Yeni Site Hakkındaki Yorumlarınızı
Bize Bildirin!

Kardeş Kanı

Kardeş Kanı

8,05

(3 kişi yorum yaptı)

2012-07-31 16:31:59 1 Ocak 1970 1 Saat 9 Dk Polisiye Dram Duygusal Polisiye, Dram, Duygusal

Yönetmen: Kemal Kan Kemal Kan

Ülke: türkiye

Oyuncular: Filiz Akın, Ahmet Mekin, Suzan Avcı, Semih Sergen, Zeki Çan, Eşref Vural, Nusret Özkaya, Sunay Sun, Kazım Kartal, Fikri Çöze Devamını Gör...

Konusu : Tommy Dorsey’in trombonu ile (1935) bir sving, “I’m Getting Sentimental Over You’ (1932) (George Bassman / Ned Washington); “I thought I was happy, I could live without love;//Now I must admit, love is all I’m thinking of.” Nazım’dan gelen mektup; “Nesrin, senden ayrı kaldığım günler seni bana daha çok yaklaştırıyor. Bir daha ayrılmamak üzere ebediyen yanında olacağım.” Selma; “Ne güzel yazmış. Beni de böyle seven, tatlı sözler fısıldayan bir sevgilim olmasını öyle isterdim ki.” Nesrin; “İlahi Selma, elbet bir gün o da olur.” 1969’daki aynı adlı filmin ilk çevrimi. İstanbul’da bir yoksul mahallesi. Kamil Usta yaşlanmış ama hâlâ tezgâhının başında. Demir işleri, soba gibi şeyler yapıyor. Karşılaştığımızda bir Bayburt türküsü (Hayriye Temizkalp) tutturmuştu; “Of, of böyle kâr//Bu yıl da kaldık bekâr.” Çaycı da ‘boşları’ almaya gelmiş “Tabii kalırsın be Kamil Usta. Az mı söyledik sana şu Zehra hanım teyzeyle evlenmeni” diye takılıyor. Oysa yaşlı adam ‘o güne kadar evlatlarının başına üvey ana getirmemiş’. Sonrası için de böyle bir şeye niyetli değil. İki oğlu var. Ağabey Nazım ne denli iyiyse Tahsin öylesine kötü. Kadın, içki, kumar her şey var. Babasının ‘sac alması için’ verdiği parayı zarda kaybediyor. Nazım yetişene kadar yediği sopa da cabası. 48 numaralı ahşap evleri ‘Güneş Doğmasın’da (1961) Mahmut’larındı. Duvarda o meşhur ‘Kahveci Güzeli’ halısı. Abisi nasihat vermeye çalışıyor ama bizimki ‘1963 Yıldızlar Albümü’ne dalmış. Duyacak hali yok. Nazım; “Zavallı babam bu yaşlı halinde bizim rızkımızı temine çalışırken sen hâlâ haylazlık peşindesin. Bunun sonu yok. Kafanı değiştirmeye bak.” Tahsin; “Abi?” Nazım; “Ne var?” Tahsin; “Şu kadının vücuduna bak. Bir içim su mübarek.” Nazım’ın “Aklım fikrim hep onda” dediği haber de bu günlerde geliyor; Polis Koleji’ne giriş sınavını kazanmış. Ankara’ya gidecek. En büyük üzüntüsü çocukluk aşkı Nesrin’den ayrılmak. Tahsilini bitirir bitirmez evlilik var. ‘Ayrı oldukları günlerde tek tesellileri yazdıkları mektuplar olacak’. Nazım; “Sahi, mektupları nereye göndereceğim?” Nesrin; “Selma’nın dükkânına. Ben O’na tembih ederim. Zaten O’ndan bir şeyimi saklamam.” Meğer Tahsin de Nesrin’e ilgi duyuyormuş. Arkadaşı Orhan Çoban’a “Abim olacak bu insanda şeytan tüyü mü vardır nedir. Neye el atsam altından O çıkıyor. Evde uslu görünüşüyle O hâkim. Gönül işlerinde gene O hâkim” diye yakınıyordu. Uzakta geçen günleri Süha Doğan’ın sesinden dinliyoruz; “Nazım, Ankara Polis Koleji’nde insanüstü bir güçle çalışıyor, bir an evvel sevgilisine kavuşmak için bütün gayretini sarf ediyordu. İlerde Nesrin’le kuracağı mesut yuvanın hayali O’na bütün yorgunluklarını unutturuyor, her an kendinde yeni bir enerji buluyordu.” Abisinin yokluğunda Tahsin bir numara çevirir. “Sen ay kadar parlak, güneş kadar berraksın. Bırak kalbim aşkınla yansın. Ruhum sensin, mabudem