Yeni Site Hakkındaki Yorumlarınızı
Bize Bildirin!

Siyah Gelinlik

Siyah Gelinlik

8,40

(27 kişi yorum yaptı)

2012-07-31 16:31:59 1 Nisan 1974 1 Saat 21 Dk Duygusal Dram Duygusal, Dram

Yönetmen: Orhan Elmas Orhan Elmas

Ülke: türkiye

Oyuncular: Merih Deniz, Nermin Denizci, Tevfik Şen, Hikmet Gül, Osman Han, İlknur Taçbaş, Ali Demir, Muzaffer Yenen, Haluk Orçun, Kubilay Hakan Devamını Gör...

Konusu : Paul Mauriat’nın ‘Last Summer Day’ albümündeki (1972) “I Don’t Know How To Love Him” (1970/71) (Andrew Lloyd Weber / Tim Rice). Şömine aydınlığında dans ediyorlar. Hakan; “Beyaz bir laleye benziyorsun. Neden seni daha önce görmedim hiç?” Pınar; “Babam ‘insan görmek istediği yere bakar’ derdi.” Hakan; “Daha önce karşıma çıksan muhakkak seni görmek ister, sana bakardım.” Eskiden aynı pansiyonda kaldıklarını unutmuş! ‘Letter From An Unknown Woman’ın (1948) Yeşilçam uyarlaması. Jenerikte Esin Engin’in söylediği ‘Bana Ellerini Ver’ (1972). Çapkın Bahriyeli Hakan Ünsal ile milyoner kızı Selma Sayan evlenecekler. Genç kız, babası Feridun Çölgeçen’i ikna etmek için ‘intihara bile kalkışmış’. Güç bela razı olan iş adamının bir şartı var. Nikâhtan sonra ‘kaptanlığı bıraktığını ilan edecek’. Fabrikasında genel müdür olacak. Delikanlı “Ben mi bırakacağım kaptanlığı? İmkânsız bu. Ben mesleğimi bırakamam. Denizlerden vazgeçemem” diye kesin konuşmasına karşın hemen sonraki sahnede Mendelssohn’un ‘Düğün Marşı’ ile merdivenden iniyorlardı! İmzalar atılırken polisin getirdiği bir çocuk törenin iptal edilmesine neden olur. “Baba, babacığım.” Hakan, boynuna atılan ufaklığı tanımıyor. Feridun Çölgeçen, zaten hoşnut değildi, durumdan yararlanarak kızını uzaklaştırıyor; “Söylemiştim sana ‘bu herifin her limanda 5 karısı vardır’ diye.” Kahramanımıza da hakaretleri yenir yutulur şeyler değil; “Seni liman zamparası seni. Alçak, kepaze, utanmaz herif.” Üstelik bir de tokat! Anlaşıldığı kadarıyla bu evlilik gerçekleşse bile yürümeyecekmiş! Çocuk Esirgeme Kurumu, Kasımpaşa Yatılı Yuvası’ndayız. Hakan, çocuğu kaçtığı yere getirmiş, demediğini bırakmıyor. “Hoşlandığım güzel bir kadın, genel müdürlükler, sonsuz bir servet, hepsi bunun yüzünden uçup gitti.” (Oysa daha iki sahne önce bunlar için mesleğini bırakmayacağını söylüyordu!). Müdürün anlattığına göre bebekken bakımevinin önüne bırakılmış. Üzerinde de ‘Babasının adı Hakan Ünsal’ yazılı bir kâğıt. Şaşırtıcı ama yavrucağın adı da ‘Hakan’! Kısa bir duraklamanın ardından çocuğa ‘denizi, bembeyaz gemileri, martı çığlıklarını’ sevip sevmediğini soruyor kahramanımız. Bayılırmış! Gerekli işlemleri yaptırıp yanına alır. Küçük arkadaşına denizci elbisesi almış. Akşam yemeği yiyorlar. O gün, filmde sıkça karşılaşacağımız şekilde, Hakan’ın doğum günü. Her yıl olduğu gibi ‘meçhul