Üç Arkadaş

8,77

( 17 kişi yorum yaptı )

Üç Arkadaş

Sinema Filmi

1958

Victor Young Orkestrası’ndan ‘Ruby Gentry’ (1952) için yapılan ‘Ruby’ (Heinz Roemheld / Mitchell Parish).
Gül; “Annemi hiç tanımadım. İzmit’teydik. Babamın küçük bir dükkânı vardı. O günler hiç de fena değildi galiba. Sonra, sonra bir yangın oldu. Evde yalnızdım. Alevler her tarafı sarmıştı. Boğuluyordum. Bağırdım, bağırdım. Sonra her taraf karardı. Kendimi kaybetmişim. Gözlerimi hastanede açtım. ‘Açtım’ diyorum, ağız alışkanlığı. Görüyorsunuz ya, hâlâ açık ama görmedikten sonra. Bu felaketlerimin başlangıcı oldu. Bir müddet sonra babam evlendi. Üvey anam ayağına dolaşan kör bir kızdan hoşlanmadı. Dışarda ise ‘zavallı kızcağız, mahvoldu yavrucak’ gibi laflar. Herkeste bir acıma, herkeste bir yalancı merhamet. Buna çok dayanamadım evden kaçtım. Sonrasını siz de biliyorsunuz.”
Murat; “Hiç doktora gittin mi? Ne dedi?”
Gül; “Belki açılır dedi. Ama çok para lazımmış. Çok para.”
Murat; “Ne kadar?”
Gül; “800 lira!”
Murat; “…”


