Yeni Site Hakkındaki Yorumlarınızı
Bize Bildirin!

Hicran Gecesi

Hicran Gecesi

8,50

(14 kişi yorum yaptı)

2012-07-31 16:31:59 1 Ocak 1970 1 Saat0 Dk Dram Duygusal Dram, Duygusal

Yönetmen: Osman F. Seden Osman F. Seden

Ülke: türkiye

Oyuncular: Ali Ekdal, Nezihe Güler, Hüseyin Zan, Muzaffer Tema, Çolpan İlhan, Sezer Güvenirgil, Hülya Koçyiğit, Ediz Hun, Feridun Çölgeçen, Osman Bilen Devamını Gör...

Konusu : Werner Müller Orkestrası’nın ‘Gypsy’ albümündeki (1966) ‘Gypsy Love (Zigeunerliebe)’ (1910) (Franz Lehar). Armatör Suat Sadıkoğlu’nun, Ortaköy’deki unutulmaz merdivenli yalısında Reşit Bey’in tanıştırdığı iki genç. Celal; “Bilmem size anlattı mı? Babam öldükten sonra beni yanına alan, tahsilimi yaptıran, iş-güç sahibi eden hep O’dur. Bunun ne demek olduğunu anlatmak o kadar zor ki.” İlhan; “Bilakis, Efendim! Kimsesiz sığıntılar birbirlerini çok iyi anlarlar.” Aynı adlı romanın (Güzide Sabri) (1930-Sühulet Kitabevi) siyah beyaz Yeşilçam uyarlaması. Fausto Papetti’nin ‘8a Raccolta’ uzunçalarındaki (1968) ‘Febbre Nera’ (Fausto Papetti). Baştaki bir buçuk dakika filmin özeti gibi. Birbirinden güzel üç kadın; Biri genç, öbürü orta yaşlı iki erkek. Percy Faith Orkestrası’nın ‘American Serenade’ 33’lüğündeki (1963) ‘Beautiful Ohio’ (1918) (Ballard MacDonald / Mary Earl). Aileyi, İlhan’ın düğün gecesi defterine yazdıklarından tanıyoruz: “Amcam (filmde adı yok, kitapta ‘Sami’) zamanın zenginlerinden biriydi. İki aylık küçücük kızının ölümünden sonra evinin kapısına sepet içinde küçük bir yavru bırakmışlardı. Yengem Vildan (romanda ‘İclal’) Hanım, kaybettiğinin kızının acısıyla yataklara düşmüş haldeyken kapısına bırakılan bu kimsesiz bebekle yeniden hayata kavuşmuştu sanki. Adını Sevda (kitapta ‘Hatice Serap’) koymuşlardı çocuğun.” Birkaç yıl sonra, Sami Bey, anne ve babası ölen İlhan’ı da yanlarına alır. Yenge ve Sevda tarafından pek hoş karşılanmıyor kahramanımız. Evde tek dostu, ‘iyi yüzlü, güleç’ Dadı (Güzide Sabri’nin eserinde ‘Kamer Kalfa’). Hiçbir şeye hakkı yoktu bu akraba yuvasında. En masum sevinç, ufacık bir gülüş bile esirgeniyor. “Yüzüme inen her şamar, kapanan her kapı savrulan her hakarete sadece o şirin Dadı kalkan oluyordu.” Yediği bir lokma ekmeğin karşılığını kırılan, yaralanan gururuyla ödediği bir cehennem hayatı. “Benden esirgemedikleri tek şey tahsilim oldu. Sevda, parti parti, eğlence eğlence dolaşırken ben gecemi gündüzüme katarak tahsilimi tamamladım.” Ne yazık ki O’nu bir işte çalışırken göremeyeceğiz. Sevda, biri doktor diğeri avukat, iki kişi ile nişanlanır. İkisinin de nişanı bozma nedeni, Dadı’dan, genç kızın ‘gayri meşru çocuk’ olduğunu öğrenmeleri. Filmde yok ama bu arada ‘namusu berbat olmuş (sf. 31)’. Artık ‘kendi kabuğuna çekilmek üzereyken’ biraz yaşlıca ama varsıl Reşit (romanda ‘Fazıl Şükrü’) Bey’in evlilik önerisini ‘gözünü kırpmadan kabul eder’. Böylece ‘hayatındaki en büyük ayıp temizlenmiş’. Amerika-Avrupa gezileri; ‘Lüx’ arabalar; Mücevherler; Renkli, neşeli eğlenceler. Hepsi iyi hoş