Yeni Site Hakkındaki Yorumlarınızı
Bize Bildirin!

Krallar Ölmez

Krallar Ölmez
2012-07-31 16:31:59 1 Ocak 1970 Polisiye Macera Polisiye, Macera

Yönetmen: Ertem Göreç Ertem Göreç

Ülke: türkiye

Oyuncular: Sadettin Erbil, Danyal Topatan, Mümtaz Ener, Ayfer Feray, Cahit Irgat, Tuncel Kurtiz, Semiramis Pekkan, Ayhan Işık, Behçet Nacar, Asım Nipton Devamını Gör...

Konusu : ‘Goldfinger’daki (1964) ‘Teasing the Korean’ (1.26 sonrası) (John Barry). Şefik; “Bir ay öncesine kadar değerli bir memurdun. Milletlerarası Polis Teşkilatı’nın en güvendiği elemanlardan biriydin. Bir handa yazıhanen vardı. Güya ithalat ihracat yapıyordun. Sonra birden bire değiştin. Alkolik bir zavallı oldun. Tabancanı ve sertifikanı aldılar. İşine son verdiler. Bu gece öldürülen Reşit son dakikasında seni istedi. Hastanede konuştunuz. Gene birden değiştin. Hayata döndün. Seni yıkan da dirilten de aynı şeydi galiba. Neydi?” Murat Akman’ı yıkan şey nişanlısı Mine’nin kaybolması. Öldü zannediyordu. ‘The Girl Hunters’ adlı roman (1962) (Mickey Spillane) ve Hollywood filminin (1963) siyah beyaz Yeşilçam uyarlaması. Kitap bizde ‘Kız Avcıları’ (1965-Dedektif Romanları: 1) (Çeviren Adnan Semih Yazıcıoğlu) adı ile yayınlanmıştı. Jenerikte ‘The Man With The Golden Arm’ (1955) (Elmer Bernstein) var. ‘From Russia With Love’daki (1963) ‘Opening Titles’ (1.50’den itibaren) (John Barry). Gece yarısı nefes nefese koşan yaşlı bir denizci. Adı Reşit (romanda Richie Cole). Gazete bayisinde “İhtiyarın dükkânı burası mı? Evi nerde” diye soruyor. Gürgen Sokak, 15 numaradaymış. [‘Ölüm Saati’nde (1967) Ahmet ve annesinindi.] ‘Goldfinger’daki (1963) ‘The Death of Goldfinger’ (John Barry). Aradığı kişiyi bulamadan Alman plakalı bir Mercedes’ten kurşun yağmuruna tutulur. Hastaneye kaldırıldığında ‘Murat Akman ile konuşmak istediğini’ söylüyor. Kahramanımız, bir ay öncesine kadar Interpol için çalışmaktaymış. Şimdi işi gücü boşlamış. Saçı sakalı birbirine karışmış, perişan bir hali var. Meyhaneci Yorgi-Faik Coşkun’un meyhanesinde küfelik olana kadar içip nişanlısı Mine’nin arkasından ağlamakla meşgul. ‘Thunderball’daki (1965) ‘Electrocution-The Spa’ (John Barry). Birkaç sahne sonra Milli Emniyet’ten Şefik’e “Bir ay önce Rudi isminde çok zengin bir antikacının evine davetliydik” diye anlatıyor. Kendisi bir kaçakçının peşinde olduğu için Mine’yi yalnız göndermiş. O gece Rudi, karısı ve Mine kaçırılmış. Kadın ölü bulunmuş. Nişanlısı ve antikacı kayıpmış. O zamandan beri vicdan azabı içinde “İçmek ve kahrolmaktan başka bir şey yapmıyordum” diyor. Her gece ya meyhane ya da gazinoda. Yakın dostları Babalık-Asım Nipton ve Tombalacı Burhan-Danyal Topatan’ın iyi niyetli tavsiyelerine kulak asmaz bile. [Kitapta bu olay yedi yıl önce. İşadamı Rudolp Civac ve karısı Martha’nın davetinde koruma görevlisiydi Mike Hammer. Ama ‘bir cinayet teşkilatı ile meşgul olduğu için’ güzel sekreteri Velda’yı göndermiş. Üçü de kaçırılınca kahramanımız suçluluk hissediyor. ‘Bir saniye bile ayık gezmediği 7 cehennem yılı’.] Fausto Papetti’nin ‘3a Raccolta’ uzunçalarındaki (1962) ‘La Vela Bianca’ (1962) (Gilbert Bécaud). Keşke hiç olmazsa Kulüp 39’daki striptizci Chanel’in söylediklerini dinleseydi. “Buradaki ecnebi artistler çok mücevher alıyorlar. Hepsini aynı adam getiriyor. Hep de kızların kontratının bittiği gece getiriyor.” Sonradan “Eşşek kafam!” diye pişman olacaktır. ‘The States Evidence (Prison Break)’ (1960) (Irving Joseph). Bu konuşma nedeniyle bar fedaileri Faruk Panter, İsmet Erten ve Kudret Karadağ’dan