Yeni Site Hakkındaki Yorumlarınızı
Bize Bildirin!

Paşa Kızı

Paşa Kızı

8,77

(8 kişi yorum yaptı)

2012-07-31 16:31:59 1 Ocak 1970 1 Saat 31 Dk Dram Duygusal Dram, Duygusal

Yönetmen: Türker İnanoğlu Türker İnanoğlu

Ülke: türkiye

Oyuncular: Pekcan Koşar, Alev Koral, Haydar Karaer, Refik Onubil, Enver Dönmez, Dursune Şirin, Çetin Dağdelen, Ahmet Turgutlu, Hüseyin Zan, Mine Soley Devamını Gör...

Konusu : ‘Cleopatra’daki (1963) ‘Main Title’ (Alex North). Kerim Paşa kızıyla konuşuyor. (Aynı melodiyi Udi Selim’in işine son verirken de duyacağız). Paşa; “Artık büyüdün kızım. Bense ömrümün sonuna yaklaştım. Allah bana, gözlerimi kapamadan önce senin mürüvvetini göstersin yeter. Eğer annen hayatta olsaydı şimdi izdivaç mevzuunda seninle O konuşurdu.” Nilgün; “… Evlenmek mi? Kiminle?” Paşa; “Amcazaden Necip’le. Biliyorsun bu mevzuda verilmiş bir sözüm var.” Nilgün; “Fakat imkânsız bu… Ben O’nu sevmiyorum.” Paşa; “Şart değil ki. Evlendikten sonra pekâlâ birbirinizi seversiniz… Sevgiymiş, aşkmış bunların hepsi boş laflar. Sana kendimden misal göstereyim. Ben annenle evlendiğim zaman O’nu hiç tanımıyordum. Daha önce yüzünü bile görmemiştim. Fakat sonradan O’nu büyük bir aşkla sevdim.” [‘Zehirli Hayat’taki (1967) Saadet Hanım, bunu daha çarpıcı bir şekilde söylemişti; “Koca, evlendikten sonra sevilir.”] Meşrutiyet sonrası İstanbul. Kavganın yalnız para için değil aşk için de yapıldığı yıllar. Şehrin nabzı Direklerarası’nda atıyor. (Selim’i de seslendirecek) Hayri Esen’in anlatımıyla; “O devirde ekâbir (‘ahali’ diyecekti galiba) kadar vükela ve vüzera dahi bu salaş tiyatrolara rağbet göstererek programları alaka ile takip ederlerdi.” Önce ortaoyunu, kukla seyircileri kahkahadan kırıp geçiriyor. Ardından sırada meşhur kantocular var. ‘En sonra da’ incesaz heyeti. “Bu saz takımlarından birinde yakışıklı bir udi kısa zamanda şöhrete ulaşmış, devrin hanımları üzerinde büyük bir sükse yapmıştı… Udi Selim’in ismi geçtiğinde yürekler heyecanla titrer, gözler süzülerek içler çekilirken nice gönüllerde fırtınalar kopardı.” “Beyoğlu’nda Gezersin”. Sesi de güzel. Sahnede bu İstanbul türküsünü söylerken Bahriye Nazırı Kerim Paşa’nın kızı Nilgün ve yeğeni Pervin “Ne güzel adam” diye fısıldaşıyorlar Dadı Dursune Şirin’le. ‘Hicaz Makamında Ut Taksimi’. Delikanlı, babası Udi Tahsin Bey’in bestesini çalıyor evde. Büyük bir bestekârmış ‘rahmetli’. Dönemin karmaşasında Balkan mı, Kafkaslar mı bir yerde şehit düşmüş. Anne Şaziye Moral’ın tek düşüncesi oğlunu evlendirmek. “Bilsen kimler haber gönderip sana kızlarını vermek istiyorlar” diyor. Hele biri varmış ki, Allah bağışlasın, hanım hanımcık ve tam oğluna göreymiş; “Görmüş geçirmiş, iyi bir ailenin kızı. Babası Mısır Çarşısı’nda aktar. Aktar Rıfat Efendi.” Hep bekâr kalacak değil ama daha önce ‘yapmak istediği bir sürü iş, erişmek istediği birçok merhaleler var’ kahramanımızın. Yaşlı kadın “Evlenmen sana mani olmaz ki. Baban en güzel bestelerini benle evlendikten sonra yazdı” diye yırtınıyor. Aldığı yanıt; “Fakat babam evlenmeden önce sizi büyük bir aşkla sevmişti. Bense henüz hiç kimseyi sevmiş değilim.” Bir başka sahnede “Şimdi insanları, serveti ve mevkiiyle ölçüyorlar” diye yakınacaktır. Devir böylesine değişmiş. Paşa’nın konağı da hareketli. (İç çekimler Horhor’daki Suphi Paşa Konağı’nda, dış çekimler Abut Efendi Yalısı’nda). Nilgün ve Pervin en