Aşkın Gözyaşları / Şoför Ömer

7,57

( 1 kişi yorum yaptı )

Aşkın Gözyaşları / Şoför Ömer

Sinema Filmi

1959

‘The Barber of Seville (Il Barbieri di Siviglia); Overture’. (1816) (4.10’dan itibaren) (Gioachino Rossini).
Rıza; “Dur! Nereye gidiyorsun?”
Ömer; “Gül’ü görmek istiyorum.”
Rıza; “Gül yok burda... Bu ev benim artık. Ayaklarınla kirletme merdivenleri. Hırsız! Daha adam olmamışsın.”
Ömer; “Öyle mi? Al bakalım, al. Bu tokatlar (aslında ‘yumruklar’) bir yağmurlu gecede kendisini müdafaa edemeyen bir zavallı çocuğun tokatları... Bu ıstırabı senelerce taşıdım. Bu kini hiçbir zaman unutmadım. Her şey senin yüzünden! Her şey senin yüzünden.”


‘Saba Makamında Ney Taksimi’.
50’lerin sonunda yoksul bir İstanbul mahallesi. Gecenin zifiri karanlığına yağmur ve gök gürültüsü eklenmiş. Ömer, 8-10 yaşının tüm saflığı ile dua ediyor; “Allah Baba! Ne olur annemi iyi et. Benim O’ndan başka kimsem y ok. Senin bu kocaman dünyanda biz iki kişiyiz. Allah Baba! Birbirimize çok ihtiyacımız var. Çok acı çekiyor. Elimden hiçbir şey gelmiyor. O’nu alma benden.”
Tek odalık bir evde kalıyorlar. Zavallı kadın son nefesini vermek üzere. Elinde olsa oğlunu yalnız bırakmazdı ama ‘böyle yaşamak ölümden bin defa daha acı’. ‘Rahmetli pederinin yakın arkadaşı’ Kazım Dede’den başka yakınları yok. Oğlunu O’na emanet eder; “Ömer’imi yetiştir. Bizim gibi sefalet içinde yetişmesin.”
“Rahmet kıl İlahi//Sen kara topraklarda yatarken//Gittin ebedi//Gelmeyeceksin.” Sonraki sahne, dayanılması zor kısımlardan biri. Fonda Hafız Burhan’ın okuduğu mersiye. Ömer, Zincirlikuyu’daki mezara kapanmış haykırıyor; “Sen bu soğuk topraklar altında üşümüyor musun anneciğim? Sensiz yaşamak o kadar güç, yollar öylesine karanlık ki ne yapacağımı bilemiyorum.” Yaşlı adam da “Anneciğin senin kalbinde yaşıyor. Ne kadar uzağa gitsen o sevgiyi beraberinde götüreceksin” diye avutmaya çalışıyordu. Kuvvet verecek, doğru yolu gösterecekmiş ‘o sevgi’.
Kahramanımız elinden iş gelen biri. Tahtadan arabalar yapıyor. Sonradan Gül’ün oyuncak bebeğini onardığını göreceğiz. O yoklukta mızıka çalmasını bile öğrenmiş. (Mızıka bölümlerini seslendiren Semih Sezerli). Küçük yaşta başına gelen bu ‘talihsizliğin en korkuncuna’ yetenekleri sayesinde katlandı büyük olasılıkla. Ayrıca “(Toron Karacaoğlu’nun sesi ile) Allah, sevdiklerini ebediyen kaybedenlere sabrın en büyüğünü veriyor”.
Kazım Dede, tanınmış tüccarlardan Şevket Bey’in köşkünde vekilharçlık yapıyormuş. Çocuğu oraya götürür. O yılların ‘sınıf çatışması’ kapılarla verilmiş. Beyefendi ‘öndekini’, çalışanlar ise ‘arkadakini’ kullanıyorlar. Bir de ‘deniz tarafına geçmemesi’ söylenir, o kadar.
Aşçı Necdet Tosun, ‘Gündüz Feneri’-Menekşe Bacı, ‘Darıldın Mı Cicim Bana’ ile dansları ve Aşçı çırağı Mıstık çok güzeldi.
‘The Man I love’ (ilk 10 notası) (1924/27) (George Gershwin). İşadamının kızı Gül ile iyi arkadaş olur. “Ne iyi bir kızdı. Günler, ne güzel geçiyordu.” Ne yazık ki bu mutluluk 10-20 saniye sürüyor ancak.
Burada filmin kötü adamı Rıza ile karşılaşıyoruz. Aynı yerde kaldığı için bir akraba zannettik. Değilmiş. Oğlu Turgut da çok acımasız. İki çocuğun arasındaki yakınlığı kıskanınca yapmadık kötülük bırakmaz. Bebeğinin kafasını koparıp Gül’ü ağlatıyor; Ömer’in tahta arabasını gaz dökerek yakıyor. Dahası “Sen bu evde pis bir uşaksın. Kimbilir belki de annen baban da yoktur” diye hakaret edince kavga çıkar. Durumu gören Rıza Bey, Ömer’i dövüp (14 tokat) odunluğa hapsettirir; “Aç bıraktıracağım seni. Göreceksin dünyanın kaç bucak olduğunu, köpek.”
Haydar Tatlıyay’dan ‘Garip Hicaz Taksimi’. Yağmurlu gecede açlık ve soğuktan berbat haldeyken annesinin sesini duyulur; “Ömer ağlama yavrum. Sen daima iyi ol. Allah iyilerin yardımcısıdır.” Biraz sonra gizlice yemek getiren Gül’e ‘üzeri yemek dolu sofra rüyalarını’ anlatıyordu. “Yedim yedim bir türlü doymadım.”
