İstanbul Geceleri

8,09

( 8 kişi yorum yaptı )

İstanbul Geceleri

Sinema Filmi

1950

‘Light Cavalry’ Operasının uvertürü (1866) (Franz von Suppe) ve Haydarpaşa Garında Kayserili iki köylü..
Pamukoğullarından Şaban ; “Amanın Recep, şu evin yüksekliğine bak. Yukarı bakarken insanın şapkası düşecek neredeyse.”
Kadıoğullarından Recep ; “O ev değil istasyon binası. Hem burada onların daha yüksekleri varmış.”

Film, ‘Bir Trenin La Ciotat Garına Girişi’ne (1895) (Auguste ve Louis Lumiere) benzer şekilde başlıyor. Şaban ve Recep, arkadaşları Ramazan’ı İstanbul’a yolcu etmeye gelmişler. Üç ahbap çavuş hareket saatine kadar birer tek atmaya kalkınca olanlar olur. Lokantada..
Recep ; “Ramazan be, İstanbul’dan gelende gayrı bizi beğenmezsin.”
Ramazan ; “Yok canım öyle şey olur mu hiç?”
Şab an ; “Bırak, bırak. Bir gün biz de gideriz değil mi Recep?”
Recep ; “İnşallah seneye mahsulleri satar, paraları da cebimize koyar doğru İstanbul’un yolunu tutarız.”
Ramazan ; “O yürek sizde olsa benimle beraber gelirdiniz. Ama Şaban evliymiş, karısından ayrılamazmış. Recep de Şaban’dan ayrılamazmış, falanmış filanmış. Bu gidişle sizin buradan ayrılacağınız yok vesselam.”
Ama, olmaz denen şey olur ve trene yetişmeye çalışırlarken, o karışıklıkta Ramazan peronda kalır, diğerleri İstanbul’a gider.
Şaban ; “Neyse güç halde yetişebildik.”
Recep ; “Lan Şaban, biz ne halt ettik ülen. Trene Ramazan’ın yerine biz bindik.”
Kısa süren bir şaşkınlıktan sonra “hazır trene binmişken, fırsat bu fırsat İstanbul’a kadar” uzanırlar.
İstanbul.. 1945’te 1 milyon 78 bin olan nüfusu, filmin çevrildiği yıl 1 milyon 166 bin olmuş. 5 yılda 90 bin. Şimdilerde aylık artış bunu aşıyordur.
Ama ne Şaban ne de nispeten daha açıkgöz olan Recep bu konuyla ilgili. [Nerede kaldı, yerini ve adını (zamanın dergilerinde ‘Korea’ diye geçiyor) bile bilmediğimiz Kore’ye coşku ile gidiş nedenimizi düşünsünler.)] Tüm arzuları bir otele (onlar ‘han’ diyor) yerleşip ‘çalgılı tiyatroları görmek’.
Otel görevlisi ve Refik’in konuşmaları..
Refik ; “Bize ‘gene’ bir kısmet var mı?”
Kâtip ; “13 numaraya iki arkadaş geldi. İkisi de tam bal alınacak çiçek.”
Kimliklerinden gerekli bilgiyi öğrenen Refik, kendisini Şaban’ın amca çocuğu olarak tanıtır..
Şaban ; “Yanlış olacak, Ahmet emmimin oğlu yoktu ki.”
Refik ; “..O uzun hikâyedir. Babamın yani amcanın İstanbul’da bir karısı daha vardı. Fakat bunu kimse bilmezdi. İşte ben amcanın buradaki karısından dünyaya gelmişim.”
Selma ve Mine de güzellikleriyle bizimkilerin başlarını döndürüp oyunu kolaylaştırıyorlar. Refik, sanki bir üçüncü kişi onunla ortak olmak için çok arzuluymuş gibi olayı şöyle anlatıyor ; “Efendim, bir amerikan firmasının mümessilliğini alacağım da 30 bin lira lazım. Bende de ancak 20 bin lira var. Bu herif illa ‘sana 10 bin lira vereyim de beni ortak al’ diye tutturmuş.. Güvenilir adam değil beyim. Sonra, bu işte ayda en az 4-5 bin lira kâr var. Ne diye yabancılarla ortak olup elin adamına hisse vereyim.. Mamafih, candan birisini bulacak olursam ortak olacağım.”
Amca oğlunun(!) “Hele şu işi bir yol anlat Refik” demesinden yaşanacaklar belli gibidir. Muhtara çiftliğin satılması için bir mektup yazılır. Henüz para gelmemiş ama Şaban, olmayan şirketin müdürüdür(!) artık.
Bu arada onlarla, İstanbul’un şarkılı türkülü yerlerini dolaşırız ; Hamiyet Yüceses’ten [‘Ne Yamandır’ (Şakir Ağa) ve ‘Yesin Onu Ninesi’] ; Müzeyyen Senar’dan [‘Meftunun Oldum’ (Ahmet Mithat Efendi) ve ‘Ferayi’] ; Abdullah Yüce’den ‘Bu Ne Sevgi Ah Bu Ne Istırap’ ; Ahmet Üstün’den ‘Gül Kokulu Saçların’.
Bir başka gazino. Sahnede 18-19 yaşlarında ‘Petite Fleur’ (1952) (Bechet) gibi bir genç kız ; Rüçhan Çamay. Piyano, trompet ve bateri eşliğinde inanılmaz güzellikte iki şarkı söylüyor ; ‘Again’ (1949) (Lionel Newman / Dorcas Cochran) ve “A, You’re Adorable (The Alphabet Song)” (1949) (Buddy Kaye / Fred Wise / Sidney Lippman). Trompeti ile izlediğimiz Müfit Kiper, 60’larda kendi adıyla bir orkestra kuracak ve Tanju Okan, Vasfi Uçaroğlu gibi sanatçılarla çalışacaktır.
Filmde yeterince işlenmemiş bir ‘gönül macerası’ var ; Selma’yı bir türlü unutamayan eski sevgilisi Kemal’in aşkı. Ta 1720’lerden ‘Air on the G String’ (Johann Sebastian Bach) (Üç numaralı Süit, Re Majör, BWV 1068) melodisini dinlediğimiz sahnede babası şunları söylüyordu ; “Ne yüzle geliyorsun karşıma anlamıyorum.. Hiç düşünmedin mi Kemal, artık herkes bana ‘işte çalıştığı yerin kasasını soyan gencin babası’ diyecek.. Hem de (seni) kim ihbar etmiş biliyor musun uğruna şerefini, namusunu feda ettiğin kadın ; Selma.” Delikanlı, bir de sevgilisinin Mehtap Barda başkalarıyla beraber olduğunu duyunca onu öldürmeye kalkar. Arkadaşı engel olmaya çalışınca yanlışlıkla Şaban vurulur. Ölmeden önce Recep’e şunları söylüyor ; “Gayri benim gideceğim yer belli oldu. Sen köye var, çoluk çocuğa mukayyet ol.”