50’lerde İstanbul. Gülten Akın’ın “Ah kimsenin vakti yok//Durup ince şeyleri anlamaya” dediği ‘İlkyaz’ şiirini yazmayı henüz gereksinmediği yıllar. Belki de sahibinin bile unuttuğu döküntü, ahşap bir konak ve üç yoksul insan. Üçü de sanki biziz. Hep olmak istediğimiz gibiler. Dürüst, iyi, özverili, incelikli. Sömürgen değiller. Kimsenin, kötülük edenlerin bile kuyusunu kazmazlar. Onca yoksulluklarına karşın neşeli ve hayat dolular. Üstelik her biri şaşırtıcı bir beceriye sahip.
‘By the Sleepy Lagoon’ (1930) (Eric Coates). Güneşli bir sabah işe gidişleri bu melodi ile.
Sokak fotoğrafçısı Mösyö Artin. ‘Zenginlik gösterisinde bulunup asaletli laf etmeyi ve lügat paralamayı’ iyi biliyor. Arkadaşlarından daha ‘burjuva’ bir hali var. Yırtık pırtık ama kendisine çok yakışan takım elbise, hasır Panama şapka, Frenklerin ‘Ribbon Tie’ dedikleri sarkık papyon kravat, üzerinde ‘İSTANBUL (Şaşırtıcı bir şekilde ‘S’ ve ‘N’ düz) HATIRASI/FOTO ARTİN yazılı fon bezi ve körüklü fotoğraf makinesi. Mekânı Ortaköy Camisi yakınları ve müşterileri çoğunlukla asker. “Aslanparem! Şu kolunu az bir buçuk öne al ki ‘rüdben’ görünsün” diyerek daha iyi poz vermelerine yardımcı oluyor. Çok iyi sofra hazırlar. Filmde kendisinden duyduğumuz tek yakınma cümlesi; “Zoo, esnafta insaf denen şeyden zırnık kalmamıştır.”
Ayakkabı boyacısı Mıstık. ‘Kibarcası’ Mustafa. ‘Şehriye çorbası uzmanı’. Arkasına basılı boyasız(!) pabuçlar, buruş buruş kasket, eskilikten boyu kısalmış soba borusu gibi pantolon, gösterişli kemer. Çok iyi mızıka çalıyor. İşyeri, o dönem Ahlak Zabıtası’nın ‘randevuevi baskınlarıyla’ ünlü Feridiye Caddesi. Müşteri çekmek için söylediği mani; “Boyayalım, parlatalım, cilalayalım//Aman Boyacı, Boyacı//Fırçana vurulayım Boyacı//Boyacı, Boyacı.” Bir gün bir Beybaba, ‘kitap gibi bir atom bombasının’ kıpır kıpır kalçalarına bakarken cüzdanını düşürür. Horoz-çöplük meselesi. Mıstık hemen koşturur: “Balığı görünce çarpıldın. Al cüzdanı. Her göz banyosuna cüzdanı bırakırsan sana günde bir çuval para yetişmez.” Mis gibi kokan, su katılmamış bir beşlikle ödüllendirilir. Artin “Para makinesi mi keşfettin yoksa zarfçılığa mı başladın” ve Murat “Milli Piyango mu çarptı” diyor. ‘Doğruluk Piyangosu’ bu. ‘Yarım barbunya, çarşaf gibi bir beşlik’.
MENŞUR NİYETÇİ (‘N’ ve ‘Ş’ ters) Murat. Niyet Sandığı, iki güvercin (birinin adı ‘Mahmure Abla’), tavşan Pamuk, döküntü kasket, ceket ve çorapsız giydiği pabuçlar. Araksi Hebo’nun oğluna niyet çektirirken şu tekerlemeyi söylüyor: “Göz takılır devrane//Kesel gelir insane//Mahmure Abla çek niyeti//Çıksın falımız meydane.” Tam olarak anlayamasak da söyleyişindeki ustalık masalsı bir hava yaratıyor. Ressamdır da. Gözleri görmeyen Gül’e ‘nasıl resim yapıldığı’(!) konusunda kısa bir söylev bile verir.
‘Köşkleri’ bahçeli, iki katlı ve kendileri gibi yıkıldı yıkılacak. Komşuları Saraylı Şehnaz, Ferazker Ali Paşa’nın kucağında büyümüş. Bizimkiler gibi 20 tane uşak varmış kapısında. Halayıklar, bahçıvanlar, hizmetçiler. Elini sıcak sudan soğuk suya sokmazmış. Kedisi Mercan, Mahmure Abla’ya sataşmasa keyfine diyecek yok kahramanlarımızın. Pabucunu fırlatarak kovabiliyor Murat. Şehnaz’da kedi çok ve hepsi saraylı (!); Sarman, Tekir, Gümüş, Mırnav, Arap, Maviş, Pamuk. Her birine ‘100 tane uyuz kuş feda olsunmuş’. Üstelik bu ‘uyuz güvercin’ midelerini bozarmış ‘eniklerin’.