Gül geri döndüğünde eve giremez. Kapıda bayılır. Çünkü Turgut içerden kilitlemişti. Ömer de pencereden girip açmak isteyince başına gelmedik kalmaz. Yine Rıza’nın dayağı (1 tokat, 3 tekme) ve ardından hırsızlıkla suçlanmak. Bu kez evden kovulur.
Şadan Adanalı’nın sesinden bir uzun hava; “İstanbul yolunda Gül’üm//Çadırım yelken//Gülüme uğradım vallah//Sabahtan erken, oy felek oy//**//Gül’ümün de kalbini kırdım//Hakkın helal etmedi giderken.” Ömer’i Zincirlikuyu’nun arkasındaki çöplükte yemek ararken ve bir oto tamircisinde çalışırken görüyoruz. Birazdan Şevket Bey gelip özür diler. Kızı ayılınca her şeyi anlatmış. Kahramanımızın hırsız olmadığı anlaşılmış.
On küsur sene sonra. Ömer bir dolmuş şoförü. Kendisi ‘filinta’ gibi ama ‘İstanbul T. 51 679’ plakalı eski Ford’u ‘kağnı’dan farksız. Çalıştırmak için ‘ihtiyat kuvvetlerinin ittirmesi’ gerekli. “98 (herhalde ‘1898’) model” ve “Dumanı eğri çıkıyor. Bacası Şirket-i Hayriye vapuru gibi” diye takılan arkadaşları bir de beste yapmışlar.
Adnan Varveren’in sesiyle; “Arabası tekliyor//Yokuşları çekmiyor//Şu zamane kızları//Şoför diye ölüyor//**//Yandım imanım, imanım//Egzoz dumanım.” Darbuka olarak bir dolmuşun bagaj kapağı kullanılmış.
Gül, konservatuvarda öğrenci. Okul çıkışlarında ‘pipolu’ Turgut’un ‘lüks’ arabasını değil ‘Şoför’ Ömer’in külüstür dolmuşunu tercih ediyor. Eve gidişleri neşeli bir şarkıyla; “Bak arabam geliyor//Var da açılsın yollar//Helal olsun diyorlar//Abi sana bu yollar//**//Tıpkı bir gelin gibi//Yollardan geçer gider//Arabamın egzozu//Dumanı saçar gider//**//Çok edalı dümenim//Saat gibi frenim//Helal olsun diyorlar//Abi sana bu yollar.”
Köşkte değişen çok bir şey yok. Necdet Tosun, Menekşe Bacı ile neşe saçıyor yine. Dansları bu kez ‘Yangın Var’ ile. Habire patates soyan Mıstık’ın bir diğer görevi ‘hurda’ Ford’u ittirmek. Evde tek sorun Şevket Bey’in iflas etmek üzere olması. Bu nedenle kalbi sıkıştırıp duruyordu.
Rıza Beyler başka yere taşınmışlar. Gül’ü oğluna istiyordu. İşi garantiye almak için arkadaşının borç senetlerini elde etmiş. “En ufak bir müdahalem sizi yıkabilir. Her şeyinizi en ufak çöpüne kadar elinizden alırlar. Hele itibarınız sizin o çok kıymet verdiğiniz itibarınız ne hale gelebilir” dedikten sonra ekliyor; “Bu izdivaç olacak Şevket Bey!”
Gül önceleri “Dünya bir araya gelse oğlunuzla evlenmem” havalarındaydı. Ama babasının durumunu görünce razı olur.
Konfeti ve kâğıt şeritlerin atıldığı düğünde şoförümüzün bir sorun çıkartacağından korktuk. Neyse ki Turgut’a iki yumruk ve biraz bağırıp çağırmak dışında bir aşırılığı(!) yok. “Bu dert beni yıkar” diyordu. Kazım Dede’nin söylediklerinin benzerini yıllar sonra ‘Tamirci Çırağı’nda (1975) (Cem Karaca) bulacağız; “Geçer Ömer. Düzelirsin. Biz turfanda meyveyi yiyemeyiz. Bu, budur. Kendine göresini bul.”
Arabayı garaja bırakıp ‘K. 80 287’ plakalı kamyonla uzun Anadolu seferlerine çıkar. Mıstık da yardımcısı.
Nubar Tatlıyay’ın kemanla Nihâvend taksiminin ardından ‘Unutturamaz Seni Hiçbir Şey Unutulsam Da Ben’ (Ekrem Güyer). Gül, nikâhta Muhterem Nur’un sesi ile bu şarkıyı söylüyor. Ardından ‘kocası’ ile zoraki bir dans var.
Balayı için Avrupa’ya gidiyorlar. İtalya sahnelerinin tamamı ‘Hıçkırık’tan (1953) alınmış. Yönetmen Nejat Saydam o filmde ‘reji asistanıydı’. Harika Roma çekimlerini Franco Lazaretti yapmış.
‘Rast Saz Eseri’. Gelin ve damat ‘tayyare’ye bindikten sonra Şevket Bey’e bir telgraf gelir. “Borçlular (‘Alacaklılar’ olmalıydı) Maliye’ye müracaat ettiler, İflas ettiniz. Bütün mallarınıza ve fabrikanıza haciz konmuştur.” Daha önce yardım edeceğini söyleyen Rıza şimdi yan çiziyor. Kendisinin de vaziyeti ‘çok müşkülmüş’. Önce kendi şirketini düşünmek mecburiyetindeymiş. Şevket Bey’in sağlığı zaten bozuktu. Bir kalp krizi ile yaşamını yitiriyor.
