Aşk Kırmızı

8,22

( 8 kişi yorum yaptı )

Aşk Kırmızı

Sinema Filmi

2013

Hüzünlü, sarsıcı ve tutku dolu aşk filmi Aşk Kırmızı, Nazlıgül, Zeynep ve Ferhat’ın, iç içe geçen aşk hikâyesini, aşk ve sadakat kavramlarını baştan sorgulatan bir yaklaşımla anlatıyor.

Künye

Yönetmen Osman Sınav
Senaryo
Yapımcı Suat Kapkı , Osman Sınav , Suat Kapkı
Müzik Mehmet Erdem , Alper Atakan
Görüntü Yönetmeni Vedat Özdemir
Vizyona Giriş Tarihi 15 Mart 2013
Tür Duygusal
Ülke Türkiye

Ekip

Yapımcı Ahmet Sinan Elmalı (Yapım Koordinatörü)
Levent Yıldırım (Uygulayıcı Yapımcı)
Taner Özbel (Uygulayıcı Yapımcı)
Sanat Yönetmeni Soydan Kuş (Sanat Yönetmeni)
Dekor Tasarım Ayşen Yavuz (Dekor Tasarım)
Yönetmen Ekibi Gül Sarıaltın (Yönetmen Yardımcısı)
Işık Ekibi Onur Erdoğan (Işık Asistanı)
Sanat Ekibi Seher Gürbey (Sanat Asistanı)
Oyuncu Seçimi Harika Uygur (Cast Direktörü)
Murat Coşkun (Cast Sorumlusu)

Firmalar

Sinegraf Ltd (Yapım)
UIP (Dağıtımcı)
Anatolia Cast (Cast Ajansı)
Hasılat 2.979.909,0 TL
Toplam İzleyici 304.490
Vizyonda Kaldığı Hafta 23 Hafta

Son Yorumlar (8)

BARUTGXG avatar BARUTGXG 24 Kasım 2013 12:12:14

8

herşey iyiydide o son sahnelerdeki zeynep karakteri ile şahin karakterinin birlekte oldukları yer olmadı bana kalırsa

Lalettayin avatar Lalettayin 28 Temmuz 2013 01:22:18

7

Bir filme yorum yaparken temel olarak iki şeye bakıyorum. 1. si etkileyicilik , 2. si de teknik. Ama film de etkileyicilik iyi ise tekniğe çok da takılmam. Çünkü filmde izleyiciye kazandırılmak istenen duygu verilmişse çok sorun yoktur. Bu filmde de etkileyicilik olarak bakıldığında filmi izledikten sonra hiç etkilenmedim demek doğru olmaz.. Senaryo çarpıcı ve oyuculuk da bence güzel. Mutlaka bir etkilenir izleyen bir kişi. Ama tam anlamıyla da mükemmel diyemiyosunuz çünkü tekniksel olarak eksiklikler bunu engelliyor. Çok çarpıcı olması gereken sahnelerde çok çarpıcılık hissetmiyorsunuz. Seslerde, efektlerde, zamanlamalarda bir yetersizlik var sanki o yüzden tam hissedilmiyor. Yine de senaryo aslında güzel ve oyucularda hemen hemen hakkını vermiş. İzlenilebilir hoş bir film. :)

mkurtsen avatar mkurtsen 24 Temmuz 2013 09:28:26

Selam'dan sonra izlediğim ilk yerli film .Bu film gerçekten bana iyi geldi, konuları bir kenara bırakıyorum. Sinema olarak değerlendireceğim.
Osman Sınav Sınav yazmış ve yönetmiş. Günümüzde yaşanan üç kişilik aşkı sorguluyor.Her ne kadar geçmişten g else haklı sebeplerde olsa, sevdiğin kıskandığın eşinin sevdiğini sever misin? onunla dost olabilir misin? Senin sevdiğini sevdiği için onu suçlayabilir misin?
İkinci evliliklerde kız çocuklarının üvey baba ilişkileri. Örnekler çok gerçek baba ilişkisi olan da var cinsellik içeren sonu felaketle biten de var.
Filmin konusu üç kişili aşk gibi gözüksede asıl tema aile içi cinsellik, ikinci evliliklerde eşlerin önceki evliliklerinden olan çocukları bekleyen muhtemel tehlikeler, bildik şeyler ama olsun film bir kez daha altını çiziyor. hemde gerçek oyuncularla.
Bura Nurgül Yeşilçay'ın hakkını teslim etmek lazım. Şu an Türk Sinemasında 1 Numara güzellik var, yetenek var. Rolünü yaşıyor ve yaşatıyor. Hiç kusursuz oynamış.
Sınav'ın gözdelerinden Tayanç Ayaydın'da öyle. Oda genç kuşağın en yeteneklilerinden, tek sahne çok kısa bir bölüm dışında kusursuzdu.
Burada Yönetim ve oyuncuların önemi bir kez daha ortaya çıkıyor, sinemanın sinema olabilmesi için, olmazsa olmaz, olmuyor.
Nurgül ile Tayanç'ın birliktelikleri oyunculuk gösterisine dönüşmüş.
Güzeldi.
10/8

nzlgl avatar nzlgl 04 Nisan 2013 10:31:15

"aşk üçgeninde sadakat kazandı." her şeye rağmen vazgeçmemek...

