Sinematurk 2.0 Bire On Vardı
Bire On Vardı
Miles Davis’in trompetinden ‘The Maids of Cadiz’ (1957) (Leo Delibes). Fatma’nın küçücük odası, birer bardak çay ve Mehmet’in anlattıkları ; “..Keşke sana dün rastlasaydım. Yahut 3 saat önce..Tıpkı senin(ki) gibi başladı hikâye. Bir akşam vakti Haydarpaşa’dan İstanbul’a baktım. Bir yıl oluyor tam. Akın akın İstanbul’a geliyordu millet. ‘Bir Mehmet Demirci mi (romanda Quinn Williams, Hollywood filminde Alex Winkley) fazla bu kadar insanın arasında’ dedim. Haber bile vermeden ayrılmıştım evden. Elektrik işlerinden anlarım biraz. İşten işe, orda burda süründüm bir zaman. En son iyi bir işe girdim. 20 lira gündelik alıyordum. Bir sabah içimde bir sıkıntıyla uyandım. Dükkâna geldiğimde kepenk yüzüme kapandı. Ustam o gece kalpten ölmüştü. İşte ondan sonra oldu ne olduysa..İş bulamadım..Sığınacak bir yerim, arkadaşım, dostum yoktu..Aç ve perişandım. Aklıma Ustayla sık sık gittiğimiz bir ev geldi..”

Film, Cornell Woolrich’in William Irish adı ile yayınladığı ‘Deadline at Dawn’ (1944) adlı romanın bir uyarlaması. ‘Bire On Vardı’ adıyla (çeviren Leyla Soykut) Akba Yayınları arasında çıkmış (1962). Hollywood çekiminde (1946) Susan Hayward (filmdeki adı June Goth) var.
Kapısında “Giriş 3 lira DANS 1 T.L” yazılı ‘Dancing Hall’. İçerde ‘Rock Around the Clock’ (1953) (Freeman) ile dans eden çiftler. Melodi değişince onların yalnızca 2-3 dakika beraber olduklarını anlıyoruz. ‘Vazifeli Bayanlara Aittir’ yazılı yerde bekleyen genç kızlar bir liralık bilet hatırına dans ediyorlar. ‘Vazifeli’ler, özellikle Fatma (romanda Ruth Coleman. Ama yakınları ‘tuğla’ rengindeki saçları nedeniyle ‘Bricky’ diyorlarmış) ‘bitse de gitsek’ havasında. (Yüksek topuklu ayakkabıya pek alışık değil gibi.) İyice sırnaşan Hüseyin Güler’den kurtulmaya çalışırken ‘tertemiz yüzlü biri’, Mehmet, cankurtaran simidi gibi imdadına yetişir. ‘Onu evine kadar götüren’ delikanlının gidecek yeri yok. Üstelik bekçi düdükleriyle iyice tedirgin.
“Senin başın belada mı? İstersen içeri gel, sıcak bir çay (romanda ‘kahve’) içersin.” Fatma’nın odası, şimdi, güzellikleri ve sevgileri ile o kadar büyük ki. “Çok tuhaf ve inanılmayacak bir tesadüf” ; İkisi de Tarsus’un Muradiye Mahallesindeki Çarşıyolu Sokağından. (Ama, masanın üzerindeki mektupta sokak adı ‘Çarşıboyu’ olarak yazılı.) Genç kız ‘memleketten çıkalı 5 yıl olmuş, 5 uzun yıl’. Mehmetler ise, 3 yıl önce babası emekli olunca Tarsus’a yerleşmişler.
Mehmet (Hayri Esen’in sesiyle) ; “Niye geldin İstanbul’a?”
Fatma (Adalet Cimcoz’un sesiyle) ; “İstanbul hangimizin rüyasına girmedi ki. Filmlerde gördükçe yüreğim hop ederdi. Bir gitsem şuraya derdim. Sonra bir gün kendimi Haydarpaşa Rıhtımında buldum. Elimde bavul, cebimde 200 lira, kafamda olmadık hayaller. Denizin ötesinde yükselen şehre bakıyordum. Köprünün (Galata) gerisinde batan güneş göğü kızıla boyamıştı. Şehir beni karşılıyordu sanki. Görüp göreceğim şenlik o oldu işte. Deli bir kızın kafasında ne olabilir, artist olmaya gelmiştim. Meşhur olacaktım. Zengin olup anneme bakacaktım, kardeşlerime. [Bu rol, sanki Zuhal Tan (asıl soyadı Kılık) için yazılmış.] Sonrasını görüyorsun işte ; Bu şehir böyledir, insanı ya yüceltir yada ayağının altına alır ezer. Ezer de posasını çöplüğe atar. Şu anda evimde olmalıydım. O kadar özledim ki annemi..”
Mehmet ; “Niye dönmedin, peki?”
Fatma ; “Böyle mi döneyim? Düşünmedim değil. Kaç kere karar verdim..Yapamadım. Ölüm gibi bir şey geriye dönmek..İstanbul yapışmış yakama bir kere, büsbütün mahvolmadan kurtulamazsın.”
Ama, Mehmet’in durumu ‘dönersem evdekilerin yüzüne nasıl bakarım’ı aşıyor ; Murat Gürsoy’un kasasından para çalmış. “Sana birkaç saat önce rastlasaydım..belki de beraber dönerdik. Yenik ama beraber.”
