Yeni Site Hakkındaki Yorumlarınızı
Bize Bildirin!

Kırk Küçük Anne

Kırk Küçük Anne

8,08

(9 kişi yorum yaptı)

2012-07-31 16:31:59 1 Ocak 1970 Duygusal Komedi Duygusal, Komedi

Yönetmen: Memduh Ün Memduh Ün

Ülke: türkiye

Oyuncular: Mualla Sürer, Abdullah Ferah, Mürüvvet Sim, Birsen Menekşeli, Fatma Girik, Göksel Arsoy, Kemal Ergüvenç, Jeyan Mahfi Tözüm, Abdurrahman Palay, Candan Sabuncu Devamını Gör...

Konusu : ‘Il Faut Savoir’ (1961-1962) (Aznavour) müziğinin fon müziği olarak kullanıldığı filmde Fatma, (daha birkaç gün önce kovulması, şimdi ise kalması için neler yaptığı) Çetin ve Bay Bebek.. Çetin ; “..Benim yüzümden tatsızlık çıkmasına gönlüm razı değil..Bu hareketini de seni de unutmayacağız. Ama, bırak gidelim.” Fatma ; “Hayır.” Çetin ; “Allah, nerede olsa Bay Bebek’in rızkını verir.” Fatma ; “Budala! Benim ayrılamadığım bebek değil sensin. Hâlâ anlamadın mı?” 64’ün yaz sonu. Başkan Lyndon B. Johnson, başbakan İnönü’ye o ünlü mektubu göndermiş ; Kıbrıs mitingleri ; ‘Susuz Yaz’ın Berlin Film Festivaline gönderilmesi önce sakıncalı bulunmuş, ödül kazanınca bu kez de kutlamalar düzenlenmiş. Ama, filmde, Haydarpaşa Garına Anadolu’dan gelen (az çok okuyup yazmış) Çetin’le bambaşka şeylere tanık oluyoruz. Delikanlının karşıya geçtiği motorda Pina Motel’de eğitim gören genç kızlar da var. Öğretmenleri Flotild Şirinyan ile İstanbul’u gezmeye gelmişler. Şehrin yabancısı Çetin’in Hasanköylü Hasan Efendiyi araması alay konusu olur. Fatma ; “Adrese bak ; ‘Hasanköylü Hasan Efendi’. Ne adamlar var şu dünyada.” Çetin ; “Çok mu komik buldunuz, küçük hanım?” Fatma ; “Hem de nasıl.” Çetin ; “O halde istediğiniz kadar gülebilirsiniz. Bana bir Çin atasözünü hatırlattınız ; Çocuklar ve ahmaklar çabuk gülermiş.” Kızlar ; “Biz çocuk değiliz.” Çetin ; “Ben çocuksunuz demedim.” Kızlar ; “…” Şehir Palas Oteline yerleşir. Dönercinin önünde yutkunmasından ve son lirasını mazgala düşürdüğü için III. Ahmet çeşmesinin yakınındaki simitçiye simidi geri vermesinden, ne kadar zor durumda olduğunu anlıyoruz. Bu arada bir genç kadın, bebeğini (ilerde Çetin ona Bay Bebek diyecektir) aynı otelde kalan kocasına bırakıp kaçar. “Artık tahammülüm kalmadı..Son ümidi de kırılan her insanın yapacağı şeyi yapmaya karar verdim. Zerre kadar vicdanın varsa çocuğumuza iyi bak. Aysel.” Kendisini denize atarken son anda, Çetin engel olur ve ‘olmayan parası ile’ onu ‘mis gibi bir döner’ yemeğe götürür (Akşam Gazetesinin küçük ilan sayfasında ona iş bile buluyor). Karakolda Komiserin sözleri ; “..Yaptığın dolandırıcılıktır. Türk Ceza Kanunu madde 503 ila 508, en aşağı altı ay yersin..Bir de emniyeti suistimal ; Türk Ceza Kanunu madde 508 ila 512..altı ay da oradan etti 12 ay. Bitmedi, nas-ı izhar..madde 516-521. Oradan da yedin mi bir 8 ay. Bitmedi..” Neyse ki insafa gelen lokanta sahibi yakınıcı olmayınca paçayı kurtarır. Bir başka gün, Aysel’in kocası çocuğu bir sepetle, parkta gazete okumakta olan Çetin’in yanına bırakıyor. Acıkan Bay Bebek’e sütçüden ‘izinsiz’ süt almaya kalkınca tekrar karakol. Komiser’in “Yandın bu sefer, şap gibi