Bitmeyen Çile

9,09

( 1 kişi yorum yaptı )

Bitmeyen Çile

Sinema Filmi

1966

‘Edelweiss’ (1959) (Richard Rodgers / Oscar Hammerstein II).
Büyükada’daki otelde kahvaltı. [Hülya Koçyiğit’in üzerindeki bluzu ‘Utanç Kapıları’ndan (1967) anımsıyoruz.]
Nurten; “Herkes bildiğin gibi. Değişen hiçbir şey yok… Hepsi iyiler, hepsi.”
Gönül; “Peki, ya O?”
Nurten; “Selim mi? Doğrusu pek iyi değil. Sen gideli çok değişti. Önce birkaç gün görünmedi. Sonra ortaya çıktığı zaman tanınmayacak haldeydi. Kendisini iyice koyvermiş durmadan içiyor... İntihar edecek diye korkuyorum. Hani adama bir hal olursa biraz da günah senin.”
Gönül; “Sana bir miktar para vereceğim. Ne olur git O’nu bul, O’na ver.”
Nurten; “O’nu tanımıyormuş gibi konuşuyorsun. Kabul eder mi hiç?”
Gönül; “Eder! Etmesi lazım. O’na bu parayı benim gönderdiğimi, almasını istediğimi, yaşamasını istediğimi, kendisi iç in çok ağladığımı söylersin. Görüyorsun işte, yalan değil. Ağlıyorum.”
Nurten; “O’nu hâlâ seviyorsun değil mi?”
Gönül; “Bunu da söyle O’na.”

