Utanç Kapıları

7,87

( 2 kişi yorum yaptı )

Utanç Kapıları

Sinema Filmi

1967

‘Hicaz Makamında Ut Taksimi’.
Gövdesine tebeşirle ‘ARZUHALCİ’ yazılı asırlık çınar ağacının altında Kerem Baba ve 35 model Royal daktilo.
Abdurrahman Palay’ın sesinden Osman Atillâ’nın şiiri (1950) (‘Sabahleyin’-Güney Basımevi); “Arzuhalci, aziz komşum.//Boş mu daktilonda kâğıt?//Yaz derdimi, kar farsa (aslı ‘harf harf dağıt’)//Baksana ne hal olmuşum!”
Kalan kısmını (filme yok) ‘Ajans Türk’ün, Şiirli ve Saatli Takvimi’nin 15 Mart 1967 Çarşamba günkü 147-148. sayfalarından okuyalım; “Şunun derdi, bunun derdi,//Sabahtan akşama kadar.//Cümlesi kaç para verdi,//Elinde-avucunda ne var?//**//Seni yazalım ilk önce.//Daha şerit eskimeden.//Sonra, seninki bitince.//Ağır ağır söylerim ben://**//Senin gözlerinde dilim,//Bir şeyler sorarsan şayet//Pul istemez arzuhalim.//Pula, imzaya ne hacet!//**/ /Yazık olmaz mı kâğıda?//Kâğıtlara sığmaz derdim.//Ben, her iki dünyada da,//Arzuhalcilik isterdim.”