Hakkı Usta ve çırağı Ali’nin açık hava kahvesi ikinci evleri gibi. İş dönüşü uğruyorlar. Çay paralarını, camları silerek ödüyor Mıstık. Mevlanakapılı Ayı Recep-Mehmet Ali Akpınar ve Hasan-Zeki Tüney buranın müdavimleri. Bir masada ‘çember sakal’ Tefeci Salamon, paraya sıkışan vatandaşları kazıklamakla meşgul. ‘Bir yüzlük’ eden saatleri 5-10 lira kaptıkça Ayı Recep “Ali! Yaz bizim çayları Salamon Efendi’ye” diyor.
Kahramanlarımızın dostlukları sürekli, kazançları günlük. Para yönünden ‘vaziyeti coğrafyaları’ genellikle ‘kesik’. “Desene bu akşam kuru ekmeğe yatacağız.” Tek ‘lüks’leri 40 yılda bir pişirdikleri şehriye çorbası.
‘14 Numaralı Do Diyez Minör Piyano Sonatı (Moonlight Sonata), Op. 27: I. Adagio sostenuto’ (1801) (Ludwig van Beethoven). Gül’ün şansına çorba (üstelik limonlu ve yumurtalı) içebilecekleri bir gece karşılaşıyorlar. Çengelli iğne ve firkete satıcısı. O da yoksul, üstelik kör ve aç. Ekmeği tutuşunu ve nefes almadan yemesini gören Mıstık kendi çorbasını genç kızın tabağına boşaltır. Aralarına katılmasıyla filmin adı işlevini kaybediyor. Yük olduğunu düşünmesin diye kendilerini varsıl olarak tanıtırlar. Mösyö Artin’in deyişi ile ‘daima devam edecek olan’ dostluklarını onlarca yıl sonra aynı beğeni ile izliyoruz. Ertesi gece Gül’ün gelişi şerefine ‘mükellef bir ziyafet’ vereceklermiş. Artin’in denize düşerek tuttuğu balıklar, Murat’ın, çakmağını Salamon’a rehin bırakarak aldığı ve kuyuda soğutulmuş iki şişe bira, Mıstık’ın bir bahçeden toplayıp üstüne beleş leylak esansı damlattığı güller. Gül’ün ise ‘sevgisinden, kör bir kızın sevgisinden başka verebileceği hiçbir şeyi yok’.
‘Autumn Leaves’ (1945) (Joseph Kosma / Jacques Prevert&Johnny Mercer). Üst kata çıkışları bu melodi ile. Bu sırada Mıstık fırçası ile tırabzanları parlatıyor. Mösyö Artin de bir koltuğu sırtlamış.
‘Scheherazade: III. The Young Prince and the Princess’ (1887) (Nikolai Rimsky-Korsakov). Dostlukları şerefine kadeh kaldırıyorlar. Genç kızın gözyaşları içinde söyledikleri, filmin nasıl gelişeceğini belirliyor. “Görmek istiyorum artık, görmek istiyorum. Bu dünyada iyi insanlar da varmış. İyilik yeryüzünden silinmemiş. Artık bu karanlıktan kurtulmak, sizleri görebilmek için görmek istiyorum.”
Ameliyat için 800 lira gerekliymiş. Murat ‘babasından(!) alacağını’ müjdeliyor. Mösyö Artin’in tepkisi “Bu kadar para nerden bulunur” şeklinde.
‘Moonlight Sonata: I. Adagio sostenuto’ (1801) (Ludwig van Beethoven). Bu sırada birbirlerine söyleyemediklerini Pamuk’a söylüyor genç kız; “Ah, küçük tavşan! Sana bir sır söyleyeceğim. Ama sakın kimseye söyleme. Hele Murat Abine hiç söyleme. Ben O’nu seviyorum küçük tavşan. Neden şaşırdın? Kör kızlar sevemez mi?” Ama bunu gözleri açıldıktan sonra söyleyecekmiş. Soğuk gecelere, parklara, köprü altlarına dönenmezmiş. “Kendimi öldürürüm daha iyi.” Bu konuşmayı uzakta bir köşede dinlemek, sevdiği erkeğin yolunu çiziyor.
Şimdi sıra parayı bulmakta. İlk akıllarına gelen Salamon olur. Ama terslenirler. Mahmure Abla’yı Kuşçu Abdülrezzak Efendi’ye satmak bile isterler.
‘Night on the Bald Mountain’ (1867) (Modest Mussorgsky). 800 lira için tartıştıkları ve kafesin bir arabanın altında kaldığı üzücü sahnede bu melodi var.
Sonunda Ayı Recep, bunu ‘Rabbena hakkı için’ Osman Büyükbulut’tan alabileceklerini söyler. Zengin mi zengin, efendi mi efendi, tam fakir babasıymış. Kör Nuri hacamatlanınca tedavi masraflarını; Çarpık Hatice’nin düğün masraflarını; Saroz Salih, arabayı vurduğu zaman makas paralarını hep çıkarıp çıkarıp vermiş. Aslında amaç “İstanbul’un en cimri zengininin evinden” kovuluşlarını görüp, gülmek. “Hay Allah! Yarın gene bize sinema çıktı.”
