Yeni Site Hakkındaki Yorumlarınızı
Bize Bildirin!

Arkadaşımın Aşkısın / Kan Kardeşim

Arkadaşımın Aşkısın / Kan Kardeşim

8,87

(7 kişi yorum yaptı)

2012-07-31 16:31:59 1 Ocak 1970 1 Saat 28 Dk Dram Dram
IMDb puanı: 0

Yönetmen: Türker İnanoğlu Türker İnanoğlu

Ülke: türkiye

Oyuncular: Özcan Yiğitmen, Muammer Gözalan, Nevzat Okçugil, Hakkı Haktan, Ömer Dönmez, Aynur Aydan, Aynur Akarsu, Şaziye Moral, Ekrem Bora, İzzet Günay Devamını Gör...

Konusu : ‘Viva Maria!’daki (1965) (Georges Delerue) “L’Irlandaise” ve ardından ‘Khartoum’daki (1966) (Frank Cordell) ‘Gordon Enters Khartoum’. Okulu bitiren Ahmet’e, artık evlenme çağının (elbette Selma ile) geldiği duyumsatılan incelikli konuşma. Selma’nın babası Muammer Gözalan; “Çocukluğundan beri tanırım seni. Terbiyeni, çalışkanlığını, karakterini bilirim. Hele gelinlik çağda bir kız babası olunca bir kız babası olunca sana ayrı bir dikkatim, ayrı bir sevgim oldu açıkçası.” Anne Nevzat Okçugil; “Bütün isteğimiz Selma’nın mesut olması. Namuslu, müşfik, anlayışlı bir erkekle evlenmesi.” Ahmet; “Hiçbir şey anlamıyorum… Selma’yla mı? İmkânı var mı? Olur mu hiç?” Nevzat Okçugil; “Daima anlaşarak, birbirinizi sevip sayarak büyüdünüz.” Ahmet; “Orhan’la büyüdü Selma. Ben nede olsa Bahçıvan Rıza Efendi’nin oğluyum.” Muammer Gözalan; “Yoo! Seni hiçbir zaman ayırt etmedik. Ne biz ne Selma.” Ahmet; “Ben hayatın eşiğindeyim henüz. Orhan’ın her imkânı var. Yakışıklı, mert… Ne bileyim, Selma’yı sevdiğini de sanıyorum. Benden daha çok mutlu edeceğine inanıyorum.” Nevzat Okçugil; “Sözümüz sana bizim. İcap etseydi Orhan’la evlendirirdik. Senle konuşmazdık bile.” Ahmet; “Gene de konuşmamış olalım.” Bir şarkı filmi olan ‘Arkadaşımım Aşkısın’ Abdurrahman Palay’dan dinlediğimiz sözlerle başlıyor; “Bu, çocuklukları beraber geçmiş olan üç candan arkadaşın hikâyesidir. Zengin bir ailenin çocuğu olan Orhan, bir dediği iki edilmeden büyüyordu. Babası birkaç ay evvel öldüğü için annesi Orhan’ın üzerine titriyordu. Orhan ne yapsa affediliyor, ne söylese bir emir gibi dinleniyordu. Orhan’ın biricik arkadaşı Ahmet de annesiz büyüyordu. Köşkün bahçıvanının oğluydu. Okumayı seven, ilerde iyi bir hayat yaşamaya, muvaffak olmaya kararlı munis sessiz bir çocuktu. Yakın bir köşkte Selma oturuyordu. Annesiyle babası Selma’nın iyi yetişmesi, eğitilmesi için hiçbir fedakârlıktan kaçınmıyorlardı. Orhan, Ahmet ve Selma, her çocuk gibi beraber oynayarak, bazen kavga ederek ama birbirlerini yürekten severek büyüdüler.” Ahmet, daha çocukken bile Orhan’ın hatalarını affettirme çabasındaydı. Kavga ettikleri bir gün ağzının kanamasının “Teyze, Orhan bir şey yapmadı. Oynarken topun üstüne bastım. Dudağım yere çarptı” diye kabullendirmişti Cavidan Hanım’a. Kan kardeşi olur ve bir daha kavga etmeyeceklerine söz veriler bu olaydan sonra. “Aradan yıllar geçti. Selma, koleji bitirdi. Orhan, Tıp Fakültesine devam edemedi. Bahçıvan’ın oğlu Ahmet, Hukuk Fakültesi’nden mezun oldu. Bütün bu tahsil seneleri içinde de