Yedinci Mühür

8,06

( 6 kişi yorum yaptı )

Yedinci Mühür

(Det Sjunde inseglet - The Seventh Seal)

Sinema Filmi

1957

Ortaçağ'da Haçlı seferlerinden dönen bir şövalye, birkaç kez karşılaştığı ölümü, bu kez insan kılığında karşında buluyor ve onunla satranç oynuyor. Bergman, Tanrı'nın varlığı tartışmasını, ölüm ve sonrasını sorgulayan bireyin yaşadığı merakı ve bilinmezliği gözler önüne seriyor...

Ödüller

Jüri Özel Ödülü (11.Cannes Film Festivali-1957)

Son Yorumlar (6)

vitruvian avatar vitruvian 28 Şubat 2015 10:32:10

8

Bu film hakkın da neler yazılmaz ki ! -Aşk soğuk algınlığı gibi bir salgındır. -Mükemmel olmayan bu dünya da en az mükemmel olan şey aşktır- diyordu karakterlerden Jöns. Filmi izlemiş olan herkesin yapacağı yorum bence aynı cümleyle başlayacaktır; "B ergman'ın yaşam, ölüm, din, inanç üzerine sorgulayıcı bir tavır takındığı felsefi bir başyapıt.." Başyapıt olup olmadığı konusunda kararsızım. Şüphesiz ki sağlam bir film. Hatırlanacak bir film. Pek çok orjinal fikre sahip bir film. Kendisini izletebilen bir film. Ama şurası da bir gerçek ki, zor bir film. Ağır ilerleyen, neredeyse tamamen seyircinin fikir dünyasını hedefleyen, sürekli düşündürmeye çalışan, sorgulamaya zorlayan bir film. Beğendim. Rahatlıkla bir "klasik" olduğunu söyleyebilirim. Ama "başyapıt" biraz iddialı olacaktır. Popüler kültürde en çok "Ölüm ile satranç oynama" sahneleri ile hatırlanır. -Ve film bizlere Antonius Blockla ölümü anlamlandırmaya çalışıyordu hakikati arıyordu, Ölümle oynadığı satranç oyunu ölümü anlamlandırmaktan başka bir şey değildi hani ölse bile en azından satrançta yanıldığım için öldüm diye bilmeliydi.- Sadece o kısmıyla değil, her haliyle farklıdır zaten film. Finali de etkileyicidir. Beğeneni olduğu kadar beğenemeyip burun kıvıranı da vardır. Ne olursa olsun, sağlam bir sinema izleyicisi etiketi istiyorsanız, izlemelisiniz, yorumlamalısınız. Bergman Yedinci Mühürde kendi hayatının baskılarınından yola çıkarak çektiği filmde Orta çağ İsveç'indeki kıyamet korkusu altında yaşayan yalnız bir adamın yaşama dair anlam yüklemelerini sert bir o kadar da çarpıcı bir şekilde gözler önüne seriyor. Çile çekenler, veba, hareketli oyuncular, inanç sisteminin yıpranması gibi unsurların 1950 yılındaki değişiminin insani değerler üzerindeki düşündürücü yanlarını sorgular nitelikte özel bir yapım. Çok güzel bir film. Müthiş bir yönetmenlik dehası. Jöns rolündeki Gunnar Björnstrandın muhteşem performansı ve filmdeki replikleri de gerçekten inanılmaz. Durgun rahatsız etmeyen ses efektleri, aralıklı, akıcı belirli bir tema etrafında gelişen diyalogları ve karanlık kasvetli müzikleri ile insan yaşamı üstüne var oluşsal bir ağıt niteliğinde modern bir şiir. Belki en iyisi olduğu tartışılır ama Bergman’la tanışmama vesile olan bir film. Bu filmde sanki bir büyü var. Yer yer ana temasından uzaklaşır gibi olsa da, kendini hiçbir şekilde izleyiciden soğutmuyor. Bir yönetmene neden usta denilebileceğinin apaçık örneği.. Ellerindeki sınırlı imkanlarla mucizeler meydana getiren sayılı ustalardan biridir Bergman... Herkese göre bir film değil. Çoğu için ise zaman kaybı. Ancak büyük üstadın bu güzel filmi gerçek sinema severler için tam bir fenomen...

