Yeni Site Hakkındaki Yorumlarınızı
Bize Bildirin!

Zafer Yolu (Seabiscuit)

Zafer Yolu

7,83

(2 kişi yorum yaptı)

2012-07-31 16:31:59 13 Şubat 2004 2 Saat 21 Dk Dram Tarihi Spor Dram, Tarihi, Spor
IMDb puanı: 7.4

Yönetmen: Gary Ross Gary Ross

Ülke: ABD

Oyuncular: Jeff Bridges, Chris Cooper, David Mccullough, Paul Vincent O'Connor, Carl M. Craig, David Doty, James Keane, Michael Ensign, Michael O'Neill, Valerie Mahaffey Devamını Gör...

Konusu : Pleasantville" ve "Dave"in Oscar adaylığı almış yönetmeni Gary Ross´tan son on yılın en çok okunan ve koskoca bir ülkeyi hayretten hayrete sürükleyen bir atın öyküsünü anlatan "Seabiscuit" adlı kitaptan yaptığı film uyarlaması... Senaryo yazarı / yönetmen / yapımcı Gary Ross, bir yarış atının inişli çıkışlı başarı öyküsünü geniş ekrana yansıttığı "Seabiscuit - Zafer Yolu" için hem kamera önünde hem de kamera arkasında olağanüstü bir kadro oluşturdu. Filmin başrollerini üstlenen Tobey Maguire, Jeff Bridges, Chris Cooper üçlüsüne yan rollerde Elizabeth Banks, Gary Stevens, William H. Macy eşlik etti. Filmin yapımcılıklarını Gary Ross´un yanısıra, "A.I. Artificial Intelligence - Yapay Zeka" ve "The Sixth Sense - Altıncı His" gibi filmlere imzasını atmış Oscar adayı yapımcı Kathleen Kennedy; "Signs - İşaretler" ve "The Bourne Identity - Geçmişten Gelen Adam"ın ünlü yapımcısı Frank Marshall ve Jane Sindell üstlendiler. 1937 kışında Amerikan tarihinin en felaketli dönemi kabul edilen ekonomik krizin yedinci yılı yaşanıyordu. Ülke ekonomisinin tamamen çöktüğü bu krizde milyonlarca insan işini, servetini ve evini kaybetmişti. Tüm gücünü, çalışmak isteyen herkesin mutlaka başaracağı şeklindeki Amerikan inancından alan bir ulus, gözle görülür bir şekilde yoksulluğa sürükleniyordu. Atılganlığı ve cesaretiyle bilinen insanlar, artık çaresizlik ve korku içindeydi. Ülkeyi baştanbaşa saran ekonomik krizin yıkıcı etkileri, yepyeni toplumsal güçlerin doğuşuna yol açtı. Bunların ilki ‘hızla tomurcuklanmaya başlayan ‘kaçış endüstrisi’ydi. Amerika çaresizlik içindeydi. Doğruluğu sorgulanır her türlü eğlence denizinde kendisini kaybetmişti. Ülkenin dört bir yanındaki köşebaşı tiyatroları, haftada 85 milyon izleyiciye ev sahipliği yapıyordu. Sınırsız seçenekler sunan müzikal ve komedileri bu tiyatrolarda yalnızca 25 cent ödeyerek izlemek mümkündü. Radyolarda ise “One Man’s Family” adlı programın idealize edilmiş dünyası ve “The Lone Ranger”da anlatılan güven tazeleyici masallar çok tutulmuş ve hit olmuştu. Kendilerini mağdur hisseden Amerikalılar, yokluk ve umutsuzluk ortamından doğan, sıradan insanların dünyasından gelen kahramanların cazibesine kapılmıştı. Adeta patlama yapan gösteri sporlarında onu arıyorlardı. Bahislerin yeniden yasal hale getirilerek serbest bırakılmasıyla atyarışlarının önü açıldı ve en hızlı büyüyen spor dalının safkan atlar arasında yapılan atyarışları olduğu görüldü. Özlemini çektiği kahramanlara halkın ulaşmasında teknolojik yeniliklerin de önemli katkısı oldu. Kitap sayfalarında ısıtıla ısıtıla tekrar sunulan öykülere artık iyice alışan insanlar, sinema salonlarında filmlerden önce gösterilen ve dünya haberlerini görüntülü şekilde veren kısa haber filmlerindeki ilginç sahneler karşısında yepyeni heyecanlara kapıldılar. O güne kadar haberleri bulanık fotoğraflar veya illüstrasyonlar eşliğinde gazetelerden izleyerek büyüyen halk, artık gelişmiş fotoğraf ekipmanlarıyla elde edilen soluk kesici görüntüleri sinema salonlarında izleyebiliyordu. Ancak halk üzerinde en büyük etkiye sahip olan kitle iletişim aracı, hiç kuşkusuz ki radyoydu. 