Kahramanlarımız ne yapsınlar, ‘garip kuşun yuvasını Allah yapar’ diye gittiklerinde Emirgan’daki evde bir telaş vardı. Kızı Selma 7. kez nişanlanıyormuş. ‘Kör bir kızın gözlerini açtırmak’ ve ‘800 lira’ lafını duyunca kovar bizimkileri. “Bana ne, kör olmasaydı. Ben dilenci beslemem” diyor. Parayı sokaktan toplamıyormuş. Bu sözler, aslında, sonraki ‘zorla para alma’ sahnesine seyirciyi hazırlamak için.
Dışarda kahkahalar atarak bekliyordu Recep. Bir güzel dayağını yer Murat’ın. Salamon da intikam almak fırsatını bulur. “Ali! Yaz şimdi bütün çayları Ayı Recep’e” diyor.
Ancak bu olayın çözüm getiren bir yanı var. Murat parayı nereden bulacağını anlamış. “Artık yalvarmak, rica etmek yok. Düpedüz istemek, zorla almak var.”
‘Mi Bemol Majör 3 Numaralı Senfoni, Op. 55: 1. Allegro con brio’ (1.53’ten itibaren) (1805) (Ludwig van Beethowen). Mıstık’la, Osman Büyükbulut’un evini basıp 800 lirayı alırlar. Ameliyat parasını Mösyö Artin’e verdikten sonra Gül’e veda ediyorlar. Gitmek zorundaymışlar. Nedenini sonradan anlayacaktır genç kız.
[‘Kanun Namına’ (1968) filminde tekrar göreceğimiz] ‘Arnavutköy Nahiye Emniyet Müdürlüğü’ne teslim olurlar.
‘Night on the Bald Mountain’ (1867) (Modest Mussorgsky). Bir yıl ceza aldıkları ‘Üsküdar Ceza ve Tevkif Evi’nde mevsimlerin geçişi bu melodi ile.
‘Do Minör 2 Numaralı Piyano Konçertosu, Op. 18: I. Moderato’ (İlk 15 saniye) (1901) (Sergei Rachmaninov). Gül’ün ameliyatı başarılı geçmiş. Bandajlar açıldığında görebiliyordu. Ancak hastane çıkışında, varsıl zannettiği Artin’i tanımaz. Fotoğrafçımız “Beni tanımadı bile. Lüküs bir araba durordu orada. Yanında da şişman kalantor bir adam (Memduh Alpar). O’na doğru koştu” diye anlatıyor hapisteki arkadaşlarına.
Tahliye sonrası, küçük bir değişiklikle, afiş yapıştırıcısı olarak görürüz Murat’ı. İstanbul kazan Onlar kepçe, genç kızı arıyorlar.
“Her sabah, her seher gelir geçersin//Kanımı kadehe koyar içersin//Ne beni alırsın ne de geçersin//Yetmez mi insafsız senden çektiğim.” Böyle senaryolarda olmazsa olmaz sahne. Meyhaneci Halil pikaba Gül’ün plağını koymuş. Hüseyin Güler “Kes şu zırıltıyı be! Neşeli bir şey koy da dinleyelim” diye itiraz ediyor. Murat “Dokunma ona” deyince bir buçuk dakikalık bir kavga çıkar. Meyhaneci bu sırada tabaklarını kurtarma derdindeydi.
‘La Muette De Portici (Masaniello): Overture’ (İlk 13 saniyesi) (1828) (Daniel Auber). Aylar sonra yapıştırdığı afişte sevdiği kızın resmini görür. ‘Gül Peri’. Küçük Çiftlik Parkı’nda sahneye çıkacakmış.
‘Gayane Balesi: Sabre Dance’ (1941/42) (Aram Khachaturian). Caddede koşarak arkadaşlarının yanına varır. Gidip son bir kez görmek, dinlemek isterler.
Konser sonrası Gül hayranları arasından süzülüp ilerliyor. Biriyle çatışan Mıstık’ın sesi ortalığı çınlatır; “İtme be hanım evladı. İncilerin mi döküldü? Züppeye bak yahu.”
‘La Muette De Portici (Masaniello): Overture’ (1.40 sonrası) (1828) (Daniel Auber). Bu sesle yıllardır aradığı Üç Arkadaş’ı bulan Gül öyle bir koşu tutturur ki kürkü yere düşüyor; “Hadi gidelim artık. Deniz kenarındaki kahkaha çiçekleri, hanımelleri, mine çiçekleriyle bezenmiş beyaz evimize, rüyalarımızın evine gidelim. Sizlere ne pişireceğim biliyor musunuz?” Yanıt hep bir ağızdan gelir; “ŞEHRİYE ÇORBASI!”
Film boyunca Aynur Akın’ın sesinde 3 kez (toplam beş buçuk dakika) dinlediğimiz şarkı. ‘Geceleri Yıldızlar’ (Abdullah Yüce); “Geceleri yıldızlar//Sanki derdimi sorar//Dünya geniş bir mezar//Sensiz hayatta ne var//**//Karanlık dünyam benim//Her an bir ışık arar//Görmeyen gözlerimden//Ümitsiz yaşlar akar//**//Her tarafta ararım//Uçan kuşa sorarım//Ağlarım sessizce ben//Belki de duyarsın sen.”