‘Bitmeyen Çile’, ‘bitmeyen’ bir çilenin öyküsü. Öyle bir çile ki film bile ancak bölük pörçük korunabilmiş.
Sonradan eklenen jenerikte Güneri Tecer’in 1968’de söylediği ‘Leyla Leyla Berduşum’ (Leila Leila Jolie Fille) (Elias Rahbani / Fecri Ebcioğlu) var.
Kahramanımızın adı Gönül. Beyoğlu, Çağlayan Saz’da alaturka şarkılar söylüyor. ‘Her tarafı içki ve biraz da kızartma kokan’ bir lokal. Burada ‘ilk aşkı, ilk sevgilisi’ ile tanışmış. İki senedir beraberler.
Doktor Adnan bu sahnelerde pek sevecen.
Mum ışığında yemek ve dans.
Adnan; “Yoksa karanlıktan korkar mısın?”
Gönül; “Sen yanımdayken korkmam.”
Birbirlerinin oldukları gecenin sabahında Türk kahvesi pişirip yatağa getirecek kadar da ince düşünceli.
Amcasının telgrafı peri masalını sona erdirir; “Saat 12’de Zümrüt’le Yeşilköy’deyiz.” Bir acele, bir koşuşturma. ‘Tayyare biraz sonra meydana inecekmiş; O’nu karşılamaya gitmesi lazımmış; Çok az vakti varmış’. Sanki kaçar gibiydi. Zümrüt’ten hiç söz etmiyor nedense. Orada unuttuğu telgrafı okuyan Gönül bir şeyler hisseder ama ne çare. Olan olmuş, biten bitmiş.
Vaktinde yetiştiği için ağzı kulaklarındaydı delikanlının. Zümrüt’ün de. “Ben sana ‘gelir’ demedim mi babacığım” diyor. ‘Telgrafı geç çektikleri için karşılamaya gelip gelmeyeceği’ konusunda iddiaya girmişler. “Gelmez olur muyum hiç.” Bunu genç kızın gözlerine bakarak söylüyor. Amcasının taksi bakmak için uzaklaşmasından yararlanarak devam eder; “Ne kadar şıksın. Ne güzel elbise bu.” [Feryal Koçyiğit bu sahnedeki giysiyi ablasından ödünç almış. Hülya Koçyiğit, ‘Sevgim ve Gururum’ (1965) ve ‘Posta Güvercini’ (1965) filmlerinde kullanmıştı. Aynı tayyör, ‘Siyah Gözler’de (1965) Nilüfer Koçyiğit’in üzerindeydi.] Daha da ileri gidip (artık Zümrüt ne dediyse) “Senin gibi birinin komplimana ihtiyacı olmaz ki” diye ‘kompliman yapıyor’. Arabada da yanına oturur.
Balık tuttukları sahnede ‘kompliman’a devam; “O kadar güzelsin ki seni seyretmeye doyamıyorum.”
Amca bey Asaf bir tıp profesörü. İzmir’de hastanesi var ve artık yorulmuş. İki meslektaş gibi birer sigara tüttürürken “Senin gibi bir yardımcıya ihtiyacım var. İlerde benim yerimi sen alacaksın” diyor. Bizimki zevkten dört köşeydi. Amcasına çok şey borçluymuş. İtimadına layık olmaya çalışacakmış. Yeni mezun bir doktor olduğunu yaşlı adamın “Desene sen de bizim gibi insan kasabı oldun. Kes kesebildiğin kadar” demesinden anlıyoruz. Şakası bile insanı ürpertiyor.
Doktorumuz, o sabah Gönül’ün “Sen bu akşam gazinoya gelecek misin” sorusunu “Hiç sanmıyorum”; “Peki ne zaman göreceğim seni” sorusunu ise “Bilmem. İlk fırsatta ararım seni” diye yanıtlamıştı. Sanki bunları başkası söylemiş ve başka yer kalmamış gibi genç kızın gazinosuna giderler. Amcası ile iş ortaklığını ve Zümrüt ile nişanlarını orada kutlayacaklarmış!
Şarkıcı, sahnede, Adnan’ı çok iyi anlatan Kürdîli-Hicazkâr bir şarkı (Avni Anıl / Ümit Yaşar Oğuzcan) söylüyordu; “Sende bir sen yaşar ki o sen değilsin//Senden uzak o kadar ki o sen değilsin//Seni senden başka bir ben bilirim//Senden uzak o kadar ki o sen değilsin.”
‘Okuyucu hanım’ın gözünü yeğeninden ayıramaması Amca beyin dikkatini çekmiş. ‘Bu yakışıklı delikanlıya göz kulak olmasını istiyor’ kızından. “Musallat olacaklar gibi geliyor bana.” Bizimki gayet pişkin sanatçıyı ‘önceden tanımadığını söylüyor’. “Nerden tanıyacağım, müşteri diye itibar etti.”
Sonrasında İzmir’deydiler. Yağmurlu bir gecede, Gönül ta oralara kadar gelip “Bir çocuğum olacak” diye haykırır. [Bu sahnedeki pardösüyü ‘Parmaklıklar Arkasında’ (1967), ‘Kardeş Kavgası’ (1967), ‘Yağmur Çiselerken’ (1967) filmlerinde Hülya Koçyiğit ve ‘Son Hatıra’da (1968) Nilüfer Koçyiğit kullanacaktır]. Bizimki, yine gayet pişkin, “Çocuğun mu” diyor. Bu, ‘senin’ sorunun anlamında. Hem ‘çaresi’ yok değilmiş. ‘Çare’nin ne olduğu anlaşılıyor ama Gönül bu konuyu dillendirmez bile. Yardım önerisi için “Paran da yerin dibine batsın sen de” diyerek İstanbul’a döner. Oğlunu (adı Necdet) pavyonda çalışmaya devam ederken dünyaya getirecektir.
Adnan, o fırtınada bahçede olmasının nedenini “Şöyle bir dolaşmaya çıktım” diye açıklıyor nişanlısına. Her zaman dört ayaküstüne düşen biri.
İyi korunamayan filmde her şey kopuk kopuk. Evlendiğini, hastanede çalışmaya başladığını ve karısıyla amcasını kaybettiğini telefonda “Kaza mı? Ya karım? O da mı” demesinden anlayabiliyoruz. Genç kadın, İnciraltı’na götürmek istemişti Onları. Bizimki yine şanslı. Nöbet günüymüş, ayrılamaz. ‘34 HA 050’ plakalı otomobili hız yapınca sonuç malum.
Artık eski sevgilisi ile beraber olur diye düşündük ama öyle yapmıyor.
Oysa Gönül çok zor durumdaydı. Bebeğini, bakması için Zehra Hanım’a bırakmış. Ama uzun süredir para veremediği için yaşlı kadın başının etini yiyordu. “İyi iş be! Elâlemin piçini al. Güller gibi bak. Sonra da ‘param yok’ desinler.” Bu iş böyle yürüyemezmiş daha fazla. Sabrın da bir hududu varmış. O günlerde bir şey öğreniyoruz. Meğer ‘çocuk doğduğu günden beri’ Adnan her ay para gönderiyor ve Gönül’ün ‘dostu’ Zeki Tüney de bunu ‘şavrolesinin’ taksitleri için kullanıyormuş. Durumu anlayan Adnan oğlunu yanına alır.