âşıktan beyaz lale gelmiş’. Bu defa bir de mektup var. “Beni hiç tanımayan sevgilime. Bütün gücümü toplayıp sana... İlk ve son defa olarak yazıyorum. Hastalığım iyiye dönerse bu mektubu göndermeyeceğim sana. Ama mektubum eline geçerse bil ki artık son uykuma dalmışım.” Adı Pınar. Babasını bir deniz kazasında kaybedince Margarit’in pansiyonuna sığınmışlar. Filmdeki adını öğrenemeyeceğimiz anne Gülistan Güzey’in 30 model Singer dikiş makinesi ile diktiklerini bir mağazaya götürmek, yemek ve çamaşır. Tüm yaşamı bu. “Bir gün gelecek, çalışamayacağım. O zaman…” diye yakınan annesine “Hele bir okulum bitsin o zaman ben bakarım sana. Kimseye muhtaç olmayız” demişti. Demek okuyor da. Ancak sonra bu konunun ne olduğu belli değil. Filmdeki pek çok kişi gibi ‘dalgaların sesini, kıyıya çekilmiş motorların arasında dolaşmayı, denizin kokusunu’ seviyor. ‘Bir de sevgilisi olsa’ mutluluğu tam olacak. Bir gece, Osman Han ve arkadaşlarının sataşmasından Hakan’ın yardımı ile kurtulur. Delikanlı “Tertemiz bir çiçeğe benziyorsun. Beyaz bir laleye. Dikkat et, bir daha bu saatlere kadar sokakta kalma” demişti. İçinden bir ses haykırıyor; “İşte O! İşte beklediğim erkek.” Büyük bir rastlantı ile ‘Hayalindeki Adam’ aynı pansiyona kiracı olarak geliyor. ‘Talih artık genç kıza da güldü’ diye düşünüyorduk ama Hakan, O’nu anımsamadığı gibi daha o gece ‘eve kadın getiriyor’! Üstelik aynı “Tertemiz bir çiçeğe benziyorsun. Beyaz bir laleye” iltifatları ile. Pınar’ın gözünde bir damla yaş. O günlerde Margarit “Sizin bir erkeğe ihtiyacınız var. Sizi bu pansiyon köşelerinden kurtaracak bir erkeğe” diye nabız yokluyordu. Ankaralı hacıağa Tahir Efendi, Gülistan Güzey’e talipmiş. Genç kız “Babamın yerini kimse alamaz” diye yırtınsa da annesi razı gibi. Olaylar çabuk gelişir. Evlilik, trenle Ankara’ya gidiş hatta Pınar’a, başka bir hacıağanın, İhsan Yüce’nin görücüye gelişi. İtiraz edince üvey babası tarafından tokatlanıp evden kovulur. ‘Kararını vermiş olarak’ Hakan’a, Margarit’in pansiyonuna döner. “Evlenecektik. Rıhtımda yolunu bekleyen karın olacaktım. Sana, senden güzel çocuklar doğuracaktım.” Ümitleri boşa çıkar. Sevdiği oradan gideli çok olmuş. Delikanlının boş olan odası yeni evi. Annesinin diktiklerini götürdüğü mağazada iş bulur. Günler böyle geçiyor. 6 ay sonra ‘Ölüme Köprü’nün (1972) oynadığı sinemada Hakan ile karşılaşır. Delikanlı, yine, ‘Beyaz Lale’yi hatırlamıyor. Beraber olurlar. ‘Rüya gibi, hayal gibi geçen o gecenin ardından’ yeni bir sefere gider. ‘Bir ay içinde döneceğini’ söylemişti. Ancak ‘aylar birbirini kovaladığı halde’ değil kendisi bir mektubu bile gelmez. “Ben gene, bütün genç kızlığımda olduğu gibi seni bekleyerek yaşıyordum. Senin kutsal emanetini taşıyordum karnımda.” Doktor Orhan Elmas “Kandaki şeker