iyi bir dayak yer. İçkiyi bırakınca bu ‘borcu’ fazlasıyla ‘ödediğini’ göreceğiz. ‘Our Man Flint’teki (1966) “It’s Gotta Be a World’s Record” (Jerry Goldsmith). Polis de o sırada, Reşit ile konuşturmak için, kahramanımızı arıyordu. Anonsta ‘esmer, uzun boylu, siyah saçlı, aşırı derecede alkolü’ olduğu belirtiliyor. ‘Goldfinger’daki (1964) ‘The Arrival of the Bomb and Count Down’ (2.20’den itibaren) (John Barry). Sokakta baygın. Komiser Tuncel Kurtiz tarafından bulunması bu melodi ile. Hastane sahneleri Rahmi Duman Kliniği’nde çekilmiş. Doktor’u ‘Kanun Benim’den (1966) anımsıyoruz. O zaman bıyıklıydı. Reşit son nefesini vermek üzere. (The Girl Hunters’daki Richie Cole’u oksijen çadırına almışlar). Yalnız Murat’la konuşacakmış. Kahramanımız ‘felce uğramış gibi kaskatı kesilir’. Vücudunda bir elektrik akımı dolaşır sanki. Çünkü ‘Mine ölmemiş’. Ama şimdilik. Eğer yetişmezse Dragon, genç kızı öldürecekmiş. İhtiyar Babalık’ın evine, ne olduğunu öğrenemeyeceğimiz, bir şey bırakmış. Söyleyebildikleri bu kadar. Ne adres ne başka bir şey. Sonraki sahnede ‘rahmetlinin’ Milli Emniyet’ten olduğunu ve ‘çok önemli bir tahkikat icabı’ Napoli’ye kadar gittiğini öğreneceğiz. Kahramanımızdaki değişim müthiş. ‘Yeniden can bulur’. Doktor “Birdenbire ayılmışsın” diyor. Aynı gece Asım Nipton ve Fabrikatör Yakup Genç de öldürülür. Üç cinayetteki kurşunlar aynı tabancadan atılmış. [Romanda fabrikatörün yerinde Senatör Knapp var. Tam bir ‘komünist avcısı’. ‘İkinci McCarthy’. Karısı Laura da ‘enfes bir kadın’.] İçkiye falan boş verip kolları sıvar. Elindeki tek ipucu olan fabrikatörün evine gider. Çekimler Armatör Suat Sadıkoğlu’nun Ortaköy’deki yalısında yapılmış. Miles Davis’in “Ascenseur Pour L’Echafaud” albümündeki (1957) ‘Le Petit Bal (Take 2) (Au Bar Du Petit Bac)’ (Miles Davis) ve ‘On The Beach’ uzunçalarındaki (1959) ‘The Mysterious Signal’ (Ernest Gold). Bahçede yürümesi ve unutulmaz merdivenden çıkışı bu melodilerle. Merhum Yakup’un karısı Nil sere serpe yatıyor. (Laura Knapp ise havuzda deniz yatağındaydı). 24 ayar bir dişi. ‘Bir parça uyumak, kendine gelmeye çalışmak istemiş’. (Senaryonun burasında küçük bir hata var. Genç kadın “İki gündür kaç defa sorguya çekildim. Size de anlatayım bitsin artık” diyor. Oysa Faruk daha o sabaha karşı öldürülmüştü). Ateş edeni görmemiş. Mücevher kasası da ‘ardına kadar açık ve boşmuş’. Olaylar artık hızlanıyor. Haftalar sonra geldiği yazıhanesinde yüzlerinde kadın çorabı olan iki kişinin saldırısına uğrar. Karaköy Kayık İskelesi’nde buluştuğu Şefik’ten bazı şeyler öğrenir. Reşit ‘gemiciymiş ve tayfa olarak çalışıyormuş’. (Oysa kaptan şapkalıydı). ‘Ayı Boğan’ lakabı ile nam salmış. Dragon’un Türkiye’deki adamlarını tanımakla görevliyken, tahkikat icabı Napoli’ye kadar gitmiş. Emir almadan niçin döndüğü belli değil. Burhan’ın yardımı ile Reşit’in evini öğrenir. Burası ‘Zehirli Hayat’ta (1967) Turan’ın garsoniyeriydi. Döner kütüphaneli odada bir mikrofilm bulurlar. ‘Goldfinger’daki (1964) “Oddjob’s Pressing Engagement” (John Barry). Resimlerden birinde Murat’ı rahatsız eden bir durum vardı; Reşit ve Mine beraber. Bir diğerinde ‘başka bir gacıyı araklamış’. Burhan kendisini tanıyordu. Adı Serap ve çalıştığı yer Okyanus Bar. Kahramanımız hemen oraya gider. Ay Feri, Kadri Ünalan Orkestrası eşliğinde söylüyor; ‘İbibikler (Kışlada Bahar)’ (1967). Serap’ı masasına çağırır. Kadının evine giderler. “Açık konuşalım, 300 dükkân alır. 500 de ben isterim” demişti. Fausto Papetti’nin ‘3a Raccolta’ 33’lüğündeki (1962) ‘Et