sinemaseverim

Doğum Tarihi 18 Aralık 1943
Doğum Yeri Ankara
Rütbe / Puan Tatar Ramazan / 3124

Profil Bilgileri

Mesleği Emekli
Film Türleri Animasyon, Duygusal, Fantastik, Korku, Polisiye, Politik, Tarihi
Eğitim Durumu Lise
Okulun Adı Ankara Yenimahalle Mustafa Kemal Lisesi
Son Giriş 08 Temmuz 2017 11:59:50

Kullanıcı Hakkında

TÜRK SİNEMASINDA 102 YIL

Türk Sinema Filmleri Ansiklopedisi isimli çalışmamı burada siz sinema severlerle paylaşıyorum. 1914 - 2016 yılları arasında 7570 film çekilmiş ve bu filmleri de 709 yönetmenimiz beyaz perdeye aktarmış. Bu sayıya TV filmleri, Kısa Filmler, Video Filmleri ve Dizi filmler dahil değildir.

Puan Dökümü

Profilin görüntülenmesi : 259 Puan
Profiline fotograf eklemek : 20 Puan
Film Puan Verme : 7 Puan
Film Yorum Onaylanmasi : 441 Puan
Kisi Puan Verme : 1 Puan
Film katkida bulunma : 722 Puan
Foto Ekleme : 315 Puan
Kisi kunye katkida bulunma : 120 Puan
Arkadas olarak eklenme : 200 Puan
Kisi Yorum Onaylanmasi : 9 Puan
Favoriye eklenen film : 73 Puan
Haftanin sampiyonu : 20 Puan
10'dan fazla arkadasi olma : 100 Puan
Profil Tamamlama : 500 Puan
Video Ekleme : 175 Puan
Kisi genel bilgi katkida bulunma : 30 Puan
Haber Yorum Onay : 6 Puan
SineTest Çözme : 4 Puan
Yeni Haber Ekleme : 20 Puan
Onaylanan her keyword için : 2 Puan

Favori Filmleri (46)

Son Yorumlar (2)

sinemaseverim avatar sinemaseverim 20 Ocak 2017 12:17:34

Türk Sineması Nereye Gidiyor ?

Türk sinemasının nereye gittiği yolundaki araştırmaya başlarken, ben fazla uzaklara gitmek niyetinde değilim. Şu veya bu şekilde bizde sinemanın 14 Kasım1914 yılında başladığı söylense de, bu sav bugün pek inandırıcı g elmemektedir. Ben kestirmeden giderek Türk sinemasının başlangıcında büyük rol oynayan sinema adamı Muhsin Ertuğrul ile başlamak istiyorum.
Alim Şerif Onara'nın deyimiyle, Muhsin Ertuğrul, Türk sinemasının büyük isimlerinden biri ve ilkidir. Onunla sinemamız ilk önemli eserlerini vermiş; bu eserlerden önceki, yine çoğunluğunu tiyatro adamlarının yaptığı, ilkel filmlere rağmen Ertuğrul, tiyatromsu bir anlatış yoluyla da olsa, sinema eseri sayılabilecek ilk filmleri ortaya koymuş, Türk sinema seyircisini yaratmış ve sinema çalışmalarını düzene sokabilmiş bir yönetmen olarak da sanat hayatımıza damgasını vurmuştur.

Tiyatromsu bir anlayış deyince pek tabi ilk akla gelen, Muhsin Ertuğrul'un usta bir Tiyatro adamı olmasının bunda büyük bir rolü vardır. İstanbul'da tiyatro oyunlarında başarılı olamayan Ertuğrul, oyuncu arkadaşı Vahram Papazyan'ın tavsiyesi üzerine Paris'e gider. Orada Rus toplulukların oyunlarını izler, ilk kez bir Hamlet oyununu gözlemler, her gece oyunların dönüşünde rolleri ve makyajları tekrarlar ve onlara yeni bir şekil vermeye ve odasında baştan yaratmaya çalışırdı. Hamlet dışında etkisi altında kaldığı ikinci oyun kral Oidipus olur. Burada kaldığı sürece Comédie Française'de Paul Gravolet'ten ders alır. 1912 de İstanbul'a dönüp sanat çalışmalarına katıldıktan sonra Hamlet'i sahneye koyup oynar. Kendi adına tiyatrosunu kurar ve birer perdelik oyunlar sahneye koyar, sonra tekrar ertesi sene Paris'e döner. Antoine Tiyatrosunda ve Suzanne Déspres'in oynayacağı Hamlet provalarında bulunur. Birinci Dünya Savaşı'nın patlak vermesi üzerine memlekete dönmek zorunda kalır.

