Yeni Site Hakkındaki Yorumlarınızı
Bize Bildirin!

Bülbül Yuvası

Bülbül Yuvası

8,41

(15 kişi yorum yaptı)

2012-07-31 16:31:59 1 Ocak 1970 1 Saat 45 Dk Duygusal Duygusal

Yönetmen: Nejat Saydam Nejat Saydam

Ülke: türkiye

Oyuncular: Hayri Esen, Gazanfer Özcan, Arif Eriş, Vahi Öz, Aynur Unan, Behzat Butak, Fadıl Garan, Nezihe Güler, Yaşar Şener, Selahattin İçsel Devamını Gör...

Konusu : ‘Dorogoi Dlinnoyu (By the Long Road)’ (1925) (Boris Fomin). Uzun zaman sonra yine beraberler. Nejat; “Seni bir sonbahar aldı bir sonbahar bize geri getirdi. Dört senedir öylesine sakindi ki buraları. Yaz birdenbire bitiyor, bütün mevsimler adeta sonbahar gibi hüzünlü geçiyordu. Sen, bizim bahçemizin ebedi yazısın.” Nerime; “Ellerin ateş gibi yanıyor. Hasta mısın yoksa?” Nejat; “Seneler var bu ateşe hasretim.” Nerime; “Ya şimdi?” Nejat; “Şimdi ateşlerin en yakıcısı bütün benliğimi sarıyor… Yıllar yılı bu konuşacaklarımı düşündüm. Her akşamüzeri güneş batmadan evvel bu anı bir daha, bir daha yaşadım.” Bu sahnedeki melodi, 1968’de ‘Those Were the Days’ adıyla müzik listelerinin üst sıralarına yerleşecektir. ‘Fon Müziği Uzmanı’ Rauf Tözüm eserin önemini Gene Raskin’den çok daha önce anlamış. Aynı isimli romanın (1943) (Muazzez Tahsin Berkand) (İkinci basım 1944-İnkılâp Kitabevi) ilk Yeşilçam uyarlaması. “Hikâyem bir sonbahar günü annemle beraber İstanbul’a geldiğimiz gün başladı. Birkaç gün evveline kadar İzmir’de fakir bir evin tavan arasında yaşıyorduk.” (Romanda ise, aksine, İstanbul’dan İzmir’e gidiyorlar). Nerime, 12-13 yaşlarında küçük bir kız. Filmde adı söylenmeyen (kitapta ‘Hatice’) hastalıklı annesi çok sıkıntı çekmiş. ‘Yüksek bir maliye memuru olan kocasıyla geçirdiği kısa fakat rahat evliliğini hasretle hatırlıyor (sf. 5)’ şimdi. ‘4-5 sene süren saadet günlerinden’ sonra eşi vefat edince küçük bir çocukla ortada kalır. Yaptığı el işlerini ‘cüzi bir para karşılığı’ mağazalara satarak ‘bin müşkülatla yaşıyorlarmış’. Ama ellerindeki birkaç kuruş tükenip ‘sevgili kızının parasız ve belki de anasız kalacağını’ anlayınca, mecburen, rahmetli kocasının İzmir’de yaşayan ‘zengin amcazadesi Feridun’a mektupla başvurur’. Ispartalı ailesinin geçmişi çok eskilere (kitapta 1860’lara) gidiyor. Hacı Osman Ağa ‘ufak bir sermaye ile Isparta’dan gelip küçük bir halı imalathanesi açmış’. Talihin ve iş bilirliğin yardımı ile ‘serveti dillere destan olacak kadar artmış’. Ölümünden sonra üç oğlu arasında ‘nifak çıkınca’, ikisi hisselerini alarak İstanbul’a gitmişler. Feridun’un büyükbabası ise imalathaneyi işletmeye devam etmiş. Ama ‘Hacı Osman zadeler’ firmasını asıl yükselten Feridun’un babası Eşref olmuş. İmalathanenin dokuma (filmde ‘Arı Bisküi-Radyolin’) fabrikası halini alması O’nun zamanında. Sonuçta 23 yaşındaki delikanlı ‘bu cesim fabrikanın yegâne amiri’. Annesi Süheyla ile Bayraklı’daki bir köşkte kalıyor. ‘Hilkaten çok mağrur ve sert’. Çalışanları ve etraflarındaki kimseleri ‘köle addedermiş’. Avrupa’daki grevlere de karşı; “Bizde böyle bir şey olursa fabrikayı büsbütün kapatırım ve hiçbir kuvvet beni, kapılarımı tekrar açmaya mecbur edemez.” Yüz seneye yakın bir zamandan beri burada olmalarına karşın ‘kendilerini civar halkına sevdirmeye muvaffak olamamışlar’. ‘Keskin ve müdekkik bir çift göz (sf. 18)’. Yazar “Mamafih harikulade zeki ve akıllı bir adammış” diye ekliyor (sf. 30). Süheyla