yandın. Türk Ceza Kanunu madde 491..” diye devam eden konuşmasının sonunda ifadesi alınır ; “Ana adı Ayşe, baba adı Köse Hacı Sabri, doğum yeri Yozgat’ın Hasanköy’ü..” Bunları duyan Komiser’de inanılmaz bir ‘değişim’ olur. Komiser ; “Evladım, aslanım benim..Sen benim elime doğdun kerata. Tanımadın mı beni..Hasanköylü Hasan derler bana.” Çetin ; “Ben de sizleri aramaya gelmiştim buraya. İşsizim.” Komiser ; “Hepsi olur. Bizim Başkomiser Ahmet Tarık Beyin hemşiresi özel bir eğitim kampında müdiredir. Yarın ondan bir mektup alırız, bu iş olur biter..Ama dur, Müdire Hanım evde kalmıştır, çocuklardan nefret eder..Bizim tarafta bir sütnine var, 5-10 lira verdin mi (Bay Bebek’e) kendi çocuğu gibi bakar.” The Shadows topluluğundan ‘The Boys’ (1962) (Welch / Marvin / Bennet) melodisi ve elinde Ahmet Tarık’ın yazdığı ‘tavsiye mektubu’ ile Pina Motel Kız Kampına gelir. Müdire Hanım onu diğer hocalarla tanıştırır ; Şan hocası Şeyda Bülbüler ; Lisan ve kültür hocası Flotild Şirinyan (oysa filmin başında, kızlar onun tarih hocası olduğunu söylemişlerdi) ; Hem jimnastik hocası hem de disiplin amiri, eski bir sporcu Maraton Ömer. Çetin, ‘hasta olan’ edebiyat öğretmeninin yerine ders verecektir. Öğrenciler ise, belki bir yanlış anlama ile, önceki ve çok sevdikleri öğretmenlerinin onun yüzünden kovulduğunu düşünürler. Artık onları tutabilene aşkolsun. Fatoş’un önderliğinde ‘yeni gelen zibidiyi doğduğuna pişman etmek için’ ne lazımsa yaparlar. Banyodayken suyunu kesmek ; Yoğurt savaşında her tarafını bulaştırmak. Çok güzel bir sahnede, Fatma, yeni disiplin sorumlusu Çetin’e haber vermeden Altın Sahil Gazinosuna gider. Burada iki unutulmaz melodi dinliyoruz ; Frankie Avalon’u meşhur eden ‘Venus’ (1959) (Ed Marshall) [bir başka ‘Venus’ı (1970) (Leeuwen) (The Shocking Blue) anımsamamak elde değil] ve ‘Roberta’ (1963) (Peppino di Capri). Çetin, ceza olarak onu gazinodan kampa kadar (20 km.) yürütür. Yolculuğun sonunda yorgunluktan baygın bir halde olan Fatoş’u filmin fon müziği ile kucağında taşıması ne güzeldi. Aralarındaki sevgi belki de birbirlerine en kızgın oldukları zamanda başlamıştır. Sonra işler daha da karışır ; Sütanne Ayşe Teyze (“Memleketime gidiyorum. Kocam hastalanmış. Telgraf çekti”), Bay Bebek’i Çetin’e getirir. Kızlar durumu anlarlar ama köprünün altından çok sular akmış ve artık öğretmenlerini sevmektedirler. Hem bebeği hem de öğretmenlerini koruyorlar. Çocuğunu bıraktığına pişman olan Aysel, karakoldan durumu öğrenip kampa gelir. Durum daha zorlaşır ama sonunda her şey tatlıya bağlanıyor. Matmazel Şirinyan kızlara ders anlatıyor.. Şirinyan ; “Kont Saint-Saens, Marie Antoinet’in önünde eğildi. ‘Madam, jö vu zem (je vous aime)’ dedi. Yani, seni sevorum. O zaman, Marie’de hoşafın yağı kesildi. ‘Ben de seni jö vu zem be’ dedi. Derken sarmaş dolaş oldular. 10 dakika ya öpüştüler ki birden bire telefon çaldı. Louises yani XVI. Lui telefonda..” Bir öğrenci ; “Ama matmazel O ZAMAN TELEFON YOKTU.” Şirinyan ; “Karıştırdım mı yoksam? Neyse, AŞK VARDI YA SİZ ONA BAKIN. Derken efendim..” (Yazan : Murat Çelenligil)



