Kadın Severse

8,35

( 4 kişi yorum yaptı )

Kadın Severse

Sinema Filmi

1955

‘Because of Rain’ (1951) (Cole / Harrington / Pole) şarkısı ve Büyükada’da (o zamanların modasına uygun olarak beyaz çoraplı) iki arkadaş..
Ferhat ; “Bu gece de gidecek misiniz? Tam bir aydır her gün her gece. Artık Leyla Hanıma kızmaya başladım. Sizi tamamıyla inhisarı altına aldı.”
Ferit ; “Tatlı bir esaret bu Ferhat. Bu kadın benim arzu ettiğim, yıllardır beklediğim kadın.”
Ferhat ; “Vallahi, bilmiyorum ne olacak bu hikâyenin sonu.”

Birkaç gün önce Ferit’in Taksim’deki evinde..
Ferhat ; “Hastalığı, cinsi ihtiraslarının tatmin edilmemiş olmasından ileri geldiğine göre nasıl tedavi edeceksiniz?”
Ferit ; “Sevme hislerini uyandıracağım. Kadınlığını tekrar duyurmaya çalışacağım.”
Ferhat ; “Tehlikeli bir iş bu. Eğer muvaffak olursanız, o zaman, deli gibi sevecek bu kadın sevdiği ada mı.”


‘La Primavera (: Allegory of Spring)’ (1482) (Sandro Boticelli). Jenerikteki bu tablonun ‘Three Graces’ ayrıntısını izlerken ‘Kadın Severse’ (Asım Güzey) melodisini İstanbul Bandosundan (sonra Şehir Armoni Orkestrası oldu) dinliyoruz.
Aynı adlı eserin (Esat Mahmut Karakurt) (İkinci basım-1941) (İnkılâp Kitabevi) (İlk basım-1939) ‘o yıllarda sansasyon yaratan’ ilk çevrimi.
‘Froyd’ ve Ferid. Yazar, Freud ile Ferid (filmde ‘Ferit’ olmuş) arasındaki benzerliği yalnız meslek olarak değil isimlerindeki ses uyumu olarak da vermiş.
1948. Uludağ..‘Görülmemiş bir kar fırtınası hüküm sürüyor’. Bodur dağ (filmde çam) ağaçları arasında ‘yayvan, yassı bir bina’. Belediyenin kazazedeler için yaptırdığı sığınak. ‘Uzun boylu, geniş omuzlu, kıvırcık saçlı bir adam’ kendini güçlükle içeri atıyor. Birazdan imdat çığlığını duyduğu bir kadını içeriye taşıyacak.
Dr. Ferit Kunt. “Ruh doktoruyum. İstanbulluyum. Hayatta yapayalnızım.” Ama genç kız birkaç saat sonra onun evli olduğunu, ne yazık ki ‘iş işten geçtikten sonra’ öğrenecek.
Nevin. 15-16 yaşlarında. Yabancı bir adamla ilk kez yalnız kalıyor. Önce istemez ama Ferit’in, üstelik bir doktor olarak ısrarları sonucunda ıslak giysilerini çıkarır. (Kahramanımızın kendininkileri çıkarmayıp, genç kızınkiler için ısrarcı olması da ilginçti.)
Sonra genç kız uyurken dakikalar boyu ‘Froydizm’ adlı kitabı okur ; “İnsanları bir açlık bir de aşk (aslında cinsellik ama film buna ‘aşk’ diyerek olası tepkileri yumuşatmaya çalışmış) idare eder..”
Nevin’in güzelliği ile ‘kemiklerinin içine kadar titrediğini hisseden’ Ferit, ‘aklıselimin ve eğitiminin yardımıyla arzularına mukavemet etmeye çalışır ama artık bu akışın önünde duracak kuvveti kalmıyor’. Sonrasında yaptıklarını, yine Sigmund Freud mazur göstermeye çalışır ; “Her şeyi irade hakimiyetine bağlamak yanlış bir düşünüştür. İnsanı bütün zaaflarıyla, sadece insan olarak kabul etmek lazım.”
Nevin, ‘Froydizm’ kitabı arasındaki resimde Ferit’i karısıyla görünce oradan kaçıyor.
5 yıl sonra..Dr. Ferit, Beyoğlu’ndaki muayenehanesinde. İki (romanda bir) sene önce ‘feci bir otomobil kazasında karısını ve hafızasının bir kısmını kaybetmiş’. Hastalarından biri de Prof. Kemal Engin’in güzel karısı Leyla. Onu ilk kez gördüğünde ‘sanki evvelden tanıyormuş hissine kapılır’. Nedenini sonra anlayacağız. Genç kadın uyuyamıyor, sinir buhranları geçiriyor. 37 yaşında ve 20 yıllık evli. Londra’da eğitimini sürdüren yetişkin bir kızı var. Konuşmaları sırasında kocasını, evliliklerinin ilk yılında, üstelik çocuklarının beşiği dibinde (romanda Alman) hizmetçi/dadı ile yakaladığını anlıyoruz.
Yakınlıkları doktor hasta ilişkisini aşıyor. Büyükada’daki karşılaşma Sedef Adasında birbirlerinin olmalarıyla sonuçlanır.
O günlerde Leyla’nın kızı uçakla (romanda trenle) İstanbul’a gelir. Onu görünce şaşırıyoruz. Çünkü bu genç kız filmin başında gördüğümüz Nevin.
Sonrası aile için çok zor. Kemal Bey, karısının ilişkisini öğrenir. Boşanmaya karar verirler. Nevin, annesinin ‘aşığı’ ile konuşmaya gidince başından aşağı kaynar su dökülmüş gibi olur. Ama ‘kısmi hafıza kaybı nedeniyle’ Ferit onu ‘hatırlamıyor’. Her şeyi anımsaması için genç kızın onu Çamlıca tepelerine (filmde Uludağ’daki kulübeye) götürmesi gerekecektir.
“Hakikati şimdi anlıyorum. Kalbimde yaşayan meğer o değil senmişsin. Annen sadece senin bir gölgenden ibaretmiş.” Bu sözleri bir rastlantı sonucu duyan Leyla, Ferit’in onu aylar önce “Sizi sonsuzluğa götürüyorum. Ebediyete kadar gider bu yol” diyerek götürdüğü Sedef Adasında [‘Akasyalar Açarken’ (1963) filminde yapacağına benzer şekilde] yaşamına son verir.