Casting avatar Casting 29 Mart 2013 04:40:45

10

Osman Sınav'ın Yönettiği projede Bar ve toplantı sahnesi için fügürasyon özel tip vede yardımcı oyunculardan oluşan 500 kişilik özel ekip için ilk kez çalıştığı antalya bölgesinde bulunan Anatolia Cast oyuncu ajansı temin etmiştir .

enthusiastic avatar enthusiastic 17 Mart 2013 22:36:54

AŞK KIRMIZI

Osman Sınav’ın çok konuşulan yeni filmini geçtiğimiz Cuma akşamı vizyona girer girmez izledim. Salon yarı yarıya doluydu ve izleyicilerin büyük kısmı orta yaşlı çiftlerdi. Üçlü bir aşk ilişkisini konu alan “dramatik” filmin “en can alıc ı” diyaloglarının hemen hepsinde seyirciler güldüler. Bu gülme halinin diyalogların geçtiği durumların komikliği bakımından değil “trajikomikliği” bakımından olduğu düşünülürse filmi yerden yere vuran eleştirileri bir kenara bırakıp yeni bir okuma yapmak gerekir.

Nurgül Yeşilçay’ın sık sık korselerle perdeyi süslediği filmin derinliksiz olduğu, televizyon dizilerine benzediği, oyunculukların kötü olduğu, filmi tek kurtaran şeyin Nurgül’ün iyi oyunculuğu olduğu ama onun da ötesinde soyunmasıyla filmde yaratılan erotizmin erkek izleyicilere hitap ettiği ve daha da ileri giderek filmin ana temasının erkek egosunu okşayan anti-feminist bir çizgide olduğu ve Yeşilçam melodramlarından öteye gidemediği yazılıp çizildi zaten.

Bu eleştirilerin – feminist damarın çatlamasıyla abartılan yorumlar hariç – hepsi doğru. Lakin filmin Yeşilçam melodramlarına benziyor olmasının da kötülenmesi, bu okumayı yapanların elzem bir noktayı kaçırdıklarını gösteriyor. Türkiye’de çekilmiş bir filmin sinemamızın Yeşilçam dönemiyle içerik ve/ya biçim bakımından bir süreklilik göstermesinin ne gibi bir sakıncası var? Yeşilçam döneminde yapılan filmlerin sanat şaheseri olduklarını söylemiyorum. Kaldı ki filmin oyunculuklarının yer yer “rol” kokuyor olması, hikayenin yan hikayeler yaratma ihtiyacı hissetmeden yavanlaşması ve karakterlerin derinliksiz oldukları bir gerçek. Bu sıkıntılar Yeşilçam melodramlarında da var ve film biçimsel anlamda bunları miras alıyor. Tıpkı üzerine biraz yine yeni bir durum olmayan Hollywood tarzı film yapma tozu serpilmesi gibi. Sinemanın Türkiye’de henüz endüstrileşmemiş olmasıyla yakından alakalandırılabilecek bu durumu bir kenara koyarsak – ki Türk sinema seyircilerinin bu detaylara ne kadar takıldığı, Recep İvedik’in başarısını düşünürsek, biraz muallak – filmi içerik anlamında tartıştığımızda melodram olmanın hakkını ne kadar verip veremediğine bakmalıyız.

Bir toplumu anlamak için onun filmlerine bakılması gerektiği bütün sinema öğrencilerinin ve sinefillerin bildiği bir şey. Bir filmin, o toplumun kolektif bilinç altını yansıttığı fikri yirminci yüzyılın ortalarından beri tartışılagelmiştir. İzlediğimiz her film, tıpkı rüyaların bireysel bilinçaltımızın bir ürünü olarak tam da sinemadaki gibi hemen gözümüzün önünde canlanması gibi, toplumsal hafızadan perdeye yansıyan rüyalarımız ve bazen kabuslarımızdır. Freud’un rüya kuramında anlattığı gibi, rüyalar gerçek istek ve arzularımızın (ve/ya korkularımızın: çünkü en derin arzular büyük korkularımızdır, ya da korkular en derin arzularımız) üstünü kapatarak, dikkatimizi başka bir yöne çeken bir hikaye sunarlar. Asıl olanı çok altlara saklayarak görmemizi engellerler. En popüler türlerden biri olan melodram bu anlamda özel bir yere sahiptir. Sosyokültürel ikilikleri, zengin kız fakir oğlan, şehirli köylü, batılı doğulu gibi, konu alarak bu ikilemleri gerçeklikten uzak bir fantezi boyutta çözümler. İzleyicilerin aslında hoşuna giden de budur. Tony Wiliams melodram filmlerinin tıpkı aileyi konu alan korku filmleri gibi aile içi şiddet, gerginlik ve çöküş gibi travmatik durumları histerik bir duyguyla sunduğunu anlatmıştır . Melodrama içkin olan histeri izleyicinin dikkatini esas meseleden uzağa, olayların debdebeli hallerine çeker.