sensin. Varlığım varlığınla yıkansın” sözleriyle zaten böyle bir şeye hazır olan Selma’yı kendisine âşık eder. Sonra da Nesrin’e, Ankara’dan geleni değil, kendi yazdığı mektubu vermesi için zorlar; “Nesrin, bu maceraya artık bir son verelim. Biliyorum belki üzüleceksin. Fakat bunu sana açıklamak zorundayım. Belki seni oyaladım, belki de ümit verdim. Fakat bunun bir gençlik hevesi olduğunu burada tanıyıp sevdiğim yeni bir kızdan anladım. Ben gerçek aşkı O’nda buldum ve tattım. Yakında da O’nla evlenip İstanbul’a geleceğim. Beni artık unut ve mektup yazma. Sana bir ömür boyu saadetler dilerim.” Genç kız öylesine etkilenmiş ki el yazısının farklı olduğunu anlamıyor bile. Sonrasında olacaklar belli. Tahsin, Kamil Usta ile konuşuyor, “Dinle baba, Hasan Usta’nın kızı Nesrin var ya…” Nişanları tam da Nazım’ın Ankara’dan döndüğü gün. Louis Prima’nın trompeti (1960) (I Want Some Lovin’) ile ‘1 Numaralı Piyano Konçertosu’, Op.23: I. Allegro non troppo e molto maestoso (1875) (Pyotr Ilyich Tchaikovsky). Dans edenler arasında kardeşi ve sevdiği kız var. Kamil; “Nazım oğlum, hoş geldin.” Nazım; “Hoş bulduk baba.” Tahsin; “Hoş geldin abi. Nişanlım Nesrin.” Nazım; “Memnun oldum. Her ikinizi de tebrik ederim. Sonsuz saadetler... Çok yorgunum, müsaadenizle.” Fakat Selma’nın itirafıyla, gerçek kısa sürede ortaya çıkıyor. Tahsin daha ileri giderek babasının yazdığı mektupları da abisine göndermemiş. “Defol bu evden. Artık Tahsin isminde bir oğlum yok benim” sözleri ile kovulur. ‘Wonderland By Night’ (1960) (Klaus-Gunter Neumann / Lincoln Chase); “And so we kissed//Not knowing if our hearts would pay the price//But heaven welcomed us to paradise//Blessing our love.” Aylar sonrası. Nesrin ve Nazım evlenmişler. Bir de kızları var; Sevda. Bu mutlu günlerin birinde Tahsin geri gelir. Bunca zamandır Avrupa’daymış(!). Fazla kalamaz, hemen gider. “Yapacak işlerim o kadar çok ki.” Nazım, Polis teşkilatında çok seviliyor. Amiri Eşref Vural’ın en güvendiği elemanı. Güzel eşi de mutlu ama ‘evlendikleri günden beri doğru dürüst evde hiç kalmadığından’ yakınıyor. Delikanlı öylesine meşgul. ‘The Firebird: Infernal Dance of King Kashchei’ (1910) (Igor Stravinsky). Bir eroin şebekesine baskın düzenlenmiş. Nedense yalnızca üç polis var. Eşref Vural, Nejat Baba ve Nazım. Çete şefinin yüzünü göremiyoruz. Çekimler hep sırtından. Adamlarından biri Zeki Çan. “The Princessess’ Game With The Golden Apples” (1910) (Stravinsky). Nazım’ın eve yaklaşması ‘Ateş Kuşu’ balesindeki notalarla. Çatışma sırasında Nejat Baba vurulur. Ölmeden önce kendisini vuranları anlatırken sözlerini tamamlayamaz; “Kaçan adamları tanıdım. Sabıkalılardan Keş Halit. Öteki de…” Nazım eve geldiğinde Tahsin oradaydı. Üstelik pek meraklı. Baskınla ilgili her ayrıntıyı öğrenmek istiyor. O gece Nazım’a bir telefon gelir. ‘Aradığı Keş Halit, Samatya’da Aralık Sokak 17 numaralı evin mahzenindeymiş’. Kimsiniz sorusunun yanıtı; “Üzümünü ye de bağını sorma.” Verilen adrese gittiğinde Halit öldürülmüştü. Orada yakaladığı birini de Karanfil/Nusret Özkaya [‘Siyah Otomobil’ (1966) filminde tekrar göreceğimiz] ‘34 AH 173’ plakalı arabadan ateş ederek öldürür. Kahramanımızın elindeki tek ipucu Keş’in ceketindeki etiket; ‘Hristo / Moda, C. Uğurlu Han 19-4’. Terziden Halit’in