Leyla’nın mahkemedeki konuşması ; “Muhterem Hakim bey, biraz da aile dediğiniz müessesenin en bedbaht azası olan kadınlarla meşgul olun..Erkekler hodkâmdırlar (bencildirler). Kendi zevklerini, arzularını her şeyin üstünde tutarlar. Yavaş yavaş ihmal etmeye başlarlar. Bir zaman gelir ki, artık düşündükleri bile yoktur sizi..O zaman cildinizle ruhunuz arasında bir yol açılır. Bütün ıstıraplarınızı bu yoldan dökmeye başlarsınız. İnanın bana muhterem Hakim bey, günah bizim değil kocalarımızındır.” (Benzer şekilde Ferit, Şoför İsmail’e “..Yoldan çıkan kadınların günahı biraz da söz dinlemeyen kocalarındır” demişti.)
(Yazan : Murat Çelenligil)







2.3.1953 pazartesi Bulvar ve Turan sinemalarında gösterime girmiş. Zafer ALGAN

Künye

Yönetmen Atıf Yılmaz
Senaryo
Yapımcı Cemil Filmer
Müzik Asım Güzey
Görüntü Yönetmeni Mike Rafaelyan
Eser
Vizyona Giriş Tarihi 02 Mart 1953
Süre 96 dk
Tür Dram, Duygusal
Özellikler Siyah Beyaz
Ülke Türkiye
Etiketler Aldatmak, Aynı erkeği seven anne kız, Büyükada, Cinsel Tatminsizlik, Fırtına, Daha Fazlası