sevimli hallerini takınmışlar. Koskoca konakta sıkılıyorlarmış. Paşa müsaade ederse bir istekleri var. “Şimdi bütün konakların kızları musiki dersi alıyorlar. Kimi ut çalıyor, kimi kanun, kimi de keman. Bizse hiçbir şey bilmiyoruz.” Aniden ortaya çıkan bu ‘musiki aşkı’nda birkaç gün önce dinledikleri Udi Selim’in güzelliği etkili olmuştur belki. ‘Ey Büt-i Nev Edâ Olmuşum Müptela’ (Dede Efendi / Enderuni Vasıf Bey). Kahramanımızın çalıp (Alâaddin Şensoy’un sesiyle) söylediği Hicaz şarkıyı dinleyen Paşa, kızlara ders verecek hocayı bulmuştu. Delikanlının babasını da tanırmış zaten. “Demek bu müstesna kabiliyet babadan oğla intihal etmiş” diyor. Pervin’in abisi Mülazım Necip bu durumdan hoşnut değil ama şimdilik sesini çıkarmıyor. Kıskançlık içinde. ‘Kürdili Hicazkâr Saz Semaisi’ (Kemani Tatyos Efendi). Selim’in köşke gelişi bu eserle. Dadı müjdeyi verir; “Çalgıcı hocası gelmiş.” Pervin “Aklımı başımdan aldı. Ben O’nu görür görmez âşık oldum” diyor. Nilgün ise “Alt tarafı bir çalgıcı parçası” dese de gözlerinde bambaşka duygular var. [Filiz Akın bu sahnedeki küpe ve kolyeyi ‘Silahlı Paşazade’de (1967) kullanmıştı]. Delikanlının hali de pek farklı değil. Dersler evin harem kısmında. İlk öğrenecekleri şey ‘usul’. Musikinin ‘ana temeli’ ve değişik ritimdeymiş. “Dört dörtlük, dokuz sekizlik, iki dörtlük, üç dörtlük gibi.” Öğrencileri ‘bunları bırakıp biraz ut çalmasını’ istediklerinde “Ben buraya çalgıcılığa gelmedim. Sizlere musiki dersi vermeye geldim. Lütfen ciddi olun” diye terslenmişti. ‘Kederden mi Neden Bilmem’ (Nasibin Mehmet Yürü / Ahmet Refik Altınay). Ancak bir sahne sonra bu Hicaz şarkı ile ortalığı inletiyor. Terslenme sırası Necip’te. Kıskançlığı da iyice artmış. Söyledikleri yenir yutulur gibi değil. “Sen buraya meşk etmeye mi geldin ders vermeye mi… Uzun lafın kısası bu zımbırtının sesi sinirime dokunuyor. Senin pis suratın da.” İş, ‘çalgıcı köpeği’ diye hakaret ve kılıçla düelloya dek varır. Neyse ki kızlar araya girip kan dökülmesine engel oluyorlar. ‘Ferahfeza Peşrevi’ (İsmail Hakkı Bey). Pervin bu notalarla elini tutmaya çalışıyor delikanlının. Sevdiği besbelli. Delikanlının, Nilgün’e tutkun olduğunu anladığı için de ne yapacağını bilemez durumda. [Gülbin Eray bu sahnede, Filiz Akın’ın ‘Silahlı Paşazade’ (1967) filminde kullandığı kravatlı giysiyi ödünç almış]. ‘Al Sazını Sen Sevdiceğim Şen Hevesinle’ (Bimen Şen). “Allahım, sevmek ne zormuş meğer. Yatağına uzanmış Nilgün’ü düşünüyor Selim. “O bir paşa kızı, bense bir çalgıcı parçası. Neme gerek benim, konakların kızı.” Ama gene de kalbinden söküp atması zor. Suçluluk hissediyor. Hakkı yok buna. Ayıp, günah. “Koskoca bir paşa bana güvenip itimat etti (‘güven’ ve ‘itimat’ aynı cümlede). Ben buna ihanet edemem.” “Ferahfeza Saz Semaisi’nin 4. Hanesi” (Tamburi Cemil Bey). Sonraki derste gizlice bir mektup verir genç kız. Bu cesareti aşkından alıyormuş. “Evet, sizi seviyorum. Sizi ilk gördüğüm andan beri kalbimde, ruhumda, bütün benliğimde yalnız siz varsınız. Bu benim ilk aşkımdır ve son aşkım olacaktır. Bana bakan gözlerinizin içinde sizin de bana olan aşkınızı okuyorum. Kelimelerle dile getirmeye ne hacet var. Bakışlarınızla dünyanın en güzel aşk şiirini okuyorsunuz bana.” Delikanlının cevabını ‘kendisini ölümden kurtaracak bir müjde gibi içi heyecanla titreyerek bekliyormuş’. Selim’den gelen yanıt bunlardan farklı