Fatma’daki değişim hayranlık verici. Dancing’dekiler “Sen geliyor musun bu gece..63 İmpala var altımızda. Nazmi’nin arkadaşı da sana kesik. Hem çok zengin” dediklerinde terslenmişti ; “Ölüyorum yorgunluktan.” Oysa şu an, 7’de hareket edecek Adana otobüsüne ‘temiz bir şekilde’ yetişmek için saatler sürecek bir koşuşturmaya hazır ; “Her şeyin bitmediğine inandım birden bire. Bizi olmadık zamanda bir araya getiren talihi denemeye değmez mi?” Ancak sorun yalnızca ‘çalınan paranın geri verilmesi’ de değil. Murat’ın Erenköy’deki köşküne gittiklerinde onu öldürülmüş olarak bulurlar. (Hollywood çevrimindeyse ölen bir konsomatris, Edna Bartelli.)
Fatma ; “..Bana doğruyu söyle, bu adamı sen öldürmedin değil mi?”
Mehmet ; “Hayır, ben öldürmedim. Öyle olsaydı parayı yerine koymaya gelir miydim?”
Artık işleri daha zor. Şimdi, bulunması gerekli katil/katiller de var. Film boyunca Fatma, Mehmet’ten daha güçlü. Delikanlıya, pes etmek üzere olduğu anlarda [‘Gurbet Kuşları’ (ilk basım 1962) (Orhan Kemal) romanında gecekondusu ‘tekrar’ yıkılan Memed’e “Kalk lan kalk. Gene yaparık, yenisini yaparık” diyen Ayşe gibi] cesaret veriyor. Sherlock Holmes ve Dr. Watson’a benziyorlar. (Hollywood filminde, göçmen taksi şoförü Gus Hoffman da yardım ettiği için Alex, Mehmet’ten ve Quinn’den daha şanslı.)
‘Dar zaman’; En olmadık ipuçları ; ‘Çözümü neredeyse olanaksız cinayet’. Bu arada nerelere gidip kimleri tanımayız ki ; Film boyunca sesini duyamayacağımız Murat Gürsoy ; Kulüp X ; Murat’ın sevgilisi Hale ; Sağlık Eczanesi ; Aynı zamanda filmin yönetmen yardımcısı olan ‘Eczacı’ Tunç Başaran ; Şişli Sıhhat Yurdu ; O gece bir oğlu olan Ali Güner ; Lale İşkembecisi ; Sevim ve hastalığına para yetiştirmeye çalışırken neredeyse ‘kötü yola düşeceği’ babası ; Birini göremediğimiz üç tane Cahit Doğan ; Gülten Ceylan ve ’bütün mücevherlerini ve her şeyini alan’ (kaçmak için beklediği) Ergun ; Ayazağa’daki BP Benzin İstasyonu ; Alev Koral’ın seslendirdiği Mirasyedinin Bebek Necla ; Murat’ın kardeşi Selim ; ‘I Want A Lip’ (1960) (Nino Tempo / April Stevens) şarkısını dinlediğimiz Emirgân’daki Bodrum Lokantası “I want a lip // And then I want another lip // I want two lips // To kiss me all the time.” ; Sadettin Erbil’in sesi ile ‘kötünün de kötüsü’ Yusuf ; Dolmabahçe Saat Kulesi.


Mehmet ; “..Bir dükkân düşünürdüm, küçük bir elektrikçi dükkânı, İstanbul rüyası kanıma girmeden önce..Babam çok zorlamıştı ‘sermaye vereyim’ diye. Kim dinler? İstanbul Mehmetsiz olmaz diye kafama koymuşum bir kere. Oysa babamın hakkı vardı. Mahalle arasında bir elektrikçiye her zaman iş çıkar .”
Fatma ; “..Sen müşteriye gidince ben bakardım dükkâna. Temizliğini de yapardım.”
Mehmet ; “Vitrinini küçük, renkli ampullerle süslerdik.”
Fatma ; “Bahçedeki portakal ağacını da.”
Mehmet ; “Evleri de. Sokakları, mahalleyi, Tarsus’u nura boğardık. (Yaptığı hırsızlığı anımsar) Bütün bunlar olabilirdi ama iş işten geçmiş bir kere. Tarsus nura kavuşmak için bir başka Mehmet Demirci’yi bekleyedursun.”
Fatma ; “Niye geçmiş olsun..Aldıklarını yerine koysan..Ben de seninle geleceğim. Ne tuhaf, kendimi artık hiç yorgun hissetmiyorum..Kaybedecek bir şeyimiz kalmamış ki. Ama, ya kazanırsak? Sabah 7’de Adana otobüsü var.”
Mehmet ; “Adana otobüsü..Kumarın ne demek olduğunu bilmem ama şimdi anlıyorum. Bu oyunu oynamaya değer.”
(Yazan : Murat Çelenligil)
William Irish'in 'Deadline at Dawn' romanından uyarlama
kamil zafer Puan: 47525 Murat Çelenl... Puan: 8893 ozcanbektas1... Puan: 37627 bir_demet_me... Puan: 17023 mkurtsen Puan: 15475 enigmacuture Puan: 111761