Ekip

Kurgu İsak Dilmen (Kurgu)
Sanat Yönetmeni Sohban Koloğlu (Sanat Yönetmeni)
Yapım Ekibi Abdullah Ataç (Yapım Sorumlusu)
Abdullah Ataç (Yapım Amiri)
Yönetmen Ekibi Nejat Saydam (Yönetmen Yardımcısı)
Kamera Ekibi Çetin Gürtop (Kamera Asistanı)
Post-Prodüksiyon Alis Serabyan (Negatif Kurgu)
Nihat Sevinç (Laboratuar)
İbrahim Üstüner (Laboratuar)
Fuat Akömer (Laboratuar)
Işık Ekibi Konstantin Psaras (Işık Şefi)
Erol Batıbeki (Işık Asistanı)
Ses Ekibi Esat Toroğlu (Ses Kayıt)
Mustafa Kent (Senkron)

Firmalar

Lale Film (Seslendirme)
Lale Film (Film Hazırlık)
Lale Film (Yapım)

Son Yorumlar (4)

Göztepe avatar Göztepe 13 Ocak 2014 22:51:10

10

1950-1955'li yılların teknolojisine bakarsan gayet iyi bir film bu film bana kalırsa kadınların dünyasını anlatan bir film. Cinsel tatminsizlik,hafıza kaybı birbirlerine benzeyen anne,kız ve sonuç ortada. Rahmetli Muzaffer Tema başrolü iyi kavramış r ahmetli Gülistan Güzey'in mağrurluğu Leyla Altın'ın güzelliği çekim mekanları her yönüyle güzel bir film. Hatta bu film beni Müşfik Kenter'in Sevmek Zamanı filmini anımsattı tür olarak iki filmin birbirini benzediğini söyleyebilirim. Şu ana kadar 50'li yıllara bakarsak o yıllara ait izlediğim en iyi film diyebilirim.

t_rex 27 Şubat 2012 18:37:02

7

görsel sunumu zayıf, estetikten  uzak. atıf yılmaz'ın 80' lerde kadın teması, sorunsalı  üzerine kurduğu gereksiz işlerinin, 1950 lerdeki renksiz  versiyonundan başka bir şey değil. dağ evi dekoru için  gayet doğal bir  yapı kullnalilabilirdi. dağ ev indeki sahneler çok gereksiz uzatılmış. döneminde sinema izleyicisinin  salondaki sitemlerini duyar gibiyim.

performer avatar performer 03 Aralık 2010 23:33:12

8

güzel bir film ve iyi bir hikaye.