öylesine fazla ki çocuğu doğurursan birkaç yıl ancak yaşarsın” diye uyarmıştı. Fakat Pınar kararlı. Sezaryenle amacına ulaşır. “Artık güçlüydüm. Çünkü yanımda aslan gibi bir erkek, bir Hakan vardı. Evet, beni hiç tanımayan sevgilim. Hastanedeyken işini kaybetmiş bir annenin gidebileceği tek yere talebelerin, otomobil kaynakçılarının ve bir zamanlar senin kaldığın yere, Margarit’in pansiyonuna dönüyordum.” Burada en büyük yardımcısı Selçuk. “Dostluk akardı gözlerinden. Kaynakçıydı. Alt katta oturuyor, her fırsatta bana yardım için çırpınıyordu.” İşsiz ve hasta kahramanımıza kol kanat gerer. Ancak Doktor Ali Demir’in dediğine göre ‘zafiyet geçiren bebeğin temiz hava ve iyi gıdaya ihtiyacı varmış’. Nice zaman sonra Hakan geri gelir. ‘Beyaz Lale’sini aramaz bile. Unutmuş! Pınar, Selçuk’un önerisi ile kararını veriyor. ‘Saba Makamında Ney Taksimi’ ve Sultanahmet Camisi. “Allahım, günahlarımı affet demiyorum. Çünkü günahım yok… Ama şimdi günah işleyeceğim. Yavrumu O’nun kapısına götüreceğim. Kendi kaderime bile ağlayacak gücüm yok.” Fakat bırakamaz. Margarit ve Selçuk’un isteği ile bebeği bakımevine vermek zorunda kalıyor. ‘Dört yıl, dört uzun yıl’ sonra. Selçuk ile İzmir’e gitmeden, oğluna babasının resmini ve adresini verir. Son hediyesi olan ‘lale ve mektubu’ Selçuk, Hakan’ın kapısına bırakıyor. Gerçi çileli kahramanımızın yazdıklarını ölümünden sonra vermesi gerekiyordu ama Onları birleştirmek ister. İki Hakan’ı İzmir’e götürür. Pınar sevdiklerine kavuşmuş. Tek sorun kalbindeki küçük delik. Ameliyat sonrası sağlığı iyiye gidiyordu. Hakan için artık ‘sefer yok, gemi yok, deniz yok’. Sadece Pınar varmış. Ve oğlu. Nedense İstanbul’a, beraber değil de, yalnız gidip ‘nikâh için hazırlık yapmak’ ister. 10 gün sonra gelen gemide oğlu, Selçuk ve Pınar var. Ancak sevdiği kadın ‘duvaklı bir tabutun içindeydi’. Birden bire bir kuş gibi çırpınırken ‘iç kanama’ geçirmiş. “Senin yanına gelmek için ağlıyordu. Getirdim işte” diyor Selçuk. ‘State Of Siege’deki (1972) ‘Paola, 11099’ (Mikis Theodorakis). Pınar; “Acaba bir gün oğlumu görebilecek miyim?” Selçuk; “Tabii, yataktan kalkar kalkmaz.” Pınar; “Yataktan kalkamayacağım ki. Bak, dalda tek yaprak kaldı. Benim de ömrümde tek gün. O yaprak düşünce…” Selçuk; “O yaprak düşmeyecek Pınar. Yaşaman için ne gerekirse yaparım. İcap ederse babamla bile barışırım. Aileme küsüp gurbete çıkmıştım. Ama senin için dönerim. Babamın elini öpüp af dilerim. Seni oraya götürürüm İzmir’e. Deniz, güneş. Bir kuş sütün eksik olur. İster misin?” Pınar; “Bir gün kaldı Selçuk. Bir günlük bir hayatı kurtarmak için boşuna uğraşıyorsun. Şu son yaprak sabaha düşecek.” Selçuk; “Düşmeyecek Pınar ve sen yaşayacaksın.” Yaprağı dala bağladığı için bu kadar kesin konuşuyor! (Yazan: Murat Çelenligil)