turukku

15 Temmuz 2019 13:27

aziz basmacı için seyrettim. esasen orta karar bir filim, ancak yozgatın bir köyünden gelen bir adamın istanbul türkçesi ile konuşması ve köylüsü olan komiserin kayseri-adana arası bir lehçeyle konuşmaları gibi abukluklar vardı.

Cevap Yaz

performer

30 Temmuz 2014 23:54

bu arada ahmet tarık tekce'nin filmde az görünüyor olması ve trafik kazası'nın oluşu, filmin bazı sahnelerinin değiştirilmesine neden olmuş olabilir.

Cevap Yaz

performer

30 Temmuz 2014 23:51

hikaye olarak beğenmedim.... sanırım bu filmden 10 yıl sonra çekilecek olan hababam sınıfı filmi için bu filmin yapımcısı, hababam'ın da yönetmeni olan ertem eğilmez için yeni bir film projesi oluşturmuş.

Cevap Yaz

guvenk

20 Temmuz 2014 03:35

Çok çok güzel bir film, ne de olsa Memduh Ün filmi.. Bu filmdeki bütün oyuncular harika, konu harika, senaryo harika, espriler harika... Harika olmayan tek şey bu filmin çekimleri sırasında bir kazaya kurban gitmiş olan sevgili Ahmet Tarık Tekçe'nin son halini görmekti.. ne kadar da sağlam ve güçlü görünüyormuş oysa ki....Allah rahmet eylesin demekten başka bir şey düşmüyor bana...

Cevap Yaz

benimsinema

21 Haziran 2013 02:46

ne yalan söyleyim önyargiyla bakmistim ama yanildigima cok sevindim, film gercekten cok güzel ve komik...vaktin nasil gectigini bende anlamadim...mualla yine oteriter...mürvete zaten bayildim...bir bebege 40 kisinin analagini anlatiyor film

Cevap Yaz

emresiyahoglu

14 Temmuz 2012 12:16

Harika bir komedi klasiği, aynı konu 1984 yapımı Kızlar Sınıfı filminde tekrar işlenmiştir.

Cevap Yaz

B a r b a r o S

1 Ekim 2008 23:15

Ahmet Tarık TEKÇE'nin rol aldığı son filmdir. Bu filmin çekildiği günlerde geçirdiği bir trafik kazasında hayatını kaybetmiştir. Allah rahmet eylesin...