ama Reşit Bey, genç kadının ‘ruhunda tutuşan aşk ihtiyacını tatmin etmek kudretinden yoksun biri (sf. 38)’. “Sevda bir an bile ayırmıyordu beni yanından. Annesinin ölümünden sonra sımsıkı sarılmıştı bana. Sanki aralarındaki o korkunç uçurumun doğuracağı facialara benim de şahit olmamı ister gibi bir hali vardı.” İşadamı kendisinden 20 (kitapta ‘30’) yaş büyük. Karıcığı ile aynı yaşta bir kızı var; Emel. İki (romanda ‘üç’) yıldan beri Avrupa’da Akademi tahsili yapıyormuş. Londra ve Münih’te. “Belki her şey kendi kaderince akıp gidecekti ama günün birinde ‘O’, Anadolu’daki işin başından çıkıp geldi.” ‘O’, yani Celal! Kadınların kanını kaynatan iki siyah göz. Reşit Bey, Akademi’yi bitirip dönmek üzere olan Emel’le evleneceğini düşünüyordu. ‘Un Homme Et Une Femme’daki (1966) ‘Plus Fort Que Nous’ (Francis Lai). Sevda, yarı alaycı “Ee, görelim bakalım şu göz kamaştıran koca namzedini” demişti. Görür! Gördükten sonra da artık hiçbir şeyin önemi kalmaz. Tek amacı O’nu elde etmek. Delikanlının başka birisiyle ilgilenmesine tahammülü yok. ‘Caminito’ (1926) (Juan de Dios Filiberto / Gabino Coria Peñaloza) ve ardından ‘The New Vandeville Band’den ‘Winchester Cathedral’ (1966) (Geoff Stephens). İlhan ile dans ettiklerini görünce kıskançlıkla gelip ‘kardeşini’ kötülüyor; “Kendisine acındırmasını iyi bilir. Öksüzlük, sığıntılık edebiyatı yapmadan edemez.” Fausto Papetti’nin ‘I Remember N. 2’ albümündeki (1965) ‘Harlem Notturno’ (1939) (Earle Hagen). Dansa zorlar Celal’i. Araba ile eve dönerlerken elini tutmaya bile kalkışır. “O geceden sonra korkunç bir mücadele başladı ikisinin arasında. Avını kovalayan dişi bir kaplan gibiydi Sevda. Er geç O’nu, emellerine boyun eğeceği kıvama getireceğinden emindi. Bütün dişiliğini ustalıkla kullanıyor, kovalıyordu.” Filmde değil ama romanda amacına ulaşır. Reşit Bey, böyle anlarda, uyukluyor. İş yorgunluğu! İlhan ise gizli bir aşkla sevmekteydi Celal’i. “Kısa zamanda arkadaş olduk. Birbirimizden hiç ayrılmıyorduk. Hayatını anlattı bana. Zengin bir müteahhidin oğluymuş. Babası Reşit Bey’in ortağıymış. Bir gün birdenbire ölmüş. Annesini de birkaç hafta önce kaybedince. Yapayalnız kalmış dünyada. Tıpkı benim gibi. Üstelik babasının gizli borçları çıkmış. Küçücük çocuğun başına üşüşmüş alacaklılar. O zaman Reşit Bey sahip çıkmış Celal’e. Himayesine almış O’nu. Büyütmüş, okutmuş, yetiştirmiş, işinin başına geçirmiş. Ölesiye bağlıydı Reşit Bey’e. İnanılmaz bir minnet ve şükran hissinin altında eziliyor, O’nun her dileğini bir emir olarak kabul ediyordu. Hayatta sadece Reşit Bey’e olan minnet borcunu ödemek için yaşıyordu artık. Belki de bu hissin tesiriyle evlenecekti O’nun kızı Emel’le. Bütün bunları bana anlatırken içim kan ağlayarak dinliyordum O’nu. Hislerimi belli etmemek gücünü nasıl buluyordum kendimde, anlayamıyordum. O’nu ilk gördüğüm anda, hayatta sevebileceğim tek erkek olduğunu anlamıştım. Ama benim gibi, bir sığıntı olarak büyümüş bir kızın aşkının ne önemi olabilirdi çevremizde. Hele O’na benim