Gül Ağacı

8,06

( 2 kişi yorum yaptı )

Gül Ağacı

Sinema Filmi

1967

‘Per Pochi Dollari Ancora (For a Few Extra Dollars)’ (1966) için yapılan ‘Red Mine Diamond’ (Gianni Ferrio).
Önemli bir karar aşamasındaki kızı ile konuşmak istemiş.
Şahap Işık; “Sevdiğin yahut da evlenmek için karar verdiğin biri var mı?”
Hülya; “Hayır baba, öyle biri yok.”
Şahap; “Öyleyse şimdi beni iyi dinle. Şimdiye kadar durumumuzun kötülüğünü sana hissettirmemeye çalıştım. Artık açıklamaya mecburum. Böyle çirkin bir erkekle evlenmeni ben senden çok istemiyorum. Fakat şunu da bilmeni isterim ki vaziyetimiz sandığından da kötü. Boğazımıza kadar borç içindeyiz. Şu oturduğumuz ev bile ipotekli. Eğer bir mucize olmazsa birkaç aya kadar bizi eşyalarımızla beraber sokağa atacaklar. Böyle köklü bir ailenin sonu sokakta bitecek. Simdi senden rica ediyorum karar verirken benim ve ailemizin durumunu nazarı dikkate al.”
(‘İçin karar verdiğin’ ve ‘ben senden çok’ kulak tırmalıyor. ‘İstediğin’ ve ‘ben de’ dese daha mı iyi olurdu. Ayrıca ‘benim ve ailemizin’ derken kendisini niçin ayırıyor?)