Cevap Yaz

Murat Çelenligil

19 Eylül 2007 07:12

Matmazel Şirinyan ve kamptaki genç kızlar İstanbul gezisinde.. Şirinyan ; “(Haydarpaşa Garını göstererek)..Şu gördüğünüz bina meşhur Sultan Selim Kışlasıdır..Mimari gotik tarzında yapılmıştır. Padişah 8. Sultan Selim yaptırmışısa..” Bir genç kız ; “Tarihimizde sekiz tane Selim yok matmazel.” Şirinyan ; “Ben diyorsam vardır. 8. Selim, 5. Napolyon’un karısı Sarafin’i (Josephine demek istiyor galiba) burada tam bir hafta..şey etmiş..” Bir genç kız ; “Ne etmiş Matmazel?” Şirinyan ; “Misafir etmiş.” Kızlar ; “Dünyanın en büyük tarih alimisiniz..Matmazel siz bir meleksiniz.” Şirinyan ; “İstemem. Meleklerde evlenmek yoktur. Hepsi evde kalmışlardır.” Ahmet Tarık Tekçe..Heyecanla bir şeyler anlattığı sahnelerde aklımızda Chicago’nun o güzel şarkısı (1976) (Peter Cetera) ; “If you leave me now, you’ll take away the very heart of me.” Filmin çevrimi sırasında ‘Yankesici Kız’ın (1964) galası için gittiği Karabük yakınlarındaki trafik kazası ve ölümü çok üzücü. Yarım kalan rol için Vecdi Benderli, Vahi Öz’e çalıştığı şirketlerden izin almış. Senaryo yeni duruma uyarlanıyor. Vahi Öz bu filmde para almıyor ve Ahmet Tarık rolü için ayrılan 5 bin lira eşi Hatice Tekçe’ye verilmiş. Göksel Arsoy’un saçları nispeten kısa. Nedeni, o sırada Konya, Yaylapınar köyünde (o yıllardaki bir uygulama) öğretmen olarak askerliğini yapıyor olması. 8 ay boyunca sinemadan uzak kalmış. Yaz izni sırasında 4 film çevirmiş. Çetin’le Şehir Palas Otelindeki görevlinin konuşması çok güzeldi.. Çetin ; “Boş bir odanız var mı?” Görevli ; “Haftalığı peşin verirsen var. 49 lira.” Çetin ; “49 lira mı? Üç günlük versem olmaz mı?” Görevli ; “Olmaz.” Çetin, 6 banknot verip (herhalde 2 beşlik ve 4 onluk) görevlinin uzattığı bir lirayı alıyor. O da, sonraki sahnede, simit alırken mazgala düşer. Simitçi uzattığı simidi yerine koyar. Çetin’in dönercide Aysel için iş ilanlarına baktığı 60’ların ses getiren Akşam Gazetesinde ‘64 Tokyo Olimpiyatlarının başlayacağı yazıyordu. Olimpiyat meşalesini 19 yaşındaki atlet Osman Atakan Tekin taşımıştı. Parkta okuduğu gazetede, Cumhuriyet Gazetesi spor sayfasındaki Görüş köşesi yazarıyla ilgili bir haber var ; “Halit Deringör umumi kaptanlıktan ayrıldı.” Mualla Sürer çok inandırıcı. Nezihe Becerikli’nin sesi ile sanki gerçek bir Müdire. ‘Küçük çocuklara hiç tahammülü yok’ (ama sonradan Bay Bebek’i çok sevecektir). Aşçı ile konuşurken başka bir özelliği daha ortaya çıkıyor ; “Çiğ et göremem. Tiksinirim, midem bulanır.” Flotild Şirinyan, Müdire Hanımın odasında Çetin’e “Anşante (enchantee) delikanlı” derken elinde John Steinbeck’in ‘Aşk Otobüsü’ (Çeviren ; Vahdet Gültekin) (Güven Yayınevi, birinci basım, 1961) adlı kitabı vardı. Kendisine ‘Madam’ diyenleri ‘Matmazel’ diye düzeltmekten yorgun