Bir Demet Menekşe

8,98

( 36 kişi yorum yaptı )

Bir Demet Menekşe

Sinema Filmi

1973

‘The Godfather Waltz’ (1972) (Nino Rota). ‘Küçücük bir terzi kız’ Nesrin ile ‘fabrikatör’ Kenan Manizade. Ama aralarında, ne olmuş nasıl olmuşsa yaş, sınıf ve daha nice farkı ortadan kaldıran sevgi.
Nesrin; “Her şeyi anlatmıştım sana bir demet menekşenin büyüsüne kapılıp. Bu muydu insanlığın? (Yüzüğü uzatıp) Sizin malınız, hakkınız geçsin istemem.”
Kenan; “Dinlesen bağışlayacaksın.”
Nesrin; “(Artık kurumuş olan çiçekleri atarak) Benim için koparıldığı günkü kadar tazeydi bu menekşeler.”
Kenan; “Nesrin, dur Nesrin, seni seviyorum. Sensiz olamam, seni seviyorum Nesrin.” [Genç kız, (bizim gibi) gözyaşları içinde Tony Osborne’un ‘Incidentally’ 33’lüğündeki (1965) ‘Samson and De lilah’ (Suit : Prelude) (1949) (Victor Young) ile yollarda koşacaktır.]