Maintenant’ (1962) (Gilbert Bécaud). Serap sevişmek isterken bizimki Reşit hakkında sorular soruyor. Fausto Papetti’nin ‘4a Raccolta’ albümündeki (1964) ‘Ricorda’ (1963) (Mogol / Carlo Donida). Bu arada şaşırtıcı bir şey öğrenir; Mine, Reşit’in kızıymış meğer. Konuşmaları Antikacı Rudi’ye dek uzanmışken zavallı kadın, kimin attığı anlaşılmayan bir zıpkınla öldürülür. ‘Goldfinger’daki (1964) ‘Dawn Raid on Fort Knox’ (John Barry) ve ardından ‘The Arrival of the Bomb and Count Down’. Eve geldiğinde Komiser Tuncel Kurtiz kendisini bekliyordu. Hangi sıfatla Nil’i sorguya çektiğini soruyor. Kahramanımızın yanıtı çok hoş; “Yakup Bey’i tanırdım. Ölümüne çok üzüldüm. Başsağlığına gittim.” Biraz daha sıkıştırılınca “Uzaktan tanışırdık” diyor. Bu arada Şefik’ten iyi haberler var. Murat tekrar göreve alınmış. Tabanca ve sertifikasını verir. Dragon adlı bir teşkilattan söz ediyor. Avrupa’da kurulmuş bu teşkilatta her milletten insan varmış. Hepsi de ipten kazıktan kurtulmuş kimseler. Mücevher soygunu ile milyonları vuruyorlarmış. Başlarındaki Erlich ile Rudi’nin aynı kişi olduğunu öğreneceğiz sonradan. Dragon’un Mine’yi arama nedenini bilseler ‘bütün cinayetler ve muamma çözülecekmiş’. Acker Bilk’in klarneti ile ‘More’ (1962) (Riz Ortolani). Arayı çok uzatmadan Nil’e tekrar gider. Konuşurlarken Serap’a atılana benzer bir zıpkın da kahramanımıza atılır. Neyse ki ıska geçiyor. (Roman ve Hollywood filminde ise aralarındaki radyo bir kurşunla paramparça olur). Bu korku dolu dakikadan sonra dudakları birleşmişti. Villada Yakup’un çekmecesinde Rudi’nin resmini bulur. Ama Nil tanımıyormuş; “Kocamın bir arkadaşı olacak” diye geçiştirir. Davranışları kuşku uyandırıcı olmasına karşın Murat “Zavallı, çok perişandı” ve “Bir şey bilmiyor” gibi sözlerle seyircinin (ve Şakir’in) dikkatini dağıtıyor hep. Olayı araştırdıkça Reşit’in Napoli’de Mine ile buluştuğu anlaşılır. İstanbul’a döndükleri geminin adı Martı. Burhan, Tayfabaşı Yusuf’u tanıyormuş. O’ndan, Mine’yi gizlice bir sandık içinde getirdiklerini öğreniyorlar. Sandığın nerede olduğunu ise Cemil bilirmiş. Arpacı Otel’de kalıyormuş. Tahmin edileceği gibi zavallıyı bulduğumuzda çoktan öldürülmüştü. O sırada bir telefon gelir. Chanel ‘izlendiğini, öldürüleceğini’ anlatıyor Cemil zannettiği Murat’a. Gerçekten de striptiz sırasında tabanca ile vurulur. Filmin burasında kopukluk var. Galiba ölmeden çete hakkında bir şeyler söyleyebildi. Çünkü sonraki sahnede kahramanımız haydutların inindeydi. Ancak geç kalmış ve Mine vahşice öldürülmüş. ‘Alçıya sokup duvara gömmüşler’. Yerde bir şey bulur. Bunun ne olduğunu son sahnede öğreneceğiz. Ardından yine bir kopukluk. Bu kez balık adam kıyafeti ile bir yata çıkıyordu. Dövmedik ve suya atmadık haydut bırakmaz. Hüseyin Zan’dan Dragon’un yerini öğrenir. Kule’deymiş. Burada yüzü yaralı-tek gözlü Apo ve Mine arasındaki çekişmeye tanık oluyoruz. İkisi de Dragon’un başına geçmeye çalışıyor. Dört elmastaki mikrofilmleri bulmuşlar. “Dört yapraklı bir yonca gibi.” Bunlarla devletlerden yüce olacak, dünyaya hükmedeceklermiş. Meğer Erlich, Mine’nin babasıymış. Birbirlerini “Babamı sen öldürttün” ve “İki taraflı oynadın” diye suçluyorlar. Koca dünya birine yetermiş ancak. İkisine çok küçük gelirmiş. Adamları kavga ederken Murat ortaya çıkar. Dragon Apo’yu ‘alnından nallıyor’. (Romanda, balta ile vücudunu ikiye ayıracakken vazgeçer ve sağ elini 10 santimlik temel çivisi ile yere çakar. Polis gelene kadar bir yere kımıldamasın diye. ‘Bu usul kelepçeden daha tesirliymiş’). Nil ile