gibi delice âşık olan Sevda bizi adım adım takip ederken.” Oysa delikanlı bunu bir ‘kardeş/arkadaş sevgisi’ olarak algılıyor. ‘Abi’ havalarında ‘bir gün layık olduğu sevgiyi bulacağından’ söz ediyor. ’Genç kız defterine “Anlamıyorsun sevgilim, anlamıyorsun. Sadece seni sevdiğimi ve ölünceye kadar da seveceğimi hiç anlamıyorsun” diye yazmıştı. Bir başka sayfada şunlar var; “Seni nasıl, ama nasıl sevdiğimi anlayamayacak kadar kördüm sevgilim.” Emel’in Avrupa’dan dönüşüyle işler daha da karışır. ‘Sandpiper’daki (1965) ‘The Shadow of Your Smile’ (Johnny Mandel / Paul Francis Webster). ‘Üvey anne’ ile ilk karşılaşma. ‘La Boheme’ (1965) (Jacques Plante / Charles Aznavour). O aşağıda Celal ile konuşurken, Sevda yukarı katta kıskançlık krizleri geçiriyordu. ‘Arabesque’deki (1966) ‘Aquarium Scene’ (Henry Mancini). Doktor Feridun Çölgeçen’e göre ‘had safhada bir sinir buhranı’. Emel, ‘üvey annesinin birtakım hissi bağlarla Celal’le ilgilendiğini’ hemen anlıyor. Sevda, son çare olarak bir mektup yazar sevdiğine. Ertesi gece saat 10’da annesinin evine gelmezse kocasını öldürüp intihar edecekmiş. Mecburen oraya gider delikanlı. Ancak bu durumu Emel de biliyordu. Babasına durumu anlatır. İlhan, baba kızdan önce gidip Onları uyarıyor. Hatta yatağa kendisi girip Celal’in sevgilisiymiş gibi davranır. Reşit Bey’in isteği ile evlenirler. Oradan araba ile (romanda İzmir’e) gideceklerdi. Sevda inanılmaz bir hırsla engel olmaya çalışırken trafik kazasıyla yaşamını yitirir. Bilmiyoruz, iki sevgili, gözlerinin önünde gerçekleşen bu korkunç olayın etkisinden kurtulabilmişler midir? Celal; “Bütün işini, mevkisini, parasını ve her şeyini kaybetmiş bir adamım ben.” İlhan; “Omuz omuza çalışır kendimize bir hayat kurarız.” Celal; “Bunu için çok ama çok uzaklara gitmemiz gerek, biliyor musun?” İlhan; “Benim için uzaklık ancak senden uzak olduğum anda başlar Celal.” Romanda ağırlık Serap ve Celal aşkı üzerinde. Delikanlının Miralay babası Balkan Savaşı’nda şehit olmuş. Fazıl Şükrü Bey büyütmüş çocuğu. İşadamı, karısını insani sevgilerin üstünde çılgın bir aşkla; ‘Manevi oğlunu’ öz evladından fazla seviyor. Ama hiçbir şey, sevgililerin beraberliğine engel olamaz. Emel geldikten sonra Celal daha da sıkıntılı; “Saygı ile sevdiğim bu çok değerli adamın şerefiyle oynadıktan sonra bir de kızını mı aldatayım?” diyordu. 109. sayfaya kadar hep geri planda kalan İlhan, Emel’in önerisi ile önem kazanıyor; “Baba, Celal ile İlhan evlenmek üzeredirler.” Onlar evlenip İzmir’e gittikten sonra bile Serap’ın aşkı devam ediyor. ‘Karanlıkta bunalmış insanlar gibi çırpınır durur’. Sonunda ‘feci bir otomobil kazasında öldüğünü yazmış gazeteler’. ‘Her şeyini borçlu olduğu kişiye duyulan minnet’ ve ‘kadınlık duyguları’ arasındaki mücadele. Celal; “Alçaklığın da bir haddi vardır.” Sevda; “Aşkın ne haddi vardır ne de hududu… Budala! Kim dedi sana ben ‘meleğim’ diye. Kadınım ben, anladın mı, kadın!” Romandan bir alıntı (sf.150); “Gönül, kaçanı kovalar.” (Yazan: Murat Çelenligil)