‘Paola, 11099’. Mikis Theodorakis’in ‘State of Siege’ (1973) için yaptığı ezgi ‘Bir Demet Menekşe’ ve Nesrin’deki sadelik ile öylesine uyumlu ki.
Kısa süren çiçek görüntülerinden sonra Füsun Önal’ın şarkısında (Şanar Yurdatapan) (1975) “Binlerce, yüz binlerce//**//Hepsi yaşam derdinde” diyeceği ‘İnsanlar, insancıklar’ arasına karışıveriyoruz.
O kalabalıkta bir genç kız. Nişantaşı’ndaki Butik Candan’da çalışan Nesrin. “Terziyim, daha doğrusu dikişle kazanıyorum hayatımı.” (‘Terziyim’ demeyi bile bir böbürlenme saydığından, sonraki cümle ile bunu yumuşatmaya çalışıyor.) Kuyumcu Yakup Amca’nın “Modası geçti böyle şeylerin. Eski tıraş elmas.” dediği yüzüğü satmak istiyor. “Annemin yüzgörümlüğü. Almanya’ya gideceğim. Para lazımdı. (Nesrini seslendiren Nevin Akkaya, ‘lazımdı’ derken ayı biraz fazla vurguluyor) Denkleştiremedik bir türlü.”
“600 lira eder bu. O da güzel hatırınız kırılmasın diye.” Böyle konuşarak genç kızı biraz üzen Yakup Amca, filmin sonlarına doğru Kenan’a söyleyeceği birkaç cümle ile onların beraberliklerinde etkili olacaktır.
Dükkânda misafir olarak bulunan Boya Fabrikası sahibi Kenan Manizade; “Bakabilir miyim yüzüğünüze? Güzel bir yüzük. Bana satar mısınız? Bin 500 liraya alırım.” Nesrin gittikten sonra, kahve (Yakup Amca’nınki tabağa damlamış) eşliğindeki sohbetleri sırasında, Kenan sanki yüzüğü değil genç kızın yüreğini tutuyor gibi.
O gün, güvercinlere yem verirken tekrar karşılaşırlar. (Tabaklara yem dolduran âmâ kadın aklımızdan çıkmıyor.) Rıfat Ilgaz’ın ‘Güvercinim Uyur mu?’ (1974) şiirini anımsamamak elde mi; “Sömürgen cami güvercinleri sizin olsun//**//Kuş dediğin Piyerlotisiz yaşamalı//Adaksız avlusuz şadırvansız//Buluttan süzmeli suyunu//Kuşçular çarşısında tüy dökmemeli.”
Arabası ile çalıştığı butiğe bıraktığı genç kız, Kenan için (iyi ki kaza yapmadı, yoldan çok Nesrin’e bakıyordu çünkü) fabrikasından da, çevresinden de önemli olacaktır. [İlişkilerinde önemli bir yeri olan ve kime ait olduğu harflerinden anlaşılan ‘34 KT 417’ plakalı beyaz Mercedes’i ‘Beklenen Şarkı’ (1971) filminde de görmüştük.] Yakup Amca’nın sözleri; “Aşk bu, yol yordam bilmez.”
Filmin ortalarına doğru Kenan “Seni seviyorum Nesrin” diyor. Ama o sahneye kadar bu cümleyi, değişik biçimlerde o kadar çok söylemişti ki; “Sen olmayınca hiçbir şey olmuyor sanki.”
İkisi de (Kenan “Büyük işadamı oynamaktan usandım artık” dediği varsıl; Genç kız ise “Her gün ölüyorum buralarda” dediği yoksul) çevrelerinde mutsuz.
Nesrin nişanlısından ayrılmış. “İlk aşk, insan sevip sevmediğini bile hissedemiyor”. Almanya’yı kurtarıcı gibi görüyor. “Gidersem her şey değişecek. (Nişan bozulmasaydı, belki de Kenan’la tanışamayacaktı.) [Yüzüğü Halil’e geri verişini ‘La Course Du Lièvre A Travers’ filminin (1972) aynı adlı melodisi (Francis Lai) ile izliyoruz.]
“Kalabalığı sevmiyorum” diyen Nesrin’le “Başka bir insan olmak isterdim. Çoğunlukla kaynaşmış insanlardan” diyen Kenan’ın ilişkileri öylesine çıkarsız ki, film boyunca yalnızca bir demet menekşe armağan edilir.
Yatalak annesi Aliye, evlenmemiş teyzesi Melahat, evlere şenlik dedikoducu komşuları Fatma, atölye arkadaşları Ayşe ve Sevim’le yaşayan Nesrin, babası öldüğünden ailesi için çok önemli. “Nesrin bizim her şeyimizdir. Evimizin direğidir. Ne kazansa babasının emekli aylığına katar. Geçinip gidiyoruz işte.”
Kenan ise ‘pek’ uyum sağlayamadığı karısı Banu (sigaraları bile farklı, O Samsun, Banu Kent içiyor) ve ‘hiç’ uyum sağlayamadığı Belkıs ve Taner gibi arkadaş çevresi ile yaşamak zorunda.
Bir gece (Nesrin’in doğum günü), Kulüp X’te, Onları dans ederken gören Belkıs’ın, durumu Banu’ya anlatması yalnızca Manizade ailesinin değil, kendisinin de arkadaşı ile ilişkisinin sonu olur.
1936’da, sevgilisi Simpson için tahtını terk eden İngiltere Kralı VIII. Edward gibi Kenan da sevdiğinin yanında yer alıyor. Harry Belafonte’nin şarkısı; “It was love, love alone//Caused King Edward to leave his throne.”
Yıllar sonra, içimizde Yakup Amca’nın sözleri. “Kötü çağda yaşıyoruz. Hepimizin hayatı kirli. Herkes kendi derdine düşmüş. Kimsenin kimseyi gördüğü yok. Sırt çeviriyoruz durmadan birbirimizde. Paraya açık gözlerimiz. Sen güzel bir insan bulmuşsun. Tertemiz bir kızcağız. Kıymetini bil Kenan Bey evladım. Sahip çık. Sahip çık ki, gelecek nesiller dürüstlüğü büsbütün unutmasınlar.”

Aliye Hanım’ın Nesrin’e Kenan için söyledikleri; “Çile Ocağı’na sığınanlar geri çevrilmez kızım.”
(Yazan: Murat Çelenligil)

Künye

Yönetmen Zeki Ökten
Senaryo
Yapımcı Berker İnanoğlu
Görüntü Yönetmeni Ali Yaver
Vizyona Giriş Tarihi 01 Ekim 1973
Süre 74 dk
Tür Dram, Duygusal
Özellikler Renkli
Ülke Türkiye
Etiketler Aşkına Sahip çıkma, Butik, Dedikodu, Evde Kalmış Kız, Fabrika, Daha Fazlası

Ekip

Yönetmen Ekibi Yaşar Seriner (Yönetmen Yardımcısı)
Kamera Ekibi Umur Özlüer (Kamera Asistanı)
Ses Ekibi Tuncer Aydınoğlu (Ses Kayıt)
Bican Avşar (Ses Kayıt)

Firmalar

Er Film (Yapım)