baş başa kalmışlar. ‘From Russia with Love’daki (1963) ‘James Bond with Bongos’ (John Barry). Sonraki uzun konuşmayı seyirciler için yapıyor; “Bahçede bana zıpkın atıldığı gün içerde kocanın evrakları arasında bulduğum kuyumcu Rudi’nin resmi aslında Dragon Çetesi reisi Erlich’in yani senin babanın resmiydi. Hâlbuki tanımadığını söyledin. Yalanını yakalamıştım. Senden şüphe ediyor fakat inanmak istemiyordum... İçinde kıymetli sırların bulunduğu mikrofilmleri koyduğunuz elmaslardan biri Mine’deydi. Kuyumcu Rudi’nin yani babanın evindeki davetten çetenin diğer elemanları başlarında tek gözlü Apo olduğu halde babanı ve karısını kaçırdılar. (Mine’yi söylemeyi unuttu). Bütün servete ve çeteye Apo sahip olmak istiyordu. Bu durumu gören Mine dördüncü elması ve içindeki mikrofilmi babandan büyük bir ustalıkla aldı. Herkes elması hâlâ babanda zannediyordu. Adamı bu yüzden öldürdüler. Tabii bir şey bulamadılar. Hâlbuki sen adım adım Mine’yi takip ettin. Mine’deki elması ele geçirinceye kadar da birçok insanın kanına girmekten çekinmedin. Barda çalışan Serap, Dansöz Chanel ve otel odasındaki Hamit (‘Cemil’ diyecekti) hep senin kurbanların.” İspatı ise Mine’nin ölüsünü yanında bulduğu küpeymiş. “Bak diğer teki de senin kulağında... Kadınlara silah çekmek âdetim olsa bütün bunların intikamını tek kurşunla almak isterdim. Fakat sen kendi cezanı kendin vereceksin.” Ne yapması gerektiğini bakışları ile anlatır: 30 metrelik kuleden kendisini atmak. Genç kadın da öyle yapıyor. “Murat! Böyle bitsin istemezdim. Çünkü sevmiştim seni. Yalnız buna inan yeter bana.” [Romandakinin ölümü daha korkunç. Mayk’ı tüfekle vurmak ister. Ama kahramanımız daha önceden namluları ‘killi çamurla’ doldurmuştu. Laura iki tetiği birden çekince ‘Adli Tıp doktoru beyin parçalarını duvardan kazımak, kafatası kemiklerini tahtaların içinden cımbızla kıymık kıymık toplamak zorunda kalır’.] Polislerle gelen Burhan sevinçle bağırıyor; “Abiler! Söylemedim mi size Krallar Ölmez diye. Hey, Murat Abi! Dur, beni bekle.” ‘The Girl Hunters’daki Mike Hammer da alkolden ‘beyni sulanmış bir halde’. Yedi yıldır sekreteri Velda kayıp. Aynı kadını seven Pat Chambers suçlayıp duruyor kendisini. Hatta dört kez de yumruklamıştı. Ölmek üzere olan ve sadece Mayk’la konuşmak isteyen bir yaralı her şeyi değiştirir. Velda’nın yaşadığını söylüyor. Sonrasında İkinci Dünya Savaşı, Soğuk Harp ve Kızıllar var. İhtiyar Dewey, Richie’nin bıraktığı mektubu Mayk’ın her ay aldığı Cavalier Mecmuası’nın içine koymuş. Sekreterin yeri orada yazılıymış. Romanda Serap ve Burhan karakterleri yok. En önemlisi Mine ölürken Velda kurtulur. Acker Bilk’in ‘Great Themes From Great European Movies’ albümündeki (1965) “Canto D’amore (Divorce Italian Style)” (1961) (Carlo Rusticelli). Murat; “(Küvette yorgunluk atarken düşünüyor) Bugüne kadar bütün yaptığım Reşit ve Mine’nin baba kız olduklarını öğrenebilmek oldu. Hangi yola girsem karşıma bir ceset çıkıyor. Kimle konuşsam ölüyor. Ve Dragon, Mine’nin peşinde. Kim bu Dragon?” Nil; “(Banyonun kapısı yavaşça açılır) Pek biçimsiz bir zamanda geldim ama mecburdum. Senden yardım istiyorum.” Murat; “Salonda bekleyin. Geliyorum.” Nil; “Hemen gideceğim. Kocamın katilini ve mücevherlerimi arayan kim olursa olsun dostum demektir. Ben de her fedakârlığa hazırım… Bir şey öğrenecek olursan bildir bana. Daima villadayım. ÜSTELİK YALNIZIM.” Murat; “Mine’yi kaçıranlarla bütün bu cinayetleri işleyenler aynı insanlarsa mutlaka görüşeceğiz.” Nil; “Bekleyeceğim.” (Yazan: Murat Çelenligil)