değil. ‘Mektubu büyük bir hazla, yudum yudum tadarak’ okumuş. ‘Namütenahi bir saadet ve meserret içinde yüzmekteymiş’ şu anda. “Evet, ben de sizi seviyorum. Gözlerimden, bakışlarımdan okuduklarınızın hepsi doğru. Siz karanlık dünyama, beni aydınlatan bir mehtap gibi girdiniz. Fakat benden erişilmez bir uzaklıktasınız. Biliyorum ki benim olmayacak müstesna bir güzelliği ümitsizce sevmeye mahkûmum. Niçin bir paşa kızısınız? Niçin basit bir köylü kızı değilsiniz. O zaman her şey ne kadar kolay, saadet bana ne kadar yakın olurdu. Aramızdaki uçurumu kapayacak, bizi birleştirecek ilahi bir mucize yok mudur?” Nilgün çok iyi saklamıştı ama bu mektubu bulur Pervin. Hemen Paşa’ya yetiştirir. Yaşlı adam, kızının Necip’le izdivaç için isteksiz olmasının nedenini anlamış. ‘Ey Çeşm-i Ahu Mehlika’ (Nikoğos Ağa). Selim’in zaptiyeler eşliğinde evinden alınıp köşke götürülmesi Acem Aşîran şarkının giriş sazı ile. “Bu rezilane nameyi, bu utanç vesikasını sen mi yazdın” diye soruyor Paşa. İstese ‘zindanlarda çürütür, yok edebilirmiş’. Şehit babasının hatırasına hürmeten bağışlar kahramanımızı. ‘Her şeye kadir ama seven bir insanın kalbine zincir vuramayacaktır’. Dersler sona ermiş. Hiçbir şeyin kıymeti yok artık. ‘Hatta musikinin bile’. Yaşamak yavan ve tatsız geliyor delikanlıya. “Bir ömür boyu sefil bir hayata boyun eğmenin manası nedir?” Ayrılık cehennem azabı gibi. Birlikte kaçmaya karar verirler. Genç kızı almaya gittiğinde hırsız zannedilir. Güç bela kaçıyor. Artık ‘bütün zaptiye teşkilatı’ peşinde. Nereye gidecek, kimin yanında saklanacak? Annesi “Dayımın oğlu Bekir var. Kabadayı bir adamdır. Böyle işlerde beceriklidir. Sana yardım eder” diyor. ‘Kadifeden Kesesi’. Bekir’le bir meyhanede tanışıyoruz. “Demek sen bizim halakızının oğlusun ha. Seni buzağı iken hatırlıyorum. Şimdi sığırlaşmışsın maşallah” sözleriyle karşılar kahramanımızı. Tuttuğunu koparan ve neşeli biri. “Herkes beni Kanunsuz Bekir diye tanır. Hâlbuki ben kanunsuz değilim. Benim kanunum da var kitabım da. Ama ben kanunlarımı kendim yapar, kitabımı kendim yazarım.” Çetedekiler de en az kendi kadar ilginç. İdamlık Mustafa-Enver Dönmez, Zulümcü Tayyar-Necip Tekçe, Pranga Nuri-Hüseyin Zan, Müebbet Osman-Ali Seyhan ve Kazıkçı Gafur. Bu sırada Seim’in yerini öğrenmek isteyen Necip döverek Şaziye Moral’ı öldürür. İlk tokat ilginç. Havaya kalkan sol el, sağ el olarak iner yaşlı kadına. “Allahtan kork! Anan yerinde kadınım” diyor ama nafile. Neyzen Salim Bey’in ‘Hicaz Peşrev’i. Fasıl heyetinde Selim’i göremeyen halk galeyana geliyor. (Aynı tepkiyi Taif’e sürgün edilen Mithat Paşa için de gösterebilselerdi). Çeteye katılma konusunda pek istekli değilken annesinin öldürülmesi kararını kolaylaştırıyor. Artık elinde ut ve mızrap değil bir altıpatlar var. Deri bilekliği ve bol paça kot pantolonu da çok gösterişli. “…İçinde iyi ve güzel ne varsa bir anda hepsini söküp atmış anasının intikamı için silaha sarılmıştı… Aşkı ne kadar büyükse nefreti de o derece korkunçtu. İntikamının hududu ve ölçüsü yoktu. Bütün zaptiye teşkilatına harp ilan etmişti. Namı, memleket-i Osmaniye’nin dört bucağına yayılıyordu. Bilhassa haksız kazanılmış servetlerin düşmanıydı. Bu yüzden dalavereci para babalarının, murabbacılarla insafsız tefecilerin, istifçi karaborsacılarla istismarcı madrabazların geceleri gözüne uyku girmez olmuştu… Haksızlığa başkaldıran bir