Son Yorumlar (36)

le_ali 05 Ocak 2014 14:29:14

Tek kelimeyle o donem icin siradisi bir film. Yesilcamda klasik olarak nitelendirilebilecek bir konu gerek senaryo gerekse de reji anlaminda ortaya mukemmel bir film cikartmis. Izlenmesi gerekir.

eylülfırtınası avatar eylülfırtınası 05 Kasım 2013 16:25:15

9

1973 yapımı, zeki ökten'in bir iki sıradan yapımdan sonra gerçek anlamda sinemacılığını kanıtladığı, önemli ve özel filmlerinden birisidir.
çekim yılı itibarı ile onlarca benzeri olan bir film bir demet menekşe.
zengin ve yakışıklı fabrikatör, fabr ikatörün yerli butiklerden giyinmeyen asilzade eşi, genç yaşta evin tüm yükünü sırtlanmış, fedakar ve bir demet menekşenin büyüsüne kapılıp gidecek kadar saf ve güzel kız, kaprisli sosyetik müşterilerine gösterdiği ilgi ve güleryüzün yarısını bile çalışanlarına göstermeyen sert mizaçlı butik sahibi kadın, butikte çalışan ve en büyük idealleri zengin bir koca "kafalamaktan" olan kenar mahalle kızları ve kenar mahallenin dedikoducu kadınları...
evet, her şey çok aşina geliyor, "biz bu filmi daha önce izlemiştik" duygusu uyandırıyor izleyicide...
gerçekten de ilk bakışta bir demet menekşe tabir-i caizse klişeler bataklığında yüzen bir film...
ama izledikçe farkına varıyorsunuz ki bu film bir başka, bu filmin dokusu, duygusu farklı.
klişelere yaslanmış ama ustaca manevralarla, ince detaylarla sıyrılmayı da biliyor.
zengin ve yakışıklı erkek- güzel ve yoksul kız.
ana çatı bu.
biraz daha detaylandıralım.
erkek, sermayedar ve kaymak tabaka mensubu; kız, emekçi ve kaymak tabakanın bakışıyla "kenarın dilberi"
buraya kadarı sayısız filmde çeşitli boyutta işlendi, bu filmden sonra da işlenmeye devam etti.
ediz hun'lu, engin çağlar'lı, türkan şoray'lı, hülya koçyiğit'li hafif ve derinliksiz yeşilçam melodramlarında bu çelişki, sığ bir boyutta ele alınmıştır.amaç, sınıf çatışmasına vurgu yapmaktan çok sınıf çatışmasının doğurduğu kimi melodramatik veya mizahi durumlardan malzeme çıkarmaktır.
oysa, bir demet menekşe'de sınıf çatışması, çok belirgin ve çığırtkanca bir sol söyleme gerek duyulmaksızın sakin ve dengeli bir şekilde ele alınmıştır.(zeki ökten-selim ileri ikilisinin bir yıl sonra çekeceği askerin dönüşü filminde söylem daha sert ve radikaldir.)
filmin başarısı altında yatan sebeplerden ilki tiplemelerin ait oldukları sosyal tabakanın
gereği olarak ve gerçekçi bir biçimde çizilmiş olması.
söz gelimi, kenan bey'in karısı ve bu tür rollerin alternatifsiz ismi banu yani lale belkıs.
lale belkıs bu filmde; diğerlerinde olduğu gibi içi boş bir kukla, ömrünü kuaförlerde ve cemiyet toplantılarında geçiren, entrikacı bir kadın değil sadece... daha ayakları yere basan, daha kişilikli ve olgun bir kadın.
kartal tibet, o çevrenin gözde bir erkeği gibi görünse de, özünde yozlaşmamış ve insani değerlerini yitirmemiş bir erkek.hale soygazi'nin canlandırdığı nesrin'i tanıyınca, onun masumiyetini hissedince kendi gerçeğini hatırlıyor, özüne dönüyor.
yatalak anne tiplemesi de bilge bir kadın, askerin dönüşü filminde, selma güneri'nin kayınpederi bekir'i anımsatmıyor değil.
muazzez kurdoğlu'nun hayat verdiği yatalak anne aliye hanım'ın, "çile ocağına sığınanlar geri çevrilmez kızım" repliği de filmde, tıpkı askerin dönüşü filmi gibi tasavvufi, geleneksel bir tat katıyor.
bir de, evde kalmış, mutsuz ve nesrin'in geleceğini simgeleyen teyze var ki, bu da yeşilçam'da eşine az rastlanır bir tipleme.
filmi başarılı kılan unsurlardan bir diğeri de, karakterlerin sahiciliğini ve samimiyetini başarıyla perdeye yansıtan oyuncu kadrosu.
elbette bütün bu unsurları başarıyla kaynaştıran iki isim var kamera gerisinde.
zeki ökten ve selim ileri.
askerin dönüşü filmine dair yazımda da belirttiğim gibi selim ileri güçlü kalemi ve gözlemleri ile filme büyük katkıda bulunmuştur.
kırık bir aşk hikayesi' nde olduğu gibi yine öyle düşsel ve tertemiz bir sevda öyküsü ki bu, insan selim ileri senaryolarındaki gibi aşk yaşamak istemiyor değil.
mikis theodorakis'in paola 11099 adlı melodisi de sanki bu film için yapılmış.
bu arada, yeşilçam yıllar boyunca ennio morricone , francis lai, henry mancini , nino rota, maurice jarre, christian dorisse, raymond lefevre gibi dünyaca ünlü filmlerin dünya ünlü müzisyenlerinin eserlerini telif ödemeden tepe tepe kullanmıştır.
ancak, bu müzikler filmlerimize öylesine yakışmış, uymuştur ki, bir demet menekşe'de olduğu gibi belki orijinal filmlere dahi bu derecede katkı sağlamamıştır.
bir demet menekşe insanın içini ısıtan bir film, "her rastlanıldığında izlenir" cinsinden.
yağmurlu bir cumartesi günü öğleden sonrası rastlanırsa kanallardan birinde, hele de karanlık basmışsa ortalığı, hüzünlü bir ağırlık çöktürür ki bu duygu hiç bitmesin istersiniz.

