Yeni Site Hakkındaki Yorumlarınızı
Bize Bildirin!

Affet Sevgilim

Affet Sevgilim

7,86

(7 kişi yorum yaptı)

2012-07-31 16:31:59 1 Ocak 1970 1 Saat 13 Dk Dram Duygusal Dram, Duygusal

Yönetmen: O. Nuri Ergün O. Nuri Ergün

Ülke: türkiye

Oyuncular: Nezihe Güler, Muammer Gözalan, Nubar Terziyan, Hulusi Kentmen, Ajda Pekkan, Filiz Akın, Ediz Hun, Erol Solak, Jeyan Mahfi Tözüm, Toron Karacaoğlu Devamını Gör...

Konusu : ‘Charade’ (1963) için yapılan ‘Bateau Mouche’ (Henry Mancini). Leyla’nın ‘fakir odası’. Ekrem; “..Seninle çok mühim, çok tatsız ama gene de ilerisi için harikulade cazip bir konuyu konuşmam lazım… Hulusi Bey bugün beni müdür yaptı fabrikaya… İşlerden de %20 ortaklık teklif etti.” Leyla; “Ortaklık mı?” Ekrem; “Tabii. İnanmadın mı yoksa?” Leyla; “Niçin inanmayım sevgilim? Ama sadece şurama bir ürperti geldi. Bu kadar büyük ve ani yükselişlerin mutlaka bir karşılığı, bir ücreti olur. Bunu anlamayacak kadar çocuk değilim. Nedir senden istediği?” Ekrem; “Filiz’le yani kızıyla evlenmemi istiyor.” Meserretçiler’in [‘Sabah Yıldızı’ (1968) filminden anımsadığımız] Yeniköy’deki Köşkleri. Yurdaer Doğulu Orkestrasından ‘Autumn Leaves / Les Feuilles Mortes’ (1947/45) (Joseph Kosma / Jacques Prevert-Johnny Mercer) ve elektrokardiyograf ile yapılan muayene. Fabrikatör Hulusi Sarter’in biricik kızı Filiz çok hasta olduğunu henüz bilmiyor. ‘Kalp kapakları tamamıyla yıpranmış durumda’. Profesör amcaya göre ancak bir senelik ömrü var. En ufak bir heyecan, bir üzüntü feci sonu hazırlayabilirmiş. Oysa genç kız babasının yanında çalışan Ekrem’e deli gibi âşık. Evlenme hayalleri kuruyor. Hulusi Bey de ne yapsın ‘bir yıllık, belki de birkaç aylık saadeti esirgememesi için’ Ekrem’e yalvarıyor. ‘Charade Main Title’ (1963) (Mancini) duyulurken; “..Her şeyi vermeye hazırım. Yeter ki kızım mesut olarak ölsün.” Delikanlı yıllardır Leyla ile beraber. Gelecek ay evleneceklerdi ama ‘hayatta ancak bir kere gelen bu fırsatı da kaçırmak istemiyor’. “Birkaç aylık bir fedakârlık ve hasret karşılığı elimize geçecek parayı düşün.” Oysa sevgilisi ‘fakir bir ailenin kızı’. Emniyet Sandığı’nda ufak maaşlı bir memure. Bazı müzik gecelerinde şarkı söylüyor. ‘Fabrikatörün milyonlarına karşı seven kalbinden başka bir silahı yok’. İsteği para pul değil yalnızca sevdiğiyle beraber olmak. Bunun için nice zorluğa göğüs germiş. “Senin uğruna ailemden oldum. Herkes… Bir metres diye leke sürdü alnıma.” Ama delikanlı, genç kızın üzüntüsünü anlamadığı gibi üste çıkmaya çalışıyor; “Bir gün bu haksızlığından dolayı utanacaksın.” Leyla ne derse desin belli ki bu evlilik gerçekleşecek. Gazinoda, Rıza Silahlıpoda’nın orgundan dinlediğimiz ‘Summertime’ (1935) (George Gershwin) ile dans ediyorlar. Mutluluktan uçan Filiz’in kulağına “Bütün hislerimi sana söyleyebilmek için bu geceyi nasıl beklediğimi anlayabilecek misin” gibi sözler söylüyor. Nikâhlarında ‘Bye Bye Charlie’ (1963) (Mancini) ve düğün danslarında 500 yıllık İngiliz folk melodisi ‘Greensleeves’ var. Balayı için yurt dışına gidecekler. Hulusi Bey onların mutlulukları için ne yapacağını şaşırmış durumda. Şaka yollu üç aydan önce dönerlerse eve almayacağını söylüyor. Avrupa gezisini resimler ve ‘Bistro’ (1963) (Mancini) ile izliyoruz. Ekrem’deki değişiklik görülmeye değer. İlk sahnelerdeki alaycı halinden eser kalmamış. “..Ona karşı oynadığım çirkin oyunun dehşetini duymaya başladım