birbirlerinden ayrılmadılar. Sevgileri daha da arttı. Lakin bu sevgi, bu üç güzel insanın kalbinde başka bir şekle döküldü.” Eğitimini Cavidan Hanım’ın desteği ile tamamlayabilen Ahmet (bunun ezikliğini film boyunca gözleyeceğiz) Üsküdar Adliyesi’ndeki stajından sonra Anadolu’da çalışmak istiyordu. Rahmetli babası yaşayıp bu günleri görebilseydi keşke. İki delikanlı da Selma’yı severken, genç kızın gönlü (şimdilik) Ahmet’te. Ancak, sevgisini ilk açıklayan Orhan olunca, diğeri özverili olmak gereğini duyar. Selma’nın yorumu farklı; “Borçlusun O’na. Ama bunu, beni Orhan’ın kucağına atmakla mı ödeyeceksin?” İlginçtir, Ahmet ne zaman “Ayrılmayacağız” dediyse bir sonraki sahnede ayrıldılar. Ne zaman “Ayrılmalıyız” dediyse de bir araya geldiler. Aşkına karşılık göremeyen Orhan, bir müddet Avrupa’ya gitmeye karar veriyor. ‘Yepyeni bir muhitte oyalanıp gönül yarasını unutmaya, acısından kurtulmaya’ çalışacakmış. Cavidan Hanım daha mantıklı; “Her seven yerini, yurdunu mu terk ediyor?” ‘Viva Maria!’daki (1965) (Georges Delerue) ‘Interieui Roulette’. Yeşilköy’de uçağa binmeden önce kan kardşine emanet ediyor Selma’yı. “Aramıza bir dördüncü şahıs girmemeli.” Asıl o zaman kahrından ölürmüş! Haftalar sonra penceresinden Eyfel Kulesi’nin göründüğü otel odası. Belki anlamamışızdır diye görüntüye gelen karede kentin ismi de yazılı! ‘Viva Maria!’daki (1965) (Georges Delerue) ‘On A Chante La Douceur (Paris, Paris, Paris)’. Arkadaşına gönderdiği mektup; “Paris’e geleli bir buçuk ay oldu. Kalbimde hâlâ değişen bir şey yok. Baktığım her yerde Selma var. Kiminle konuşsam Selma’nın sesi. Yenilmeye, istenmemeye alışmamış bir insanın öfkesi içindeyim. Ahmet, galiba boş yere kaçtım. Selma’yı içimde taşıdıkça, kalbimden silmedikçe dünyanın neresine gidersem gideyim yanımda hep O olacak. Tek ümidim, kaçmakla kurtulacağımı sanmaktı. Bu ümidim de çöktü şimdi. Bittiğimi, tükendiğimi hissediyorum.” Özverili olmaya dünden hazır olan Ahmet, genç kızdan Orhan’a “O’nu sevdiğini” belirten bir mektup yazmasını ister. “Yazmayacağım! Israr etme boşuna. Böyle bir şey yapmak ne demektir bilir misin? ‘Gel evlenelim’ demektir. Bunu yapacak olduktan sonra il gün evlenirdim. Bu üzüntüler, acılar olmadan evvel. O yaşasın diye biz mi ölelim. Ben seni severken O’nunla nasıl evlenirim?” yanıtını alınca da seyirciyi hayretler içinde bırakan bir şey yapıyor. Selma’nın yazmadığı mektubu, genç kızın ağzından kendisi yazar. ‘Evliliğe karar vermek çok zor bir şeymiş. Emin olmak istemiş. Araya zaman girip kalbinin sesini dinleyince O’nu sevdiğini anlamış’. Birkaç gün sonra Cavidan Hanım sevinç içindeydi. “Ahmet, müjde! Gözümüz aydın. Orhan dönüyor. İşte telgrafı. Yarın sabah hareket ediyormuş SABENA uçağıyla.” “Breakfast at Tiffany’s”deki (1961) (Henry Mancini) ‘Something for Cat’. Ama Orhan’ı ‘Meridian Airlines’ uçağında ve (Martin Luther King cinayetinin sanığı James Earl Gray’in kapak olduğu) 03 Mayıs 1968 tarihli LIFE dergisini okurken görüyoruz. Ertesi gün 21 Haziran 1968, Cuma günkü Milliyet’teki haber; “Sina Çölü’nde Feci Uçak Kazası. 