Morricone'nin La Califfa film müzikleri de kullanılmış. Bu arada filmde başrolde oynayan, gangsterlerin patronu dazlak kötü adam kim? İsmi oyuncu listesinde yazmıyor.  

Cevap Yaz

Alın yazısı

26 Ağustos 2009 20:48

1968 Yılı yapımı olan Başrollerini ‘ Cüneyt ARKIN ‘ ile ‘ Sevda FERDAĞ’ın paylaştığı ‘ BELALI HAYAT ‘ filminin ikinci çevrimi olan korkusuzlar filminde Nakliyeci bir şoför olan Tarık’ın ( Kadir İnanır ) yapılan bir soyguna adı karışır.ve işlenen cinayetler üzerine yıkılmak istenir…suçsuz olduğunu kanıtlamak için soygunu yapan teşkilattaki kişileri bulmaya çalışır.kadir inanır bu filmde başarılı bir oyun çıkarmış…ancak ilk çevrim olan belalı hayat filmi kadar olamamıştır.yinede izlenebilir.

Cevap Yaz

bebekyuzlu2121

25 Temmuz 2009 20:38

bence hic kotu degil kadir inanirin en ii filmlerinden  tesaduf eseri  ve sanssi sekilde kacak bir katili oynuyor

Cevap Yaz

performer

17 Nisan 2009 22:36

evet çok kötü. bence kadir inanır'ın kesinlikle oynadığına pişman olduğu bir film. bu film sadece filmde oynayanların hatırına saklanmalı tv'de yayınlanmamalı, genç  nesil için yeşilçam denildiğinde bu tür filmler akıllarına gelebilir. yani kısaca yeşilçam'ı kötü tanıtan filmlerden.

Cevap Yaz

mücahit

12 Kasım 2004 20:55

berbattı

Cevap Yaz
Yandex.Metrica