Anadolu’da (adı söylenmeyen) bir kasaba. Öykü Sevim’in liseyi bitirmesiyle başlıyor. [Hülya Koçyiğit, üzerindeki trençkotu ‘Kardeş Kavgası’ (1967) ve ‘Seni Affedemem’ (1967) filmlerinde de kullanacaktır. Ayrıca ‘Son Hatıra’daki (1968) Nilüfer Koçyiğit’e ödünç vermiş]. Ailede bir sevinç, bir sevinç. Anne Nedret Güvenç “Fedakârlıklarımıza layık olduğunu gösterdin evladım” diyor. Arzuhalci baba ‘mezuniyet hediyesi’ olarak bir kol saati almış. Hem de altın kaplama.
“Penceresi alacakaranlık,//Penceresi yeşil yeşil alev//Bacasındaki dumanlar ılık.//Kapısını güneşler açan ev!” (Osman Atillâ). Yuvalarında bayram telaşı var. Anne temizlik yapacakmış. Perdeyi hafifçe aralayıp bir gençle işaretleşen kızı ise bambaşka duygular içinde.
“Gülüşüyle çalar gönlümü//Sevgisi içimde açılmaz gömü.” (Osman Atillâ). Yakışıklı Zeki ile ilk aşkını yaşıyor. Delikanlı ‘dışarlıklı’ ve ağzı iyi laf yapan biri. İstanbul’dan gelişi kısa bir süreliğine. “Sanki beni buraya babam ticaret için değil seni bulmak için göndermiş” diyordu. Bunun nasıl bir ‘ticaret’ olduğunu kısa bir süre sonra anlayacağız!
‘Sevdim Seni Ey İşve-Bâz’ (Tambûri Cemil Bey). Ağaçlık bir dere kenarında buluşmuş, koşup oynuyorlar. [Hülya Koçyiğit’in bu sahnedeki bluzunu ‘Kardeş Kavgası’ndan (1967) anımsıyoruz.] Delikanlı susmak bilmiyor. “Sensiz hayatımın bomboş olduğunu nasıl anlatabilsem sana... Dünyada yalnız sen, yalnız sen varsın. Senden başka hiçbir şey görmeyen gözlerim aradığını buldu.” Daha neler neler. Sanki genç kız bunu kendi başına yapamazmış gibi avucundan su içiriyor. Şiir bile yazmış; “Sen bahar kadar temiz//Sen sular kadar duru//Sen gönlümü sulayan//Bahtımın ilk yağmuru.//**//İster bir yaprak gibi//Üstüne bas, ez yürü//İster emret kalbimi//Ellerimle yolayım.”
Bir ara sustalısını uzatır; “Al oy, oy kalbimi. O senin.” Genç kız şimdi “Ben de seninim” karşılığını veriyor ama acı dolu yıllar sonra “Vur göğsüme diye bıçağını uzattığın gün o hissiz kalbini oymalıymışım” diyecektir.
Birbirlerinin oldukları dere kenarında şaşırtıcı bir şey öğreniyoruz. Delikanlı “Bu gece kaçacağız. Seni kuş sütüyle besleyeceğim. Mesut edeceğim” diyor. Bunların ancak ‘kaçmak’ kısmını yerine getirecektir. ‘Kuş sütü’ ve ‘mesut etmek’ unutulup gider.
‘The V.I.P.s’deki (1963) ‘Conflict’ (Miklós Rózsa). Anne babası uykudayken evden kaçış bu heyecanlı melodi ile. Elinde taşıdığı pabuçlarından birini düşürünce çok korkuyor. Sonraları ‘keşke uyansalardı’ diye düşünmüştür herhalde.
“Akı dirhem dirhem satarlar, karayı kürek kürek atarlar.” Olay duyulunca mahallede nelerin konuşulduğu filmde yok.
‘The Night of the Generals’daki (1967) “Exit Maxim’s” (Maurice Jarre). Hilton’a gelmişler. İstanbul’un ‘en muhteşem’ oteliymiş. Oysa o küçük kasabadaki ahşap ev çok daha güzeldi. Delikanlı ‘bir saat sonra döneceğini’ söyleyerek gider.
‘The Night of the Generals’daki (1967) ‘Love Theme’ (Maurice Jarre). Bir müddet sonra gelen Mürvet Sim, Zeki’nin annesiymiş. Sahte bir gülüşle ve “Kızım, gelinim benim” diye pohpohlayarak evlerine götürür Sevim’i. Baba Haydar Karaer de ‘muratlarına erdikleri için’ şükürler ediyor yalancıktan.
Zeki’nin buradaki adı ‘Atmaca’. O gece bir misafirleri vardı. Süleyman Bey nezaketten kırılmak üzere ama gözleri Sevim’in bacaklarında; “Bravo! Maşallah, maşallah.”
‘The Night of the Generals‘daki (1967) ‘In the Museum’ (Maurice Jarre). Birkaç saat geçmeden ‘ilaçlı çay’ içirdikleri genç kızı konuklarına ‘sunmuşlardı’ bile. Meğer Haydar Karaer (ne yaptığı söylenmeyen) bir kaçakçılık çetesinin reisi, Mürvet Sim de randevuevi patroniçesiymiş. Zeki’nin görevi ise ‘köylerde, kasabalarda bulduğu körpecikleri pazarlanmak üzere İstanbul’a getirmek’. Kahramanımız kendisine geldiğinde ‘mahvolduğunu anlayıp’ oradan kaçar.
‘Şehnaz Longa’ (Santuri Ethem Efendi). O gün kurban bayramı başlamış. Herkes bu mutluluğu yaşarken neredeyse Sevim de ‘kurban’ olacaktı. Köprüden tren yoluna atlamaya kalkıyor. Son anda Zehra adında bir bohçacı yetişir; “Gençlikte meşakkatler yaz yağmuruna benzer. Terazi var tartı var, her şeyin bir vakti var.” Candan ve ‘ana şefkatinden farksız alakası’ ile öylesine sevecen ki. ‘Yaşamak dururken’ intihar da ne. (Osman Atillâ, ‘Hürriyet’ adlı şiirinde “Ölmek elin olsun, hayat benimdir” demişti. Ölüm, elin bile olmasın).
“Dünyada yalnızlık varsa, benimki//Yalnızlıkların en çaresizidir.” Kendisine ‘Altın Diş Zehra’ derlermiş. Genç kızı evine davet eder. “Kabul edersen fakirhanemde fazla bir yatak var.” ‘Yatak’ sözcüğünün, Sevim’e, bir gece öncesini çağrıştırdığını anlayınca durumu toparlamaya çalışıyor; “Ama benim teklif ettiğim yatak hakikaten tek kişiliktir.”
Sonraki birkaç dakika filmin en güzel kısmı. ‘Ahir ömründe bir can yoldaşı bulduğu için’ sevinçliydi. Aslında birbirlerine tam zamanında rastlamışlar. Yaşlı kadın hep halsiz, hep yorgun. Hali hiç iyi değil. “Hastanın bir adı da misafirdir” deyip duruyor. Tek arzusu Sevim’i ‘elleriyle anasına babasına götürüp teslim etmekti’. Kısmet değilmiş.
‘Gözlerinin İçine Başka Hayal Girmesin’ (Zeki Müren / Sabih Gözen). Genç kız da iki elinde iki kova, evlere su taşıyarak kazandığı 3-5 kuruşla yardımcı olmaya çalışıyor.
