Sinematurk 2.0 Avare Mustafa
Avare Mustafa
Taşkasaplı’nın bahçeli kahvesi.. Ailesinin ve arkadaşlarının ‘dolduruşuyla’ Zülfikar Bey’in ‘tapon’ kızı Hülya ile evlenecek olan Mustafa ve onu ‘hiçbir kızın sevemeyeceği kadar seven’ Aynur..
Aynur ; “Seni çok aradım sormak için, duyduklarım doğru mu?”
Mustafa ; “…”
Aynur ; “Neden cevap vermiyorsun?”
Mustafa ; “…”
Aynur ; “Demek doğru, demek kızın zenginliği başını döndürdü. Para için sattın kendini.”
Mustafa ; “Mesele senin bildiğin gibi değil Aynur.”
Aynur ; “Yazık, erkekliğinden utan. Ben, kız başıma senin için kimleri reddettim. Ama, neye yarar, neye yarar bütün bunlar boş laf değil mi? Boş laf Mustafa.”

Orhan Kemal’in ‘Devlet Kuşu’ (1958) adlı romanının ilk çevrimi. İstanbul Unkapanı’nda, akşamları, bekçi düdüklerinin sarhoş naralarına karıştığı bir işçi mahallesi.. ‘Sirkeci-Çekmece arasında çalışan banliyö trenleri, çeyrek saatte bir, ahşap evleri temellerinden sarsarak, kurşun hızıyla geçiyor.’ Demiryoluna bakan sokakta, Mustafaların ‘yana kaykılmış ev’leri var. [İlerde Hülya, babası Zülfikar Bey’e bu evden söz ederken “Tıpkı (Emile) Zola’nın kitaplarındaki (herhalde ‘Germinal’) gibi” diyecektir.]
Baba (Mehmet), ‘matbaada kapıcı’. Karısı Şöhret’le, buralara 30 yıl önceki ‘mübadelede’ gelmişler. Dört çocukları var ; Mustafa, Ayten, Nurten ve Erol. (Romanda, beş çocuklu olduklarından, Şöhret’in işi daha
zor.) ‘Devlet Kuşu’ndaki ev, gaz lambası ile aydınlanırken filmdekinde elektrik var. Mustafa’nın odasında duvarda asılı bağlama, sanki süs gibi, film boyunca ona bakmadı bile. Geri kalan 5 kişi bir odada kalıyor.
Mehmet’in arkadaşı Bayram da neredeyse aileden biri. Ayakkabı boyacısı olduğunu filmden değil romandan anlıyoruz.
Ayten ve Nurten, triko lafı geçse de neresi olduğunu tam olarak öğrenemediğimiz bir yerde (romanda aynı semtteki Tütün Fabrikası’nda) çalışıyorlar. Erol ise, ‘1 lira haftalıkla, gaz ocağı tamircisinin yanında çırak’. Okul masraflarını böyle çıkarıyor. Mahalledeki ‘Küçük Kara Kartallar’ takımında soliç.
Mustafa.. Ona, Avare (1951) (Raj Kapoor) filminin adını takmışlar. Romanın yazarı gibi ‘orta ikiden belgeli’. Okumadığından yakınan annesine “..Mektebe yırtık pantolon, yamalı ceket, boş mide ile mi gidecektim? Herkes benle alay mı etsin istiyordunuz?” demişti. Gündüzleri, mahallenin kızlarına ‘değil laf atmak başını çevirip bakmıyor’ bile. Ama, ‘fitil gibi sarhoş’ olduğu akşamlarda narası yankılanıyor. Askerliğini bitirmiş. Arkadaşları Sülo ve Murat gibi, işçi mahallesinde işsiz. Babası “Ne eve hayrı var ne kendine” diyor.
Murat.. Aralarında, Taşkasaplı’daki çay-kahve paralarını verebilecek kadar parası olan(!) tek kişi. ‘Çoğunlukla bul karayı al parayı yoluyla adam söğüşlüyor.’ Romandaki adı ‘çingene’. ‘Daha 6 aylıkken babasını bir taksi çiğnemiş. Bir yaşındayken, annesini de verem alıp götürünce, komşuların eline kalmış.’ Arkadaşlarına, film boyunca 5 kez “Şu İstanbul’da bizim gibi arkadaş var mı be. Kardeşten ileriyiz” diyor.