‘Hohner org, bateri, solo ve basgitar’. Jenerikte Metronom Orkestrası’nın yorumladığı iki Rast eser; ‘Gül Ağacı Değilem’ (1964) (Necip Mirkelamoğlu) ve “İstanbul’u Artık Hiç Sevmiyorum” (1968) (Erol Sayan).
Siyah beyaz bir kış. Kasımpaşa sırtlarındaki (Zeynep Hanım’a ait) ahşap ev. Hülya, anne ve babası sus pus olmuş dinliyorlar. Konukları ‘görücü’ Şükriye Hanım ‘damat adayını’ yere göğe koyamıyor. [Talia Saltı, ilk çevrim ‘Veda Busesi’nde (1966) Taliha rolündeydi]. Elini şaklatsa (herhalde ‘sallasa’ demek istedi) 50 tanesi köle, cariye olurmuş. Adamın serveti saymakla bitmezmiş. “Köşkler, konaklar, arabalar daha neler de neler.” (Ancak Kemal’in ne iş yaptığını 87 dakikalık filmde bir türlü öğrenemeyeceğiz.) Fakir bir kız arıyormuş. Eli yüzü düzgün olsun yetermiş.
Şükriye; “Yalnız, şey! ‘Ufacık’ bir kusuru var.”
Hülya; “Nasıl bir kusur?”
Şükriye; “Öyle mühim bir şey değil canım, yüzünde ‘birazcık’ yanık izi var. (‘Yüzü yanmış’ ama ‘eli yüzü düzgün kız’ arıyor.) Çok şükür kör değil topal değil.” (‘Kör’ olanlar zaten gelmemiştir ama ‘topal’ seyirciler nasıl üzülmüştür kimbilir).
O kadarı kadı kızında bile olurmuş. Zenginliğinin yanında bu kusurun lafı bile olmazmış. “Kemal Beyefendi sizin rahat etmeniz için hiçbir fedakârlıktan kaçınmaz. Hiç olmazsa bu yaşınızdan sonra rahatınızı bilirsiniz” diye dolduruşa getiriyor aileyi.
Anne Sabahat Işık dünden razı; “Zararı yok, canım. Hülya’nın rahatı iyi olsun da. Sonra biz de şu fakirlikten kurtuluruz.” Şahap Bey ise “Hanım haklı” demekten başka bir şey yapmıyor.
Aynı mahalleden ve ‘yoksul bir konservatuvar öğrencisi’ olan Tamer Arasıl da Hülya’nın peşindeydi. Aldığı yanıt hep aynı; “Biz sadece arkadaşız, o kadar.”
‘Şu Güzeller Güzeli’ (1967) (Necip Mirkelamoğlu). Kemal’in ‘Kadillak’ ile kız istemeye gelişi mahallede olay olur. Konu komşu ‘devlet kuşu’nu görmek için pencerelerden sarkmış. Silvana Panpani “Âlem becerikli kardeş. Bizimki neredeyse evde kalacak” diyor.
Şükriye ‘birazcık’ demişti ama ‘yanık izi’ birazcıktan çok, çok öte. Hülya’nın canhıraş bir çığlık atıp kahve tepsisini yere düşürmesine neden olacak kadar vahim. Odasında hıçkırıklar içinde ağlıyordu. “Bu kadar korkunç bir yüzle bir ömür boyu nasıl yaşanır? Ben satılık bir mal mıyım? 3-5 kuruş faydalanacaksınız diye beni feda ediyorsunuz.” İkna edilmesi Hollywood filmlerinden birazcık farklı: ‘İyi polis-daha iyi polis’ yöntemi ile.
‘Adamcağızın’ suratı o kadar da korkunç değilmiş. Üstelik öylesine temiz, iyi bir kalbi varmış ki. “Göreceksin hiç pişman olmayacaksın” diyor Şükriye. Sonrasında filmin çarpıcı sözlerinden biri var; “Zamanla nelere alışılır.” En etkili laf anneden; “Halimizi biliyorsun. Birazcık düşünsen iyi edersin.”
‘Damat Bey’i de ürkütmemek lazım. Genç kızın elini yüzüne kapatarak kaçması “Heyecandan olacak. İlk defa görücü karşısına çıkıyor da” diye izah edilir.
Sonraki sahnede Kemal’in (Armatör Suat Sadıkoğlu’na ait Ortaköy’deki) evindeyiz. Şükriye, hizmeti karşılığında verilen tomarla parayı “(İki kez) Allah senden razı olsun, Allah ne muradın varsa versin, Allah tuttuğunu altın etsin, Allah gönlüne göre versin” diyerek koynuna sokuyor. Kâhya Necdet Tosun, Avrupa’dan gelen mektupla içeri girmese daha da devam edecekti. Kemal, artık hangi konuda bir haber bekliyorsa, uygun bir yanıt gelmemiş şimdilik. Herkesin yüzünden düşen bin parça.
Gelinlik provası ‘Ellerim Böyle Boş’ (1967) (Ayhan Özışık) ve düğün dansı ‘La Cumparsita’ (1916) (Gerardo Matos Rodriguez) ile. Şükriye “Efendim, Onları ben baş göz ettim” diye koskoslanıyor konuklara.
Zifaf odasında François Boucher’nin yağlıboya ‘Nude Girl on a Sofa’ (1752) tablosu var. Ama Hülya, gelinliğini çıkarmadığı gibi Kemal’in öpücüğünü bile istemez. Vuslat, ne zaman geleceği belli olmayan bir bahara kalmış.
Ertesi sabah salona indiğinde ‘kocası’ [üzerinde ‘Yosma’dan (1966) anımsadığımız robdöşambr] içki içiyordu. Burada bir sürprizle karşılaşır. Şöminenin üzerinde ‘yıllar boyu hayalinde yarattığı erkeğin’ (Tamer Yiğit’in 13 Ekim 1962 tarihli Ses’teki kapak) resmi asılı. Kemal’in ‘çok uzak bir akrabasıymış’ (ilk çevrimde ‘abisi’). “Şimdi nerelerde bilmiyorum. Aileden kopalı çok oldu.”
Sonraki sahnelerde Hülya, ‘Sevgili Hayal’ dediği bu resim ile dertleşiyor. ‘Yanık yüzle dolu kâbuslu rüyalar gördüğü gecelerde hep o resmin karşısında bulacaktır kendisini’.
NecdetTosun ve Dadı Mahmure Handan [‘Veda Busesi’nde (1966) de vardı] filme neşe katıyorlar. Arada bir Kemal’e Avrupa’dan mektup geliyor. Yüz ameliyatı için olduğunu ilerde anlayacağız.
‘Per Pochi Dollari Ancora’daki (1966) ‘Diamond’ (Gianni Ferrio). ‘Genç kız’ evlenmekle doğru mu yanlış mı yaptığına henüz karar verememiş. Ayasofya Müzesi/Camisi’nin yakınında güvercinlerle oynuyordu. Tamer ile karşılaşır. Delikanlı da reddedilmenin acısı ile konservatuvarı bırakmış; “Anladım ki bir erkek yüzüne bakılmayacak kadar çirkin olsa bile zengin olduğu takdirde istediği kadına sahip olabiliyor, istediği kızla evlenebiliyormuş. (‘Kadına sahip olmak’ ve ‘kızla evlenmek’ ayırımı çok ilginç.) Bunu öğrendim. Artık bundan sonra para hırsıyla yaşayacağım ve zengin olmak için çalışacağım.”