Bu arada doktora gidip gelmesinden hamile olduğu anlaşılır. Bunların birinde kendisini gören Mürvet Sim hemen durumu ‘Atmaca’ya yetiştirir.
Zehra’nın yoksul mahallesinde portakal satan iki seyyar satıcı ile karşılaşıyoruz. Ak ve kara gibiler. Murat ne denli iyiyse Hasan öylesine kötü.
Kumardan başka bir şey yaptığı yok. “Hacı işi hoca işi//İstanbul’da tüccar işi//Vay anam vay//Hasan almaz basan alır//Bul karayı al parayı.” Sevim’in güzelliğine tutulmuş, ‘yumurta’ manisiyle sataşmadan duramıyor; “Fil fillice fili yok//İp takacak yeri yok.” Bu yetmeyince; “Al ile ak//Dön dön bak.”
Sonunda “Senin yüzünden ele güne bakamaz oldum. Anam hastaymış zaten. Gidiyorum. İşin de ortaklığın da başında paralansın” diyen ortağından iyi bir dayak yiyor. Murat’ı yıllar sonra tekrar göreceğiz.
Delikanlı, ‘Altın Diş’in hastalığı için “Sahipsizlerin sahibi Allah’tır. Şifasını verir” demişti. Ama bu kez değil.
‘Saba Makamında Ney Taksimi’. Yaşlı kadın artık yataktan çıkamaz olmuş.
Sevim; “Bak sana nane kaynattım. Hadi sıcak sıcak iç. Göğsünü yumuşatır. Yumuşacık yapar.”
Zehra; “Nane kokusu ana kokusu. Aptala malum olur kızım. Gözüm toprağa bakıyor.”
Geçirdiği son krizde ‘bir güvercin’den bahsetmişti. “Müjde var, müjde” diyerek ölür.
Sonrasında olanlar ise pek müjdeli değil.
‘The V.I.P.s’deki (1963) ‘Mood for Truth’ (Miklós Rózsa). Daha bu olayın şokunu atlatamadan Zeki odaya dalıp Sevim’i kaçırıyor. Bir eve kapatır. Hakkı Haktan da yatakta hazır bekliyordu.
‘The V.I.P.s’deki (1963) ‘Prelude’ (Miklós Rózsa). “Yapmayın. Elinizi vicdanınıza koyun” şeklindeki yalvarışa, o çok bilinen “Vicdan mı? Vicdan, Yüksek Kaldırım’da” yanıtını veriyor. Üstelik ‘inatçı karılara da bayılırmış’. Kahramanımız orada bulduğu tabancayla 3 el ateş eder. Katil olduğunu sanıyor. Filmin sonunda bu tantananın sırf Sevim’i ellerinde tutmak için bir numara olduğunu anlayacağız. Meğer silaha ‘yalancı mermi’ koymuşlar.
“Ey İnsan! Şahlanmış at olsun altında zaman.” (Osman Atillâ). Yıllar sonra Anadolu’daki o kasabaya bir mektup gelir. “Sevim’den, kayıplara karışan kızımızdan“ diyor Kerem Baba.
‘Geçmesin Günümüz Sevgilim Yasla’ (Alâeddin Yavaşça / Şerâfettin Aydınlık). Sevinçle eve koşarken pabucu ayağından fırlamıştı.
‘Hüseyni Makamında Taksim’; “Sevgili anneciğim ve babacığım. Nasıl anlatsam size, nasıl başlasam. Baba ocağı, ana kucağı hasreti bana 6 yıldır ilk defa yazabilmek cesaretini verdi. Fotoğraftaki torununuz Oya’yı bağrıma basıp basıp ağlıyorum. İlk fırsatta sizi buraya aldıracağım. İşimiz çok iyi. Gelmeyi de isterdim. Bir türlü, bir türlü fırsat bulamadım. Hem gelmeye yüzüm mü var ki.”
‘Ey Güzel İstanbul Benim Sevgili Yârim’ (Kadri Şençalar / Vecdi Bingöl). Kerem Baba kızını bulmak üzere yola çıkar. Kamil Koç otobüsünde yan koltukta, tanıdığımız biri, Murat vardı. Annesi rahmetli olunca ‘artık memlekette durması için sebep kalmamış’.
Yaşlı adama Tarlabaşı’ndaki adresi bulmasında yardımcı olur. Yorgun argın geldikleri yer bir randevuevi. [Hülya Koçyiğit ve bu sahnedeki sabahlığını ‘Kaderde Birleşenler’den (1967) anımsıyoruz]. Kızıyla torununu hemen götürmek niyetindeydi. Bu sırada Zeki filmin en hoş sözlerini söylüyor; “İyi ama baba, bizim nikâh kâğıtları askıda. Şimdi imkân bulabildim.” 7-8 yıldır ‘ancak imkân bulabilmiş’. Sonradan bu da yalan çıkar.
Delikanlıdan nefret etmemiz için her şey var senaryoda. Kayınpederi ile beraber ailece çay içtikleri Aşiyan Gazinosu’nda bile Sevim’i Abdullah adlı birine pazarlıyordu.
Bu sırada çete ile arası bozulur. Ne olduğu anlaşılmaz bir şekilde bir kovandaki film şeridi ile ‘Bay Patron’ dediği Haydar Karaer’e şantaj yapmaya kalkıyor. Bu hatasını hayatı ile öder.
Büyük bir tesadüfle Hasan da çete elemanı.
Tam her şey düzelecek diye beklerken ortalık iyice karışır. Sevim ve Oya kaybolmuş. Ne olduysa artık, Kerem Baba da, hamal olarak çalışıyor. Murat’la bir parça zeytin ekmeği bölüşüyorlar.
‘Ut ve Keman ile Hicaz Makamında Taksim’. Aylar sonra bir yığın öteberiyi sırtındaki küfeyle taşırken görüyoruz. Mahmure Handan’ın peşinden oflaya puflaya yürüyor. Eve geldiklerinde gördüğüne inanamaz. Torunu orada taşları siliyordu. Yalvar yakar kadından kızının adresini alır.
Tahmin edileceği gibi burası, yine, bir randevuevi.
‘Izdırapla İnledim’ (1967) (Osman Bayşu). Yıldız Tezcan’ın plağı eşliğinde bir genç kız, oralara nasıl düştüğünü anlatıyor. Kerem Baba ve Murat’ın gelişi ile çıkan kavgada Hasan yine iyi bir dayak yer. Tam belli değil ama galiba kendi bıçağının üstüne düşerek can verir. Kerem Baba omzundan yaralanmış.
‘Sokak Kızı’. Hastane çıkışında bindikleri taksinin şoförü Hakkı Haktan kahramanımıza oynanan oyunu anlatıyor. ‘Af dilemek için her yerde aramış ama bulamamış’. El öpmelere kalkar. Yaşlı adamın dediği gibi; “Geçmişi çoktan unuttuk evlat.”
Oya; “Bizi görünce ninem sevinir, değil mi dede?”
Kerem; “Torununu, damadını ve kızını görünce nasıl sevinmez.”
[Ufuk Enünlü, bu sahnedeki paltosunu ‘Mazideki Yıllarım (Yaralı Kuş)’ (1967) filminde de giymişti].