içimde.” Bu kadarla kalsa iyi; ‘Bésame Mucho’ (1940) (Consuelo Velázquez) ile dansları sırasında ‘karısının dünyada sevilmeye layık tek varlık olduğunu anlamaya başlar’. “..Babasının tavsiyesiyle Amerika’ya gittik. (Seyahat Acentesindeki yazıya göre ‘you haven’t seen USA if you haven’t seen Alaska’ymış.) Orada dünyanın en büyük kalp mütehassıslarından birine gösterdim onu.” Prof. John Higgins, delikanlıyı ümitlendirecek şeyler söylüyor. (Amerika’da olduklarını anlayalım diye olacak gittikleri gazinoda siyahi bir müşteri var.) Eve dönüşleri bir Beatles şarkısı ile olur; ‘Girl’ (1965) (Lennon / McCartney). Ekrem artık fabrikanın müdürü. Filiz ise sekreter. Hiçbir duygu olduğu gibi kalmıyor. Bu arada eski sevgili de değişmiş. Kin dolu. Leyla; “Verdiğin sözü tutmanı, bu sahte evlilik oyununu bırakıp bana dönmeni istiyorum.” Ekrem; “Buna dayanamaz, ölür.” Leyla; “Ben her gece seni bekleyerek ölüyorum ya. Nedir benim günahım? Fakirlik mi yoksa para ile satın alacak (‘alınacak’ demeliydi) bir kocaya sahip olamamam mı?” Amacı Ekrem’i ‘herkesin gözü önünde rezil etmek’ ve Filiz’e ‘satılık koca arayan kız damgasını vurmak’. Mutsuzluğu tattırmak. “Böylesine aldatılan bir kızın da kendine göre mücadele yolları vardır.” Sahte ‘intihar girişimi’; rakibine hastalığını haykırması. ‘İsmi gazetelerin zabıta haberlerine geçince’ işinden olur. Şimdi daha hırslı. Oysa orkestra arkadaşının dediği gibi ‘dünyayı fethedecek güzellikte sesi var’. Domenico Modugno’nun 1966 Eurovision şarkısı ‘Dio Come Ti Amo’yu Türkçe sözlerle söylüyor; ‘Satılık Aşk’. “Elveda aşkım//Dinmiyor gözyaşım//Nasip yokmuş sevgiden//Sen oldun ilk giden//Sormuyorum bak neden//Fakirmişim çünkü ben//Param yok ki alayım//Aşkını çalayım.” Fecri Ebcioğlu, neredeyse ‘Blue Bolero’ (1965) (Tony Osborne) için yazdığı (‘Mesut Ol Sen’) sözlerin aynısını kullanmış. “Bayanlar baylar, karşınızda babasının milyonlarıyla kendisine bir koca satın alan Filiz Sarper’le satılık aşkın kahramanı Ekrem Bey” diye konuştuğu gece kulübünde çıkan olaylardan en çok Filiz etkilenir. Neyse ki Amerika’dan gelen Profesör Higgins ‘yeni bir ameliyat tekniği ile’ onu yaşama döndürüyor. Belki uygun olmayan koşullarda saklandığı için filmin en önemli kısmı kayıp. Kalp için başlayan ameliyat bir kızlarının olması ile sonuçlanıyor. Hulusi Bey’in burnunu cama yapıştırarak torun seyrettiği sahnede ‘The Happy Carousel’ (1963) (Mancini) melodisi var. Filiz’in çocuklarına Leyla adını vermesi talihsiz âşığın öldüğünü düşündürdü. ‘Yesterday’ (1965) (Lennon / McCartney) ile başlayıp ‘Les Feuilles Mortes’ (1945) (Kosma) ile sona eren gece. Ekrem; “Ölüyorum yorgunluktan.” Filiz; “Ben de saadetten sevgilim.” Ekrem; “Eğer insanın saadetten ölmesi kabil olsaydı seni tanıdıktan sonra benim hiç yaşamamam gerekirdi.” (Yazan: Murat Çelenligil)



benimsinema

12 Aralık 2014 12:23

üzüldüm ajdanin adina, göz göre göre kaptirdi sevgilisini... kötü rolde diyemem ajda icin, yasadigi hayat kolay degil, kimin basina gelse daha beterini yapardi belkide... edizle filize gelince cok yakistirdigim bir cift onlarada bisey diyemiyorum... filmde sarkilari ajda kendi sesiyle seslendirmistir yabanci türkce... bi özelligide yurduer dogulunun müzik yönetmeni olmasi

Cevap Yaz

performer

24 Ağustos 2014 21:47

ilk yarım saate baktım pek hoşuma gitmedi. tamamını izlersemde pek düşüncemin değişeceğini sanmıyorum.