‘Orda burda şarkı söyleyerek zengin olacakmış’.
Hülya’nın (Karadeniz’de gemileri batık) halini gören Şükriye ‘balolar, partiler tertipleyip eğlenmesini’ öneriyor. Şahap’ın yorumu, hep olduğu gibi; “Şükriye Hanım haklı.”
‘All Alone Am I’ (1962) (Manos Hadjidakis) ve ‘Black is Black’ (1966) (Tony Hayes / Steve Wadey). Evdeki ilk toplantıda 4 kavalye değiştirir. ‘Tvist-mvist’.
‘Per Pochi Dollari Ancora’daki (1966) ‘Tension and Fear’ (Gianni Ferrio) ‘Kocası’ durumu seyrediyor sadece. Burada küçük bir hata var. Davet sonrası Hülya yukarı çıkarken ve çıktığında farklı farklı elbiseler içindeydi.
Eğlencesine dur durak yok. Ertesi gece Tamer’in şarkı söylediği kulüpte ‘Benim De Canım Var’ı (1968) (İsmet Nedim) bossa nova ritminde dinliyoruz. Üzüntü içindeki kocası da evde aynı şarkının ‘slow’ şekliyle beklemekteydi.
‘Strangers in the Night’ (1966) (Bert Kaempfert / Charles Singleton). Dayanamayıp oraya gittiğinde danslarını uzaktan seyretmekle yetinir. Sonrasında 6 saniye ‘Adieu Mon Pays’ (1962) (Enrico Macias) var.
‘The Bible: In the Beginning…’deki (1966) ‘Cain and Abel’ (Toshiro Mayuzumi). Tamer, ‘karısını’ getirmiş. Bu duruma bir çözüm arayan Kemal, Hülya ile konuşmak ister. ‘Bir kocanın en tabii hakkıymış’. Her gece pavyon, kulüp demeyip gezmesinden; Partiler vermesinden; Yabancı erkekler tarafından eve getirilmesinden yakınıyor.
Kemal; “Bütün bu zenginliği size ben temin ettiğim halde bana hiç yüz vermiyorsunuz.”
Hülya; “Sizi kırmak istemiyorum. Bırakın gittiği kadar gitsin böyle. Sonunda ne olacağına zaman karar verecek. Size daha fazla sokulamayacağımı ve bunun nedenlerini biliyorsunuz.”
Aslında neden bir tane. Zavallı adamın yüzü. ‘Aynı çatı altında olmakla karısına huzursuzluk verdiğini’ düşünen Kemal şehir dışındaki av köşküne gider. (Çekimler Horhor’daki Suphi Paşa Konağı’nda). Ne zamandır beklediği mektup buradayken geliyor. Ameliyat olabilirmiş. Ver elini Avrupa. (İlk çevrimdeki kahraman Swiss Air ile gitmişti. Burada Yeşilköy’ün Dış Hatlar görüntüsü ve uçak sesi var sadece).
Doktor; “Sizi istediğiniz kadar güzelleştirebilir, istediğiniz artiste benzetebiliriz. Bu bizim elimizde. Şimdi söyleyin bakalım kime benzemek istiyorsunuz?”
Kemal; “Kendime, ben kendime benzemek istiyorum.”
Doktor’a verdiği ‘yanmadan evvelki’ resmi şöminenin üzerindekiyle aynı.
‘Our Man Flint’teki (1966) “Never Mind, You’d Love It” (Jerry Goldsmith). Ameliyat bu melodi ile. ‘Sargılar açılıp yaralar kapanınca yangından evvelki yüzüne kavuştuğunu gözleriyle görecekmiş’.
Marcello Minerbi’nin gitarı ile ‘Take Off Your Old Coat’ (1966) (Noel Paul Stookey / Mary Travers / Elena Mezzetti / Gerald Sears). Bu sırada İstanbul’da her gün parti, her gün balo. Evdekiler çok yorulmuşlar. Özellikle Tosun en az 10 kilo zayıflamış(!). Neredeyse zafiyet geçirecekmiş(!). Beyefendinin ‘yalnız bırakmayın’ tembihi olmasa çoktan gideceklermiş. “Bizim Hanımefendi de iyice azıttı” demişlerdi. Sonrasında bunun masum bir ‘azıtma’ olduğunu anlatıyorlar seyirciye. ‘Ama namusuna diyecek yokmuş. Ne yaparsa yapsın namusuna halel getirecek hiçbir harekette bulunmuyormuş. Etrafında bir sürü yakışıklı erkek pervane gibi döndüğü halde dönüp kimseye bakmıyormuş bile’.
Bir dernek yararına düzenlenen ve Necati Er’in sunduğu maskeli balodayız. Oktay Yavuz da orada. Hülya o geceki kraliçe seçilir. Öpücüğü de açık arttırmaya konmuş.
‘Hatari!’deki (1962) ‘The Sounds of Hatari’ (Henry Mancini). 5 bin lira ile başlayan arttırmayı 50 binle ‘meçhul bir konuk’ kazanır. Maskesini çıkarınca şöminenin üzerindeki resmin sahibi çıkıyor ortaya: Kemal.
‘Gone with the Wind’deki (1939) “Tara’s Theme” (Max Steiner). Şaşkınlık içindeki genç kızı bir çocuğa öptürüp ortadan kaybolur.
Sonrası çok hızlı. Hülya, Galata Köprüsü’nde, Hilton’u gören yerde delikanlıyı arıyor hep. ‘Sevgili Hayal’ zannettiği kişilerden biri de yönetmen Mehmet Aslan.
Hiç ummadığı bir anda, kulüpte karşılaşırlar. [Bu sırada Tamer ‘Bir Daha Âşık Olmayacağım’ (1968) (İsmet Nedim) ve ‘Arkadaşımın Aşkısın’ı (1962/68) (Enrico Macias / Fecri Ebcioğlu) söylüyordu]. Hülya Koçyiğit dans sahnesindeki gece kıyafetini ‘Kadın Asla Unutmaz’ın (1968) sonunda giyiyordu. ‘Sevgili Hayal’ini bulmuş ama diğer bayanlardan kurtarmak bir mesele. ‘Kadınlar delikanlının hayatını ve boş gecelerini süsleyen en tatlı mahlûklarmış’. Evlenmeyi aklından bile geçirmezmiş.
‘Doctor Zhivago’daki (1965) ‘Main Title’ (Maurice Jarre) ile eve kadar getiriyorlar ‘Sevgili Hayal’ini. Kıskanma sırası Hülya’da. Ama gerçeği henüz bilmiyor.
Her şeyi, ayrılmak niyetiyle gittiği av köşkünde öğrenir. ‘Kocası’ da, ‘Sevgili Hayal’i de, ‘geçmişte kendisini yangından kurtaran’ da aynı kişiymiş. Sevdiğine orada kavuşur. Meğer Kemal’in yüzü, genç kızı kurtarırken yanmış. “Sonrası malum. Pazarlıkla halledilen bir evlenme, soğuk bir düğün, hüsranla biten bir zifaf.” Ama önlerinde mutlulukla geçecek yıllar var şimdi. “Kollarını sar boynuma//Sevgilinem ben.”
Keşke filmin başındaki ‘kız isteme ziyaretini’ ameliyattan sonraya bıraksaydı. Boşuna acı çekilmemiş olurdu.


