Köroğlu

8,41

( 3 kişi yorum yaptı )

Köroğlu

Sinema Filmi

1945

KÖROĞLU (1945) Yağız at meraklısı zalim Bolu Beyi'ne seyislik yapan Yusuf Ağa ona gösterişsiz ama yağız Kır atı bulur. Atı gören Bolu Beyi, Seyis Yusuf'un bulduğunu beğenmeyip, kendisiyle alay ettiği zannına kapılır. Onu cezalandırmak için gözlerine mil çektirip onu kör eder. Bu olaydan sonra Bolu Beyi'nden intikam almayı görev edinen saz aşığı Ruşen, "KÖROĞLU" adıyla Bolu Beyi'ne savaş açar. Çevresine kendi gibi düşünen kişilerle çete meydana getirir ve ezilen halkın yanında yer alır. İntikamını alırken Bolu Beyi'nin beğenmediği Kır atı kullanır. Bolu Beyi, Köroğlu ile birlikte Kır atı da yakalama peşine düşer.


6.5.1946 tarihinde Şark,Turan ve Çemberlitaş sinemalarında gösterime girmiş. Zafer ALGAN

Künye

Yönetmen Mümtaz Ener , Refik Kemal Arduman
Senaryo
Yapımcı Necip Erses
Müzik Muhittin Sadak , Mustafa Çağlar , Sadi Işılay
Görüntü Yönetmeni Baha Gelenbevi , Cezmi Ar , Menasi Filmeridis
Eser
Vizyona Giriş Tarihi 06 Mayıs 1946
Tür Dram, Macera, Tarihi
Özellikler 35 mm, Siyah Beyaz
Ülke Türkiye
Etiketler Epik, Kahramanlık Daha Fazlası

Ekip

Yönetmen Ekibi İhsan Tomaç (Yönetmen Yardımcısı)
Kamera Ekibi Menasi Filmeridis (Kamera Asistanı)
Müzik ekibi Muhittin Sadak (Müzik Koordinatörü)
Mustafa Çağlar (Şarkılar)

Firmalar

Yüksel Film (Yapım)
Ses Film (Yapım)
Nebioğlu Ofset (Afiş Baskı)
İnci Ofset (Afiş Baskı)

Son Yorumlar (3)

mansurx avatar mansurx 16 Aralık 2016 17:24:58

6

Filmi mümtaz ener ve refik kemal arduman birlikte çekmiş filmde oynayan mümtaz ener bu filmde köroğlunu oynamış 1968 yapımı köroğlunda ise koca yusufu oynamıştır.

sinemaseverim avatar sinemaseverim 26 Ocak 2015 18:28:48

Dertli Pınar, Deniz Kızı filmlerini meydana getiren Ses stüdyosu yeniden iki film hazırlatmakla meşguldür.. Bunlardan biri "Köroğlu”dur. Bu filmin dış sahnelerini çekmek için bir kafile İnegöl'ün Cerrah köyüne yirmi gün kaldı. Bu seyahate ait görüşle rini filmde teknik asistanlık' yapan Baha Gelenbevi'nin ağzından dinleyelim;

Size ilkin filmin üzerinde çalışan eşhası tanıtayım: Baş rolü Şehir Tiyatrosu'ndan Mümtaz Ener oynuyor. Rejisör yine Şehir Tiyatrosu'ndan Refik Kemal Arduman'dır. Süpervizörlüğü, İpek Film'de birçok filmlerin operatörlüğünü yapmış olan Cezmi Ar yapıyor. Senarist Muharrem Gürses, musikisini Sadi Işılay üzerine aldı. Operatörü Manasi Filmeridis, makiyaj Kadri Ögelman'da, Resimler ile de Foto Şehir uğraşıyor. Efendim bizim Cerrah köyü seyahatimiz bir alemdi. Refik Kemal Arduman burada hakikaten gayet centilmen bir rejisör rolünde idi. Terbiyesi onu hiddetlendiği zaman bağırmaktan alıkoyuyordu ama, hıncını boynundaki düdüğü habire öttürmekten almasına da kimse mani olamıyordu.

.. Atlılara çevirtilen sahneler onu bir hayli üzdü.
'Malum ya, gemideki kaptan ne ise filmde de rejisör odur. Filmin ve yanında çalışanların her şeyinden mes'ul dür. En ufak bir kaza tehlikesi onun dakikalarca yüreğini oynatıyor, yüzü altüst oluyordu: Vakıa kimseye mühim bir şey olmadı, hiç birimiz hastaneye düşmedik ama, eğer bu dış sahneler daha birkaç gün uzasa idi, zannederim ki, centilmen rejisörümüzün kendisi üzüntüden yatağa düşecekti. Arkadaşların rivayetine göre bu seyahatte ben de bir 'hayli rol oynamı-şım. Beni Spencer Tracy'nin çevirdiği "Iki Yüzlü Adam" a benzetenler oldu. İş dışında her şeyin bir hoş tarafını buluyordum.