evini öğrenir. ‘Andalucia/The Breeze and I’ (1929) (Ernesto Lecuona). Oradaki genç kızı sorguya çekmek istiyor. O ana dek çete reisi belli değildi. Artık yüzünü görebiliyoruz; Tahsin. Adamı Demirci/Kazım Kartal’la birlikte ateş ederek zavallı kızı konuşamadan öldürüyorlar. Sonrasında, Nazım’a bir tuzak kurulmuş. Sarışın Anna’yı kurtarmak isterken cinayetle suçlanır. Zeki Çan da hapishanede. ‘Porgy and Bess; Overture’ (1935) (George Gershwin). Heyecanlı kaçışları bu melodi ile. Nazım, karısının değil Anna’nın yanına sığınıyor. Genç kadının “Sana öyle susadım ki. Sev beni, öp beni” demesinden daha önce de beraber oldukları belli. Ama ailesine bağlı kahramanımız için başkasının kollarında geçen bu dakikalar yalnızca ‘görev gereği’. Meğer Anna da çete için çalışıyormuş. Üstelik Tahsin’in sevgilisi. ‘Avrupa’ya pazarladıkları eroinden gelecek parayla Amerika’nın en ücra köşesine gidip beraber mesut bir hayat yaşamak istiyorlar’. ‘Piccolissima Serenata’ (1957) (Gianni Ferrio / Antonio Amurri). Tahsin; “Bana öyle geliyor ki Nazım bir vesileyle aramıza girip her şeyimizi öğrenmek istiyor.” Anna; “…Bu arada kendisine hiçbir şey hissettirmeden programımızı değiştirmemiz lazım. Beklediklerimiz gelir gelmez malları alıp kaçarız. Ayrıca bir fikrim daha var. Karısını sorguya çekip O’nun hakkında belki bir şeyler öğrenebiliriz.” Nesrin’i köşkün bodrumuna getirirler. Nazım’ın ‘hâlâ görevde olduğundan ve karısı aracılığı ile polise malumat verdiğinden’ kuşkulanmışlar. Yukarda Anna’nın yaş günü için bir davet tertiplenmiş. Herkes eğlenirken çete oradan uzaklaşmış olacak. Filmin sonu müzikli bir fırtına gibi. ‘I Could Have Danced All Night’ (1956) (Frederick Loewe / Alan Jay Lerner). Anna bir başkası ile dans ederken Nazım da karısını kurtarıyor. ‘Bésame Mucho’ (1940) (Consuelo Velázquez). Salona geldiklerinde dans bu melodi ile devam ediyordu. Nazım artık bu işi bitirmeye kararlı. Aynı anda Tahsin de tüfeğini doğrultmuş. ‘Pictures at an Exhibition: I. Gnomus’ (1874) (Modest Mussorgsky). Abisine “Bir adım daha atacak olursan yakarım” diyor. Yine ‘The Firebird: Infernal Dance of King Kashchei’ (1910) (Stravinsky). Anna’nın her türlü baskısına karşın Nazım’ın yanında yer alınca arkadaşları tarafından öldürülür. Son sözleri; “Beni affet abi.” Kaçmaya çalışan çeteyi dışarıda polis bekliyordu. ‘Porgy and Bess’ (1935) (George Gershwin) operasındaki ‘Introduction (ilk 25 saniye)’. Nazım, Tahsin’in sevgilisi Mualla’nın evinde bir şeyler arıyor. Mualla; “(Elinde silah) Kimsin sen?” Nazım; “Ben mi? Ben Sezar’ım. Kleopatra’nın ayaklarına kapanmaya gelen zavallı Romalı.” Mualla; “Olduğun yerde konuş. Bir adım daha atarsan ismini Roma tarihinden silerim.” Nazım; “Başkalarının elinde can vermektense Kleopatra’nın zehriyle ölmeyi tercih ederim… Adım Çetin. Beykoz’danım. Arkadaşlarım bu yüzden çetin ceviz olduğumu söylerler. Boyum 80, kilom 80… Hüviyetimi takdim ettim. Hadi sen de söyle de ahbap olalım.” Mualla; “Çok merak ettiysen söyleyeyim, Mualla.” Nazım; “Demek Mualla. Oh ne âlâ ne âlâ. ‘Ne yersin, fındık içi. Amman canımın içi’. Adının hakkını vermek lazım güzelim. (Genç kızı öper). Amma da ateşliymişsin ha.” Zaten kahramanımız, filmdeki neredeyse bütün bayanları öpüyor. Karısı hariç. (Yazan: Murat Çelenligil)