‘The Bible: In The Beginning...’ uzunçalarındaki (1966) ‘40 Days and 40 Nights’ (Toshiro Mayuzumi).
Av köşkünde, Hülya’yı boşanmaktan vazgeçiren konuşma (çekimler Horhor’daki Suphi Paşa Konağı’nda ve Kemal’in iyileşen yüzü görünmesin diye karanlıkta yapılmış).
Kemal; “Şimdiye kadar sabretmenizin, şimdi ani olarak ayrılmaya karar verişinizin sebebi nedir?”
Hülya; “Ben birine aşığım. O’nunla evlenmek istiyorum.”
Kemal; “O da sizi seviyor mu?”
Hülya; “Doğrusunu söylemek gerekirse hayır. Benimle pek ilgilenmiyor.”
Kemal; “Dünya böyledir. İnsanlar talihin elinde aciz birer oyuncaktırlar. Gözlerinin önündeki, her gün yan yana oldukları saadeti görmeyip uzakta saadet ararlar. O’nu seviyorsunuz fakat O sizle ilgilenmiyor. Ben sizi seviyorum fakat siz benden nefret ediyorsunuz... Eğer yüzüm yerine bir an olsun içimi görebilseydin sevgimin büyüklüğünü anlardın. Fakat bu iş bitti artık. Senden aşk dilenmeyeceğim. Belki benim için ölümden de acı olacak ama senden ayrılmaya razı oluyorum.”
Hülya; “Hayır. Senden ayrılmıyorum... Sevginin böylesine ihanet edecek kadar duygusuz değilim ben. Yak lambayı. Artık yüzünün çirkinliği veya yanıklığı umurumda değil. Ben, görmek istediğimi karanlıkta da görebiliyorum.”
Işıklar yanınca ‘Sevgili Hayal’i karşısındaydı. 15 saniyelik öpüşmeleri filmin en güzel kısmı.
(Yazan: Murat Çelenligil)