Darülbedayi'den izin alarak1916 yılında Berlin'e gitmiş, Fransız Tiyatrosundan sonra Alman Tiyatro sanatını da incelemek imkanını bulmuştur. Darülbedayi'de çıkan bir anlaşmazlık nedeniyle Avusturya'ya giderek birçok oyunları izler ve bunları Türkçe'ye çevirir Bundan sonra 1924 de gittiği İsveç'te Greta Garbo'yla tanışır ve İstanbul'a davet eder.

Sinemada olsun, tiyatroda olsun, oyunculuk konusu en önemli konudur. Tiyatroya has dekor, giysiler, aksesuar, ışıklandırma gibi konularla; sinemaya has çekim, ışıklandırma, dekor ve giysiler, kurgu gibi önemli sayılan diğer unsurlar; hep oyuncunun başarısı için çevre oluşturma veya çağın yansıtılması bakımından girişilmiş destekleyici teknik çabalarla ilişkilidir.

Tiyatroda oyunculukla, sinemada oyunculuk arasında da oldukça göze çarpan ayrıntılar bulunduğu artık çok bilinen bir gerçektir. Tiyatro her şeyden önce söze dayanan bir sanat olduğundan tiyatroda diyalog ön planda gelir. Tiyatro oyuncusu, bu yüzden hareketlerini konuşmasına göre ayarlar. Sinema ise daha çok görüntüye dayanan (visuel) bir sanattır. Bundan dolayıda sinemada önemli olan harekettir. Uzun diyaloglara sinemada yer yoktur.Perdede uzun diyaloglarla birkaç kişinin devamlı konuşması, seyirciyi sıkar. Oysa tiyatroda durum böyle değildir. Sinema oyuncusuyla tiyatro oyuncusunun durumları da bu bakımdan değişiktir. Tiyatroda çok iyi olan oyuncular, sinemaya uymakta büyük güçlük çekebilirler. Çünkü onlar tiyatroda, her şeyden önce diyaloga önem vermeyi, öğrenmişlerdir. Tiyatroda oyuncular uzun provalardan sonra seyirci karşısına çıkarlar. Onlar için zor olan, ancak birkaç gecelik-seyirciye alışıncaya kadar olan- süredir. Bundan sonra alışkanlık kazanırlar ve rollerine 'konsantre' olurlar.

Sinemadaysa durum başkadır. Sinema oyuncusu, kendi üzerine çevrilen bir yığın projektör altında rol yapmaya mecburdur. Ayrıca, üzüntülü bir rolün hemen ardından sevinçli bir sahne çevrilebilir. Bu durumda oyuncunun hemen 'concentre' olmasına imkan da kalmaz. Bu zorlukların yanında sinema oyunculuğunun avantajlı yönü, film sahnelerinin oyuncu rolünü iyice verinceye kadar tekrarlanabilmesi ve kurgu sırasında da bunların içinden seçim yapılarak en tutarlı olanının alınabilmesidir. Ancak bu da masrafı gerektireceğinden her zaman başvurulan bir yol değildir. (Alim Şerif Onaran)

İşte tiyatronun içinden gelen ve tiyatroyu çok iyi etüt edebilen Muhsin Ertuğrul'un bu ölçütler içinde sinemaya katkısı, (21 film) 1922-1953 yılları arasında tek başına sinemaya egemen olmasıyla 31 sene sürmüştür. Bu süre zarfında filmlerinde rol alan oyuncu kadrosu, Darülbedayi oyuncularından seçilmiş ve bu nedenle de içinde bulunulan sinemaya da "Tiyatrocular Dönemi" adı verilmiştir. Muhsin Ertuğrul tiyatrocudur ve tiyatrocu olarak bu döneme de damgasını vurmuştur. Kimi dram filmlerinde, özellikle dış çekimlerde yer yer sinema yöntemlerinin kullanıldığına rastlasak da, çekim ve oyun bakımından tiyatrocu olarak kalmıştır. Özellikle çekim bakımından çoğunlukla çeşitli görüş ve kamera açılarından film çekmemiş olması; çeşitli planlar elde etmek üzere karşıdan çekiş yöntemi kullanması; kaydırmaya sık sık başvurmaksızın çekilen sahnelere tiyatro veya operet seyreden seyirci gözüyle bakması; böyle olunca da istenen ritmi elde edememesi, onun titiz çalışmalarını her zaman 'vurgulayıcı' niteliğe kavuşturamamıştır.

