Ayşecik'le Ömercik

8,57

( 23 kişi yorum yaptı )

Ayşecik'le Ömercik

Sinema Filmi

1969

‘The Rite of Spring: X. Glorification of the Chosen Victim’ (1913) (Igor Stravinsky) ve ardından ‘Re Minör Toccata ve Füg, BWV 565’ (1703/07) (Johann Sebastian Bach).
Suat Sadıkoğlu’nun Ortaköy’deki yalısı. Bir mektubun neden olduğu ‘ihanet şüphesi’.
Nevin; “Ekrem, Allahın üzerine yemin ederim ki çocuk senin. Yalvarırım bu korkunç ithamlarına o masumu karıştırma.”
Ekrem; “O ‘masum’un kimin piçi olduğu meydanda... Senden öyle büyük bir intikam alacağım ki ömrün boyunca ıstırap çekeceksin. Ömrün boyunca köpekler gibi sürüneceksin.”
Nevin; “Ekrem, her şeyi anlatacağım sana. Senden, saadetimden, yavrumuzdan başka hiçbir şey mecbur edemez beni buna. Bana verilmiş bir sırrı açıklamak çok kötü, büyük bir ahlaksızlık ama mecburum işte. Çünkü hiç, hiçbir şey sana olan aşkımdan şüphe etmen kadar acı gelemez bana. Bu mektup Handan’a ait Ekrem. Birini seviyor. O’ndan bir de kızı var.”