AlınYazısı

2 Şubat 2017 11:57

Evet arkadaşın dediği gibi tam bir hayal kırıklığı. Çok abes işleyen bir senaryo, kötü bir kurgu çok anlamsız bir son. Film nadir filmler serisindendi. Ama nadir olmasına değmedi. Güzel bir kadro, tanınmış oyuncular var ama film beş puanı geçmiyor. Tahsin bir kereden nasıl o kadar yükseldi. Polis olan Nazım, ilk önceleri bir işçi sıfatıyla karşımıza neden çıktı. Finalde tahsin'in ölümünden nazım'ın görünmemesine kadar çoğu şey mantık dışı. 10/5

Cevap Yaz

benimsinema

28 Ocak 2017 14:16

Ilk önce bu filme edindigim icin cok mutluyum. Ama film biraz hayal kirikligi, film tamamen ahmetle semihin üzerine kurulmus ve filiz biraz sönül kalmis. Ahmet polis semih ise kacakci. Fakat ahmet suzan icin katil olur ve filizide aldatmis olur. Suzanla semihte is birligi yapmaktadir. Nedense ahmet capkin olur, öper durur kadinlari. Film polisiye macera filmi olmasina ragmen heyecan yok. Ama arsiv icin gerekli

Cevap Yaz

Murat Çelenligil

21 Haziran 2010 09:22

“Bir kadın uğruna beni ve çocuğunu, çok sevdiğin şerefli mesleğini bile terk ettin. Bu olanlardan sonra tekrar sana inanmamı nasıl isteyebiliyorsun benden.”

Karısı bunları söylüyor. Babası da “Benim Nazım isminde oğlum yok artık” demişti. Kahramanımız yaptıklarının ‘görev gereği’ olduğunu kimseye anlatamıyor.

 

Yeşilçam uzmanı ve diş hekimi Yahya Karadaş’ın kaybolmaktan kurtardığı film. Haziran ayındaki çekimlere Ekrem Bora ile başlanmış. İlk günkü Ankara’dan dönüş ve Nesrin ile Tahsin’in nişan sahnesinden sonra sanatçı bağlı bulunduğu Birsel Film’den izin alamayınca ikinci gün çalışmalar durmuş. Daha sonra yapımcı Vural Erman (afişte Atalay Özçakır), Ahmet Mekin ile filme devam eder.

Farklı kişilikte iki kardeşin öyküsü. Soyadları Onar. Nazım, yaşlı babasına yardım eden biri. Polis Koleji’ne gitmek istiyor. Gerçi yaşı bunun için biraz geçkin gibiydi ama olsun. Üstelik ‘tahsilinin 6 ay sürmesi’ de ilginç.

Tahsin’in ise, son sahnede abisinden yana olması dışında iyi tarafını bulmak zor. Ancak ‘kadınlar’ yönünden ortak yanları çok. İkisi de Nesrin’le evlenmek istiyor; İkisi de sarışın güzel Anna ile yatıyor; Tahsin’in sevgilisi Mualla’yı Nazım da öpüyor.

‘Açık hava kumarı’ndaki konuşmalar ‘tercüme gerektiren cinsten’. “Resto”; “Serin gel bakalım. Benden bir onluktan fazla çalışmaz”; “Hadi uzun etme de söyle. Eksik ziyade”; “10’u önde 20’si arkada”; “Bu gelen kesik ha”.

Kumar arkadaşları, Tahsin’e, babasının mesleğinden dolayı ‘Tenekeci’ diyorlar. ‘Son meteliğini’ kaybedince de azarlıyorlar; (Ağah Hün’ün sesi ile) “Derdini Marko Paşa’ya anlat. Paran o kadar tatlıysa bir daha sefere git kendine nane şekeri al, düdük sende. Akşama kadar Lala Paşa eğlendirecek değiliz ya.”

Film sürprizler üzerine kurulmuş. Nesrin, sevgilisinin Ankara’ya gideceğini son gün öğrenir. Nazım “Sana sürpriz yapmak istedim” diyor. Nesrin ve Tahsin’in kahramanımıza sürprizi ise daha da büyük.

Louis Prima ve Orkestrası’nın yorumladığı ‘1 Numaralı Piyano Konçertosu’ (1875) (Tchaikovsky) ile Ankara’dan döndüğünde nişan törenleri vardı. Tahsin mutluluğunu, Selma’ya oynadığı âşık rolüne borçlu. Bu sayede abisinin mektubunu değiştirebilmişti.