Bu dönemin 1938'den sonraki yıllara rastlayan çalışmalarında, Muhsin Ertuğrul'u yorulmuş bir usta olarak görüyoruz. " Geçiş Dönemi'nin genç yönetmenlerine ilgi artıyor; o da filmlerini ya yardımcılarına bırakıyor ya da kendisini izleyecek olan öğrencilerine tamamlatıyordu. 1953 yılında ilk renkli filmin beklenen başarıyı gösterememesi ve sponsor firma Yapı Kredi Bankası'nın umduğunu bulamaması ve elini sinemadan çekmesi , sonrasında Muhsin Ertuğrul sinemadan tümüyle uzaklaşacaktır. Muhsin Ertuğrul, Türk sinemasında yalnız kendi görüş ve anlayışına göre filmler yapmamış, 1922-1939 yılları arasında sinemamıza tek başına egemen olmuş (31 film) bir sinema adamı olarak kendi çevresinde bulunan bazı gençleri de etkilemiş, adeta bir Ertuğrul Muhsin Okulu'nun kurucusu olmuştur.
Ancak sinemamız Muhsin Ertuğrul hegemonyasından henüz kurtulamadığı zamanlarda; 1939-1950 yılları arasında 'Geçiş Dönemi' diyebileceğimiz tiyatrocularla sinemacılar arasında köprü oluşturan dönemde bile Muhsin Ertuğrul ekolünde olan yönetmenlerin varlığı yadsınamaz. Bu yönetmenler arasında; Mümtaz Osman, Ferdi Tayfur, Necati Çakuş, Vedat Ar, Hadi Hün, Talat Artemel, Cahide Sonku, Sami Ayanoğlu, Kani Kıpçak, Suavi Tedü, Refik Kemal Arduman, Avi Dilligil, Agah Hün, Zeki Alpan, Mümtaz Ener, İhsan Tomaç, Muzaffer Aslan, Osman Nuri Ergün, Abdurrahman Palay, Ve Nejat Saydam sayılabilir.

Burada önemli olan bu yönetmenler, Muhsin Ertuğrul'un yanında yetişmiş, sinema eğitimi görmüş veya staj yapmış kişiler değildir.Oyuncu, yönetmen yardımcılığı, dekoratör veya dublaj yönetmenliği, senaryo yazarlığı yapmış sinema adamlarıdır.
Geçiş dönemi yönetmenleri diye adlandırdığımız bu isimler, 1950 yılına kadar yönettiği filmlerle seyirci karşısına çıkmışlar kimi zaman çok dar imkanlarla ve çok kısıtlı teknik donanımdan yoksun olarak filmlerde başarılı ve kimi zamanda başarısız olmuşlardır.

1950 yılına gelindiğinde Tiyatrocular dönemi bitmiş, ve artık Yeşilçam Sinemasının temelini atacak olan yönetmenler iş başındadır. Kimdir bunlar; Metin Erksan (36 Film), Atıf Yılmaz (115 Film), Osman Fahir Seden (147 film), Memduh Ün (73 film), Nevzat Pesen (25 film), Orhan Elmas (118 film), Ertem Göreç (73 film). Bu dönem Lütfi Ö. Akad (60 film) ile başlar, stüdyolarda kapalı mekanlarda çekilen filmler, kameranın sokağa çıkmasıyla ön plana çıkar. Buna örnek ilk iki film, Kanun Namına ve Vurun Kahpeye filmleridir. Bu yönetmenlerimizin her biri usta çırak ilişkileri içinde sinemaya adım atmış ve "Sinemacılar Dönemi"nin ustaları arasında yerlerini almışlardır.