Jenerikte ‘Orda Bir Köy Var Uzakta’yı (Münir Ceylan / Ahmet Kudsi Tecer) farklı sözlerle dinliyoruz; “Ana derdi bir yaradır//Istırabı dinmiyor hiç//İki yetim, iki öksüz//Bir an bile gülmüyor hiç.”
İstanbul’dan Eskişehir’e giden elektrikli trendeki ‘Restoran’. Beyaz elbiseli güzel bir kadın ‘kıymetli romancımız’ Suat Taner’in mektubunu okuyor. “...Meraktan ve ıstıraptan deli gibiyim. Aramızdaki her şeyi unutup kocanla beraber Paris’e gideceğini yazıyorsun bana. Ben senin için bir sevgiliden çok daha ilerdeyim Handan. Lale’nin, kızımızın babasıyım. Talihimizin en kötü tarafı kocanın benden evvel önüne çıkması. Ve bugün sevmediğin halde kocanla gideceğini, beni terk edeceğini yazıyorsun. Buna asla razı olmayacağım Handan. Eğer iki gün zarfında buraya gelmezsen ben İstanbul’a geleceğim. Kocanla konuşup her şeyi anlatacağım (Pekcan Koşar’ın seslendirmesinde ‘geleceğim’ ve ‘anlatacağım’, ‘gelicim’ ve ‘anlatıcim’ olmuş).”
Genç kadını Handan zannettik. Değilmiş. Suat’a “Ben Nevin Giray. Handan’ın yengesiyim” diyor.
Yazar’ın çiftlik evindeki (Hafize Hanım’ın köşkü) iki dakikalık konuşma baş döndürücü. Nevin, Handan’ın abisi Ekrem’le evliymiş; Ekrem, Avrupa’da ‘doktorluk ihtisası yapıyormuş’; Handan’ın kocası Murat, Paris’e sefir tayin edilmiş; Handan, aslında kocasını değil Suat’ı ‘bütün kalbiyle, bütün ruhuyla seviyormuş’; Ama boşanması ‘korkunç hadiselere sebep olabilirmiş’; Özellikle kalp hastası annesi Nezihe Güler etkilenirmiş; ‘Bütün bu acı durumlar içinde’ tek tesellisi, Lale’nin Suat’ın yanında olmasıymış.
Yazarımız “Annesi hayatta olan bir yavruyu ana şefkatinden mahrum etmek en büyük günah değil mi” diyerek karşı çıkmaya çalışıyor ama çaresiz durumu kabullenir. ‘Son bir veda mektubu’ gönderecekmiş. Handan’ın yıllar boyu yazdıklarını ise ‘boşa giden aşkının, vefasız bir kadının hatırası olarak ölünceye kadar saklayacakmış’; “Ben de buralarda kalamam. Yeni romanımı yazmak için Avrupa’ya gitmeyi düşünüyorum.”
Sonrasında fikrini değiştirir. Hatıra olarak kızı yeterliymiş. Kâhya Osman Efendi’ye “Hemen cipe atla. Tren kalkmadan bu mektupları biraz evvel giden Nevin Hanım’a yetiştir” diyor.
‘Arabesque’deki (1966) ‘The Zoo Chase’ (Henry Mancini) ve ‘Dead Ringer’daki (1964) ‘The Dog Attacks’ (01.00-01.30 arası) (André Previn). Kâhya’nın emektar ‘Willys Jeep’ ile kaza yapması ve orada bulunan Sansar Nuri’nin mektuplarını (ne işine yarayacaksa) ‘aşırması’ bu melodilerle. Sevimli yankesici ile tekrar karşılaşmamız yıllar sonra olacaktır.
Nevin, İstanbul’a ‘bir şey başarmanın rahatlığı ile döner’. Ancak sonrasında işler içinden çıkılmaz bir hal alıyor. ‘Gözden uzak olması’ Murat’ı rahatsız etmiş. “Ekrem burada olmadığına göre O’ndan ve hareketlerinden ben mesulüm” diye homurdanıyor. Handan da “Bursa’ya gitmesini için ben ısrar ettim. Ayşe’yi çok özlemişti. Ben de annemin durumunu merak ediyordum. ‘Bir gece kalır dönersin’ dedim” diyerek durumu (şimdilik) kurtarıyor. Yalandan kim ölmüş(!).
Senaryonun akışı öylesine ‘nefes nefese’ ki Nevin’in kayınvalidesi Nezihe Güler’in Bursa’da yaşadığını; Kızı Ayşe’nin de (nedense) orda kaldığını öğrenmemiz bu kısa konuşma ile.
Ekrem, o gün, Avrupa’dan dönmüş. Yıllar süren doktorası sırasında ailesini neden yanına almadığı belli değil.
