Sinematurk 2.0 Dogville
Dogville
Eklenmiş bir etiket yok.
Bu yılın Cannes yarışmasında Lars von Trier’ın Dogville'i yine acımasız öyküsü ile karşımıza çıkıyor. Uzun süresi ve tiyatral yapısı ile insan doğasında yaşanan hayal kırıklığını gözler önüne seriyor. Üç saatlik filmi ile Von Trier seyirci ve eleştirmenleri de karşı karşıya getiriyor. Nicole Kidman ve Paul Bettany gibi uluslararası anlamda tanınmış oyuncuların olması filmin değerini arttırabilir fakat buradaki asıl star, orijinal ve özür dilemeyen kişiliği ile Avrupa Sineması sınırlarını çizen Von Trier'ın kendisidir.

Von Trier’ın USA üçlemesinin ilk bölümü olan Dogville Amerika'da geçmiyor fakat İsveç'te geçiyor. Yapım sorumlusu Peter Grant bahçeleri, ağaçları ve geniş alanlı evleri olan bir kasaba oluşturuyor. Bir sahne yapımı için oldukça iyi bir dizayn olabilir fakat Dogville'in kalbini ve duygularını yansıtmıyor sadece onların daha derinden ortaya çıkmasını sağlıyor.

Bir kısmı zamanın ünlü tiyatro yazarları ve yazarlarını Eugene O’Neill ve William Faulkner'dan Maxwell Anderson ve Thornton Wilder gibi yansıtıyor. Amerikan televizyonunun altın çağında bazı kaybolmuş dizileri de anımsatıyor. Ayrıca Brecht ve Pirandello, Clint Eastwood’un High Plains Drifter ve yabancı bir yere gelen herhangi bir mültecinin başından geçenler filmde yankılanıyor.

Dokuz bölüm ve prologla açılan filmde anlatıcı olan John Hurt olayları anlatırken bazı olayları ve karakterleri çarpıtıyor. Örneğin güzel kaçak Grace (Kidman) Dogville'e geliyor ve buraya sığınmaya çalışıyor, kendini buradaki yabancıların iyliklerine bırakıyor.

Von Trier'ın filmlerinde görmeye alıştığımız Udo Kier ve Jean Marc Barr gangester rolünde, Grace masum acı çeken bir kadını canlandırıyor. Von Trier’ın Breaking The Waves ve Palme d’Or galibi Dancer In The Dark'ta olduğu gibi. Belki içlerinde en dünyalısı fakat en kalpsizi.

Yazar ve filozof olmayı isteyen Tom (Bettany) Grace'in davasında onu savunuyor. Dogville'in iyi insanları onu barındırarak koruma altına alıyorlar. Grace onların iyiliğine karşı çalışmak istiyor fakat kimse ona verecek iş bulamıyor, en azından en başta. Fakat daha sonra bu değişiyor ve bütün gün boyunca çalışmaya başlıyor. Fakat filmin gidiş hattı birdenbire değişiyor ve bu iyilik sever kasaba halkı tuhaf bir biçimde değişiyor. Grace'e yapılan iyilikler acı olarak geri dönüyor. Uygarlığın ve arkadaşlığın maskesi düşüyor ve insanlığın karanlık yüzü ortaya çıkıyor.

Zamanın yeteri kadar uzun olmasına rağmen Dogville sizi bıktırmıyor. Dikkatinizi çekecek ve ilginizi dağıtmayacak o kadar çok malzemeye sahip ki. Nicole, Grace rolünü fiziksel ve duygusal olarak çok iyi oynuyor ve Bjüörk'ün Dancer In The Dark'taki beceriksizliğini taşımıyor.

Allan Hunter'ın Cannes Film Festivali için yaptığı yorumdan...