1950 den 1960 yılı sonlarına kadar süren zaman içinde bu yönetmenlere daha bir çok isimler katılmıştır. Bu yönetmenlerin belli başlıları sinema ve tiyatrocular dönemleri zamanında da boy gösteren isimlerdir. Kadri Ögelman, Semih Evin, Vedat Örfi Bengü, Cahit Irgat, Çetin Karamanbey, Avni Dilligil, Orhan Atadeniz, Nuri Akıncı Aydın Arakon, Cahide Sonku, Talat Gözbak, Orhan Murat Arıburnu gibi. İlkin az sayıda çekilen filmler yavaş yavaş seyirci karşısında şans bulmakta ve sayıları her geçen zaman içinde artmıştır. Bu yıllar arasında beyaz perdede buluşan filmlerin sayısı yaklaşık 500 ü aşmıştır. Bununla birlikte güçlü yapım şirketlerinin kurulması senaryo yazılımlarının çoğalması, yetişmiş yönetmenlerin ve yetenekli tiyatro dışı kadın ve erkek oyuncuların artması ve onlara imkan sağlanmasıyla, Türk Sinemasında film çekimleri artık her geçen sene artmaya başlamıştır.

1960-963 yılından itibaren İstanbul Beyoğlu semtine yer alan Yeşilçam sokağında film yapımcılarının büroları çoğalmış, artist olmak isteyen gençler bu sokağı aşındırır olmuşlardır. Artık Yeşilçam Sineması bu sokakta doğmuş ve 1970 lerin ortalarına kadar devam etmiştir. Yeşilçam'ın Türk sinemasındaki yeri çok önemlidir. Kemal Film, Akün Film, Uğur Film, Duru Film, And Film, Birsel Film, Emek Film, Ha-ka Film, Işık Film gibi film şirketleri kurulmuş ardı ardına film çekimleri başlamıştır. Çıkmakta olan Artist, Ses, Sinema, Perde, Yeni Sinema gibi magazin mecmualarının özellikle Artist ve Ses mecmualarının düzenledikleri yarışmalarda dereceye giren kadın ve erkek müsabıkların da filmlerde rol almasıyla oyuncu kadrosu güçlenmiş ve çevrilen melodramlar bir başka güzellik kazandırmıştır. Hemen belirtmek gerekir, o zamanların oyuncu kadrosunda rol alan artistlerin sinema kültürü ve tecrübeleri olmamasına karşın, sinemayı iyi bilen usta yönetmenlerin elinde birer star olarak ünlenmiş ve seyirciye kendilerini sevdirmişler ve bugüne kadar bu ünlerini devam ettirmişlerdir. Ne yazık ki bugünün koşullarında kaliteli yönetmenlerin ve oyuncuların pek fazla bulunmayışı ve dizi filmlerin çoklukta olması karşısında sinemamız pek de ileriye gitmemiştir.

Bu dönemde çekilen filmler toplumun her kademesine hitap eden filmlerdi. Tarihsel Filmler, Komedi Filmleri, Köy Filmleri, Polisiye filmler, Cinselliği işleyen filmler, Çocuk filmleri, Edebiyat Uyarlamaları, gibi topluma yön veren ve eğlendiren filmlerdi. Bu yıllarda sinemada aradığını bulan seyircinin ve çekilen filmlerin çokluğu karşısında çok doğal olarak gişe hasılatları da artarak film ekonomisine de katkı sağlıyordu. Sinemamızın parlak dönemlerinde star oyunculuğunun hakim olduğu bu dönemde, özellikle 100'ü aşkın edebiyatçımızın eserlerinden esinlenerek senaryolaştırılan film 394 sayısını bulmuştur.