Hanım ‘kraliçe gururu, azamet ve zalimlik (sf. 19)’ numunesi. Evde bir de ‘rahmetli kız kardeşinin kızı Nesrin var’. Kahramanlarımız işte böyle ‘prensip delisi’ bir yere geliyorlar sığınmak için. Kapıyı Uşak Selim açıyor. “Yes Sir, That’s My Baby” (1925) (Walter Donaldson / Gus Kahn) melodisi ile ana kızı ‘alt’ (romanda ‘yukarı’) kattaki odalarına götürür. Sonraları Nejat “Bu konakta yaşamaktansa diri diri soğuk bir mezara veya havasız ışıksız bir zindana atılmayı tercih ederim” diyecektir. Seneler Ispartalı ailesinin ‘boyunduruğu altında’ bir sığıntı gibi geçer. ‘Yüzlerce, binlerce ıstırap dolu saat’! Nerime artık 19 yaşında. Filmde esmer, romanda ‘saçları altın suyu ile yıkanmış’ bir genç kız. Hasta anne bir çamaşırcı gibi kullanılıyor. Bu arada köşk bahçesinin bir köşesindeki Bülbül Yuvası’nda kalan Nejat’ı ve ailesini tanıyoruz; Reşatlar. Babaları çok önce ölmüş. Anne Nuriye, Süheyla Hanım ile teyze çocukları. (Romanda ‘kocasının akrabası’). Nerime, delikanlıya “O halde desenize akrabanın akrabası oluyoruz” demişti. Aile 4 kişi. Bülbül Yuvası’nın baş tacı, ana kraliçe Nuriye, piyano; Nejat, keman ve gitar; Çocuklar Kraliçesi Zerrin, ağız melodikası; Dünya müziğinin mandolinciler Beethoven’i Ayşe ise mandolin çalıyor. Bir de Zerrin’in nişanlısı Klarnetçi Romeo Osman var. Süheyla Hanım, Nerime’nin oraya gitmesini yasaklamıştı. Hepsi kuş beyinli, havai, müsrif, boş gezen takımı, işe yaramaz kimselermiş. Neyse ki köşkte Feridun’un sözü geçiyor. Yoksa zavallılar çoktan kovulmuşlardı. Nerime’ye de hafta sonları Bülbül Yuvası’na gitmesi için izin verilir. Bu sırada hasta hasta çalıştırılan Hatice Hanım daha fazla dayanamayıp ölür. Nerime de Ankara’da bir ‘leyli’ okula (romanda İstanbu-‘Kandilli Lisesi’ne) gönderiliyor. Senaryonun burasında küçük bir hata var. Feridun “Yarın hareket ediyorsunuz” demişti. Oysa Nerime “Feridun Bey’in konuşmasından ‘iki gün sonra’ beni Ankara’da bir yatılı okula gönderdiler” diyor. ‘(This is) The Story of a Starry Night’ (1940) (Glenn Miller). Trenle gidiş ‘Si minör 6 Numaralı Senfoni, Op.74, Pathétique; I. Adagio-Allegro non troppo’nun (1893) (Pyotr Ilyich Tchaikovsky) hoş bir yorumu ile. Çalışma ile geçen yıllardan sonra diplomasını almış. Bülbül Yuvası’ndakilerin söyleyişiyle Kâbus Şatosu’na dönüyor. ‘Kemanla Saba Makamında Taksim’. Yaptığı ilk iş annesinin mezarını ziyaret etmek. Süheyla Hanım’ın tavrı değişmemiş. Hâlâ bir besleme gibi davranıyor. Oğlunu, Nesrin ile evlendirmek istiyordu. Ancak Feridun hiç oralı değil. Varsa yoksa Nerime. Genç kıza fabrikanın muhasebesinde iş verir. Cemil Bey’in yardımcısı olarak çalışacakmış. Sonradan Nerime’nin bu yaşlı adama iyiliği dokunacaktır. İşine son verilince ‘maaşı kadar tekaüdiye almasını sağlar’. Nejat’la birbirlerini çok seviyorlar. ‘İlk mana taşıyan genç kızlık rüyasında delikanlıyı görmüş’. Beraber olmaktan hoşlanıyor. O’na bakarken yüksek bir yerden aşağıya bakar gibi oluyormuş. Ancak ortada bir engel var. Feridun’un Nerime’ye ilgisi artmış. Evlenme teklif eder. Neri’yi yıllar boyu zorladığı hitap şeklinden bu belliydi; Önce ‘Bey’, sonra ‘Abi’ ve nihayet ‘Feridun’. Ancak ‘o işsiz güçsüz, gayesiz kemancının genç kıza kendisinden önce tesir ettiğini anlamış’. Bu arada beklenmeyen bir şey olur. Ayşe’nin ‘mavi hastalığa yakalandığı anlaşılır’. Tedavisi zor ve ancak Londra’da olabilirmiş! (Her sorunumuzun çözümü, eksik olmasınlar, Avrupa’da, Amerika’da. Bu kural on yıllar boyunca hiç değişmeyecektir). İşadamı hemen devreye girer. Küçük kızın hastalığını bahane ederek Nejat’a para teklif ediyor. Karşılığında istediği tek şey ‘buradan çekip gitmesi’. 