Nevin bu sahnelerde hep ‘mütereddit’. Murat ‘Bursa yolculuğunun(!) nasıl geçtiğini, Nezihe Hanım’ın nasıl olduğunu, kendisine vekâletname bıraktığını bildiren telgrafı alıp almadığını’ sorduğunda diken üstündeydi.
‘The Morgue’ (01.05-01.32 arası) (1964) (Prévin). Aynı gün Murat’a bir mektup gelir (Zarftaki ‘Bay Murat Giray’ yazısı filmin büyük hatalarından). Eski hizmetçileri, Handan’ın kendisini ‘aldattığını, başka bir erkekle seviştiğini’ yazıyor. ‘Nerede buluştuklarını bir türlü öğrenememiş. Ama ‘aşığın mektupları Osmanbey’deki postaneye geliyormuş’.
Ertesi gün karısını takip ederek ‘suçüstü’ yakalar. Ancak zarfta Nevin’in adı vardı. Handan bunu ‘sadece bir tedbir olarak düşünmüş’. ‘Yalanın artık bu kadarı’ dedirten sahnede ‘Nevin’in kimsesiz bir kadına yardım ettiğini. Mektubun da o kadından geldiğini’ söyleyerek kocasını ikna ediyor.
‘Vivre Pour Vivre’deki (1967) ‘Theme de Candice’ (Francis Lai). Uçakla Paris’e gitmeden mektubu Nevin’e verirler. Handan kötü günlerin bittiğini söylüyordu. Duy da inanma.
Onları yolcu eden kahramanlarımızı evde bir sürpriz bekliyor. Nezihe Güler ve Ayşe gelmiş. Konuşurlarken Nevin’in Bursa’ya gitmediği ortaya çıkar. Daha kötüsü, mektubu yok etmek isterken yakalanır. ‘Zarftan farklı olarak mektupta Handan’ın adı vardır, Ekrem gerçeği anlar’ diye düşündük. Senarist buna engel olmak için Suat’a mektubu isim vermeden yazdırmış. Satırlarda neler yok ki. ‘Beraber geçirdikleri o eşsiz saatler; Birbirlerine verdikleri sonsuz mutluluk; Aşklarının en güzel çiçeği, en büyük hatırası olan kızları’. Daha neler neler.
‘Aldatıldığını düşünen’ Ekrem söz dinleyecek halde değildi. Etmediği hakaret kalmadığı gibi bir de tokat atar. Gerçeği anlatmaya çalışan karısını “Şimdi de kendini koruyamayacak kadar uzakta olan kardeşime iftira ediyorsun” diyerek yerlerde sürüklüyor. İntikam fırsatı hemen o gece ayağına gelecektir.
‘You Only Live Twice’daki (1967) ‘Fight at Kobe Dock’ (John Barry) [arada ‘The Dog Attacks’ın (1964) (Prévin) ilk 5 saniyesi var]. Tilki Cemil evi soymaya gelmiş. Ekrem, eline geçen fırsatı kaçırmıyor. Dediklerini yaparsa polise haber vermeyecekmiş.
‘The Bible: In the Beginning...’deki (1966) ‘Creation of Adam’ (Toshiro Mayuzumi). ‘Başkasından’ zannettiği kızı Ayşe’yi hırsıza verir. İsteği de ‘bu çocuğu, çamurdan beter, utanılacak, korkunç bir insan olarak yetiştirmesi’.
Karısına, durumu anlatan ve evden gitmesini isteyen bir mektup bırakarak (nedense filmdeki iletişim hep yazışma ile) ortadan kaybolur. ‘Şerefine sürülen lekenin acısına böyle bir intikamla katlanabilirmiş ancak’. Bunalım geçiren genç kadını Doktor Avni Dilligil himayesine alır.
Cemil, ayrıca (nasıl oluyorsa) Anadolu Saz çadır tiyatrosunun sahibi. Karısı Çalı Nazife de yardımcısı. Kaçırdıkları çocuklara ‘yankesicilik, cepçilik ve sahnede göbek atma’ eğitimi veriyorlar. Tilki, ilerde, “Oya gibi işledim Onları. Bütün polimleri limonlu çay gibi içirdim Onlara” diye böbürlenecektir.
Aradan 10-12 yıl geçmiş. Ayşe genç kızlığa adım atmak üzere. Lakabı ‘Tavşan’. Sahnede ‘Dünya Güzeli’ (1967) (Suat Sayın) ile dans ediyor. Darbukacı ‘öksürüklü’ Boncuk Ömer’e de kol kanat germiş. Öksürük şurubu alabilmek için ‘cüzdan yürütmek’ zorundalar. ‘Birinci sınıf işçilik çıkardıkları’ bu sahneler çok neşeli.