Aradan sekiz koca yıl geçmiş. Evlat hasreti genç annenin yüreğini yakıp kavuruyor. ‘Adnan denen o alçak, yazdığı mektupların hiçbirine cevap vermiyormuş’. Arkadaşı Nurten’in de zorlamasıyla İzmir’e gider. [Bu sahnedeki Tayyörü Hülya Koçyiğit ‘Posta Güvercini’nde (1965); Nilüfer Koçyiğit ise ‘Siyah Gözler’de (1965) giyiyordu]. Oğlu kendisini öldü biliyormuş. Bu sahnede bir hata var. Adnan, mektuplar için “Karşılık vermedim, çünkü değmezdi” demişti Gönül’e. Biraz sonra da genç kadını “Bütün bu müddet zarfında çocuğunu sormadın. Aramadın. Nerededir, ne yapıyor, öldü mü, yaşıyor mu hiç merak etmedin” diye suçluyor. Oğlunu ‘açık bir pencereden, bir kapı aralığından’ bile gösteremezmiş. Ama “Kumral mı, gözleri güzel mi” sorusunu “Evet” diye yanıtlıyor hiç olmazsa.
Tekrar gazino ve şarkıcılık. Üzerinde [Kendisinin ‘Damgalı Kadın’ (1966), ‘Ölmek mi Yaşamak mı’ (1966), ‘Yağmur Çiselerken’ (1967), ‘Sürtük’te (1970); Nilüfer Koçyiğit’in ise ‘Kader Böyle İstedi’de (1968) giydiği] ‘siyah tül üzerine payetlerle işlenmiş Dior’un Gözdesi’ var. Dinleyemediğimiz bir şarkı sonrasında Haydar Karaer askıntı oluyor; “Bülbül sesli kadın. Naz etme. Gel otur yanıma.” Bu sıkıntılı durumdan Selim’in yardımı ile kurtulur.
Delikanlıyı, sonrasında, yeni ‘dostu’ olarak görüyoruz. Belirli bir işi yok. At yarışlarında ‘kaybederek’ ve ne olduğu anlaşılmayan ‘bir arsa işi’ ile uğraşarak hayatını kazanıyor. Evde bir de ‘Belkıs’ adlı kedileri var. Yalnızlığı ve çaresizliği bölüşüyorlar.
Yıllar, yıllar sonra. Adnan ölüm döşeğinde. (Doktor, filmin bir sürprizi; Senaryo yazarı Ahmet Üstel). Ölmeden önce oğluna ‘annesinin yaşadığını’ itiraf eder. “Saygına layık bir kadındır. Sana karşı annelik vazifelerini yapmaktan ben alıkoydum. O’nunla evlenmem lazımdı. Eğer O’na karşı yaptığım büyük haksızlığı tamir etmek istiyorsan anneni bul… Belki O’nu sandığından daha kötü bir durumda bulacaksın.”
Ölümü gazete haberi olmuş; “Memleketimizin kıymetli operatörlerinden İzmirli Doktor Adnan Akyürek geçirdiği bir kalp krizi sonunda hayata gözlerini kapamıştır.”
‘Goldfinger’daki (1964) ‘The Laser Beam’ (John Barry). Necdet, sadece adını bildiği annesini İstanbul’da kolayca(!) bulur. Sonraki sahnede kapıcı, Selim’e ‘Gönül Hanım’ı bir delikanlının aradığını’ söylüyordu. Esmer şık bir gençmiş.
Mantovani Orkestrası’nın ‘An Enchanted Evening’ uzunçalarındaki (1953) ‘Some Enchanted Evening’ (1949) (Richard Rodgers / Oscar Hammerstein II) . ‘Dostunu’ bırakıp kendisiyle gelmesini istiyor Necdet. Genç kadın ‘çok şey borçlu olduğu’ Selim ile ‘içinde uyanan evlat sevgisi’ arasında bir seçim yapmak zorunda kalır.
‘Goldfinger’daki (1964) ‘Bond Back in Action Again’ (John Barry). Ancak Selim kolay razı olacak tiplerden değil. “Benden evvel kaç âşık değiştirdiğini biliyor mu? Vücudunu kaç paraya sattığını kendisine anlatman lazım” diye tehdit edince silahla yaralanır.
‘Nihavent Makamında Ara Müziği’. Selim yine anlayışlıymış. Şikâyetçi olmaz Gönül’den. Oğlu ile olmasına izin verir.
İzmir’e gideceklerdi ama kısmet değilmiş. Öykümüz Büyükada’da sona erecektir. Necdet, annesini faytonla [‘Buğulu Gözler’de (1970) Canan ve Faruk’un kaldığı] otele götürüyor. Sevdiği kız Hale de ailesi ile oradaydı. [Baba Naci Bey rolündeki Yönetmen Arşavir Alyanak filmin başka bir sürprizi]. Muazzez Hanım, eskiden “Kızımı, Adnan Bey’in oğluna vereceğim” der dururmuş. Ama Necdet’in annesini görünce fikir değiştirir. Gözü tutmamış. Otel defterinde soyadlarının farklı olduğunu görünce kocasına “Bu işte bir bit yeniği var muhakkak” diyor. Oysa Gönül, daha tanıştıkları gün “Necdet’in babasından ayrıldık” demişti.
Sorun sadece bu da değil. Her şey, ‘geçmişi’ kahramanımızın yüzüne vuruyor. Seneler önce gazinoda tartıştığı Haydar Karaer otelde garson. O sahnede böyle bir şey yoktu ama ‘yediği tokadı’ hiç unutmamış. “Salonun bülbülü buraya ne kadar da çok yakışıyor” lafları ve kin dolu “Hanımefendi” vurgusu yenir yutulur gibi değil.
Oğlunun saadetine engel olabileceğini anlayan Gönül yeni bir karar vermek zorunda kalır.
‘Ben Hur’daki (1959) ‘Love Theme’ (Miklós Rózsa). Söz kesileceği gece oğluna sıkı sıkı sarılıp ‘sevgisi için teşekkür ediyor’.
Sonrasında bir mektup bırakarak ‘ait olduğu yere’, Selim ve ‘Belkıs’a döner.
“Gidiyorum. Bu benim bitmeyen çilem (Mektup da öyle. Film iyi korunmadığı için zor zar anlaşılıyor)... Mühim olan senin mutluluğun. Allaha ısmarladık.”
‘Daha sonra çok daha sonra, ihtiyarladığı, ihtiyar bir anne olduğu zaman’ buluşacaklarmış.
Zaten Selim de “Annen benimle kalacak. Ayrılamayız biz birbirimizden. İkimiz de aynı çamurdanız. Harcımız sefaletle, aşkla yoğrulmuş… (Gönül’e) Burda ne ana var ne de oğul Burda çatışan iki ayrı dünya var. O’nun dünyası ve bizimki. Bedbaht olursun O’nunla gidersen” demişti.

