
Bir film izlersiniz ve hoşunuza o filmin hangi bölümü gittiyse aklınızdan uzun zaman çıkaramazsınız...Bu film uzun zamanı, hiç bir zaman boyutuna taşıyan bir film. İnsanı şaşırtan ve insanlığı sorgulayan bir film.
İlk yarısını neredeyse iki erkek ve bir kadın arasındaki ilişki olarak görür ve böyle devam edeceğini sanırsınız. Sophie'nin seçimi bu iki erkek arasında olacak derken yapılan flashbacklerle Sophie'nin gözünden izlediğimiz 2.Dünya savaşı yılları, toplama kampında yaşananlarla daha farklı bir boyut alır.
Oturup filmi izlediğiniz yumuşak koltuk bile rahatsız etmeye başlar insanı. Filmde Sophie'nin seçiminin nasıl olduğunu yüreğimiz burkularak izleriz.
Film bittikten sonra, insan kendini sorumlu hisseder olanlardan. Ne zaman bir Sophie ismi duyarsanız, eminim filmin önemli bir bölümü hafızanızı tazeleyecektir.

Sophie’nin Secimi, Alan Pakula‘nın yönetmenliğini yaptığı, senaryosunu da kendisinin yazdığı bir filmi.
Pakula bize filmdeki kısa görüntülerle Sophie’nin yaşadıklarını anlatırken Nazi Almanyası tarafindan 2. Dünya savaşı döneminde kurulmus en büyük Nazi Alman ölüm kampı olan ve orada toplam 6 milyon insanın öldürüldüğü Auschwitz ile ilgili bilgiler veriyor. Bu ölüm kampına insanlar genellikle hayvan taşımakta kullanılan vagonlarda getiriliyor. Pakula bunu filmde Sophie yi kızı ve oğluyla birlikte korkular icinde trende birbirlerine kenetlenmiş üç can olarak gösteriyor. Trenden indiklerinde bazıları doğrudan kampa götürülüyorlar, bazıları da gaz odalarına gönderiliyorlardı, bir kısmı da doğrudan kurşuna diziliyordu..Kampa doğru giderken bir Nazi gardiyanla Sophie arasında geçen konusmada Sophıe ona yahudi olmadığını söyler. Buna karşılık Nazi gardiyan ona sadece bir çocuğunun yanında kalmasına izin vereceğini, bu nedenle de cocuklardan birini seçmesini ister. O da kücük kızını verir acılar içinde .Kız koparılır anneden ve gaz odasına doğru götürülür. Oğlu da orada ayrı bir barakaya götürülür. Hemen gaz odasına gönderilmeyen yüzbinlerce tutuklu ise aklın kabul edemiyeceği zor koşullar altında çalıştırılır, işkence görür, soğukta bırakılır, açlığa terkedilir, tıbbi deneylerde kullanilır ve sonunda gaz odasında öldürülür. Bunların ip uçlarını Alan Pakula bir Nazi doktor ile Nazi subayının konuşmalarında veriyor.
Bu ve buna benzer filimleri arada bir herkesin seyretmesi gerekir bence. Böylece ırkçılığın ne kadar insanlık düşmanı olduğunu hatırlar kaptırmayız kendimizi. Insanlar ne kadar iyi niyetli olsalarda kapılabiliyorlar farkında olmadan, üzerinde düşünmeden kendilerini bu dalgaya. Gelin hep birlikte
INSAN olmayı koyalım birinci sıraya.