düşüyor. Çetin’in otobüsle kampa gelişi sırasında dinlediğimiz ‘The Boys’ (1962) (Bruce Welch / Hank Marvin /Brian Bennet) çok güzeldi. Fatma, nedense Altın Sahil Lokantasındaki Burç Orkestrasının çaldığı ‘Venus’ı (1959) (Marshall) beğenmiyor ve ‘Roberta’yı (1963) (Capri) istiyor. Oysa, Frankie Avalon’a şöhret sağlayan bu melodiyi biraz daha dinlemek ne güzel olurdu ; “Venus if you will // Please send a little girl for me to thrill.” Şarkıcının ‘Gingerbread’ adlı şarkısı da çok güzeldi. ‘İl Faut Savoir’ (bilmen gerekli olan şey) (1961-62) (Charles Aznavour) melodisi 5 sahnede var. Talia Salta..Üç sahnede ve 51 saniye izliyoruz. Onu bu kadar sevmemiz, birazcık görünce bile mutlu olmamız nedendir? Fazıl Hüsnü Dağlarca’nın “Savcı’ya” adlı şiirini biraz değiştirerek şunları diyebiliriz ; “..Ama nedir çağlar üzre // Talia Salta’yı Göksel Arsoy’dan güçlü kılan.” Aysel rolündeki Gülderen Ece’nin ve kocası rolündeki Oktay Menteş’in adları jenerikte yer almamış. Yalnız, afişte Gülderen Ece’nin adı var. Abdurrahman Palay, iki kişiyi (Çetin’i ve dönercide “Nefis yemeklerimiz var, buyrun” diyen garsonu) ; Jeyan Mahfi Ayral, Fatma’yı ; Kemal Ergüvenç, Ahmet Tarık’ı ; Vahi Öz, Hasan’ı ; Kenan Büke, Şeyda’yı ; Aziz Basmacı, Ömer’i seslendirmiş. Kamptaki genç kızların sayısı (40 değil) en kalabalık oldukları sahnede 21. Fatma ve Birsen dışında adlarını öğrenemiyoruz. Bir sahnede Elif, Şeref ve Leyla deniyor ama kim oldukları anlaşılmıyor. Kız adı olarak bilinen Şeyda’nın bir erkeğe ve erkek adı olarak bilinen Şeref’in bir bayana verilmesi de ilginç. Matmazel Şirinyan, “..Jan Dark (Jeanne d’Arc) gibi kızdır Fatoş” diyor. Fatma, sonraki yıllarda, 60 ve 70’lerin öğrenci olayları için hükümetlerin bulacağı çözümü(!) onlardan çok önce ve alaycı bir şekilde Müdire Hanıma söylüyor ; “..Polise haber verin, itfaiyeye haber verin, isterseniz Amerika’dan yardım talep edin kararımız değişmeyecektir.” Sütçünün güğümünü ‘haber vermeden’ alan Çetin ile Komiserin neşeli konuşmaları.. Komiser ; “..Türk Ceza Kanunu 491 ; Hırsızlık. Kafadan 5 sene.” Çetin ; “Fakat Komiser Bey, bebek açtı dayanamadım.” Komiser ; “Nen oluyor bu bebek senin?” Çetin ; “Hiç, ahbabım. Bu sabah tanıştık.” Komiser ; “Bana bak dalga geçme.” Çetin ; “Vallahi doğru söylüyorum Komiser Bey. İsterseniz (bebeği göstererek) ona sorun.” Komiser ; “Soracağım tabii. Onun da ifadesini alacağım. Baş komiser Ahmet Tarık Bey burada olsaydı yanmıştın. Türk Ceza Kanunu 617 ; 7 sene kafadan..”

Cevap Yaz

nedim yıldız

21 Mart 2007 19:23

bir erkek öğretmen ve uğraşmak zorunda kaldığı 40 bayan talebe,birde küçüçük bir bebek...hepside annesi olmaya can atacaktır...ahmet tarık tekçe bu film çevrilirken rahmetli olmuş,yerini vahi öz doldurmuştu...güzel bir komedi ve aşk filmi...

Cevap Yaz
Yandex.Metrica