Filmin afişinde “Ağlatmayan Türk Filmi” yazıyor. Ama, Recep’in mezarlıkta söylediklerine içlenmemek elde değil ; “Şaban kardeşim..neyimizeydi bizim, İstanbul’un bilmediğimiz alemlerine dalmak. Karın dünya ahret hemşirem, çocukların benim çocuklarımdır. Sakın gözün arada kalmasın. Rahat uyu sen. Ben köye dönüyorum. Arada gene İstanbul’a geleceğim, fakat seni ziyarete. Sonra gene köyümüze dönerim. Bizim yerimiz orasıdır. Kim derdi ki bu rüya böyle bitecek.”
(Yazan : Murat Çelenligil)


- 9.4.1950 de Şark,Çemberlitaş,Ferah sinemalarında gösterime girmiş. Ayrıca Jak'ın büyük balesi (İlanında) / Jak Balesi (Jenerik) bulunuyor. Zafer Algan

Ekip

Kurgu Orhan Atadeniz (Kurgu)
Post-Prodüksiyon Marko Buduris (Negatif Kurgu)
Turgut Ören (Film Yıkama)
Sanat Ekibi Necdet İnce (Dekor Ekibi)
Ses Ekibi Yorgo İlyadis (Ses Kayıt)
Diamandi Filmeridis (Senkron)
Müzik ekibi Kadri Şençalar (Müzik Yönetmeni)
Müzeyyen Senar (Şarkılar)
Hamiyet Yüceses (Şarkılar)
Ahmet Üstün (Şarkılar)
Abdullah Yüce (Şarkılar)

Firmalar

And Film (Yapım)
Ses Film (Film Hazırlık)
İstanbul Film (Film Hazırlık)

Son Yorumlar (8)

Maviprens avatar Maviprens 18 Kasım 2013 03:09:27

10

Büyük şehire 2dk da gelsen başın beladan kurtulmaz

Senden Başka avatar Senden Başka 30 Eylül 2012 18:12:32

10

Köylerinden yanlışlıkla trene binip İstanbul ‘a gelen iki dostun maceraları, onları tuzağa düşürmeye çalışan kumpasçıların önce tuzağına düşseler de durumun farkına varmaları uzun sürmez. Dolandırıcılara, onların tuzağıyla karşılık verirler. O zamanl arın İstanulunun, masal gibi geceleri, müzikli tiyatroları, eğlence diye bunu denir, cinsinden. Neler yok ki birbirinden değerli bülbül sesli sanatçıların sahneleri, gösteriler, komedi, dans, derken o beklenmeyen son, senaryoyu ben yazsaydım yanlışlıkla bindikleri trene belki kovalanarak ta olsa kıl payı yetişmeleri, ölümden kurtulmaları olurdu. Geride kalan arkadaşının dediği gibi kim derdi ki sonlarının böyle olacağını bu maceranın böyle biteceğini. Birbirinden kıymetli sanatçıların olduğu, o zamanların tavrını, konuşmalarını, görgülerini anlatan, kıymetli bir film seyrettim.

emresiyahoglu 16 Ocak 2010 20:47:01

10

1950'li yılların ses sanatçılarını ve komedyenlerini bir araya getiren müzikal bir komedi.

leyneli48 avatar leyneli48 13 Aralık 2009 16:35:12

9

60yıllık mazisi olan bi film.o zamanın sinema ve ses dünyası birleşmiş çok da iyi olmuş

enigmacuture avatar enigmacuture 19 Mart 2009 13:15:03

10

istanbul ve gece hayatı bu filmde güzel işlenmiş.

müsteşar avatar müsteşar 29 Aralık 2008 20:27:12

8

bu film elinizde varsa eğer lütfen mesaj yazın. iletişime geçmek geçmek isterim..

Yandex.Metrica