Cevap Yaz

yedikule_zindanı

2 Nisan 2010 19:36

Filmde Ajda Pekkan "Satılık Aşk" şarkısını söylüyor..Ajda şarkı evveli ve sonrasında duygusal cümleler ediyor Ediz ve Filiz'e pavyonda..

Cevap Yaz

Murat Çelenligil

29 Aralık 2008 14:17

“Tamamıyla (o ‘tamamiyle’ diyor) ticari bir iş olacak bu evlenme. Ne olur, ne olur beni anlamaya çalış. Bütün bunları hep ilerdeki saadetimiz uğruna kabul ettiğimi anlamaya çalış.”… Adı önce ‘Satılık Aşk’ olarak düşünülen filmde Ekrem, Filiz’le yapacağı evlilik için kaç yıllık sevgilisi Leyla’yı böyle sakinleştirmeye çalışıyor. Acaba Hulusi Bey’in bir oğlu olsaydı ve aynı öneri Leyla’ya gelseydi kahramanımızın tepkisi nasıl olurdu? Ama her şeyin çıkar üzerine kurulduğu bir dünyada tutulmayan sözlerin, kırılan kalplerin ne önemi var?.. Tanıtım yazısında Özdemir Arıtan’ın ve Yorgo İstavridis’i soyadları ‘Arıkan’ ve ‘İstavradis’ olarak yazılmış… Leyla ‘Autumn Leaves’i (1947) (Kosma) Türkçe sözlerle söylüyor; “Sonbaharda aşkı tattım//Gözlerine beste yaptım.” Sonlara doğru söylediği ‘Ho Capito Che Ti Amo’ da (1964) (Luigi Tenco) çok güzeldi. Sevdiğini yoksulluk nedeniyle kaybetmek onu çok üzmüş. ‘Fakirliğini’ 7, ‘satın alınan koca’yı 12 kez dile getiriyor. Ekrem de yoksul. Leyla ile bunca senedir evlenememelerinin nedeni bu. Ama o fakirlikte [Ediz Hun’a ait ve ‘Hicran Gecesi’ (1968), ‘Son Mektup’ (1969) gibi onlarca filmden anımsadığımız] ‘34 EH 029’ plakalı son model Chevrolet/Corvair arabayı kullanıyordu. Filmin en çok (6) sigara içen kişisi. Leyla (2), Hulusi Bey ve amcanın (birer) toplamı ona yetişemiyor. Evlendikleri gece bile yatakta ortalığı dumana boğuyor... Karısını ve eski sevgilisini tokatladığı sahneler çok rahatsız edici… Film, 60’ların toplumcu ortamına ilgisiz kalamamış; Hulusi Bey, kızı ve damadına para yağdırıyor. Yazlık-kışlık evler, mobilyalar, kürk, üstü açık araba, Avrupa-Amerika gezileri. Ama şunları söylemek gereğini duyar; “Fakir fukaraya elden geldiği kadar yardım ediyorum. Gerisini de mezara götürecek değilim ya.”... Bizi çok seven ve bu nedenle arada bir ‘ambargo’ uygulayan ‘müttefikimiz’e karşı ezikliğimiz filmde çok belirgin. Filiz’in (adı söylenmeyen) amcası profesör ve kalp mütehassısı. Yeğeninin hastalığı için ‘mitral kalp kapakları felci’ diyor. ‘Tedavisi imkânsız’ ve ‘azami ömrü bir sene’ymiş. (Genç kızın Çocuk Cerrahisi Ortopedi ve Travmatoloji bölümünde tedavi ediliyor olması da ilginç.) Ama Amerikalı Profesör Higgins ‘imkânsızı’ gerçekleştirip onu yaşatır. Ameliyat sırasında amcanın yaptığı tek şey hemşireye korku dolu gözlerle bakmak… Gençleri balayına götüren ve Amerikalı doktoru getiren uçak aynı; Pan Am N 763. Uçuş sırasında yolculara, ‘tek ihtiyaçları’ olan Coca Cola veriliyor… Hoş bir rastlantı çekimler sırasında (Mayıs) Yedikule Ermeni Hastanesi’nin Tarabya Oteli’ndeki piyangosunda Filiz Akın’ın biletine ‘elbise askısı’ değil Avrupa seyahati çıkmış… Filmin iki kahramanı, senaryo gereği Ekrem için saç saça baş başa dövüşüyorlar. Yönetmen “Şimdi anladım ki kadına kavga yakışmıyor” diyerek bu sahneyi çıkarmış. Oysa o saçlar, tanıtımda adı ve adresi yazılı Kuaför Münir tarafından yapılmıştı… Yurdaer Doğulu bize müzik ziyafeti çekiyor. ‘Autumn Leaves’ 12; ‘Charade Main Title’ ve ‘Bye Bye Charlie’ (1963) (Mancini) 8’er; ‘Bateau Mouche’ (1963) (Mancini) 4; ‘Yesterday’ ve ’Girl’ (1965) (Lennon / McCartney) 2’şer; ‘Summertime’ (1935) (Gershwin), ‘Greensleeves’, ‘Bistro’ ve ‘The Happy Carousel’ (1963) (Mancini), ‘Bésame Mucho’ (1940) (Velázquez) birer kez kullanılmış. Bir sahnede Rıza Silahlıpoda, Alpay’ın ‘Estrella del Mar’ını söylüyor… ‘Seven Ne Yapmaz’da (1970) rastlayacağımız ‘sözcük tekrarları’ burada da var. Belki ortamı daha iyi yansıtsın diye ‘hiç ama hiç’, ‘yalan mı konuş yalan mı’, ‘utanıyorum çok utanıyorum’, ‘zengin ama çok zengin’ gibi 23 cümle var… ‘Zehirli Hayat’ın (1967) simitçisi Ahmet Yıldırım uçakta, yoğurtçusu Ömer Sağlam ve Silvana Panpani ise nikâhta karşımıza çıkıyor… Ekrem’i ve Amerikalı profesörü Toron Karacaoğlu; Leyla’yı Nevin Akkaya; Hulusi’yi Kemal Ergüvenç; Amcayı Rıza Tüzün; Dadı’yı Nezihe Becerikli seslendirmiş... Ekrem, Hulusi Bey’le konuşuyor; “Adi bir kumardı bizim oynadığımız. Kazandığımı zannettiğim anda onu sevdiğimi anladım. Her şeyi kaybettim. Ben onun temiz sevgisine layık değilim.”                 