halk kahramanıydı. Zenginden aldığını fakir fukaraya dağıtıyor ve ismi her gün biraz daha efsaneleşiyordu.” (Bu durumun anlatıldığı 23 cümlede 8 kez ‘Udi Selim’ denmiş). Buna mukabil Osmanlı Devleti’nin otoritesi temellerinden sarsılmaktaymış. Bir avuç eşkıya nedeniyle itibarı sıfır. Kurulduğu günden beri karşılaşılan ilk rezaletmiş bu. Kerim Paşa, yaveri Renan Fosforoğlu ile toplantı halinde. Endişesi, dilbilgisi hatalarına neden olmuş; “Kanunsuz Bekir çetesi gemisini (‘gemi’) azıya almış, astığı astık kestiği kestik ortalığı kasıp kavuruyorlar (‘kavuruyor’) ve biz buna hiçbir şey yapamıyoruz. Şimdi de bir Tamburi (‘Udi’ diyecekti) Selim çıktı başımıza.” Şu an ‘bir nazır olarak derin bir mahcubiyet ve yeis’ içersindeymiş. “Koskoca teşkilat bir avuç şerirle başa çıkamıyor. Bu habaset, bu melanet ne kadar zaman devam edecek?” Renan Fosforoğlu; “…Çetenin izi üzerindeyiz. Er geç elimize geçecektir.” Paşa; “Er geç müphem bir (aslında ‘iki’)kelime.” Pranga Nuri huzura çağrılır. Meğer ikili oynayan biriymiş. ‘Çetenin yerini söylerse mükâfatlandırılacağını’ söylüyorlar. Bizimki pek ‘mütevazı’; “100 altıncık kâfi.” ‘The Bible: In The Beginning…’deki (1966) ‘Cain and Abel’ (Toshirô Mayuzumi). Bekir durumdan kuşkulanmış. Polis baskınından son anda kurtulurlar. Pranga Nuri “Bütün gün Keresteci Halil Efendi’nin dükkânını kolladım ben… Size haber vermeye geliyordum ki bir de ne göreyim etraf hep zaptiye dolu. Hemen kirişi kırıp cızlamı çektim” diyerek paçayı kurtarmaya çalışsa da Bekir’in kurşunlarından kurtulamaz. Çete reisi ‘aralarından ebediyen ayrılan arkadaşları şerefine kadeh kaldırıyor’ sonradan. Zaptiye işi sıkı tutmuş. Eşkıyaya nefes aldırmıyor. Bekir, bir güç gösterisi olarak Paşa’nın kızını kaçırır. ‘Doctor Zhivago’daki (1965) “Komarovsky and Lara’s Randezvous” (Maurice Jarre). Eski ‘Udi’, yeni ‘Haydut’ Selim’in, uzun bir aradan sonra sevdiğiyle karşılaştığı sahnede bu melodi var. Ama nedense ikisi de renk vermiyor, birbirlerini tanıdıklarını söylemiyorlar. Delikanlı, Nilgün’e saldıran dayısını öldürür. ‘Rahmetli’ zorla içki içirmek istemiş ve o debelenme sırasında kadeh kırılınca “Hayra alamet değil bu. Bize uğur getirmez. Ne zaman bir kadeh kırılsa içimizden biri temizlenmiştir” demişti. Sıra kendisindeymiş. Film daha fazla dallanıp budaklanmadan mutlu bir şekilde sonlanıyor. Necip’in yaptığı kötülüğü anlayan Paşa, O’nu tutukluyor. Suçlu cezasını çekecek ama kahramanımızın annesi geri gelmeyecek. Çete için de af çıkartacakmış. Selim tekrar ‘Udi’. Üstelik ‘Damat’. Nilgün ile beraber söylüyorlar; “Solsan da sararsan yine gül pembe dehensin//Rabbin bana bir nimeti varsa o da sensin” (Mısırlı İbrahim Efendi / Ahmet Refik Altınay). [Filiz Akın, bu sahnedeki giysiyi ‘Silahlı Paşazade’de (1967)’ Şahin’in affedilmesini isterken giyiyordu]. Çevrimler sırasındaki bir söyleşide Filiz Akın’ın Ünal Yiğitdinç’e söyledikleri; “Bu film hepimizi, içinde yaşadığımız dünyanın katı gerçeklerinden koparıp eski devirlere sürükledi. O devirde yaşamayı ve bir paşa kızı olmayı, konaklarda salınıp musiki dersleri almayı gerçekten isterdim.” Kartal Tibet’in benzer görüşleri; “Bu imkânsız bir şey. Ama zaman olarak geri dönülse ben de o devirde yaşayan meşhur Udi Selim olmak isterdim.” Gülbin Eray ve Önder Somer ise yaşadıkları zamandan memnun, sadece gülümsemekle yetinmişler. (Yazan: Murat Çelenligil)