Paul Mauriat’nın ‘L.O.V.E.’ albümündeki (1969) ‘Get Back’ (1969) (Lennon/McCartney). ‘Gençlerin Şakası Yok’ (1968) (Speedway) filminin oynadığı 4. Levent Sineması önünde ‘kafeslenecek muşmula’ arıyorlar. Kısmetlerine Cevat Kurtuluş düşer.
‘Paul Mauriat’nın ‘Une Larme Aux Nuages’ uzunçalarındaki (1968) ‘Eleanor Rigby’ (1966) (Lennon/McCartney). Öksürük şurubu aldıktan sonra hâlâ paraları kalmış. Felekten bir gün çalıyorlar. Atlı Karınca, bisiklet, Tarabya’da yemek. “Zayıfsın ama çivi gibisin. Öksürükten adam mortlamaz” diyerek Ömer’i cesaretlendiriyor.
‘Cüzdan kurbanlarından biri’ de ‘mektup hırsızı’ Sansar Nuri. Tilki Cemil’in eski bir arkadaşıymış. Çocukları böyle ‘kabiliyetli’ yetiştirdiği için ‘meslek adına tebrik ediyor’ kendisini. “30 senedir meslekteyim böyle şeytanlarını görmedim.”
‘Maria Elena’ (1932) (Lorenzo Barcelata). Nevin, saçları bembeyaz, Doktor Avni’nin Kimsesiz Çocuklar Yurdu’nda çalışıyor. Artık baba kız gibi olmuşlar. Hep bir gün yavrusuna kavuşabilmek ümidi içinde.
‘Şehnaz Longa’ (Santuri Ethem Efendi). Sansar, çilingir sofrasında büyük planını açıklıyor. Bir ev soyacaklar. ‘Tonla para, sandıkla mücevher’. Burası, büyük bir rastlantı, Dr. Avni’nin köşkü. Arkadaki küçük pencereden Ayşe girecek.
Soygun için keşif sırasında filmin bir sürprizi var. Evin önünde Zeynep Değirmencioğlu’na ait 1958 model, ‘34 AL 990’ plakalı Bel Air tipi Chevrolet ile karşılaşıyoruz.
Paul Mauriat’nın ‘rain and tears’ (1968) 33’lüğündeki ‘Una Canzone’ (1968) (Franco Bracardi / André Pascal). Başarısız hırsızlık sırasında, uykudaki Nevin ile karşılaşması bu melodi ile. Uşak Hakkı Efendi’nin kurşunu ile omzundan hafifçe yaralanıyor.
Nevin çocuğu ‘aynasızlara’ teslim etmez. Ayşe’yi görünce yüreğindeki acı hafiflemiş. Ancak Avni Bey’in içi çok rahat değildi. ‘Kıymetli bir saat’ ile dürüstlüğünü sınamak ister.
Sonrası çok hızlı. Genç kız, Tilki ve Sansar tarafından kaçırılıyor. O sırada saati tamire götürüyordu. Ama şimdi daha önemli bir durum var. Ömer’in hastalığı artmış. Gittikleri hastanenin başhekimi, tahmin edileceği gibi, Ekrem. Burada Murat’ın bir trafik kazasında öldüğünü öğreniyoruz.
‘Vivre Pour Vivre’deki (1967) ‘Theme de Catherine’ (Francis Lai). Son Saat gazetesinde Suat Taner ile ilgili bir haber var. ‘Acı Aşk’ romanı ödül kazanmış. Avrupa’dan dönen yazarımız Eskişehir’deki çiftliğinde yeni eserinin çalışmalarına başlamış. Bunu okuyan Sansar, mektupları anımsar. Karşılığında yazardan yüklüce bir para isteyecekmiş.
‘The Good, The Bad and The Ugly’deki (1966) ‘The Trio/The Ectasy of Gold’ (Ennio Morricone). Bu sahnede ‘senelerdir vicdan azabı ile kıvranan’ Ekrem sırrını Handan’a açıklar. Daha önce karısı ve Ayşe’nin öldüğünü söylemiş. Sonrasında Nevin’in masumiyetini açıklama sırası Handan’daydı. ‘Yalvarıyor, Allahın üzerine, ölmüş annesi üzerine yemin ediyor’. Ama abisini inandırmak bir mesele. O’nu ta Eskişehir’e kadar götürür. Suat’ın açıklamaları da yeterli olmaz. Beraberce İstanbul’a, Sansar’daki mektupları görmeye gidiyorlar. “Bütün anlattıklarınıza rağmen hâlâ şüphe içindeyim. İnanamıyorum bir türlü. İnanamıyorum.” (Oysa karısının ihanetine birkaç saniyede inanabilmişti.)
Ayşe’nin ikna edilmesi biraz zaman alsa da sevgi her sorunu çözümlüyor. Lale de anne babasına kavuşur. Ömer, Tilki Cemil, Çalı Nazife ve Sansar Nuri de artık aileden.
“Uzat Kollarını bize//Kucağında ısıt anne//O kadar çok sev ki bizi//Hasretimiz dinsin anne.”