TubaArtan

22 Ağustos 2017 00:04

Ediz Hun'un bıyıklı halini sevemedim gitti..... (Kartal Tibet ve Ayhan Işık dışında bıyık hiçbir jöne yakışmıyor)

Cevap Yaz

Kaptan34

25 Nisan 2016 09:49

Ediz hun ile en çok sezer güvenirgil yakışmış

Cevap Yaz

Elvis07

12 Mayıs 2014 03:09

Karşılıksız hastalık derecesinde bir adamı seven evli bir kadını canlandıran Çolpan ilhan adeta oyunculuk dersi vermiş Onun haricinde filmin diğer başrol oyuncularıda iyi bir performans sergilemiş . Gerek konusuyla gerekse oyuncu performanslarıyla sonunu merak ettiren kaliteli bir yapım olmuş

Cevap Yaz

benimsinema

16 Nisan 2014 22:50

filme söylenecek pek bisey bulamiyorum, yeterince arkadaslar dile getirmisler zaten... yanliz colpanin performansine bende bayildim, böyle biri gelmedi ve gelmeyecek, insan kapilip gidiyor...kesinlikle arsivlik ve izlemeye deger

Cevap Yaz

t_rex

18 Mart 2012 00:04

Çolpan İlhan, aşkı iliklerine kadar yaşatmış. Sevdiği adama tapacak boyutta.. Bu yoğunlukta sevgi,  hedefine ulaşamayınca  vahim sonuçlar verebilir. Sevda' da (ç. ilhan) bunları görüyoruz. Onun ki ölümüne bir  aşk. Kural yok, sınır yok. Gurur ve  ve haysiyet ise böyle yüce bir duyguda  paramparça. Tıpkı o seven kadın gibi. adı ile müsemma  zavallı 'Sevda' gibi. FİLMİN ANA KARAKTERİ O.

Cevap Yaz

ozkaracam

21 Aralık 2010 22:01

1960'ların sonlarında çok güzel romantik filmler çekilmişti. Bu da onlardan biri. Aşk romanları yazarı Güzide Sabri, verimli bir kaynak olmuş. Çolpan İlhan, kelimenin tam anlamıyla döktürmüş. Senaryoda fazla aksayan bir yön yok. Genel olarak eli yüzü düzgün bir yapım. 

Cevap Yaz

performer

9 Ağustos 2009 22:05

filmin görüntüsü çok başarılı. o dönem kamera tekniği açısından cengiz tacer'i kutlamak gerekmiş. düşük bütçeli bir film olmalı.

Cevap Yaz

Loverman

2 Kasım 2008 13:36

Evet bu filmin başrol oyuncusu arkadaşın dediği gibi çolpan ilhan olmuştur. Filme etkisi büyük. Aşırı ihtiraslı oluşu onun sonu oldu. Hülya da elinden ekmeği alınmış aciz biri görünümünde. Yine fedakarlıklarla geçiyor hayatı. bu tarzı ile devleşmiş bu filmde. Güzelliği ile yine zirvede. Sezer güvenirgil de aşkın içinde olmasada filmden kopuk olmasına rağmen başarılı sayılır. O da babası için uğraşmakta. Kaliteli kült bir yapım.

Cevap Yaz

kamil zafer

13 Ekim 2008 16:03

    5 kişiyle çevrilmiş,seyretmesi zevkli,akıcı,güzel,güzel olduğu kadarda bir hayli ilginç bir film.Ç.İlhan'ın muazzam oyunculuk gücünü sergileyip döktürerek filme baştan sona hakim olması kayda değer.E.Hun'da ondan geri kalmıyor,şanslı bir rolde ! Kendisine talip hazır kıta 3 kadın var.Şehvet düşkünü Sevda'nın günümüz tabiriyle cinsel tacizine uğraması ise bahsettiğim ilginçliklerinden.Sadece bir sahneye itirazım var o da Reşit'in dedikodu olmasın diye kızı gelene kadar Celal'e evinde kalmasını ister.Oysa unutmuştur evde kızı ayarında olan baldızı İlhan'ın olduğunu.13.10.08  Zafer ALGAN 

Cevap Yaz

Gül Tuna

12 Nisan 2008 16:28

güzel bir film oyuncular rollerine yakismislar yalnizca muzaffer tema iyi ve biraz saf bir adami oynadigi icin yadirgana bilir

Cevap Yaz
Yandex.Metrica