Sevmek Zamanı

8,95

( 52 kişi yorum yaptı )

Sevmek Zamanı

Sinema Filmi

1965

Halil; “Sen dostlukların, aşkların kolay mı kurulduğunu, kolay mı sürdürüldüğünü sanıyorsun? Resminle ilk karşılaşmamızı dün gibi hatırlarım. Elbiselerim eskiydi, kirliydim, sakallarım uzamıştı. Birden bana iyilikle, sevgiyle bakan bir yüz gördüm. İnanamadım, ikinci kez zorlukla baktım resmine. Gene iyilik, gene sevgi vardı gözlerinde. Nihayet DEĞİŞMEZİ bulmuştum. Resmin benim içime bakıyordu. Benim kendimi görüyordu. Bana hep dostlukla, iyilikle, sevgiyle baktı.”
Meral; “Benim bakışlarımda da sevgi var. Ben de senin kendini görüyorum. Resmimin yerine ben seveceğim seni. ARTIK BEN VARIM.”

Adı önce ‘Tutku’ olarak düşünülen filmde Büyükada.
Sonbahar yağmuru olanca gücüyle yağıyor. Deniz kenarındaki loş lokantada ‘Öğle Rakıları’nı içen Mustafa ve Halil var. Genç olanı (Halil) bir süre so nra ayrılıp arabasız (umarız hâlâ öyledir) sokaklarda yürüyor. ‘Zengin ve modern görünüşlü’ bir eve girer. Bahçesi zakkum ağaçlı.
Üst kattaki oda, hatırı sayılır büyüklükte bir genç kız resmi. Perdeleri açtıktan sonra (ve filmin sonuna kadar) resme öyle bir bakar ki!
Bahçe kapısını kullanmayıp duvardan atlaması dışında her şey ‘evindeymiş’ hissini veriyor. Yemeğin gecikmiş keyif sigarasını yakıp, bir makaralı teybi (senaryoda ‘pikap’) çalıştırınca ‘Kürdîli-Hicazkâr Saz Semaisi’ (Tatyos Efendi) doldurur odayı.
Oturduğu koltukta, nihayet, resimle baş başa!
Tam da o gün, evin sahibi Meral, kız arkadaşlarıyla ‘güzel bir hafta sonu geçirmek için’ Ada’ya gelmiş. Müzik sesini duyunca ne olduğuna bakmak için yukarı çıkar. Önce durumu tam olarak anlayamaz. Bakışları Halil ile kendi resmi arasında.
“Hırsız değilim” diyebiliyor delikanlı. Bir seneden (kitapta ‘birkaç aydan’) beri her gün geliyormuş. ‘Peki, ne yapıyorsun burada’ sorusuna verecek bir yanıtı yok.
Boyacıymış. “Evlerin iç süslemelerini yaparım. Şu yukarda Ahmet Beylerin köşkünde çalışıyorum. Geçen sene de bu eve boya yapmıştık.”
Birkaç gün sonra Mustafa’nın söyledikleri; “Peki, şimdi ne olacak? Oraya rahat rahat gidemezsin artık. Senin, kendi fotoğrafına âşık olduğunu anladı değil mi?”
Az rastlanan bu durumdan etkilenen Meral, delikanlıyı her görmeye gidişinde “Resmin ile aramdaki bir durum seni ilgilendirmez. Ben senin resmine aşığım”, “Resmin sen değilsin ki, benim dünyama ait bir şey. Benimle resminin arasına girme” gibi sözlerle karşılanır. Ama diş macunu tüpten çıkmış bir kere, geri koymak çok zor!
O koskoca resmi Halil’e verir ve sonraki bir gün İstanbul’a döner. Mustafa hep genç kızdan yana. “Mademki şimdi senin kendisine (resmine) âşık olduğunu biliyor ve de bu sevgiyi seninle paylaşmak istiyor o halde bölüşmeye mecbursun.” Kahramanımız, her ne kadar “O’na ait olmayan bir şeyi O’nunla nasıl paylaşırım? Aşkım yalnız bana, kendime ait bir şey” diye yırtınsa da sonunda Meral’i arıyor.
Genç kızla evlenmek için yanıp tutuşan Başar’ın yaklaşımı biraz farklı. “Sen Ada’daki olayın tesirinde kalmışsın. Resme âşık olmak iyi numara. Çocuk olma Meral, sen öyle birini sevemezsin. Bak, birkaç gün beraber olalım, unutur gidersin o adamı.”
Ancak ‘unutulacak adam’ değil rakibi.
Maslak’taki Atış Poligonu; Adamlarına Halil’i kıyasıya dövdürmesi; Meral’in babası. Tüm bu hızlı olayların sonunda, Halil “Sana âşık olarak kalmak istiyorum” diyerek genç kızdan tekrar uzaklaşır. (Resim’yerine ‘sen’ diyebildi sonunda).
Bir süre sonra gazetede, Meral’in evleneceği haberiyle Halil’de bir şeyler değişmeye başlıyor. Önceleri Meral’e “Ben resmine aşığım. Ölünceye kadar onu seveceğim” demişken şimdi resim yetmemeye başlar.
Filmin sonuna doğru ‘sabah sisleri altında’ rüya gibi bir gölde kürek çekiyordu. Kayıkta, ayrıca, o büyük fotoğraf ve gelinlik giymiş vitrin mankeni var.
1959 model bir Chevrolet gelir. Nikâhtan kaçan Meral yavaşça kayığa biner. Suda yansıması öylesine güzel ki, delikanlı şimdi de bu görüntüye tutulabilir diye düşündük!
Önce, Halil’in bir zamanlar vazgeçemediği resmi, sonra da mankeni suya bırakır.
Artık yalnızca ikisi ama bir de Başar var! Elinde ise atış poligonundakinden farklı ve biraz sonra iki sevgiliyi cansız bırakacak bir tüfek, dürbünlü tüfek!