79 ölü var. Yolcular arasında iki de Türk vardı.” (Paris-İstanbul seferini yapan uçağın Afrika’da ne aradığı ve neden sadece iki Türk yolcusu olduğu anlaşılmıyor). ‘Cast a Giant Shadow’daki (1966) (Elmer Bernstein) ‘The Gathering Forces’. Kaza görüntüleri Leonard Nimoy, Peter Graves, Harry Guardino’lu ‘Valley of Mystery’ (1967) filminden alınmış. “Hiçbir hayat matemle geçirilmez. Hele senin(ki) gibi genç bir hayat. Evlenmeli, yuva kurmalısın. Ben, Selma ile evlenmeni istiyorum.” Acısı biraz azalınca, Cavidan Hanım söylüyor bunları Ahmet’e. “Aramıza dördüncü kişi girmesin” vasiyetini unutmamış. Aylar sonra tam gençler evlenmek üzereyken Orhan çıkagelir. Tesadüfen kurtulup uzun zaman bir kasaba hastanesinde yatmış. Geçirdiği ameliyat sayısı ‘4’. Hafızasını kaybetmekten uzun bir şok tedavisiyle kurtulmuş. Tahmin edileceği gibi, Ahmet, kimsenin anlayamadığı gerekçelerle, aradan (tekrar) çekilmek ister. “Orhan’ı canımdan çok severim. Ne olur beni affet ve anla. Ben olanları unuttum. Sen de unutacaksın” diye ikna etmeye çalışıyor genç kızı. Sonraki sahnede, Ahmet’i Selma ile nikâh masasında ama Orhan’ın şahidi olarak görüyoruz. Balayı için gittikleri (herhalde uçakla değildir!) İzmir ve Efes Oteli. Selma’nın duyguları değişmeye başlamış; “Orhan’ın candan sevgisi, saf ve temiz aşkı, her şeyden habersiz, beni mesut etmek için çırpınan kalbi, yüreğimdeki eski acıyı yavaş yavaş silmeye başladı. Bir mucize oluyordu. Kalbimden çıkmayacağını sandığım Ahmet, silinen, solan azalan bir gölgeden farksızdı artık. O’nu hatırlamak bana eski ıstırapları vermiyordu.” Orhan için “Karşımda, bu gülen, sevinen, benimle evlendiği için göklerde yaşıyormuşçasına mutlu olan adam kocamdı” diyor. O’na alışıyor, yakınlaşıyormuş! [‘Korkunç Arzu’da (1966) kız kardeşine “Merak etme, evlendikten sonra seversin” diyen Selim haklı galiba]. Her şey çok güzelken Ahmet’in, Selma’ya yazdığı imzasın ve eski bir mektubu gören Orhan çıldırır. Kıskançlık. Tartıştıkları bir gece karısı balkondan düşünce tutuklanır genç adam. Savcı da, kaderin cilvesi, Ahmet. Mahkemedeki çarpıcı konuşmasında arkadaşının ‘beraatını ve derhal tahliyesini ister’. Üzüntülü günler. Ama arada sevgi olduğu sürece hiçbir sorun aşılmaz değildir. Selma ve Orhan, mutlu bir şekilde, Merkez Hastanesi’nden evlerine gidiyorlar. Gözyaşları içindeki Ahmet; “Allah sizi mesut etsin.” Film biterken Juanito’nun ‘bir daha-bir daha yaşamak istediği’ yıllardaki şarkısı; “Hakkım yok seni sevmeye//Çıktın karşıma ne diye//Sen başkasının malısın//Kalbim bunu nerden anlasın//Unutmam lazım çünkü sen//Arkadaşımın aşkısın.” Selma; “O beni seviyor diye kopacak mıyız birbirimizden?” Ahmet; “Başka ne yapabiliriz? Orhan daha önce açıldı bana. Önce davranıp söyleyemedim.” Selma; “Birazcık olsun sevmiş olsaydın dünyayı görmezdi gözün. Beni Orhan’a itmez kendine çeker her şeyi göze alırdın.” (Yazan: Murat Çelenligil)