Yeşilçam sinemasının başlamasıyla film sayılarındaki artışlar rakamlara dayanarak şöyledir:

1960-81, 1961-115, 1962-131, 1963-125, 1964-181, 1965-195, 1966-297, 1967-209, 1968-177, 1969-234, 1970-225, 1971-265, 1972-302, 1973-209, 1974-188, 1975-225. Onbeş seneyi bulan bu zaman dilimi içindeki artış üç bini geçerken (3160 film),

75'lerin ortalarına kadar yavaşlamaya ve 80 yıllarının başından itibaren çift rakamlı sayılara kadar gerilemiştir (650 film). 1968-69 yılında televizyonun evlere girmesiyle halk evlerine kapanmış, sinemaya pek gitmez olmuştur. Bu durum karşısında yapımcı firmalar sinema salonlarını tekrar doldurabilmek ve gişe gelirlerini arttırmak amacıyla erotik/seks filmlerine yatırım yapmaya başlamış muhtaç durumda olan, oyunculukla ilgisi olmayan cinsel objeleri ve tiyatrodan bir kaç erkek oyuncuyu da kadrolarına katarak seks filmleri çekmeye başlamışlardır. Sinemamızın star kadrosundaki kadın ve erkek oyuncuları bu piyasada iş yapamaz duruma düşmüşler ve ekonomik durumlarını kurtarabilmek için gazinoların assolist kadrolarına büyük ücretlerle transfer olmuşlar şarkıcılığa başlamışlardır.
12 Eylül 1980 Askeri Darbe ile beraber gelen her türlü yasaklamalarda sakıncalı görülen 937 film yasaklanmıştır. Pek tabidir ki bu yasaklardan seks filmleri de nasibini alır.. 1975 yılının ortalarından itibaren Yeşilçam Sineması devri kapanmış Yeni kuşak yönetmenlerinin başarılı filmlere imza attığı bir dönem başlamıştır. Artık sinemayı canlandırmak açısından yeni yeni senaryo yazarlarına ve yönetmenlerine ihtiyaç duyulmaktadır. Bunlar arasında belli başlıları şu isimler şunlardır: Ömer Kavur, Erden Kıral, Yavuz Özkan, Ali Özgentürk, Korhan Yurtsever, Tarık Dursun K., Tuncel Kurtiz, Başar Sabuncu, Orhan Oğuz, Temel Gürsu, Muammer Özer, Yavuz Turgul, İrfan Tözüm, Yavuz Figenli, Samim Utku, Arda Uskan, Zülfü Livaneli, Ümit Efekan, Aykut Düz, Sinan Çetin, İsmail Güneş, Tunç Okan, ve Şahin Gök
Yukarıda 1975 yılı ortalarından itibaren Yeşilçam sineması devrinin sona erdiğini ve Yeni Kuşak yönetmenlerinin isimlerinden söz ettik. Bu devrin sona ermesinden sonra bu yönetmenlerimizle birlikte melodram filmlerin çekimi de çoğunlukla son bulmuş, dram ve komedi filmlerine ağırlık verildiği görülmektedir. Bu da Yeşilçam seyircisinin bir nebze sinemadan elini çektiği anlamına gelmektedir. Bu savı aşağıdaki onar yıllık dönemlerde sayısal olarak görebiliriz.

1976-1985 yılları arası çekilen film sayısı 1120
1986-1995 " " " " " 960
1996-2005 " " " " " 274
2006-2015 " " " " " 720

1960 yılında Yeşilçam sinemasının başlangıcından seks furyasının başlaması nedeniyle ancak 1975 yılına kadar dayanabilen 15 senelik zaman dilimi içinde çekilen ve gösterime giren film sayısı 3160 dır.

Yukarıdaki tabloda görüldüğü üzere Yeşilçam sinemasının bitiminden itibaren 40 senelik dilim içinde çekilen film sayısı 3074'ü bulmaktadır.

Buradan da görüleceği üzere Türk Seyircisini ayakta tutan ve sinemaya halka sevdiren Yeşilçam sinemasının filmleridir. Bu film sayısının yıllara oranla gerilemesinin nedenleri nelerdir?
Usta/Çırak ilişkileri içinde süren yönetmenlik, zaman içinde Üniversitelerin İletişim Fakültelerine ders olarak girmiştir.
Bu fakültelerin Sinema Bölümü mezunları sinema ve televizyon sektörleri için film, dizi, belgesel üretiminin her aşamasında görev alabilir. Akademik bir yol seçmek isteyenler yüksek lisans veya doktora için referans gösterebilecekleri bir tezle mezun olurlar.