10 bin liradan başlayıp 100 bine kadar çıkar. Fiyatın habire yükseldiği bu sahnede Nejat’ın çok güzel bir esprisi var; “Ne tuhaf! Sizin için bir de cimri derler.” Kendisine verilen çeki “İnsanlar ne kolay alçalabiliyorlarmış meğer” sözleriyle yırtmak da cabası. Sonrasında Adana’ya bir barda çalışmaya gider. Ayşe için para biriktirecekmiş. İş artık başa düşmüş. Nerime, daha önce “Size müteşekkirim. Fakat bu şükran borcumu size ömür boyu bağlanarak ödeyemem” diyerek reddettiği evlilik önerisini kabul eder. Tek koşulu küçük kızın tedavi edilmesi. Londra’dan gelen haberler çok sevindirici. İlk ve ikinci ameliyat başarılı geçmiş. Ralph Flanagan and His Orchestra’nın ‘Dance Parade Vol. 2’ albümündeki (1950) ‘La Vie En Rose’ (1946) (Louis Guglielmi / Edith Piaf). Yeşilköy’e neşe içinde dönüş bu melodi ile. Tamamen iyileşmişti. Bu arada düğün hazırlıkları ilerliyor. Feridun’a İngiltere’den kravat getirmiş. Yardımları için teşekküre gittiğinde aralarında samimi bir konuşma geçer. İşadamına “Siz Nerime ablama düğün çiçeği değil cenaze çelengi götüreceksiniz” diyor. Nejat’la birbirlerini ne denli sevdiklerini anlatıyor. Düğün sahnesi herkes için bir sürpriz. Feridun “Vicdanımın sesine uyarak bütün nikâh muamelesini gizlice Nerime ve Nejat adına tekemmül ettirdim. Gördüğünüz gibi şimdi de damat sandalyesini hakiki sahibine terk etmiş bulunuyorum” diyor. Kendisi şahit iskemlesinde. Kitapta Ispartalıların köşkünde şatafat ve Bülbül Yuvası’nda sefalet var. Farklı olarak Reşatlar 6 kişi. Nejat, 20 yaşında, piyano çalıyor; Zerrin 15 yaşında alaturka keman çalıyor ve nişanlı değil; Fahriye 13 yaşında piyano çalıyor; Ferid, 9; Şevket, 6 yaşındalar. Nejat, Nerime’ye az bir ilgi duysa da âşıklık durumu yok. Zaten kısa süre sonra hususi piyano dersleri verdiği bir kızla ilgilenmeye başlar. Zerrin “Muhterem Ağabeyim pek çabuk tesellisini buldu” diyecektir (sf. 186). Osman, çek yırtmak, Ayşe’nin hastalığı, yurt dışında tedavi, fabrikatörle konuşma romanda yer almıyor. Nuriye’nin görümcesi Meliha ve ‘dedikoduculuğu ile şöhret almış’ Semiha engellemek için çok çabalamışlardı ama Feridun ve Nerime muhteşem bir düğünle evleniyorlar. Bir oğulları olması Süheyla Hanım’ı da biraz olsun yumuşatır. Ancak torununu “Feridun’un oğlu, benim torunum” diye sevmesi gelinini hâlâ tam olarak benimseyemediğini düşündürdü. Filmde ‘yoksul’ Nejat’ın tercih edilmesi 60’lardaki toplumcu duygular nedeniyle mi acaba. Ralph Flanagan and His Orchestra’nın ‘Dance Parade Vol. 2’ uzunçalarındaki ‘Singing Winds’ (1950) (Ralph Flanagan / Herb Hendler). Sonra ‘Golden Earrings’ (1947) (Victor Young). Gazinoda baş başa oturmuşlar. Feridun; “Bak sana bir hikâye anlatayım. İki nişanlı kavgaya tutuşmuşlar. Kız erkekten ayrılmaya karar vermiş ve nişanlısına ‘senden hediye olarak aldıklarımın hepsini geriye vereceğim’ demiş. Erkek de ‘yalnız bir şeyi geriye veremezsin’ diye cevap vermiş. Bil bakalım geriye veremediği neymiş?” Nerime; “Bilmem. Neymiş?” Feridun; “Sevgisi.” Bu sırada orkestrada keman çalan Nejat, gözyaşları içinde Onlara bakıyordu. (Yazan: Murat Çelenligil)