‘Rast Makamında Ut Taksimi’.
Elde bohça, hamamdan dönüş.
Zehra; “Ah, hamamda fazla kaldık. Sıcak bana hiç yaramaz.”
Sevim; “Bizim memlekette daha fazla ısıtırlar.”
Zehra; “Elbette kızım! Orada odun parayla değil. Burası İstanbul.”
Bir genç, Sevim’e çarpar.
Zehra; “Oha! Şu top sahası kadar yerde geçecek geçit bulamadın mı?”
Delikanlı; “Ablacığım uçaklar bile çarpışıyor. Kusura bakma.”
Zehra; “Kusura anan baksın.”
Bir çocuk sesleniyor.
Çocuk; “Zehra Abla, annem seni soruyordu.”
Zehra; “Anan ne yapsın beni. Baban sormuş olmasın?”
Filmin sürprizi Fikri Çöze laf atıyor.
Fikri Çöze; “Hiç değişmemişsin Zehra. Her dem tazesin.”
Zehra; “Suratın hoşaflık erik kurusuna dönmüş. Gözün hâlâ çöplükte.”
Sırada dişsiz Emine var.
Emine; “Oo, Zehracığım! Bohçan da ne güzelmiş. Ne antikalar varmış sende.”
Zehra; “Kiminin parası gizli, kiminin yarası. Senin gibi komşuların da nice yüz karası gizli.”
Eve geldiklerinde “Halının tozu delinin sözü bitmez. Benim de hayatım işte böyle kızım” diyor.
Yeşilçam, Nisa Serezli’de ‘Dirty Sally’ tiplemesini Hollywood’dan çok daha önce bulmuş.
(Yazan: Murat Çelenligil)