‘Valurile Dunárii’ (Waves of Danube) (1880) (Ian Ivanovici). Cemil ve Nazife saati geri götürmesine izin vermiyorlar.
Ayşe; “Sen yardım et bana Sansar. Bir gün öderim borcumu. Saati geri götürmezsem hırsız sanacaklar beni.”
Sansar Nuri; “Ya nesin be Ayşe? Anladımsa kelepçe çarpsın. Hırsız olarak girmedin mi o eve?”
Ayşe; “Bir evlat gibi çıktım ama. Anamdı sanki o kadın. Başucumda bekledi hastayken. Pamuk gibiydi elleri saçlarımı okşarken. Yapılır mı be Sansar, o kadın kahredilir mi bir saat için?”
(Yazan: Murat Çelenligil)














Oynayanlar

Zeynep Değirmencioğlu Zeynep Değirmencioğlu Ayşecik
Ömercik Ömercik Ömercik
Semra Sar Semra Sar Nevin
Metin Serezli Metin Serezli Ekrem
Güzin Özipek Güzin Özipek Çalı Nazife
Birsen Ayda Birsen Ayda Handan
Münir Özkul Münir Özkul Sansar Nuri
Ali Şen Ali Şen Tilki Cemil
Önder Somer Önder Somer Suat Taner
Reha Yurdakul Reha Yurdakul Handan'ın Kocası Murat
Cevat Kurtuluş Cevat Kurtuluş Bey Amca
Avni Dilligil Avni Dilligil Doktor
Kudret Karadağ Kudret Karadağ Cüzdanı Çalınan Adam
Nezihe Güler Nezihe Güler Ekrem'in Annesi
Nermin Özses Nermin Özses Mahalleli
Mehmet Büyükgüngör Mehmet Büyükgüngör Uşak
Hamiyet Dönmez Hamiyet Dönmez Lale
Haydar Karaer Haydar Karaer Kahya
Hayri Esen Hayri Esen Metin Serezli Seslendirmesi
Nursan Alçam Nursan Alçam Zeynep Değirmencioğlu Seslendirmesi
Birsen Kaplangı Birsen Kaplangı Ömercik Seslendirmesi
Rıza Tüzün Rıza Tüzün Ali Şen Seslendirmesi
Erdoğan Esenboğa Erdoğan Esenboğa Cevat Kurtuluş Seslendirmesi
Altan Karındaş Altan Karındaş Güzin Özipek Seslendirmesi
Alev Gürzap Alev Gürzap Birsen Ayda Seslendirmesi
Alev Koral Alev Koral Nezihe Güler Seslendirme
Ayşegül Devrim Ayşegül Devrim Seslendirme
Gülen Kıpçak Gülen Kıpçak Seslendirme
Pekcan Koşar Pekcan Koşar Önder Somer Seslendirmesi
Jeyan Mahfi Tözüm Jeyan Mahfi Tözüm Semra Sar Seslendirmesi

Ekip

Kurgu Özdemir Arıtan (Kurgu)
Yapım Ekibi Yılmaz Kanat (Yapım Amiri)
Kadir Akgün (Yapım Amiri)
Basri Büyükcan (Set Amiri)
Yönetmen Ekibi Erdoğan Avcı (Yönetmen Yardımcısı)
Kamera Ekibi Muzaffer Turan (Kamera Asistanı)
Post-Prodüksiyon Tanas Petriyadis (Laboratuar)
Recai Karataş (Laboratuar)
Osman Bilen (Laboratuar)
Arif Özalp (Laboratuar)
Işık Ekibi Kenan Eryılmaz (Işık Şefi)
Ses Ekibi Tuncer Aydınoğlu (Ses Kayıt)

Firmalar

Arzu Film (Yapım)

Son Yorumlar (23)

benimsinema avatar benimsinema 07 Temmuz 2014 22:03:07

8

son zamanlarda restore edilmis hali cikiyor karsimiza, öyle kalitletiliki simdikiler bile bölye canli degil bu teknolojinin icinde... filme gelince film gercekten cok güzel

HYONEY 01 Aralık 2012 00:36:21

10

Oyuncu kadrosu mükemmel, senaryo çok iyi. Yeniden renklendirilmiş ki özellikle 60 ların renkli filmlerinin tonlarını daha bir farklı seviyorum. Benim için klasiklerden biri tahmin ediyorum ki oyunculardan filmden büyük keyif almış olmalı.

t_rex avatar t_rex 29 Ocak 2012 12:37:01

10

müthiş. duygu seli. drama ve hüzün dorukta. keşke ayşecik ile ömerciğin hırsızlık sahneleri çok uzatılmasaydı. kalite bütün ihtişamı ile eğilmez tarafından hayat buldu. ebeveyn acısı yaşayanlar için gözyaşı seli. parçalanmış hayatlar, yitip gitmiş be nlikler; sansar nuri; çalı nazife. belki hayatta kötü insanlar bu filmle karşılaşıp bir düşünmüşllerdir; biz napıyıoruz diye. semra sar: bir asalet abiddesi yarattı; ayşecik,  acılı evlatlara yoldaş oldu; ömercik, yetimlere arkadaş oldu. 