Sinema Bölümü, bünyesindeki her öğrencinin yeteneklerini keşfetmesine ve sorgulayıcı bir meslek etiği benimsemesine yönelik olarak tasarlanmıştır. İlk iki yıl, öğrenciler hareketli ve hareketsiz görüntünün tarihi, felsefesi, anlatım biçimleri üzerine aldıkları temel eğitimle her tür teknolojiyi sorgulayarak kullanabilecek bir altyapı kazanır. Üçüncü sınıftan itibaren, her öğrenci kendi yetenek ve ilgi alanına göre farklı bir program oluşturabilir; akademisyenler ve sektör uzmanlarıyla bire bir çalışma imkânı bularak profesyonel olmaya adım atar.
Sinema; senaryo, yönetmenlik, kurgu, yapımcılık, görüntü yönetmenliği gibi uzmanlık alanlarını kapsar. Bölüm mezunları elektronik medya başta olmak üzere kamu ve özel sektör yayın kuruluşlarında, sinema sektöründe yapımcı, yönetmen, kurgu uzmanı, kameraman, senarist, sunucu, seslendirme yönetmeni, medya planlamacısı ve reklamcı olarak çalışabilirler. Ayrıca, öğrenimleri boyunca radyo, televizyon ve sinema alanındaki çeşitli projelerde yer alabilir, mezun olduklarında araştırmacı yazar, eleştirmen ve akademisyen olabilirler.

İşte bu bağlamda Üniversitelerin "Radyo, Televizyon ve Sinema Bölümü' dersleri veren 46 adet fakültesi oluşmuştur. Yaklaşık her sene tüm bölümlerden 75-80 civarı mezun verilmektedir. Yurt genelinde ise bu mezuniyet sayısı yaklaşık 3500-4o00 kişiyi bulmakta. Bu mezunların her yüz kişisinden ancak 3-5'i sinema yönetmenliğini seçmekte, 10-15'i Televizyon, 20 civarı ajanslarda görev almakta. Bazıları da yazar araştırmacı, kurgucu ve akademisyen olarak görev yapımaktadır.

Sinemada yönetmen olarak görev yapan bu yeni mezun gençler piyasada pişmeden Usta/çırak ilişkisine girmeden okul bilgileriyle sinemaya soyunuyor ve pek tabidir ki başarılı bir işi seyirciye sunamıyor. Araştırmalarımda son 15 senede (2000-2015) sinemamızda yönetmenlik yapan gençlerin çoğu 1970-1980 doğumlu ve çoğu sinema bölümü mezunu. Bu sayı 200'leri bulmakta ve bu ikiyüz kişinin her biri 1 veya 3 film çekmiş sinemayı boşlamış görünümü vermektedir.

Zamanımızda sinema filmi çekmek zor bir uğraş. Filmler çok daha büyük bütçeli ve eski klişelerden biraz daha uzak ama drama hep ön planda. Sinemada Animasyon film hala tam olarak yok. Hatta bilgisayar efektli film çok yok. Ama dünya bu noktada olunca seyircinin algısı da farklı oluyor tabi. Bu sebeple de sinemayla ilgilenen az bir kesim kalıyor ortada.
Yeşilçam melodramlarının yerini fazla seyirci bulamayan az da olsa sanat filmleri ve komedi adı altında çekilen ve ne yazık ki başarılı olmasa da seyirciden beğeni toplayan filmler çoğunlukta. Bu yine de sinemamızın ileriye gittiği anlamına galmemektedir.
İşte bu kısa ve özlü incelememde Sinemamızın Nereye Gittiğinin sorgusu sizlere kalıyor. Karar sizin.

Yalçın Özgül
Türk Sinema Filmleri Araştırmacısı
14 Aralık 2015

sinemaseverim avatar sinemaseverim 10 Ocak 2015 16:26:57

TÜRK SİNEMASINDA 100 YIL

Yalçın Özgül (Amatör Türk Sinema Araştırmacısı)

Yedinci sanat sinemanın ülkemizde uzun yıllar boyunca bir sanat-kültür olgusu olmaktan çok, bir çırpıda izlenip tüketilen ucuz bir eğlence olarak algılanması, bu konuda belge leme, biriktirme, değerlendirme ve bunların sonucunda yarınlara aktarma gibi bir uğraşı da geçersiz kılmıştır. Kütüphane raflarında sinemaya ilişkin yayınların istenilen ve arzu edilen sayıda olmaması hem bu yüzden, hem de bu konuda yapılan inceleme-araştırmaların azlığından kaynaklanmaktadır.

