Yeni Site Hakkındaki Yorumlarınızı
Bize Bildirin!

Esrarengiz Sevgili (L Annulaire)

Esrarengiz Sevgili

8,23

(4 kişi yorum yaptı)

2012-07-31 16:31:59 18 Kasım 2005 1 Saat 40 Dk Dram Dram
IMDb puanı: 6.6

Yönetmen: Diane Bertrand Diane Bertrand

Ülke: fransa, almanya, ingiltere

Gişe: 3.153

Oyuncular: Anne Fassio, Sotigui Kouyaté, Hanns Zischler, Edith Scob, Stipe Erceg, Marc Barbé, Olga Kurylenko Devamını Gör...

Konusu : 20 yaşındaki Iris, bir meşrubat fabrikasının dolum hattında çalışmaktadır. Bir gün, yüzük parmağının bir kısmını iş kazası sonucu kaybeder ve işinden ayrılmak zorunda kalır. Iris yeni bir iş bulmak için bulunduğu yerden ayrılır, bir liman şehrinin yakınına taşınır. Bir gün Iris, şehirde dolaşırken, ilginç bir laboratuarda asistanlık işi bulur. Müşteriler bu laboratuara düzenli aralıklarla gelmekte ve gelirken yanlarında kişisel eşyalarını getirmektedir. Laboratuarda müşterilerin bıraktığı eşyalar, belli işlemlerden geçirildikten sonra sonsuza kadar korunma altına alınmaktadır. Iris ise, etrafında olanları tam olarak anlayamadan, esrarengiz tavırları olan işvereniyle karmaşık bir aşk ilişkisi yaşamaya başlar.



Lalegül34

3 Şubat 2014 18:47

Olga Kurylenko çok başarılı

Cevap Yaz

afarikan

21 Haziran 2010 11:50

Film ilgi çekici bir konuya değiniyor ancak bence dili net değil anlatı tarzının daha vurucu olması gerekirdi. Biçimden sıyrılıp özü yakalayabilmeliydi bu anlamda bende pek ilgi bırakmadı.

Cevap Yaz

sekoya

14 Aralık 2008 02:31

Bu tür filmlerde nedensellik pek işe yaramaz. Film, bildiğimiz hikaye, roman türüne karşılık gelmiyor. Şu halde göstergelerden hareket etmeli, sembolleri araştırmamız gerekecektir. Örneğin, yüzük parmağı, ayakkabılar, platonik aşk, ayakkabı boyacısı ve kızın akıbeti üzerine kesinlikli sözleri, saklanan nesnelerin günümüz dünyası içerindeki önemsizliği, saklama gerekçesinin saçmalığı vs... Bu sıralama bile ne çok şeyin olduğunu göstermeye yetmiyor mu? Ben filmi bu nedenle beğendim.

Cevap Yaz

csevercan1

21 Ocak 2008 05:00

Esrarengiz sevgili adlı filme değişik açılardan yaklaşabiliriz. Senaryo bu konuda bize pek yardımcı

olmuyor gözüküyor.

Bu konuya yaklaşımımı dile getirmem gerekirse; satırlarımı okurken filmi gözünüzden tekrar

geçirmenizi istiyorum.  Yağmur yağmasıyla birlikte, uzak yerlerden gelindiği söylenen müşteriler ve

onların acı hatıralarından kalan eşyalar var. Bu konudaki yaklaşımım sanki senaryonun ölü insanların

bu laboratuvarı ziyaret etmesi şeklinde. Örneğin merdinlere tahta vurarak müzik yapan çocuğun aniden

kaybolması; bir müşterinin bestesini çalan 223 numaradaki kadının
odasındaki bakışmalar. Resimde duran adamı, kız bir an için doktora benzetiyor ama tam

odaklanamıyor. Örgü ören kadınla, doktor o an bakışıyorlar ve birbirlerini tanıyor edada

gülümsüyorlar. Çünkü onlar da ölmüş insanlar ve birbirlerini yıllar öncesinden tanıyor gibiler.

Olayın sonunda ise kız kapıyı açarak cennete gidiyor.
Belirtmem gerekirki bu yaklaşımımın tam doğruluğu söz konusu değil, fakat gerçek olan birşey varsa

senaryonun ve yönetmenin bize vermek istediği şey bir arzu değil, tamamen özgürlük duygusu.

Hayatta birçok şekilde birçok şeyle karşılaşıyoruz. Kesin olan bir şey varki aldığımız ödüller ve

maddi koşullar bizi yaşamak istediğimiz ya da tercih edebilceğimiz yaşamları sınırlıyor olması.

Kırmızı ayakkabı ile betimlenmek istenen şey bu. Genel felsefeyi ayakkabıcı zenci adam yapıyor

zaten. "Eğer ayakkayı çıkarmazsan ayakların birgün yok olabilirler." Aynı bizim ruhlarımız gibi.

Ayakkabının kızın ayağına tam olması gibi birçoğumuzun hayatı da şu anda tam kılıfına uyuyordur.

Aylık gelirimizle, aylık giderimizi eşitlediğimiz durumdan bahsediyorum. Yerimizin bozulmasını ve

çalıştığımız mesleği kaybetmek istemeyiz. O işi yapmayı sevdiğimizi sanarız bu yüzden. Halbuki

içimizde daha farklı daha içten yapabilceğimiz işler vardır. Ama gözlüklerimiz takılıdır ve

dönüşümüz yoktur. Gitmek isteyen ayaklarımızı, cilası hoş bir ayakkabı tutabilir. Sevgilerimizi

paylaşabileceğimiz insanları görmezlikten geliriz. Ki bana göre kızın oda arkadaşı, doktora göre

daha iyi bir sevgiliydi ama kız onu tanımak bile istemedi.
Ama en sonunda ayakkabılarını çıkardı ve özgürlüğe doğru yürüdü. Keşke bizim yaşam

değişiklilerimizde bu kadar basit olabilse...
Son lafım;
Sevgilerimizi özgürlüklerimizi erteledik bitmek bilmeyen işler ve yüzünden. Bu yüzden birçoğumuz

ruhlarını kaybetmiş ölüleriz.

Cevap Yaz
Yandex.Metrica