TubaArtan

25 Kasım 2016 15:06

harika bir film en son çocukken izlemiştim tekrar karşılaştım...margarit' ten anımsadım :) çok çok başarılı.....bana ellerini ver şarkısı ile kombine olmuş..

Cevap Yaz

performer

21 Mayıs 2015 23:01

senaryosu dışında herşeyi ile güzel bir film.

Cevap Yaz

silvester

31 Mart 2015 18:44

Bu filmde Selçuk (Süleyman Turan) çok güzel bir roldeydi.Sırf böyle değerli bir arkadaşım olsun düşüncesi adına bu film izlenir.Son sahne çok acı ve hüzünlüydü.Yine Selçuk götürdü o son sahneyi.Mutlu bitmesini çok arzu ettim ama,ahh o Vural Pekel yok mu? Mahvetti bizi o son sahnede.Emeği geçenlere çok teşekkür ederim........Silvester.

Cevap Yaz

mrs.hsn

20 Ağustos 2014 20:40

Aşk; sadece mutluluk demek değildir, acı çekmektir, fedakarlık göstermektir, sevdiğin için ondan vazgeçmektir der bu film bizlere. Selçuk'un; Pınar için yaptığı fedakarlık, Pınar'ın Hakan'a olan sonsuz ve karşılıksız gerçek aşkı, Hakan'ın gerçek aşk ve sevgi'den, sorumluluk ve fedakarlıktan uzak hayatı. Ve bu film bize öğretir ki; insan gördüğü ve hissettikleri ile yaşar, inandıkları ile var olur. Tıpkı şu dialog gibi: Pınar; “Babam insan görmek istediği yere bakar derdi.”

Cevap Yaz

benimsinema

12 Ocak 2014 03:12

duygusal bir film... olan yine süleymana oldu sevdi ama yine fedakarlik yapti...sevenleri kavusturdu... hayati boyunca böyle oldu adam ne zor be.... filmde calan müziklerin cok etkisi var duygusalligin..murat soydan dogru secimmiydi onu düsündüm hep..

Cevap Yaz

beyazambak

13 Ekim 2013 21:53

Senaryo Stefan Zweing'in " Meçhul Bir Kadının Mektubu" kitabından alınmış ve film yapılmış..

Cevap Yaz

t_rex

22 Aralık 2012 14:10

Pınar; "Hayatta insan yalnız bir defa sever" diyor . Ömrünün son günlerini daldaki son yaprağa adamış biçare bir kadının hikayesi.. Aşk insanlara özgü şiirsel bir hastalıktır ve seven kalpleri süsleyen değer biçilmez bir taştır. Yaşamanın insafsız kuralları ile evrenin şaşmaz çarkları arasında ezilen bir kadının dramı..Sevginin insan ruhunu ısıtan tek kutsal sıcaklık olduğunu kabul etmiş iki insanın büyük ızdırabı. Aşk için yaşayanların, aşkın özlemini duyanların bekledikleri film: SİYAH GELİNLİK. Türk sinemasının eşsiz yıldızı Hülya Koçyiğt bu eserdeki Pınar rolünü üstün bir başarı ile temsil etti. Sanat hayatının doruğuna bu film ile erişti. Murat Soydan, canlandırdığı hakan rolü ile hiç bir oyuncunun elde edemeyeceği zafere ulaştı, zirveleri aştı. Süleyman Turan sanat gücünü Selçuk rolü ile dile getirdi. Büyük filmlerin ünlü imzası rejisör Orhan Elmas bu ölümsüz eserinde seven bir kadının iç dünyasını bir hançer keskinliği ile dile getirdi

Cevap Yaz

t_rex

8 Ekim 2012 19:13

macera yaşamaktan bıkıp, gerçek mutluluğu kendisini seven bir kadında bulan çapkın bir denizcinin öyküsü...

Cevap Yaz

beyzacetin

22 Eylül 2012 15:27

Pek begenmedim senaryoyu. Duygusallık yönünden bana hitap ediyor. Öyküyü de begendim ama senaryolastırılmakta cok yetersiz kaldıgını düşünüyorum. Ayrıca ağır ve yer yer sıkan bir film.

Cevap Yaz

t_rex

14 Haziran 2012 18:32

yeryüzündeki yaşadığımız aşk depremlerine pınar beyaz perdeden ,yeşilçamın tertemiz dünyasından sesleniyor kırık kalplere. kendilerine ait bir evleri dahi olmayp bir pansiyonda yaşayan ane ve kız.. bu pansiyonda yüreğini alev gibi yakacak bir beyaz atlı prens çıkacaktır pınar ın aşkla, sevgiyle dolu kalbine. aşk acısı çekmişler için pınar bir  yoldaş. nasıl da seviyor.. yaralı kuş. film 1993 te  nilgün bubikoğlu,mahmut hekimoğlu başrolde olmak üzere tekrar çevirilmiştir. 

siyah gelinlik emsallerinden çok farklı bir dokuya sahiptir aslında. film çok elit,şık,şaşaalı olmadanda kaliteliler arasında yerimi alabicek bir güce sahiptir.böyle aşk acısı çeken insanlar vardır hala. kalpler tümden kirlenemez, toplumlar bütünüyle özünü yitiremez. kalpler hep aşkı yaşatacak ezelden ebediyete.  

Cevap Yaz
Yandex.Metrica