aslanşair 14 Eylül 2011 09:36:09

Samimi bir film iyi ki çekilmiş

Murat Çelenligil avatar Murat Çelenligil 24 Haziran 2011 13:25:06

10

'You Only Live Twice'daki (1967) 'Fight at Kobe Dock' (03.35-04.05 arası) (John Barry) ve 'Arabesque'deki (1966) 'The Dog Attacks' (01.15-01.35 arası) (Andre Prévin).
Ev soymaya gelen Tilki Cemil'e yapılan şaşırtıcı 'iş teklifi'.
Ekrem; "Bir çocuk vereceğim sana. Alıp gideceksin uzaklara. Yetiştireceksin. Utanılacak bir insan yapacaksın. Çamurdan beter, korkunç, iğrenç bir insan yaratacaksın o çocuktan. Hamuru benden mayası senden... 5 bin lira vereceğim. Tercih et şimdi. Ya çocuk ya da kelepçe."

Film Ağustos-Eylül aylarında çekilmiş.
'Romantik yüzlü, hülyalı bakışlı' Semra Sar 4 yıl aradan sonra Yeşilçam'da. Metin Serezli'nin de 'Sensiz Yıllar'dan (1961) sonraki (karakter rollerini saymazsak) ilk başrolü.
Nevin, Eskişehir'e gidiyor. Görümcesinin kesin kararını Suat'a iletecek. Elektrikli trenin lokantasında onsuz yapamadığımız 'Coca Cola'mız var.
Handan, Murat ile evli. Bu arada(!) Suat'dan bir kızı olmuş. Hamileliğini ve Lale'nin doğumunu kocasından nasıl sakladı belli değil. Murat'ı değil Suat'ı seviyormuş. Hem de 'bütün kalbiyle, ruhuyla'. Ama 'bir ailenin şerefini lekelemekten korktuğu için' boşanmak istemiyormuş. Kızının, Suat'ın yanında olması 'en büyük tesellisiymiş'.
Suat'ın yazdığı mektuplar Osmanbey Postanesi'ne (posta kutusu 75) ve Nevin'in adına geliyor.
İstanbul'dan gelen kahramanımızı Eskişehir Garı'nda karşılayan Osman Efendi "Suat Bey herhangi bir dedikoduya sebebiyet vermemek için beni yolladılar. Kendileri çiftlikteki evlerinde sizi bekliyorlar" demişti. Başkasının karısından çocuk sahibi olmak dedikoduya neden olmuyor demek.
Nevin, Handan'ın ağabeyi Ekrem ile 5 yıldır evli. Bir kızları var. Ayşe, Bursa'daki kayınvalidesinde kalıyor. Kocası ihtisası sırasında ailesini yanına aldırmamış.
Genç kadının konuşması 'izahlı ve Türkçe açıklamalı'. "Ben Nevin Giray. Handan'ın yengesiyim. Abisiyle evliyim... Ağabeyi, yani kocam, Avrupa'da doktorluk ihtisası yapıyor."
Murat, Nevin'in Bursa'ya(!) gitmesinden bile rahatsız olmuş. "Ekrem burda olmadığına göre O'ndan ve hareketlerinden ben mesulüm" diyordu. 'Sevgili karısı'nın bir aşığı olduğunu, mektuplaşıp buluştuklarını hatta nur topu gibi bir kızları olduğunu bilse neler hissederdi.
Senaryo, Handan ve Suat'ın (önceki değil ama) sonraki beraberliği için sefirimizin trafik kazasında ölmesini gerekli bulmuş.
Handan, hoş bir sahnede, Murat'a "Senelerdir tanıyorsun Nevin'i. O kocasına ihanet edecek bir yaratılışta değil" diyor. Kendisi hakkında neler düşünüyor acaba.
'Bay Murat Giray, Muallim Naci Caddesi No: 35 Ortaköy/İstanbul'. Murat'a gelen mektupta soyadının 'Giray' olması filmin büyük hatalarından biri. Eski hizmetçileri, karısının bir başka erkekle seviştiğini belirtip "Sakın yanlış anlama Beyefendi, Handan Hanım beni evden kovdu, işten attı diye yazmıyorum bu mektubu" diyor. Bunu neden kovulmadan önce söylemedi belli değil.