MGUNAY

17 Mart 2016 12:04

Uğur Kıvılcım'la Birsen Kaplangı'yı karıştıran sadece ben değilmisşim. Eski üyelerimizden Nedim Yıldız Ağabeyde bu ikisini karıştırmış. Film çok güzel izleyin. Belgin Doruk ablanın saç stilini çok beğeniyorum

Cevap Yaz

aysenazan

22 Haziran 2015 13:43

Renklisiyle kıyaslandığında iki film arasında ne gibi farklar var

Cevap Yaz

Kleberson

22 Haziran 2015 02:36

izlenmesi gereken film mutlaka izleyin cok iyi bir film

Cevap Yaz

performer

31 Temmuz 2014 13:06

romanı okumadım fakat filmi izlerken roman okuyor gibi oldum. normalde bu hikayeler hoşuma gitmez ama güzel bir senaryo ve reji ile baştan sona sıkılmadan güzel bir film izledim.

Cevap Yaz

kamilzafer

12 Kasım 2013 09:28

Yetim Nerime ve annesi zengin bir aile olan Feridun’la zalim annesinin köşküne gelirler.Köşkün bahçesinde ki aynı ailenin müziksever fakir üyeleri bülbül yuvası dedikleri küçük evde oturmaktadırlar.Annesi Feridun’u Nesrin’le evle ndirmek istemekte ve Nerime'ye kötü davranmaktadır.Ancak Feridun Nerime'yi,Nerime’de Nejat'ı sevmektedir.Bir takım entrikalardan sonra Feridun aradan çekilir sevgililerde birbirine kavuşur.Muazzez Tahsin Berkant’ın romanından uyarlanan bu film romanında ki gibi bitmemekle birlikte sıkılmadan kendini seyrettiren kendi halinde güzel bir film.Yalnız Nerime serpilip nefes kesen bir mahluk olurken Feridun’un salamuraya yatırılmış gibi aynen kalması,akabinde de ona yeşillenmesi bir hayli ilginç. 1.2.09 Zafer ALGAN

Cevap Yaz

benimsinema

28 Şubat 2013 22:33

ben arkadaslara bakarak biraz daha farkli düsünyorum. türkan sorayin oynadigi bülbül yuvasi filmiyle cok az benzerlik var. ana konu ayni ama bu filmde daha farkli olaylar oluyor. kenan pars a iyi rolde oynamak iyi yakismis. bana göre murat soydan diger filmde daha sert.

Cevap Yaz

beyzacetin

19 Eylül 2012 18:41

türkan şoray ve murat soydan lı "bülbül yuvası" bu filmin yanında cok zayıf kalıyor. Kesinlikle cok güzel bir film. Birkac istisna var mutlaka ama genelllikle her zaman ilk en güzeldir. Diğerleri ne de olsa taklit!

Cevap Yaz

yalnızlar_rıhtımı

14 Nisan 2009 22:33

benzeri çok film yapıldı ama siyah-beyaz olan bu film hepsinden iyi tabiki göksel arsoy özellikle çok başarılı.belgin dorukla çok yakışmışlar.

Cevap Yaz

sekoya

19 Aralık 2008 21:16

Belgib Doruk'un Ankara'ya gidip, dört yıl üzerine dönüşü ile ilgili çekimlere dikkat! Zamanı kıymetini bu kadar bilen bir film az bulunur. Raylar, Ankara yerine park-orman görüntüsü, tekrar raylarda ilerleyiş... Ve hanım kız neredeyse aynı makyajla... Filmi bir nebze Kenan Pars dik tutuyor. Medar ı iftiharlarımız ise artizlik peşinde.

Cevap Yaz

sevgi ışığı

15 Aralık 2008 21:44

Renkli yapımını çok vermişlerdi ama bu ilki olduğu için daha iyi ve daha güzel...Siyah Beyaz filmler i daha sıcak bulurum...Göksel Arsoy dışında her oyuncu filme renk katmışlar Belgin Doruk Hanımefendinin olması yeterli zaten...

Cevap Yaz
Yandex.Metrica