Sinema literatürümüzün geçmişine bir göz gezdirildiğinde iki belirgin olayı saptarız. Bunlardan ilki yabancılaşma, diğeri ise çok geç kalınmasıdır. Yabancılaşma; yerli kaynaklardan çok bizden olmayana önem verilmesinde ve öne çıkarılmasında göze çarpar. Uzun bir süre sinema dergilerinde bırakın sinemamıza ilişkin bir konuya rastlamak, güncel olan bir yerli olguyu görmek bile pek mümkün olmaz. Tümüyle yabancı sinema üzerine odaklanmak yerli olanın görmezlikten gelinmesini neredeyse bir gelenek haline getirmiştir. Ne yazık ki, yerliden çok ya-bancı olanı işlemek günümüzün süreli yayınlarında da bir gelenek olarak sürdürülmeye devam etmektedir.

"Sinema, bilgi, birikim, sevgi ister. Bilgisiz bir sevgi ile, sevgisiz bir birikim de eksik, yetersiz sayılır. Mutlak bunların bir arada olması gerekir." der usta sinema yazarımız Burçak Evren.

Ben işte bu sevgi ve bilgiden yola çıkarak Türk Sinema filmleri üzerine bir araştırma yapmaya yöneldim yıllar önce. Baktım ki bana yol gösterecek kitap ve çeşitli döküman kütüphane raflarında yok. Sokaktaki seyyar ve mağaza içi satış yapan sahaflarda da kaynak olarak kullanacağım işe yarar bir şey yok!...Sıva kolları başla araştırmaya. İlk elime geçen sayfaları yıpranmış ve solmuş 228 sayfalık bir kitap olan 1969-1970 Sinema Yıllığı oldu. Sonrasında az yıpranmış olan Sinemada , Videoda Ve TV de 5000 Film kitabı bana kaynak oldu,

Derken günler günleri, aylar ayları ve nihayet yıllar yılları kovaladı; ve 2010 yılında çalışmamı Kültür Bakanlığı Sinema Genel Müdürlüğüne sundum. verilen destek kredisi ile araştırmalarıma daha da hız vererek bugünlere getirdim. Bugün sinema yazarlarına, sinema araştırmacılarına, ve akademisyenlerine sorsanız 100 yıllık sinema tarihimizde, kaç film çekilmiş ve bu filmleri kaç yönetmen yönetmiş bilemezler.

Sinama araştırmacısı çok değerli Sayın Agâh Özgüç'ün imzasını attığı Türk Filmleri Sözlüğü (1914-2002) toplam dört ciltlik 1168 sayfayı içermekte (SeSam Yayınları). Gene Agâh Özgüç'ün ikinci kez basılan 1000 sayfalık Türk Filmleri Sözlüğü . Sayın Fikret Hakan'ın İnkilap Yayınlarından çıkan Türk Sinema Tarihi isimli kuşe kağıda basılmış renkli sayfalardan oluşan birinci kitabı 831 sayfadan oluşmuş. Ve daha sonra aynı kitap üçüncü hamur kağıda renksiz olarak gene aynı yayın organınca tekrar 513 sayfaya indirilerek A4 ebadında basılmıştır.

Şüphesiz ki bu iki kişi tarafından yazılanlar dışında sinemamızın tarihini anlatan çok değerli üç beş isim daha var. Nurullah Tilgen, Prof. Dr. Alim Şerif Onaran, Atilla Dorsay, Nijat Özön, ve daha bir çok akademisyenler.