Murat Çelenligil avatar Murat Çelenligil 20 Mart 2008 10:36:03

10

Sohban Koloğlu..Erman Şener’in ‘efsane dekor’ dediği Dağ Evi’ni nasıl yaptığını anlatıyor. 50 küsur yıllık sinema sanatçısı. 2500’den fazla filmde (sanat yönetmeni, oyuncu, dekorcu olarak) katkısı var. Kadın Severse̵ 7;nin unutulmaz dekoru için Turgut Demirağ’ın Ant Film platosu Lale Film tarafından kiralanmış. Yapımcı Cemil Filmer’in korusundan 7-8 metre boyunda 15 tane çam ağacı getiriliyor. Kullanılan malzeme ; 2 kamyon tuz, 200 kilo naftalin, 3 tane büyük fabrika aspiratörü ve buz sarkıtlar için mum. Ahşap evin duvarları yönetmenin isteğiyle, filmin çekimini kolaylaştırmak için hareketli yapılmış. “Basılmamış gazete kâğıdını iki tahta arasında odun hızarıyla biçtirdim. Tozu toprağı ayırıp ufak kâğıt parçalarını çuvallara doldurdum. Arasına, parlasın diye naftalin attım. Binanın etrafına engebeler, fon için de karlı dağ resimleri yaptım.” Üç aspiratör, kar fırtınasında kullanılacak kâğıt ve naftalin anafor yapacak şekilde yerleştiriliyor. Bu yapay afet, sete gelen Esat Mahmut Karakurt’u şaşırtır. Sohban Koloğlu’nun şakası ; “Aman Hocam, içeri girme. Naftalin var, insanın sıhhatine zararlıdır.” Filmin başında ve sonunda gördüğümüz bu evde Ferit neler buluyor ; ‘İçi odun dolu bir ocak, sedir, minder, sandalyeler, battaniye, çay, şeker, kahve, porselen bardaklar, ecza dolabı, çıra, kibrit, gaz lambası’ (romanın yazıldığı yıllarda petrol lambası deniyormuş). Zamanımızda belediyelerin kazazedelere böyle bir yer yapmaları düşünülebilir mi…Leyla Altın..Jenerikte izlediğimiz Boticelli tablosu La Primavera’daki Caterina Sforza’ya benziyor. Çocukluğundan itibaren tiyatro ve sinema (26 başrol) sanatları içinde olmuş. Soyadı gibi göz kamaştırıcı. Ferit de biz de onun ‘pırıl pırıl yanan iri yeşil gözlerine ve ıslak sarı saçlarına’ tutuluyoruz. Nevin’in en iyi arkadaşı filmde hatıra defteri, romanda ise mektuplaştığı Alman kız arkadaşı ‘Rayınhart’. [Eserde Reinhard, (hemşire anlamındaki) Schwester (burada şüvester, ‘Ankara Ekspresi’ romanında şivester) gibi yabancı sözcükler, Türkçe okunuşlarıyla yazılmış.] Keşke, 2000’lerin başındaki o üzücü olayı yaşamasaydı…Esat Mahmut Karakurt’un, Sigmund Freud hakkında araştırma yaptığı belli. ‘Froydizm-Psikanalize Dair Beş Ders’ (Müellif ; S. Freud) (Mütercim ; M. Şekip) (1931) (Muallim Ahmet Halit Kitaphanesi) adlı eserden alıntılar var. “..Cinsi sevkıtabiilerimiz olmasaydı bugünkü medeniyeti kuramazdık..Erkek çocuklarının önünde soyunan genç anneler, annelerin en günahkârlarıdır..Kız kardeşinle bile aynı odada yatmayacaksın.”…Ferit’in Beyoğlu’ndaki muayenehanesi..Hastalarından biri “Göz nedir, kulak nedir, biz neyiz” diyen genç kız. Bu rolde o zaman soyadı Elmas olan Alev Koral’ı görüyoruz. Diğer bir hastası, Nazlı. Ama onu değil (20 yıllık) şoför kocası İsmail Yakar’ı tanıyoruz. Kahramanımız, nedense, ‘tavsiyelerini’ hastasına değil ofisine çağırdığı kocasına söyler. Oysa, benzer yakınmaları olan Leyla ile ‘yakından’ ilgilenirken kocası ‘ruhiyatçı’ Prof. Kemal Engin’le görüşmüyor bile. Şoför İsmail’e “..Karını sevmen, ekmeğini temin etmen kâfi değil, onun ruhi ve cinsi ihtiyaçlarını da tatmin etmeye mecbursun” demişti. Söz konusu Leyla olunca, ‘tedavi işiyle bizzat ilgilenir’. Nedeni belki iki hastasının güzellikleri (ama Nazlı’yı görmediğimiz için bir şey diyemiyoruz) veya ‘içtimai mevkileri’ arasındaki farktır…İsmail çok çalıştığını anlatırken alıştığımızdan başka bir deyim kullanıyor ; ‘Sucu Beygiri’…Ferit’in hastası Leyla’ya hemen sigara ikram  etmesi dikkat çekici. Ama, İsmail’le konuşurken böyle bir şey aklına bile gelmiyor. Belki onun sağlığını(!) düşünmüştür…Yine Leyla’ya (o yıllarda 5 haneli) ev telefonunu verir…Filme kaynaklık eden kitapta (1941 baskısı) (dekor gibi bir efsane olan Sertel Matbaasında basılmış) ikisi Sedef Adasına kayıkla gidiyorlar. Filmde ise, aradan geçen yılların teknolojik gelişimiyle Ferit’in (Rita adlı) bir motoru var…Bir sahnede Leyla ile dans ediyor. O denli sevda dolular ki çalan telefonu açması 36 saniye sürüyor.  “Gözyaşları işlenen günahları silmiyor ki.”  Nat King Cole’un sesinden dinlediğimiz ‘Bacause of Rain’ (1951) (Cole / Harrington / Pole) ; “Because of rain I fell in love with you // The raindrops seem to want to help me, too.”  

Yandex.Metrica