not: kartal tibet, bu filmde de o dönem diğer bazı filmlerinde olduğu gibi (aşk mahkumu) 34 kt 417 plakalı beyaz mercedes arabasına rol vermiştir.

nesrullah avatar nesrullah 09 Ağustos 2013 18:07:56

7

Aldatılan ve bundan dolayı da mutsuz huzursuz bir hayat yaşayan güzel bir kadının yeni tanıştığı bir erkekle yeniden hayata dönmesi gibi bilindik bir konusu olsa da filmdeki ustalık filmi başarılı bir film seviyesine getiriyor. Zaman zaman durgun ve temposuz ilerlese de filmin müzikleri, oyunculukların başarılı olması hale soygazi"nin güzelliği filme apayrı bir hava katıyor. Başarılı bir film.

Aziliz 15 Mart 2013 13:39:49

Sıdıka DURUER bu filmde dedikoducu komşu rolündedir. Nermin Özses ve Mualla Süer ile birlikte Nesrin'in aleyhine atip tutuyor.

lebkuchen avatar lebkuchen 28 Aralık 2012 13:30:52

9

Türk Sinemasinin bence Yüzaki olan filmlerinden..Oyunculuklarin adeta birbirleriyle yaristigi,Klasik ama bir okadar bizden ve icimizden olan sicak bir ask hikayesi..Nesrin,in munis ve naif tavri insanin icine dokunuyor..Caresizlik icinde careyi ask,a dönüstürmeye calisan iki caresiz asigin,Askini anlatan cok güzel bir film

beyzacetin avatar beyzacetin 17 Eylül 2012 17:39:08

10

son derece karamsar bir film olmasına ragmen mutlu sonla bitmesi beni şaşırttı. Nesrin in sessizliği, sürekli kendini ezdirmesi, butikte calısan diğer kızların laf sokmalarına karşı ağzını bile acmaması tahammül edilemez, çok sinir bozucu. Bir insan bu kadar cok seye nasıl boyun eger, nasıl sessiz kalır? Ayrıca sebepsiz yere herkesin ona düşman olması da biraz abartılı geldi bana. Ama tüm kasvetine ragmen güzel bir film tabii o ayrı. ben sadece bir insan nasıl bu kadar pasif olabilir ona sasırıyorum.

Yandex.Metrica