Künye

Yönetmen Mehmet Aslan
Senaryo
Yapımcı Necil Ozon
Görüntü Yönetmeni Fevzi Eryılmaz
Süre 78 dk
Tür Dram
Ülke Türkiye
Etiketler Metronom Daha Fazlası

Ekip

Kurgu Cevat Sezer (Kurgu)
Sanat Yönetmeni Özdemir Akın (Sanat Yönetmeni)
Yapım Ekibi Şevki Tosunoğlu (Yapım Amiri)
Erkan Abacı (Yapım Asistanı)
Mazhar Fakiroğlu (Set Amiri)
Coşkun Metin (Set Ekibi)
Yönetmen Ekibi Birsen Kaya (Reji Ekibi)
Kamera Ekibi Mustafa Eminoğlu (Kamera Asistanı)
Post-Prodüksiyon Oral Özütürk (Negatif Kurgu)
Mahmut Eskici (Negatif Kurgu)
Işık Ekibi Fehmi Eryılmaz (Işık Şefi)
Ses Ekibi Marko Buduris (Ses Kayıt)
Süleyman Karakaya (Senkron)
Müzik ekibi Tamer Arasıl (Şarkılar)

Firmalar

Ozon Film (Yapım)
E.D.E.K.A. Işık Servisi (Işık)
Yıldız Film (Film Hazırlık)

Son Yorumlar (2)

benimsinema avatar benimsinema 11 Mayıs 2013 23:51:40

7

nerdeyse filmin yarisina kadar hic yüzünü göstermedi tamer...
sevdigi kizi yangindan kurtarir fakat kendi yüzü yanar ve hayati kararir...hülya ailesinin durumunu kurtarmak icin, yanik yüzlü adamla evlenir...fakat zamaninda onu kurtardigini bilmeden.. .bencede izlenir...filmde calan müzikler güzel.

nedim yıldız avatar nedim yıldız 04 Temmuz 2007 12:15:07

7

başrollerini türkan şoray-tunç okanın paylaştığı VEDA BUSESİ adlı filmin ikinci versiyonu...yüzü bir kaza sonucu yanan bir gençle zengin olduğu için zorla evlenmek zorunda kalan bir kızın öyküsü...izlenebilir.

Yandex.Metrica