Sülo.. ‘Yıllar yılı Cibali Tütün Fabrikası’nın tozlarını yuta yuta canlı cenazeye dönmüş annesi’ ve onlara hiç yardım etmeyen varsıl odun tüccarı dayısından başka kimsesi yok. Avare gibi, o da orta ikinci sınıftan belgeli. Gücü pek yetmese de hamallık yapıyor.
Mustafaların kapı komşuları Aynur ve annesi Naime Hanım, iki ay önce taşınmışlar. Evin babası filmde kaçmış, romanda ise ölmüş. Kapalı Çarşı’daki bir yere dikiş dikerek geçiniyorlar. Aynur, sabahları, güzel yüzünü bahçedeki muslukta yıkarken ‘Hatırla Ey Peri’ (Muhlis S. Ezgi) şarkısını söylüyor. Mustafa da pencereden onu hayranlıkla seyretmekte. Çoktan evlenecekler ama ah şu parasızlık.
Üç arkadaş, ‘bundan sonra serseriliği bırakıp adam olmanın çaresine bakmak’ ve Çemberlitaş’taki Arnavut Eşref’in ‘banka gibi çalışan’ köfteci dükkânına benzer bir yer açmak istiyorlar. Tek eksikleri, bir türlü bir araya getiremedikleri ve getiremeyecekleri 3 bin liradır.
O günlerin birinde, eski kaymakam yeni karaborsacı müteahhit Zülfikar Bey, tam da Mehmet ve Şöhret’in evlerinin önündeki arsaya ‘bir apartman dikmeye’ başlar. Mehmet ve Bayram’a, inşaatta bekçi olarak iş verir.
Zülfikar Bey’in gelişleri sırasında bir gün, hastalıklı kızı Hülya, Aytenlere konuk oluyor.
‘Sevmek Zamanı’ filminden (1965) birkaç yıl önce, Mustafa’nın Tyrone Power’a (romanda Gregory Peck’e) benzettiği resmine sevdalanır. Aynur, sanki olacakları bilir gibi “Korkuyorum Mustafa. Paralarıyla başını döndürmelerinden korkuyorum” demişti. Delikanlının değil ama böyle ‘yağlı bir kapı’ bulmanın şaşkınlığı ile ailesinin ve dükkân için gerekli parayı cepte zannetmenin sevinci ile arkadaşlarının başları (ve gözleri) dönüyor.
Mustafa’yı, Zülfikar Bey’e damat olması için zorlarlar. Aynur’un aşkı ile dolu olan Avare, yanılıp evlenmeye razı olur ama birkaç ay sonra yaptığı hatayı düzeltmek için akla karayı seçecektir.

Hülya ve Mustafa’nın düğünlerinin yapıldığı Taksim Belediye Salonu. İçerde ‘Petite Fleur’ (S. Bechet) (1952) ve ‘Historia de un Amor’ (C. Almaran) (1955) melodileri ile dans eden konuklar. Kapıda, giysileri uygun bulunmadığı için içeri alınmayan Sülo ve Murat, Zülfikar Bey’le konuşuyorlar..
Sülo ; “Biz Mustafa’nın arkadaşlarıyız. Mesut gününü kutlamaya geldik. (Kapıcıyı göstererek) Bu haybeci bizi içeri bırakmıyor. Mustafa’nın babalığı bizim de babamız sayılır. (Elini) Öpeyim babacığım.”
Murat ; “Yani façamız bozuksa (aslında diğer günlerdeki giysileriyle kıyaslandığında Lord gibi giyinmişler), biz insan değil miyiz?”
Zülfikar ; (Onları kaba bir şekilde iterek) “(İçeri almayanların) Hakları var tabi. Burası size göre bir yer değil. Alın şu parayı da kendinize göre bir yerde eğlenin.”
Murat ; “(Zülfikar Bey’in para uzatan elini geri ittirerek) Ayıp ettin. ‘Baba’ dedik, ‘elini öpelim’ dedik. Biz uşak mıyız? Mustafa’nın can ciğer kardeşleriyiz. Sen o parayı uşaklarına ver.”
Sülo ; “Hey gidi insanlık hey. İnsanlık para ile olmuyormuş sahiden. Biz el öpelim dedik, etek öpelim demedik.”
(Yazan : Murat Çelenligil)
kamil zafer Puan: 47677 yasa Puan: 6980 wunsch vertr... Puan: 13550 Murat Çelenl... Puan: 8896 emireerhan Puan: 198 mkurtsen Puan: 15554 enigmacuture Puan: 111818