burcusara

11 Ekim 2019 14:57

Dün ilk defa izleme şansı buldum. Çok beklediğim bir filmdi ve aslında çokta beğendim. Fakat Osmanlı Kabadayısı filminin senaryosuna çok benzemeye başlıyor film ilerledikçe. Keşke Selim sonradan kabadayı olmasaydı dedim bu filmi izlerken. Rolünde çok kibar ve naif birisiydi ve o masumiyetini kaybetti. Tabiki annesi gereksiz yere öldürülünce içinin intikam hissi ile bürünmesi çok normal.

Cevap Yaz

yesim35

8 Ağustos 2018 13:12

Yakın zamana kadar ancak bir kaç koleksiyonerde olan,izlemek isteyenlerin hiç bir mecrada ulaşamadığı filmlerden biriydi.Sonunda Erler Film youtube kanalına yükledi de artık ulaşmak ve izlemek mümkün.darısı diğer,piyasada olmayan filmlerin başına.

Cevap Yaz

Kaptan34

18 Haziran 2018 20:32

Kartal Tibet ve Filiz Akın Uyumu Süper Çok Başarılı Bir Film

Cevap Yaz

KartalTibetTutkunu

25 Mayıs 2018 04:50

Kartal TİBET & Filiz AKIN ikilisi'nin Ailece hiç sıkılmadan izlenir nitelik güzel filminden bir tanesi olup, sonradan renklendirme filmlerden olduğu izleniminde vermekte. Ama o dönemde de renkli film henüz tam oluşmamıştı.

Cevap Yaz

TubaArtan

23 Şubat 2017 14:37

tam tarzım..... Kartal Tibet, Osmanlı temalı filmlere çok yakışıyor. hele bol miktarda musiki de varsa. 1987 de Erler film, bu ve yine kendisine ait olan 'Silahlı paşazade' filmini kombine ederek Hafız Yusuf Efendi'yi çekmiştir... 3 filmde birbirinden güzeldir...

Cevap Yaz

aysenazan

18 Haziran 2018 17:27

Kesinlikle Sayın Tuba Artan. Ben de Kartal Tibet'e Osmanlı temalı filmleri ve bıçkın delikanlı rollerini çok yakıştırıyorum. Bu filmi izlemedim. Ama dün Osmanlı Kabadayısı filmini izlediğimde aynı şeyi düşündüm. Bu filmi de en kısa zamanda izleyeceğim.

benimsinema

12 Ocak 2014 00:06

filmin aslinda cok özel bir tarafi yok... hatta siradan bir konusu var oldugunu düsünüyorum... bolbol musikisi olan bir film... zaten konuda bundan ibarettir... az da olsa yine sacmalanmis taraflarida var ama onlara deyinmiyecem...

Cevap Yaz

kartal tibet tutkunu

1 Temmuz 2011 22:33

Bu filmi Murat Bey pekala betimlemiş sağolsun. Daha fazlası anlatılamazdı... Kartal TİBET & Filiz AKIN'A cast olarakta eşlik eden oyuncuların katkılarıyla Yönetmen Türker İNANOĞLU iyi bir iş çıkartmış bence.     

Cevap Yaz
Yandex.Metrica