Tüm bu acılara karşın, Belgrat Ormanı, göl ve siyah beyaz görüntüler ne kadar güzel!
(Yazan: Murat Çelenligil)

Oynayanlar

Müşfik Kenter Müşfik Kenter Boyacı Halil
Sema Özcan Sema Özcan Meral İlter
Fadıl Garan Fadıl Garan Mustafa
Süleyman Tekcan Süleyman Tekcan Başar
Oya Bulaner Oya Bulaner Meral'in Arkadaşı
Adnan Uygur Adnan Uygur Meral'in Babası
Deniz Çakır 2 Deniz Çakır 2 Meral'in Arkadaşı
Osman Karahan Osman Karahan
Mehmet Umar Mehmet Umar
Ayben Erkmen Ayben Erkmen Hizmetçi
Abdullah Demiryan Abdullah Demiryan
Erdoğan Esenboğa Erdoğan Esenboğa Fadıl Garan Seslendirmesi
Kemal Ergüvenç Kemal Ergüvenç Adnan Uygur Seslendirmesi
Fatoş Tez Fatoş Tez Sema Özcan Seslendirmesi
Hayri Esen Hayri Esen Müşfik Kenter Seslendirmesi
Abdurrahman Palay Abdurrahman Palay Süleyman Tekcan Seslendirmesi

Ekip

Post-Prodüksiyon Hilmi Başcan (Laboratuar Şefi)
Ses Ekibi Yorgo İlyadis (Ses Kayıt)

Firmalar

Troya Film (Yapım)

Son Yorumlar (52)

TubaArtan avatar TubaArtan 21 Ağustos 2017 22:43:42

9

Sıradışı ve Ne yazık ki değeri bilinmemiş ...

erhaab avatar erhaab 06 Nisan 2017 04:48:27

10

Neredeyse 100 yıllık Türk Sineması tarihinin en iyi filmi. Bence yani. Metin Erksanin dahice çekimleri ve harika senaryosuyla zamanında sinemalarda gösterilmese de ve hatta ''tutmaz bu film'' denilse de, şimdilerde filme verilecek layık bir ödül bulu namıyor.

Orijinal senaryosunun yanında, yağmur altındaki sokak ve iskele çekim sahneleri muhteşem. Ayrıca Sema Özcanın masum yüzüne camdan yansıyan İstanbul silüeti görüntüsü dahiyane bir yönetmen başarısı.

Filmdeki tek sıkıntı Sema Özcanın 1965 yılı şartlarına göre yaptığı mastürbasyon sahnesi. Gerçi o yıllarda Sema Özcandan bir Berlin in Berlin Hülya Avşar performansı beklenemezdi.