Tuba.Artan

18 Ekim 2017 15:02

çok kasvetliydi...

Cevap Yaz

benimsinema

31 Aralık 2016 18:36

Bende cok begendim filmi. Ayhan isika bu tür filmler de yakisiyor. Filmin ismi bugün icinde gecerli..krallar ölmez ve sen yasiyorsun kral. Semiramis pekkan müthis güzellik. Meger kötü islerin arkasinda semiramis varmis. Tuncel kurtizi biyikli tanimakta güclük cektim. Macera severler icin bir film

Cevap Yaz

Kaptan34

27 Ocak 2016 23:35

Ajan filmlerinin en başarılısı Ayhan Işık çok çok yönlü bir oyuncu her role yakışıyor Semiramis Pekkan partneri olması çok iyi bir seçim

Cevap Yaz

jones.seker

30 Temmuz 2014 12:13

soluk soluğa bir film

Cevap Yaz

Lalegül34

22 Şubat 2014 18:07

ayhan ışık ile semiramis pekkan çok iyi ikli olmuşlar

Cevap Yaz

prenses34

28 Ekim 2013 18:48

çok başarılı bir film

Cevap Yaz

yasak75

30 Mayıs 2013 15:49

ben filmi çok beğendim

Cevap Yaz

KrallarÖlmez

26 Nisan 2013 16:19

Alkol yüzünden işini kaybeden bir interpol ajanıyla, onun yaşama kavuşturmaya çalışan bir kadının öyküsü.

Cevap Yaz

kartal tibet tutkunu

5 Mayıs 2012 23:24

Önce içtenlikle belirtmeliyim. Taçsız Kralın bu filmini çekildiği dönem de Nahiyemizin bir yazlık sinemasında da izlemiştim. Hafızalam beni yanıtmıyorsa eğer çokta beğenmiştim. Doğru bir yorumum olamayacağı inancı ile bu güne değin bir yorum yapamamıştım.. Bir Ayhan IŞIK seveni olarak kendimi özürlü addedmekle birlik Kariz_ma_35'in yorum ve vurgusu yerinde.

Cevap Yaz

kariz_ma_35

27 Ocak 2011 01:13

Taçsız Kral'ın namına yakışır hareketli bir film.Nişanlısı uluslarası donanmış bir çete olan."Dragon" çetesine elmas yüzünden kaybetmiş bir interpol ajan'ın öyküsü.Derin tahkikatlar soruşturmalar ve bu hengamede ölen bir dünya bar şarkıcısı,ve vatandaşlar ele alınmış filmde.Senaryo'yu kafamda tam çözememiş olsam bile dönemine göre  insanları mest edecek izlenecek bir film.Fakat bu filme neden bir kişi yorum yapmış verilen puanlara göre anlamak güç.Ayhan Işık hayranlarına tavsiyem bu filmide es geçmesinler mutlaka izlesinler.

Cevap Yaz
Yandex.Metrica