1920’li yıllarda radyo fiyatları fahiş denebilecek boyutlardaydı. 120 doların üzerinde fiyat ödemeyi göze alabilenlere sunulan şey, monte edilmemiş parçalardan oluşan bir kutuydu. Henüz elektriğe kavuşmamış kırsal bölgelerde oturan insanlar ise, radyolarını ancak batarya ile çalıştırabiliyordu. Üstelik bu bataryalar hem çok pahalı, hem de kısa ömürlüydü. 1930’lu yıllara gelindiğinde herşey değişti. Artık fabrikalarda üretilmiş radyo konsolları, masa üstü radyoları ve otomobil radyo setlerinin sadece 5 dolara satın alınabilmesi mümkündü. Bunda 1936 yılında başlayan ve Başkan Roosevelt’in kırsal kesime elektrik götürmeye öncelik veren yönetim anlayışının önemli katkısı oldu. Artık kırsal kesimdeki çiftliklerde yaşayan nüfusun dörtte birinin elektriği vardı. Radyo kısa zamanda bu ailelerin ütüden sonra ikinci elektrikli cihazı haline geldi. Seabiscuit’in yarışlara katılmaya başladığı 1935 yılında ülke nüfusunun üçte ikisinin evlerinde radyo vardı. Seabiscuit kariyerinin zirvesine çıktığında bu oranın yüzde 90’a çıktığı görüldü. Buna ek olarak arabalarda da 8 milyon radyo bulunuyordu. Önemli olayları ülke çapıdaki tüm vatandaşların aynı anda dinleyebilmesine imkan veren radyo, bir eğlence formatı olarak da Amerika’da ortak kültür yarattı. Aynı zamanda dünyanın gördüğü ilk gerçek kitle kültürünün simgesi oldu. Gücünü dramatik aksiyondan alan bir spor olan atyarışlarının yayını, anlatım tekniğine uygunluğu nedeniyle radyo için idealdi. Bu yüzden kısa zamanda radyoların gözdesi oldu. Dünyanın önde gelen atlarının ve jokeylerinin katıldığı Santa Anita handikap yarışları, ülke çapında en çok izlenen spor etkinliği haline geldi. Bu yarışlar aynı zamanda radyolarda da yılın en önemli programıydı. 1937 yılında bu yeni toplumsal ve teknolojik güçlerin hızlı bir şekilde tek noktada birleşmeye başladığı görüldü. Modern çağda yepyeni şöhretlerin ortaya çıkması için şafak sökmek üzereydi. Yeni şöhret üretme makinesi hazırda bekliyordu. İhtiyaç duyulan tek şey bir özneydi. İşte tam o noktada Santa Anita handikap yarışında bir mucize gerçekleşti. Atların dünyasının “Cinderella”sı olarak bilinen Seabiscuit, finiş çizgisini uçarcasına geçti. Birisi deklanşöre bastı: Kahraman oradaydı ve bu kahramanın ismi Seabiscuit’ti. -- Laura Hillenbrand, Seabiscuit, Bir Amerikan Efsanesi



zuhtuural

21 Mart 2008 21:39

gerçek hayattan alınmış sea biscuit adlı yarış atının başarıya giden yolun hikayesi , duygu yüklü bir senaryoyla anlatılmış kesinlikle kaçırılmaması gereken bir yapım tobey ve jeff briges oyunculukları ise oldukça başarılı .

Cevap Yaz

hülya66

18 Mart 2008 19:53

Örümcek adamı hiç böyle görmediniz. Film at terbiyecisi bir adamın mücadelesini anlatıyor. Çok duygusal bölümleri var. Usta Jeff Bridges de Tobey'e eşlik etmiş. İzlerseniz hoş vakit geçirebilirsiniz.

Cevap Yaz
Yandex.Metrica