Yeni evliler İstanbul’a döndükten sonra Turgut’un kötü bir huyu ortaya çıkar. ‘Şahende hanımlar bakkalda konuşurken’ Menekşe Bacı duymuş. “Bizim Bey kumara dadanmış, Ayol” diyor. Karısının mücevherlerini ‘çalacak kadar’ borç içindeymiş. Hiç ilgilenmediği Gül ise hasta yatağında “Ömer, Ömer” diye inliyordu. Gelen doktor filmin bir sürprizi; Yönetmen Nejat Saydam. Sayıklamayı yanlış anlamış. “Siz o Ömer Bey’e söyleyin karısı ile yakından alakadar olsun. Hastalık, yalnız ve terk edilmiş insanlar üzerinde anormal ve kötü seyir takip eder” diye akıl veriyor. Ancak asıl ‘’kötü seyreden’ Turgut’un kumarıydı. Her şeyini kaybedince ‘mahvolmuş bir adam olarak intihar eder’.
‘Ne Olursun Güzelim Sevsen Beni’ (Rüştü Demirci). Mıstık şoför mahallinde Ahmet Üstün’ün sesi ile şarkılar söylüyor. Ömer, kamyonu ile oraya buraya gidip gelmekten ‘çok yorulmuş, çok yıpranmış’. Doktor’un ‘uzun seferlere çıkma’ uyarısına karşın inatla ta Erzurumlara kadar iş alıyor. İçmediği gün yok.
‘Rast Oyun Havası’. Öylesine sarhoş ki bir gece Dansöz Gül-Aysel Tanju’yu sevdiği kız zannedip yanında sabahlamıştı.
“Gitti sevdiğim elden//Acep şimdi nerdedir//Seviyorum O’nu ben//Çılgınca, çılgınca senelerdir//**//Şimdi aşkım//İçimde bitmeyen bir hecedir//Seviyorum O’nu ben//Çılgınca, çılgınca senelerdir.” Gül sevdiği erkek için Sevda Tepesi’nde şarkılar söyleyerek dolaşıyor. [30-40 yıl sonra aynı şarkıyı “Gitti ‘Sevda Tepesi’ elden” şeklinde söyleyeceğiz(!)].
Bu arada köşk ve tüm eşyalar müzayede ile satılmış. İşin ilginç yanı 100 binle başlayan arttırma 215 binle Rıza’da kalır. Yaptığı ilk iş genç kız ve Kazım Dede’yi kovmak oluyor.
“Zalim avcı vurdu beni//Kırdı kanadımı kolumu//Yavrularımla bu dağda çevirdiler yolumu//Aman aman aman//**//Böyle midir avcıların serkarı//Koltuğundan yaralanmış ağlıyor zarı zarı//Dağda bir ceylan gezer yavrum diye//Aman aman aman.” Evden ayrılışları at arabasındaki birkaç parça eşya ve bu uzun hava ile.
Bir zamanlar Ömer’le annesinin kaldığı eve yerleşirler. Genç kızın hastalığı ilerlemiş.
Şişli Camisi’ndeki (bir buçuk dakikalık) ezan duyulurken Kazım Dede dua ediyordu; “Ey Allahım! Okunan ezanlar, verilen salalar yüzsuyu hürmetine bugün kısmetimi açık et. Biricik Gül’üme ilaç alayım.” Aksakallı dedenin hamallık dâhil yapmadığı iş kalmaz.
‘Yasemenler Dile Geldi’ (Zeki Duygulu). Gül de yaşlı adamın ilaç parası için pavyonlarda çiçek satıyor.
Havana Bar’da sataşmalara karşılık vermeye çalışırken öksürükler içindeydi. Sonunda düşer ve bayılır. Sadri Karan “Vay canına, veremmiş be. İyi ki masaya götürmedik” diyor.
Neyzen Tevfik’in nefesi ile ‘Bestenigâr Makamında Ney Taksimi’. Kazım Dede artık yolun sonuna gelmiş. Gözleri kararmış ve etrafı seçemeyecek haldeydi. Gül “Bir şeyler yapmalıyız” diye çırpınıyor. Ama ‘mukadderat-ı ilahi bu’. Vakit saat gelmiş çatmış. Helalleşmekten başka yapacak bir şey yok.
Turgut’un intiharını bir gazetede okuyan Ömer, yıldırım hızıyla köşke gelir. Yıllar öncesinin intikamını Rıza’dan 16 yumrukla alıyor. O karmaşada bir kurşunla yaralanır. Rıza da merdivenden düşerken tabancanın patlamasıyla canından olur.
Mıstık, Menekşe Bacı’dan Gül’ün yerini öğrenmiş.
Nice zaman ve ıstıraptan sonra iki âşık bir araya gelmiş. Her şeyi unutup Ömer’in arabasıyla çok uzaklara, kimsenin erişmeyeceği yere gitmek istiyorlar. İster kamyon olsun ister yıllar önce yanan tahta araba, Gül her şeye razı. Yeryüzünde yaşanmış saadetlerin en büyüğünü yaşayacaklardı. Ama Ömer’in ömrü buna yetmez.
Film biterken baştaki mezarlık sahnesinin bir benzeri var.
Kemanla Nihavent Giriş Kısmı’ndan sonra bir Hicaz şarkı (Sadettin Kaynak / Mustafa Nafiz Irmak); “Son ümidim de bitti, kuş gibi uçtu gitti//Geri kalan hep yalan, içimde acı hicran//Şimdi bir emelim var, sevişen sevdalılar//Tanrım Onları (Muhterem Nur ‘bizleri’ diyor) etsin, bir arada bahtiyar//Hayalini anayım, onunla avunayım//Ben mihnetle yanayım, O tek bahtiyar olsun.” Gül mezara kapanmış; “Ömer, artık hiç ayrılmayacağız. Bak ben geldim. Toprağın o kadar sıcak ki. Beni de yanına al. Götür beni de… Sürükle beni de. Beni de sonsuzluğuna al. Gidelim, gidelim Ömer’im. Saadetimiz, dünyamız beyaz bulutların içinde. Ömer’im.”
Sonrasında göğe yükseliyorlar.