Mantovani Orkestrası’ndan ‘Elizabethan Serenade (Our Last Affair)’ (1951) (Ronald Binge).
“Ulu Tanrım! Hayattan ümidimi kestiğim bir anda karşıma iyi insanlar çıkardın. Bana ümit, saadet verdin. Şimdi bunu tamamlamanı, beni de diğer kulların gibi aydınlığa kavuşturmanı diliyorum. Bana yardım et. Şefaatini benden esirgeme. Ben de hayattan, bütün insanlar gibi nasibimi alayım. Muradıma ereyim. O’nu bana bağışla Tanrım.”
(Yazan: Murat Çelenligil)

Oynayanlar

Muhterem Nur Muhterem Nur Gülperi
Fikret Hakan Fikret Hakan Murat
Semih Sezerli Semih Sezerli Mıstık
Salih Tozan Salih Tozan Mösyö Artin Dartanyan
Faik Coşkun Faik Coşkun Abdülrezzak Efendi
Mualla Sürer Mualla Sürer Saraylı Şehnaz
Selahattin Yazgan Selahattin Yazgan Osman Büyükbulut
Hüseyin Güler Hüseyin Güler Meyhane Müşterisi
Mehmet Ali Akpınar Mehmet Ali Akpınar Ayı Recep
Zeki Tüney Zeki Tüney Hasan
Turgut Ören Turgut Ören
Faal Evgin Faal Evgin
Araksi Hebo Araksi Hebo Çocuğuna niyet çektiren kadın
Adalet Cimcoz Adalet Cimcoz Muhterem Nur Seslendirmesi
Reşit Gürzap Reşit Gürzap Semih Sezerli Seslendirmesi
Abdurrahman Palay Abdurrahman Palay Fikret Hakan Seslendirmesi
Sacide Keskin Sacide Keskin Mualla Sürer Seslendirmesi
Rıza Tüzün Rıza Tüzün Selahattin Yazgan Seslendirmesi

Ekip

Kurgu Ertem Göreç (Kurgu)
Sanat Yönetmeni Niyazi Er (Sanat Yönetmeni)
Yapım Ekibi Semih Sezerli (Yapım Sorumlusu)
Yönetmen Ekibi Ertem Göreç (Yönetmen Yardımcısı)
Ertem Göreç (Reji Ekibi)
Kamera Ekibi Yılmaz Gürbüz (Kamera Asistanı)
Post-Prodüksiyon Cemil Orhon (Laboratuar)
Işık Ekibi Rıdvan Varol (Işık Şefi)
Ses Ekibi Rauf Tözüm (Ses Kayıt)
Müzik ekibi Aynur Akın (Şarkılar)
Abdullah Yüce (Beste)

Firmalar

Emin Film (Yapım)

Son Yorumlar (17)