Sonuç olarak olağandışı senaryosuyla ve dahice çekimleriyle Türk Sinemasının en iyi filmidir.

tastekne1 avatar tastekne1 25 Kasım 2016 04:15:45

10

Nedense, Müşfik Kenter'in kendi sesi kalmış aklımda. Hayri Esen seslendirmişti.

tastekne1 avatar tastekne1 25 Kasım 2016 02:43:08

10

"Ben senin resmine aşığım." Müşfik Kenter'in tonlamasıyla beynimize kazınmıştı bu söz.
Haftada bir gün Türk filminin yayınlandığı 70'li yıllarda, heyecan içinde televizyonun karşısına geçen seyirci, çok iyi hatırlıyorum, filmi beğenmemek şöyle d ursun, kendisini aldatılmış gibi hissederek küfürü basmıştı. Alışkın olduğu ve çok sevdiği masallara hiç benzemiyordu bu film. Üstelik, doğru düzgün "konuşma" yoktu filmde. "Don yağının dolması gibi" bakışıp duruyorlardı.
Halkın, bu filmden zevk alması düşünülemezdi elbet. Zaten Metin Erksan, onlar çekmemişti. Peki, entellektüeller için durum nedir?
İnsanımız, gençlik yıllarında kitap okumaya başlar bailamaz, iki tür davranış değişikliği gösterir. Önce, "atkı" takmaya başlar. Sonra da tüm etik ve estetik değerlerini, "sıradan insan"la mutlak bir çelişki teşkil edecek şekilde yapılandırır. Halkın hiç sevmediği bu filmin "okumuş tayfa" tarafından yüceltilmesi ve kült haline getirilmesi, işte bu yapılandırmanın bir sonucu olsa gerektir.
Peki, gerçekten beğenen, zevk alarak izleyen hiç mi olmamıştır? Tabii ki olmuştur. (Şart değil ama) idealizm, realizm ve psikanaliz kavramlarına aşina olanlar için film gerçekten çok "özel".
Resimden kesintisiz olarak akan sevgi ve bu sevginin kıskançlıkla korunması, erken çocukluk döneminin sevgi-nefret çelişkisi içindeki anneyi, sevgi frekansında iken "yakalanıp dondurulması"nı anlatıyor bize. "Resimle arama girme!": Yaşayan kadın, nefret de edebilir.
İdealist insan dediğimiz zaman, felsefi seçimden mi yoksa bireysel adanmışlıktan mı söz ettiğimizi sormanın bir anlamı yoktur. Çünkü, bunlar içiçedir. Mükemmel olmadığı sürece hiçbir şeye yanaşmamak, hiçbir şeyin içine girmemek, genel olarak, üzülmekten, kırılmaktan, aşağılanmaktan çekinen insanların, bildik tanıdık davranışıdır. Gerçekte kırık dökük var olacağına, en mükemmel haliyle düşlerimde "yok" olarak yaşasın.
Bir ay kadar önce, radyoda Sema Özcan'la yapılan söyleşiyi dinledim. Ne diyeceğini bilseydim, "Sus! Metin Erksan'la aramıza girme!" derdim. Bu filmin çekimleri sırasında, çektiği sıkıntıları, hatta acıları anlatıyordu:
" Malum, filmi kışın çektik. En küçük bir sahne için saatlerce zangır zangır titreyerek yönetmenin içine sinecek bir havanın oluşmasını bekliyorduk. Bütün gün prova yapıp hiçbir şey çekmeden döndüğümüz oluyordu. Doğrusu, Metin Erksan'la çalışmak, hiç de kolay değildi."






muratgulerman 24 Kasım 2016 14:20:17

10

Türk sinemasinin en olagandisi ve tek sürrealist yönetmeninden benzeri yapilmamis (veya yapilmaya cesaret edilmemis) olagandisi bir film. Sadece Türk degil tüm dünya sinemasinda klasik bir kült film. Ancak Metin Erksan filmlerini cok nadiren festival lere gönderdigi icin kesfedilmemis bir sanat eseri.

Gasiyta avatar Gasiyta 08 Mayıs 2016 14:06:56

Halil resmi sevmeye devam etmeliydi. Çünkü ona aşıktı. Resmin sahibi aşkın büyüsünü bozdu. Halil resme ihanet etti. Oysa sonsuz bi aşktı resme sadık kalmak. Aşk karşılık bulmak değildir. Aşk tutkuyla bağlanmaktır. Meral olmasaydı da aşk varolacaktı. Yeter ki resim halil'e sıcak ve sevgi dolu bakmaya devam etseydi.

Yandex.Metrica