‘Saba Makamında Toplu Saz Eseri’.
Turgut’la evlenmeyi kabul ettiği sahne.
Şevket Bey; “Bütün borç senetlerini Rıza Bey ele geçirmiş.”
Gül; “Yardım etsin sana Baba. Çocukluk arkadaşın değil mi?”
Şevket; “Yardım edecek Gül. Ama benim için değil.”
Gül; “Ya kimin için?”
Şevket; “Senin için Gül, senin için.”
Gül; “Hayır, hayır olamaz Baba.”
Şevket; “Gül’üm yavrum, senden böyle utanç verici bir şey isteyemem. İsteyemem senden bunu. Sonra dünyadaki babaların en kötüsü olurum. Hayatım boyunca vicdan azabı ateşleri içinde yanarım. Bu ıstırap beni eritir, mahveder.”
Gül; “Ya şimdi? Şimdi Baba? Şimdi daha iyi mi olursun? Bu iflasa sürüklenme felaketi seni yatağa düşürdü. Ben senin yaşamanı istiyorum, Baba. Ben ne olursam olayım senin yaşamanı istiyorum. Benim yaşamam mühim değil Baba. Senin yaşaman lazım. Sana bir şey olursa ben de yaşamam. Ben de mahvolurum. Metin olalım Baba. Bu işin olması lazım. Rıza Bey’e telefon et. Senin yaşaman bahasına benim saadetimin ne kıymeti var.”
Şevket Bey biraz pısırık biri. ‘İzdivaç teklifini’ kabul ettiklerini bile kızına söyletir telefonda.
Dahası, biraz önce kalp krizi nedeniyle yatak döşek yatarken şimdi ayağa kalkıp evladına sarılacak kadar iyileşmiş.
(Yazan: Murat Çelenligil)