Nazım, sevdiği kızı “Bir aşk üzerine ikinci bir aşk kuracak kadar küçülen bir insanla konuşulacak hiçbir şeyim yok artık” diye küçümsüyor. Sonradan kendisi ‘görev icabı’ başka kadınlarla beraber olur. Acaba karısı da ‘görev icabı’ aynı şeyleri yapsaydı seyirci ne derdi.

İki kişiyi öldürmekten hapiste. Anna ziyaretine gelmiş “Adresimi biliyorsunuz. Her an kapım size açıktır” diyor. Hapishaneyi otelle karıştırdı galiba.

Kardeşi dâhil dövmedik adam bırakmıyor. Şaşırtıcı bir şekilde tokatladığı tek kadın ise karısı Nesrin.

Sunay Sun, Selma rolünde çok başarılı. Tek hayali kahramanlarımızınki gibi bir aşk yaşamak. Ama Tahsin’in oyununa alet olur. Oysa delikanlı bir yığın iltifattan sonra “Kes bir” diyerek durumu belli etmişti.

Filiz Akın ile Sunay Sun’un filmdeki adları değişse daha iyi olurdu belki.

Ankara, Yeşilçam filmlerinde, çoğunlukla birkaç resim veya kısa sahne ile yer alıyor. Artık o eski Kızılay binası da yok. Her taraf beton yığını.

“I’m Getting Sentimental Over You” (Bassman / Washington) iki (Nesrin, Selma’ya Nazım’ın mektubunu okurken ve Tarabya’da Tahsin’e nişan yüzüğünü atarken); ‘The Firebird; Infernal Dance of King Kashchei’ (1910) (Stravinsky) iki (Polis kaçakçılara baskın düzenlediğinde ve filmin sonunda Anna “Sustur şunu Tahsin” derken) sahnede kullanılmış.

Nesrin’i Jeyan Mahfi Ayral; Nazım’ı Sadettin Erbil; Tahsin’i Toron Karacaoğlu; Anna’yı Nevin Akkaya; Nusret’i, Karanfil’i ve Nazım’ın Ankara’daki günlerini Süha Doğan; Eşref Vural’ı iki kişi (Agâh Hün ve Süha Doğan); “Vermemiş Rabbim, neylesin Tahsin” diyen kumarbazı, “Ne yapalım, emir böyle” diyen kaçakçıyı, Prof Heiberg’i ve Nejat’ı Fikri Göze seslendirmiş.

Nejat rolündeki Emin Saygılı çok güzeldi. Kendisine ateş eden 2 kişiyi tanımış. Nazım’a önce Keş Halit’i söylüyor. Tahsin’in adını veremeden ölür. Önce O’nu söylese film çok daha önce biterdi.

Tahsin o gece sağ kolundan vurulur. Biraz sonra evde abisiyle konuşurken hiçbir yaralanma belirtisi yoktu. Keşke kolu sarılı olsa ve düştüm falan gibi bir açıklama yapmak zorunda kalsaydı.

Terzinin adı cekette Hristo. Oysa Anna, Yorgi diyor.

Nazım, Keş Halit’in kız arkadaşını konuşturmaya çalışırken ‘Andalucia’ (1929) (Lecuona) melodisi var. Al Stillman 1940’da İngilizce sözler yazmış; ‘The Breeze and I’; “The  breeze and I are saying with a sigh//That you no longer care//The breeze and I are whispering goodbye//To dreams we used to share.”

Prof. Heiberg, nasıl olmuşsa eroin çetesi için çalışıyor. Ama rahat değil; “Cemiyete kötülük saçmaktan başka bir şey yaptığımız yok. İrfan sahibi biri olarak yaptıklarımızdan utanç duyuyorum.”

Çete elemanları Ahmet Koç, Zeki Çan, yakasında hep karanfil olan Nusret Özkaya ve

Demirci rolündeki Kazım Kartal.

Kamil Usta’nın sözleri emeklilerin sıkıntılarını da yansıtıyor; “Dükkânımda tezgâhımla, işlerimle oyalanıyordum. Kapatınca da torunumla. Benim artık dükkânım da tezgâhım da her şeyim bu. Yoksa ben bu evde patlarım.”

 

Nesrin, Tahsin’le beraberliğini Nazım’a şöyle açıklamıştı; “Senin yakınında olabilmek için teselliyi kardeşinle nişanlanmakta buldum.”

 

 

       

Cevap Yaz
Yandex.Metrica