‘Cleopatra’daki (1963) ‘Caesar and Cleopatra Theme’ (Alex North).
18-19 yaşındaki genci kıskanmış.
Selim; “Kim bu delikanlı?”
Gönül; “Beni rahat bırak.”
Selim; “Söyle diyorum, kimdi bu?”
Gönül; “Oğlum! Anladın mı? Oğlum, oğlum!”
(Yazan: Murat Çelenligil)

Künye

Yönetmen Arşavir Alyanak
Senaryo
Görüntü Yönetmeni Menasi Filmeridis
Süre 65 dk
Tür Dram, Duygusal
Özellikler 35 mm, Siyah Beyaz
Ülke Türkiye
Etiketler Bitmeyen , Hülya Koçyiğit Daha Fazlası

Oynayanlar

Hülya Koçyiğit Hülya Koçyiğit Gönül
Turgut Özatay Turgut Özatay Selim
Erol Tezeren Erol Tezeren Necdet
Figen Say Figen Say Hale
Feryal Koçyiğit Feryal Koçyiğit Zümrüt
Nurhan Nur Nurhan Nur Nurten
Kenan Pars Kenan Pars Dr.Adnan Akyürek
Ercan İnangiray Ercan İnangiray Necdet (8 Yaş)
Muammer Gözalan Muammer Gözalan
Mahmure Handan Mahmure Handan Zehra Hanım
Zeki Tüney Zeki Tüney
Haydar Karaer Haydar Karaer
Handan Adalı Handan Adalı Muazzez
Arşavir Alyanak Arşavir Alyanak Naci
Hakkı Haktan Hakkı Haktan Adnan'ın Uşağı
Osman Alyanak Osman Alyanak Hakkı Hakdan Seslendirmesi
Hayri Esen Hayri Esen Kenan Pars Seslendirmesi
Alev Koral Alev Koral Nurhan Nur Seslendirmesi
Tijen Par Tijen Par Feryal Koçyiğit Seslendirmesi
Gülen Kıpçak Gülen Kıpçak Figen Say Seslendirmesi
Toron Karacaoğlu Toron Karacaoğlu Erol Tezeren Seslendirmesi
Abdurrahman Palay Abdurrahman Palay Turgut Özatay Seslendirmesi
Jeyan Mahfi Tözüm Jeyan Mahfi Tözüm Hülya Koçyiğit Seslendirmesi
Faik Coşkun Faik Coşkun
Sacide Keskin Sacide Keskin Handan Adalı Seslendirmesi

Firmalar

Hür Film (Yapım)

Son Yorumlar (1)

Metin Ergül avatar Metin Ergül 10 Eylül 2008 17:26:09

Bu filmin bende 16mm sinema kopyası mevcut.

Yandex.Metrica