Firmalar

Kervan Film (Yapım)

Son Yorumlar (1)

sinemaseverim avatar sinemaseverim 20 Eylül 2007 18:27:09

Zengin bir işadamı olan babanın iflası üzerine, sırf babasının ticari itibarının kurtarılması için sevmediği bir adamla evlendirilen Gül’ün (Muhterem Nur) dramatik öyküsünü senaryolaştırmış Nejat Saydam. Bununla da yetinmemiş Kosta Psaros’ ;un kamerasıyla filmi yönetmiş. Gene 1959 yılında “Aşkın Gözyaşları” adı altında çekilen bu filmde, çok gözyaşı dökülmüş. Muhterem Nur’un akıttığı bu yaşlara zaman zaman kötü adam (aslında çok temiz yürekli ve sevecen biri olan sanatçı “Yankesici Kız” filminin galasına giderken geçirdiği trafik kazasında yaşamını yitirmiştir) Ahmet Tarık Tekçe bile üzülmüştür herhalde. Kemal Kan, Aysel Tanju, Semih Sezerli, sevimli yüzü ve kilosuyla hafızalarımızdan silinmeyecek olan Necdet Tosun, Asım Nipton, Hadi Hün ve ismi gibi şirin arap teyzemiz olan Dursune Şirin de rol almışlar. Film o yıllarda en çok izlenen filmlerin başında yer almıştır. Film afişinden anlayacağımız kadarıyla, devrin yakışıklı aktörü Kemal Kan’a aşık olan Muhterem Nur, A. Tarık Tekçe’den devamlı dayak yemekte ağzı burnu kan içinde kalmakta. Burada Aysel Tanju’da olduğuna göre seyr eyleyin siz filmi.
Yeşilçam Sinemacılığında senaryocularımızın yazdıkları hikayelerde; zengin kız-fakir erkek, zorla evlendirilen kız ve tecavüze uğrayan kadın imajlarına sık sık rastlanır. Kız fakirdir ancak sevdiği erkek zengindir. Babasının işlerinin daha düzenli yürüyebilmesi için, komşu holdingin kızı ile evlendirilir veya tersi durum. Kız zengin ve şımarıktır, fakir yaşlı annesinden başka kimsesi olmayan şoförlük yapan erkeğe aşık olmuştur, zengin aile karşı çıkar

Yalçın Özgül

Yandex.Metrica