Aşk Kırmızı filmi kültürümüze içkin bir durumu, evli bir erkeğin karısını başka bir kadınla aldatmasını anlatıyor. Sırf bu hikaye ile zaten yüzlerce izleyiciyi kendine çekeceği şüphesiz. Aldatma sadece bizim kültürümüzde mi var? diyenleri duyar gibiyim. Elbette hayır. Ancak, mutlu masum evli kadınların kocalarını o her an sevişmeye hazır “orospulara kaptırmamak” bakımından okuduğumuzda böylesine bir durumun Batı’da ya da Doğu’da değil, tam da bu topraklarda, en çok da modern şehirlerde, evlenilecek ve gezilecek kadın tanımları içinde olduğu hemen sezilir. İşte film konusunu tam da böyle bir eksene oturttuğu için, tam da böyle bir ikilemi perdeye yansıttığı için izlemeye değer. Ancak film daha doğal sonuçların geliştiği bir olay örgüsü ile tam da bulduğu ikilemden güç alabilecekken, hikayenin aşırı klişe dönüm noktalarıyla inandırıcılıktan epeyce uzaklaşması filmi yavanlaştırıyor. Nurgül Yeşilçay’ın oynadığı karakterin gerçek bir orospu olması pek manidarken, bir de hadi canım, yok artık dedirtecek kıvamlı “orospu ama iyi orospu” kafası bir yandan filmin gücünü azaltsa da, bir yandan da aslında 2013 yılında Türkiye’de insanların bilinçaltlarında hala aynı bekaret/namus tabularının devam ettiğini, gezilecek kızlara bir nebze iyi algılanırken onların da “iyi” olabileceğine inanıldığı bir rüya gördüklerini gösteriyor. Bu rüyada orospu/metres/gezilecek kadınlar oldukça seksi, güzel, cesur ve aktifken, namuslu/evli/evlenilecek kızlar şirin, sessiz ve pasiftirler. Ancak yavaş yavaş kafalar karışır, masum kızlar saçlarını kestirir ve kendilerine daha seksi bir kimlik ararlar. Kötü kadınlar mutlaka ölürken, erkek-koca onu her şeye rağmen bekleyen karısını iki kere sever. İyi kızlar her zaman kazanırlar, kafaları bazen karışsa bile, ayrımlar bazen bulanıklaşsa bile.

Filmi izledikten pek çok çifti uzun bir tartışma beklediği kesin. Erkek izleyiciler Nurgül Yeşilçay şöleniyle kutlanıp, yine de evliliğin kıymetiyle rahatlatılacaklar. Ancak kadın izleyiciler bir evli/metres ikileminde nerde durduklarına, hangisi olduklarına dair bir seçim yapacaklar. Ya susup erkeklerinin onları iki kere sevmelerini bekleyecekler, ya da beklemeyip yalnız kalacaklar. Sonra da bunu pek fazla düşünmeyip bilinçaltlarında geriye bir yerlere atacaklar. Toplumsal mitler yeniden kurulacak.

Aldatılan kadınlar kocalarının diğer kadınla nasıl seviştiğini hep merak edecekler. En korkulu rüyaları ve yine hep en merak ettikleri şey bu olacak. Erkekler, sahip oldukları iki kadının nasıl da mutlu mesut aynı karede olabileceğini ancak tasavvur edecekler. Bundan hem korkacak hem de bunu arzu edecekler. Belki rüyalarında görecekler.

Seyircilerin güldüğü bir sahnede, iki kadın, biri adamın karısı, Zeynep, diğeri sevgilisi, Nazlıgül, oturup iki arkadaş rakı içmektedirler. Nazlıgül Zeynep’in Ferhat’ın karısı olduğunu bilmemektedir. Zeynep rakibini iyi tanımak adına bu kadar yakınına gelmiştir. Nazlıgül ne halt ettiğini bilmeden Zeynep’e önceki akşam nasıl seviştiklerini anlatır. Masada ki tek konu paylaştıkları erkektir. Seyirciler tam da o en derin merak edilen an anlatılırken gülüverirler. Yönetmen detayları duymamızı istememiş oraya müzik efekti koymuştur. Ne anlatıldığını duymasak da biliyoruzdur. Ama hala duymaya hazır olmadığımızdan güler geçeriz.


Yandex.Metrica