Ekrem doktor ama annesinin hastalığından habersiz. Yaşlı kadının rahatsızlığından söz edilince "Hasta mı? Nesi var" diye hayretler içindeydi. Handan "Biliyorsun Abi, kalp. Maalesef son günlerde bir kriz daha atlattı" diye açıklık getiriyor. 'Bir kriz daha atlatmış' ama doktor kahramanımız bunu duymamış bile.
İhanetten kuşkulanınca karısına demediğini bırakmıyor. (Yıllar sonra "Bizi mahveden, bu aşkın büyüklüğü oldu. Böylesine sevmeseydim bu kadar korkunç bir intikamı düşünemezdim" diyerek durumu kurtarmaya çalışacaktır.) "Senin için gecemi gündüzüme katarak gurbet ellerde çalışırken güvenimi çaldın ha! Yuvamı, yatağımı kirlettin, şerefimi ayaklar altına aldın." Namussuz, yılan, alçak (bunu derken sesi kaymış), adi, iğrenç mahlûk. Bunları söylüyor karısına. Ve beklendiği gibi bir de tokat atar. Nevin kendini savunmak isteyince daha da azıyor; "Sus, dinlemek istemiyorum seni. En adi bir fahişe bile senden daha asildir. Hiç olmazsa O, başkalarından peydahladığı piçi kocasına çocuğun diye yutturmaz." (Bu sırada Nevin'in "Yalvarırım, sonra pişman olacağın şeyler söyleme bana. Kırma beni" demesi kara mizah gibi.)
Ama kız kardeşinin ihanetini öğrendiğinde pek anlayışlıydı.
Tilki Cemil ile konuşması çok komik. "(Bir tomar banknot uzatıp) Bu para, (Ayşe'yi uzatıp) bu da çocuk" diyor. Sanki karşısındaki bunları ayırt edemezmiş gibi.
Anne Nezihe Güler'in öldüğünü yıllar sonra öğreniyoruz.
'Kıymetli romancımız' Suat Taner. 'Menfi Jön' Önder Somer. 'İyi Jön' kadın kalbinde tatlı yaralar, 'Menfi Jön' acı yaralar bırakırmış. Filmin başına 'yeni bir roman yazmak için Avrupa'ya gideceğini' söylemişti. Ödül aldığı 'Acı Aşk'ı bitirip yurda dönmesi 10-12 yıl sonra oluyor. Eskişehir'de çiftliği ve köşkü var. Umarız bu servet babadan kalma değil de kitaplarının satışındandır. Böylece ülkemizde sanata verilen değer ile iftihar ederiz.
Üstelik geçmişimizle ilgili politik laflar da etmemişti. Demek böyle de ödül alınabiliyormuş.
Tilki Cemil. Yelek, kasket, kuşak, baston. Hırsız ve 'Anadolu Saz'ın sahibi. Ayrıca kaçırdığı çocuklardan oluşan bir yankesici çetesi var. Aslında 'başka türlü yetiştirilse doktor, mühendis olabilirmiş ama anası ninnisinde bile hırsızlık numaraları okuduğu için, ağaç yaşken bükülür misali, itin iti, beterin beteri olmuş'. Ama öyle sevimli ki sevmemek mümkün değil.
Karısı Çalı Nazife. Mavi elbise, kırmızı kuşak, yeşil hırka. Yüksek topuklu siyah pabuç, dizine kadar erkek çorabı.
Sansar Nuri. Fötr şapka, bir karış sakal, boru gibi pantolon, buruşuk ceket. Sofrada ağzını kravatına silecek kadar titiz. Yemin edişi 'kelepçe çarpsın ki' şeklinde. "Hayatta hep tersoyuzdur ama kalbimiz peynir gibi yumuşaktır insaniyet namına." Başka bir sahnede "İpsiziz ama bizim de yüreğimiz var" diyecektir.