Yediğimiz yemekten, yattığımız yere kadar her şeyden memnundum. Ama gel gelelim, iş esnasında pek farkında değilim ama - bir titizleniyor, bir aksileşiyormuşum ki. sormayın. İşte her şeyden, bulutlardan; güneşten, filmi çeken makineden, makyajdan, sözün kısası her şeyden şikayet ediyor, mızmızlaşıyormuşum. Bu aksiliğim bazen o kadar ileri gidiyormuş ki, beğendiğim şeylere bile itiraz ettiğim oluyormuş. Söz aramızda işin bu tarafının ben de farkındayım ama, bir kere ismim titize çıkmış, bunu da değiştirmektense öyle kalması daha çok işime geliyordu.

Bu filmin bir adsız kahramanı var. Hiç olmazsa ondan burada bahsedeyim. Adı Burhan Uskan'dır. Filmin en yorucu sahnelerini o çevirdi. At üzerinde yapılan bütün canbazlıkları, kayalardan yuvarlanmaları, dövüşleri hep o yaptı. Öyle zamanlar oldu ki bizim Burhan dövüşün heyecanına kapılıyor, sahnenin çekilmesi bittiği halde karşısındakini hala tartaklamakta devam ediyordu onu güçlükle ayırabiliyorduk.
Köyde hepimiz muayyen vazifelerimizden başka munzam işler de almıştık. Bizim makyajcı Kadri'ye de eczacılık düşmüştü. Kadri iş esnasında kendisine garip bir kıyafet bulmuştu. “ Plaja gitmeye belki vakit bu lamam fırsat,bu fırsat iken bari yanayım," diye çıplak vüçutla ayağına geçirdiği beyaz bir şortla geziyordu.

Bir gün kalabalık bir döğüş sahnesini çeviriyorduk. Yanımıza koşa koşa bir köylü çocuğu yanaştı
" Ağabey, "dedi. "Diha şuradan doktoru istiyorlar. ..-
.. Hangi doktoru, diye sorduk. Burada doktor yok ki.. - "
Yok olur mu?" Biraz ilerde duran Kadri'yi gösterdi: ..
Nah işte donlu doktor. Onlar isterler! . - .. O günden sonra Kadri'yi hep bu isimle çağırdığımızı ilaveye lüzum yok sanırım. Bu yolculukta en çok sıkıntı çeken fotoğrafçı Miço oldu. Zavallıyı bir dakika rahat bırakmadılar. Miço'nun midesi bir gün düzelemedi. Söz aramızda o midenin yerinde ben de olsam düzelemezdim. Çünkü Miço bizim yemeklerimizden umumiyetle hep ikişer porsiyon yer, yemek aralarında hararet bastırmak için cacık içer, bunun salatalarını az bulursa, ayrıca bir hıyar daha soyar.

İştihası açılmışken kapamak günah olacağından nereden eline geçirdiğini bir türlü keşfedemediğimiz erik pestilini yer Erik faslı açılmışken dağlardaki çakal eriklerinden avuç dolusu atıştırır, sonra başlayan mide ağrılarını dindirmek için, üç şişe gazoz içerdi. Bütün bu işlerden sonra zavallıcık bir parça uzanmak istese, hemen kaldırırlardı.

Partinin en sükutisi kimdir? diye soracak olur-sanız, tereddütsüz Cezmi Ar'dır diye cevap veririm. Sık sık köy meydanında, altında oturduğu çınarın bile onun sükutunden çatlayıp, orta yerinden ikiye ayrıldığını arkadaşlar rivayet ediyorlar.

Bu seyahat esnasında ağza alınması adeta yasak olan bir kelime vardı: “Mana“ Herhangi bir sözün arasında: Bunun manası şudur, demeye kalmadan, biraz ileriden şiddetli bir: Efendim .. sesi duyulur ve film operatörü Manasi ortaya çıkardı. Bu sebeple üç hafta kadar süren yolculuğumuzda .. mana .. kelimesini kullanmamaya karar verdik. Bu yüzden her şeyin manasını izaha pek meraklı olan senarist Muharrem Gürses konuşurken 'bir hayli güçlük çekti. İşte size bir filmin dış sahneleri arasındaki bir, iki hususi sahnecik.. (Rakım Çalapala - Yıldız, 15 Temmuz) 1945, Sayı: 156 Cilt: 13 ) yalçın özgül

hakan_ışık avatar hakan_ışık 02 Ekim 2012 16:59:58

10

izlemek isterdim

Yandex.Metrica