 

Cevap Yaz

Gül Tuna

11 Mart 2008 20:39

filiz akin ve ediz hunu alisik olmadigimiz rollerde izleyecegimiz bir film özellikle ediz hun filmin basinda filiz akinla parasi icin evlenmesi ve onu aldatmasi ile dikkat cekiyor fakat filmin sonunda karisina asik oluyor ve hatasini anlayip kendini affetiriyor

Cevap Yaz

nedim yıldız

2 Kasım 2007 11:31

istemediği halde zorla evlendiği hasta karısına aşık olan genç bir adamın öyküsü.ajda pekkanda sevdiğini kaybeden aşık rölünde oldukça başarılı.

Cevap Yaz

maximize

8 Kasım 2005 16:23

ajda pekkan bir bankada çalışan ve ediz hun'la evlenme planları yapan bir genç kızdır.ancak ediz hun'un çalıştığı yerin sahibi olan hulusi kentmen'in kızı filiz akın günleri sayılı bir hastadır ve hulusi kentmen para karşılığında ediz hun'un filiz akın'la evlenmesini sağlar.ilk günler ediz hun için sıkıcı ve zorunlu olan bu evlilik daha sonra aşka dönüşür.filiz akın'ın da bu aşkla ve gördüğü tedaviyle sağlığı düzelir.olan ajda pekkan'a olur.sevgilisinin dönmesini ve filiz akın'ın ölümünü bekleyen ajda pekkan sahte intihar numarasıyla işini de kaybeder.şarkıcı olarak çalışmaya başlar.onları ayırma çabaları boşa gider.aslında bu tür filmlerde kötü kadın gibi gösterilen kadının hiçbir suçu yoktur ama nedense seyirci herşeyi elinden alınan bu kadınları pek tasvip etmez.ajda pekkan da böyle bir rolde ve haklı olarak isyan ediyor ve sık sık filmde 'nedir benim suçum fakir olmak mı?'sorusunu soruyor ve özünde iyi bir insanken ve seven bir kadınken sevdiği elinden alınınca canı yanan bir kedi gibi tırnaklarını gösteriyor.filiz akın'a düşen rol hastalığını öğrendikten sonra kısa süren bir dehşet hissi yaşasa da çocuksu ve şımarıkça sevinmek oluyor. filmde ajda pekkan'ın şarkı söylediği sahnelerde görünen rıza silahlıpoda ve yurdaer doğulu hoş bir nostalji... tabi bir de ediz hun ve filiz akın dansederken çalan zamanın moda günümüzün klasik yabancı şarkıları.ediz hun aslında sadece hislerinin peşinde giden,genç,masum delikanlı;filiz akın herşeyden habersiz hayalperest kız;ajda pekkan tutkulu,vazgeçmeyen aşık rolünde başarılılar.hulusi kentmen zaten merhametli ve sevgi dolu baba rolleri için biçilmiş kaftan.filmde aslında kızılacak hiçbir karakter yok ama mağdur olan tek kişi belki de en masum olan ajda pekkan.

Cevap Yaz
Yandex.Metrica