TubaArtan avatar TubaArtan 11 Temmuz 2017 15:34:06

Sen ne güzel filmdin..Fikret Hakan'ın anısına bir kez daha izledim ve yine duygulandım. Şarkılar, melodiler replikler...Nur içinde yat Fikret Hakan

balabangür avatar balabangür 23 Nisan 2017 14:20:22

10

Bu filmi çocuklara gençlere karakter gelişimi için izlettirmeli bence. Bazı sahneler var ki oradaki küçük dokundurmalar örnek alıncak kareler. Özellikle kuş mahmurenin uyandırılmadığı sahne güzeldi. Yönetmen bir çok şeyi bilinçli yapmış.Bide fikret h akanın kız meşhur olunca umudunun kırıldığı bir sahne var, arka planda buluşan bir çift fikret hakanın dramını daha bir etkileyici yapmış
İnsanların vicdanına, güzel duygularına hitap etmek istemiş. En azından ben öyle gördüm. Mesela Muhterem nurun filmin sonunda üç arkadaşa koşarken kürkünü atıp fırlatması çok manidar. Filmde paranın ön önemli bir şey olmadığını ama ne yazıkki gerekli olduğunu ve onu elde etmek için yaşanılan fedakarlığı bu fedakarlığa verilen cevabı o dönemin anlatımı ve eski istanbul kareleri ile güzel betimlenmiş. .Dikkat çeken diğer sahneler: bebek sırtları ve istanbulun bakir tepeleri; muhterem nurun dua ettiği sahnede kullanılan güneş ışığı; alay eden gıcık güruhun iş kavgaya dönüşünce mücadelenin teke tek olması için gösterdiği ahlaklı tutum...

mkurtsen avatar mkurtsen 31 Mart 2016 14:58:58

10

35. İstanbul Film Festivali ( 7-17 Nisan 2016) Türkiye sinemasının ustalarından Memduh Ün´ü en iyi filmlerinden biri olan Üç Arkadaş ile anıyor. Yeşilçam klişelerini etkili bir şekilde kullanan film, geçimini zar zor sağlayan üç arkadaş, Murat, Mıst ık ve Mösyö Artin Dartanyan´ın gözleri görmeyen yoksul Gülperi´ye zengin oldukları ve gözlerini açtırabilecekleri yalanını söylemelerini konu alıyor. Sonrasında üç arkadaş, Gülperi´yi hayal kırıklığına uğratmamak için imkânsızı gerçekleştirmeye çalışıyor. Basit bir konuyu sade ve etkileyici bir şekilde ele alan Ün, aynı senaryoyu farklı oyuncularla 1971´de bir kez daha perdeye getirdi. İstanbul Film Festivali ve Groupama işbirliğiyle Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi tarafından 2011´de restore edilen Üç Arkadaş, aradan geçen yıllara rağmen etkisini hâlâ koruyor.
11-04-2016 Saat 16.00 Akbank Sanat

benimsinema avatar benimsinema 28 Mart 2013 23:10:08

8

cok severek izledigim filmlerden biri... hele ki osman büyükbulut repligine bayiliyorum... hülya kocyigit ve kadir inanirli olan halide güzel renksiz halide.,.. yalniz o zamanin istanbulunu hele ortaköyün güzelligini seyretmek bile baska zevk veriyor . emegi gecen herkese tesekkürler. hele ki senaryoda bütün senaristlere

yıldıztepe avatar yıldıztepe 14 Ağustos 2012 02:11:56

10

Filmi sultan dizisinde gördümde izledim.teşekkürler sultan :D

capone avatar capone 06 Şubat 2012 00:58:02

10

Türk sinemasının yüzakı filmlerinden biri olan Üç Arkadaş'ta,Şarlo'nun büyük klasiği Şehir Işıkları'nın etkisi büyük ölçüde görülüyor.Kendi halinde üç gariban arkadaş bir gece parkta görme engelli Gül'le karşılaşır.Ameliyat ettirmek için her türlü fe dakarlığı katlanacaklardır.Mutlaka izleyin

Yandex.Metrica