TubaArtan

23 Şubat 2017 14:30

filmin ortalarından sonuna kadar, mütemadiyen neden Ahmet değil de Orhan dedirten film... :) İzzet Günay'ın manasız, vefa mı gurur mu adını koyamadığım tripleri sinir bozucuydu :)

Cevap Yaz

Ysmnyzrr

25 Şubat 2016 23:43

Evet farklı değişik bir konusu var filmin.ama bence ekrem bora daha hak ediyordu kızı.

Cevap Yaz

benimsinema

6 Mayıs 2015 19:55

Garip bisey var bu filmde anlamadigim. Daha iyi olabilirdi diye düsünüyorum her defasinda. Ya cok abarti var ya da siradanmi yada sacma mi desem.. bisey var ama ne ? Oysa ki kadro harika oyuncular süphesiz.. ucak sahnesi yabanci filmden olsa da benim hosuma gitti O zamana gòre cok basarili..sanirim filiz ölseydi ve ekrem Bütün gercekleri ögrenseydi sanirim tam isabet olurdu.. biraz hüzünlü bitiyor ve inanilmaz fedakarlik herkesin harci degil

Cevap Yaz

delikadir39

21 Şubat 2011 13:58

Loverman ve Mgunay arkadaşlarıma katılıyorum.İlginç bir konu ama güzel bir film.Hayatta böyle şeyler çok nadiren olabilir.

Cevap Yaz

MGUNAY

9 Şubat 2011 16:40

Lovermana katılıyorum ama senaristler arkadaş için böyle fedakarlık olur mantığından yola çıkmış olabilirler. birde idamını istiyorum derken İzzet beyin mahkemedeki konukların alkışlamasıda mantık dişı bunun dışında filmin gidişatı iyi biraz da uçak sahneleri yabancı filmdem alınmış gibi bana geldi.

Cevap Yaz

Loverman

4 Şubat 2010 15:46

kusura bakılmasın ama bir insan arkadaşına bu şekilde iyilik yapmaz. yapmamalı da. şimdi ben bir kızı sevecem, arkadaşımda o kızı sevecek ama o kız beni seviyor olacak sonra ben arkadaşım için kızdan vazgeçecem de onların arasını yapacam. kime faydası var peki. arkadaşımın bu durumunu görmek yerine gerçeklerle yüzleşmesi daha doğru olmazmı. böyle bir durumu ahmete en güzel orhan söylüyor. aldatıldığını hissedince diyorki: o mektubu sakladığına göre selma da seni seviyordur neden söylemediniz aranızdan çekilirdim. ahmet oralı değil halen orhanı düşünüyor kendisini yakıyor. iyi kalplimi değilmi tam anlamadım. ahmet de çelişkiler var. mesela savcılık görevinde başka bir adamın idamını talep ediyor hemen. bu kadar iyiysen o adamı da kurtarmaya çalış. oysa aynı ahmetin,  selmanın ağır yaralanmasına sebep olan orhanı mahkemede duygularıyla savunup kurtarması görevini tam yapmadığı anlamını taşır. konu böyle. fakat yinede güzel bir film.

Cevap Yaz

nedim yıldız

28 Ekim 2006 14:28

Cevap Yaz
Yandex.Metrica