Boncuk Ömer. Mutlu son dışındaki 15 sahnede öksürükler içinde. Nazife, kocasına "Babası kimbilir kaç tane. Anası olacak zilli kardeşin gence yaşlıya bakmaz ki" demişti. Bu durumda Tilki Cemil dayısı oluyor. "İki öksüz, iki yetim" diye devam eden şarkıdan farklı olarak filmdeki tek öksüz-yetim çocuk Ömer.
Tavşan Ayşe. Anadolu Saz'ın 'ekmek ağacı'. 'Sesine, dansına parmak ısırtıyor'. "Yalnız cep hırsızı değil gönül hırsızı da." Ancak 'göbek atarak seyircileri hayran bırakmak' dışında kimsenin gönlünü çalmıyor. Aksine erkek sanılsın diye saçlarını şapka içinde saklıyor. Kırılan vazo ile kırılan kalp arasında paralelliği vurguladığı sahnede bir şey dikkat çekici. Pahalı bibloları değil ortadaki ucuz vazoyu kırıyor. Ayrıca kırıp dökmeden de söyleyebilirdi bunu. Babasının hatasının daha masumunu kendisi yapmış oldu.
Anadolu Saz'ı çok sevdik. Duvarda İhsan Ağlatır, Sadi Tek, Tango Suzan ve Mine Soley'in afişleri var.
Osman Efendi-Haydar Karaer; Hakkı-Hakkı Haktan; Kavgacı mahalleli Silvana Panpani; Sansar'a cüzdanı kaptıran Kudret Karadağ; Uşak-Mehmet Büyükgüngör; 'Baston yutmuş gibi' yürüyen Cevat Kurtuluş; Doktor Avni Dilligil; Ayşe'nin semt pazarında dolaştığı sahne çok güzel.
Ayşe'yi Nursan Alçam; Ömer'i Birsen Kaplangı; Nevin'i Jeyan Mahfi Ayral; Ekrem'i Hayri Esen; Nuri'yi Münir Özkul; Cemil'i Rıza Tüzün; Doktor'u Avni Dilligil; Nezihe Güler'i Alev Koral; Mehmet Büyükgüngör, Hakkı Haktan ve Haydar Karaer'i Erdoğan Esenboğa seslendirmiş.
Fon müziği olarak iki melodi var. 'Orda Bir Köy Var Uzakta'nın uyarlaması olan 'Ana Derdi Bir Yaradır' ve 'Sen (Ömrüm Benim)' (Yıldırım Gürses).
Diğer melodiler; 'Arabesque'deki (1966) 'The Zoo Chase' (Henry Mancini); 'Dead Ringer'daki (1964) 'The Dog Attacks', 'The Morgue' ve 'The Police is Waiting' (Andre Prévin); 'Vivre Pour Vivre'deki (1967) 'Theme de Candice' ve 'Theme de Catherine' (Francis Lai); 'The Rite of Spring' (1913) balesinden 'Glorification of the Chosen Victim' (Igor Stravinsky); 'Toccata and Fugue in D Minor BWV 565' (1703/07) (Bach); 'You Only Live Twice'dan (1967) 'Fight at Kobe Dock' (John Barry); 'The Bible: In The Beginning?'deki (1966) 'Creation of Adam' (Toshiro Mayuzumi); Paul Mauriat Orkestrası'ndan 'Get Back', 'Eleanor Rigby' ve 'Una Canzone'; 'Maria Elena' (1932) (Barcelata); 'Valurile Dunarii' (1880) (Ian Ivanovici); 'The Good, The Bad and The Ugly'den (1966) 'The Trio/The Ectasy of Gold' (Ennio Morricone); 'Şehnaz Longa' (Santuri Ethem Efendi).

Sansar Nuri mektuplar için Suat'tan 3-5-10 hatta 20 bin isteyecekmiş.
Tilki Cemil; "Ulan 10 yıl evvelki mektuplara niye versin bu kadar para?"
Sansar; "Namus meselesi, şeref meselesi hiçbir şeye benzemez. Herkesi biz mi sandın sen be?"





delikadir39 avatar delikadir39 03 Mayıs 2011 12:45:05

10

Bence Ayşecik ve Ömercik'in en iyi filmi.

Yandex.Metrica