Ekip

Kurgu İsak Dilmen (Kurgu)
Yapım Ekibi Erol Kesler (Set Amiri)
Yönetmen Ekibi Tansu Uçak (Reji Ekibi)
Kamera Ekibi Nihat Çifteoğlu (Kamera Asistanı)
Post-Prodüksiyon Ender Teker (Negatif Kurgu)
Refik Onubil (Jenerik Tasarım)
İbrahim Üstüner (Laboratuar)
Hüseyin İnci (Laboratuar)
Şeref Mehtap (Kopya Baskı)
Fehmi Acar (Kopya Baskı)
Işık Ekibi Ünal Boyacı (Işık Şefi)
Ses Ekibi Necip Sarıcıoğlu (Ses Mühendisi)
Mustafa Kent (Senkron)
Celal Köse (Senkron)

Firmalar

Dede Film (Yapım)
Lale Film (Film Hazırlık)

Son Yorumlar (2)

benimsinema avatar benimsinema 24 Ocak 2013 11:06:40

6

okadar begendigimi malesef diyemiyecegim...mürevet sim bu sefer kötü rolde...sevdigi adam ugruna randevu evlerine düsürülen bir kizin hikayesi... fakat evladi ne olursa olsun, evladi icin savasn bir babanin dramini anlatiyor...hikaye güzel ama görünt ü pek hosuma gitmedi.

Metin Ergül avatar Metin Ergül 10 Eylül 2008 17:29:09

Bu filmin bende 16mm sinema kopyası mevcut.

Yandex.Metrica