kemerlee avatar kemerlee 22 Kasım 2014 17:49:59

8

On yıl süren Haçlı seferinden dönen yorgun, mağrur ve tanrıya inancını kaybetmiş bir şovalye ölümle karşılaşır ve biraz daha yaşamak son kez anlamlı bir şey yapmak (hayatını boşu boşuna yaşamadığını hissetmek için önemli bir şey yapmak) için Azraile satranç oynamayı önerir. Bir kaç gün sürecek olan satranç oyunu sırasında kalesine sevgili karısını dönmek için aralık vermeden yolculuğuna devam eder, vebanın kasıp kavurduğu avrupada bu kısa yolculukl sırasında her türden insanla yolu kesişecektir. (zamanında haçlı seferi için insanları ikna etmiş şuan ölüleri soyan iki yüzlü bir papazda dahil) Bergman bir çok filminde olduğu gibi ölümü, yaşamı, tanrı ve dinin insan üzerindeki gücünü ve etkisini sorguluyor, özellikle ilk bir saati tıkır tıkır işliyor ama ondan senaryo biraz çıkmaza giriyor sorguladıklarının altını yeteri kadar dolduramıyor, oyuncular fazla abartılı performanslar sergiliyor, ve sonu yeteri kadar etkileyici ve vurucu olamıyor, yinede seğredilmesi gereken bir film.

enginyuksel1982 avatar enginyuksel1982 23 Ekim 2014 12:33:01

4

filmin konusu iyi olabilir fakat işlenişi kesinlikle sıkıcı 4/10

Yamanwien 21 Aralık 2010 13:30:12

Bu film Ölüm`ü anlatiyor. Sonu. Dünya-hayat`inin sonunu.Ölüm varsa, yani son`um varsa o zaman ben bu süreyi alabildigine uzatayim. Nicin? Ölümden sonra Hayat varmi diye! Bunun icin Tanri olmasi lazim. Ölüm-sonrasi icin bir Tanri`ya ihtiyac var. O yüz den inanmak yetmiyor. Kesin bilgi lazim. Yani garanti. Halbuki kendimi ne kadarda inancli bir mümin zannederdim. Hak ugruna savaslara gönüllü katilmistim. Tanri olmali. Seytanda dahi medet umabilirim, Onun varligini inanabilmek icin. Ciplak bir kadinin resminden cok, bir insanin canina alan Azrailin resmi ilgimi ceker. Ahhh! Ölüm her tarafta kol geziyor. Heran Azrail karsima cikip elveda diyebilirim.Bu filmi seyredin. Inancinizi yoklamaniza, ölümü hissetmenize en cok yakin filmlerden. Bergman iyiki seni tanidim.

teneketrampeto avatar teneketrampeto 15 Ekim 2008 14:11:10

10

Ölümle birebir karşılaşan insan neden onunla satranç oynamayı ister?..onu alt edemeyeceğini bile bile... herşey bir hiçlikten ibaret midir?.. bu kabul edilemez bişeydir evet..hiçlik duygusu...ne korkutucu geliyor...Bir hiçlikten ibaret olmadığımız i çgüdüsüyle yaşamda daha çok anlam aramaya çalışmaz mıyız?..satranç oynamak isteriz evet...yaşam bir film şeridi gibi gözden geçer..yaşama daha çok sarılınır,anlamlar aranır ya hani,belki de bu yüzden ölümle yüz yüze kalındığında yaşamın anlamına dönülür...Şovalye de ölümün hiçliğinde aslında yaşamın kendisini bulacaktır; “İnanç taşıması zor bir yüktür.Ne kadar yüksek sesle çağırırsan çağır karanlıktan sıyrılıp hiçgelmeyen birini sevmek gibi..Bu,sen ve kocanla otururken bütün gerçekliğini kaybediyor,aniden önemsizleşiyor..bu anı hep hatırlayacağım.. sessizliği ve alacakaranlığı,yaban çileklerini,süt çanağını,akşam ışığında yüzlerinizi,uykudaki Mikail’i,Lary’le Jof’u...konuştuklarımızı hatırlamaya çalışacağım ve bu hatırayı ellerimde yeni sağılmış süt dolu bi çanak taşırmış gibi dikkatle taşıyacağım ve benim için yeterli bir işaret olacak.”... ölüm aslında sadece yaşamın bitişinden ibarettir.. Ve bence de en anlamlısı bu bitişe dek yaşadığımız her anın farkında olarak yaşayabilmektir..."yeni sağılmış süt dolu bi çanak taşırmış gibi”...dikkatle...mükemmel bir yapıt!

nedim yıldız avatar nedim yıldız 20 Şubat 2008 16:38:02

8

yönetmen ingmar bergmanın unutulmaz filmlerinden başlıcası..haçlı seferleri sırasında veba hastalığıyla boğuşan insanların arasında,ölümle yüzleşen bir şövalyenin tanrıyı aramasının öyküsü...özellikle ölümü ve tanrı inancını azraille sorguladığı sant raç sahnesi mükemmel.mutlaka izlenecek değerde bir başyapıt...

Yandex.Metrica