Fakat hiç bir yazar ve araştırmacı, 1914-2014 yılları arasını kapsayan sinemamızın 100 yılını anlatan filmlere değinmemişlerdir. Sadece filmlerin isimlerini, yönetmen_senaryo, Görüntü yönetmeni ve yapımcı ile kısa bir oyuncu kadrosuna ve gene kısacık bir konuya yer vermişlerdir. Halbuki Film jeneriği sadece bu isimlerden meydana gelmemiştir. Kamera arkasında yer alan tüm emeği geçen sinema emekçilerinin de bu araştırmada yer alması gerekmektedir düşüncesiyle yola çıkarak sadece beyaz perdede yer alan sinema filmlerini toplamaya başladım. Bunlar; satın alınarak. TV den kayıt edilerek, veya İnternetten indirilerek
temin edilen filmlerdir. Toplam arşivimde mevcut film sayısı 3062 dir. Demek ki tam bir sağlıklı sayıya ulaşmak için daha 4234 filme ulaşmam gerekmekte. Ancak hepimizin malumudur ki, filmlerin çoğu depolarda yanmış, iyi muhafaza edilemediğinden yok olmuş, ve kaybolmuştur. TRT ve Sinema Genel müdürlüğünün arşivlerinde veya Milli Kütüphanenin yazılı belgelerine girmek, onları araştırmak ne yazık ki mümkün olamamıştır. Buralara özel izin gerekmekte veya araştırmacı akademisyen kimliğinizle devlet kapılarını sonuna kadar zorlamanız gerekmektedir.

Bu nedenlerle hala eksiğimin olduğuna inandığım bu çalışmamın bir an önce basılması gereğini hissettiğimden; varlığı bilinmeyen bir amatör araştırmacı olarak gücümün yettiğince Üniversitelerin İletişim Fakültelerinin sinema bölümlerine, ve Boğaziçi Üniversitesi Mithat Alam Sinema merkezine, bazı yayınevlerine, İş Bankası, Yapı Kredi Bankası'nın Kültür Yayınları Md,lüğüne, Remzi Kitapevine ve Altın Portakal Film Festivali organizasyon komitesinin ilgili isimlerine müracaatım boşa çıktı. Ne büyük ayıptı ki, bunlardan iki kurum dışında hiç birinden bir açıklama gelmedi.

En büyük ayıp, aslında Kültür Bakanlığı Sinema Genel Müdürlüğüne aittir. Elinde maddi manevi en büyük olanakların olmasına rağmen, bu değerli çalışmama sahip çıkmamasıdır.


"Türk Sinema Filmleri Ansiklopedisi" veya "Türk Sineması'nda 100 Yıl" (1914-2014) adını verdiğim bu çalışmamda yer alan film sayısı 7296 ve 3366 sayfadır. Yüz yıl boyunca bu filmleri yöneten yönetmen sayısı da 836 dır. Hemen belirtmekte fayda var. Burada TV filmleri, reklam filmleri, belgesel filmler ve Video filmleri yer almamaktadır. Ayrıca 389 adet olan çift isimli filmler de elenerek tekrar olarak yazılmamıştır.

Bir dip not vermek icap ederse; 73 Edebiyatçımızın roman veya hikayelerinden senaryolaştırılan eserler, 346 kez beyaz perdeye aktarılmış ve sinemaseverlere sunulmuştur.
Yazımı, (serzenişi) sinema yazarı büyük usta Burçak Evren'in aşağıdaki sözleriyle bitiriyorum:

"Türk sinemasının geçmişi bugün bile keşfedilmeyi beklemektedir. Çünkü yarınları iyi bilinmeyen, araştırılmayan bir sanat dalı günümüzde ne denli aşama yaparsa yapsın, kendine özgü kimliğini tam olarak yansıtamaz. Pazılın ya da belleğin bir yerlerinde daima bir şeyler eksik kalır. Kimliğini her şeyi ile belirgin bir şekilde ortaya koymakta zorluk çeker. Giderek kopar gider ondan…...

...Türk Sinema Filmleri Ansiklopedisi bir sinema sevdalısının büyük bir özveriyle ortaya koyduğu değişik bir çalışma. Değişik; çünkü benzerleriyle hiç örtüşmüyor. Onlardan hem eksiği hem de fazlası var. Eksiği; sinema tarihimizin tüm filmlerini kapsamamasında, fazlalığı ise filmleri yalnızca jenerik-künye ve konularıyla değil, döneminde yapılmış haber, tanıtım ve eleştiriyle sunmasından geliyor. Yalçın Özgül bu değişik çalışmasıyla adeta Türk sinema tarihinin tüm kaynaklarından hoş bir kokteyl yapmış. İçimi –yani okunması- kolay ve keyif veren bir kokteyl."

Sevgilrimle

Yandex.Metrica