Gözlerimi de Al

6,88

( 3 kişi yorum yaptı )

Gözlerimi de Al

(Te doy mis ojos)

Sinema Filmi

2003

Ulusal ve uluslararası 22 festivalden 48 ödülle dönen "Gözlerimi de Al" (Take My Eyes) son dönem İspanyol sinemasının başarılı yönetmenlerinden Iciar Bollain’in üçüncü uzun metrajlı filmi...

Pilar kocası Antonio tarafından fiziksel ve duygusal şiddete maruz bırakılmıştır. Soğuk bir kış gecesi oğluyla birlikte evden kaçar ve kız kardeşinin evine sığınır. Kocasının onu arayacağından şüphesi yoktur. Çünkü Pilar kocasının herşeyidir, ona “gözlerini vermiştir”... Antonio karısını ve oğlunu geri getirmek için elinden gelen her şeyi yapar. İş çıkışında onu karşılar, çiçekler alır, hatta öfkeyle başa çıkma derslerine bile katılır. Ama kocası ona yaklaşmaya çalıştıkça da uzaklaşır… “Gözlerimi de Al”ın hikayesinde Pilar hiçbirşeyin yolunda gitmediği bir evliliğin hikayesini yeniden yazıyor. “Ev” dediği yer esasında bir “Cehennem”, “Aşk” ise “Acı”, seni “korumaya” yemin etmiş birinin adı “Terör”.

Film, üzerine pek konuşulmayan aile içi şiddet konusunu gerçekçi ve oldukça duyarlı bir dille ele alıp irdeliyor.

Künye

Yönetmen Icíar Bollaín
Senaryo ,
Müzik Alberto Iglesias
Görüntü Yönetmeni Carles Gusi
Vizyona Giriş Tarihi 10 Haziran 2005
Süre 109 dk
Tür Dram, Duygusal
Ülke Ispanya
Etiketler Anne-Kız İlişkisi, Çıplak Erkek, Erkek Önden Tam Çıplaklık, Kadın Önden Tam Çıplaklık, Kilise Daha Fazlası

Firmalar

Barbar Film (Dağıtımcı)
Hasılat 68.220,0 TL
Toplam İzleyici 11.931
Vizyonda Kaldığı Hafta 27 Hafta

Son Yorumlar (3)

serdardemirkiran avatar serdardemirkiran 23 Mart 2017 11:26:08

7

“Sana bunu yapan bir erkek, seni sevemez”
Sevdiği uğruna her şeyini verişin, teslimiyetin çığlığı, haykırışıdır. Gözlerimi de Al”…
Kadına karşı şiddet sorununun bir kadın yönetmen gözüyle ele alınarak anlatıldığı çok çok iyi oyunculuklar barındıran s on derece başarılı bir drama. Katıldığı 22 festivalden 48 ödül kazanan film, bugüne kadar gösterildiği 25’i aşkın ülkede de büyük ilgi görmüştür.
Film, bizlere uyuyan oğlunu uyandırıp gece yarısı onunla birlikte kız kardeşinin evine kaçan Pilar’ı (L. Marull) tanıtarak başlıyor. Otobüste ayaklarını toplayıp küçük bir çocuk gibi büzülen ve gözlerimizin ayaklarındaki terliklerine takıldığı ve kendisine acıma hissimizin o an başladığı Pilar’ın yaşadığı korkuyu filmin hemen başında tanık oluyoruz. Daha sonra kocası Antoniu’yu (L. Tosar) tanıyoruz. Pilar’ı eve döndürmek için diller döküyor, değiştiğini söylüyor. Pilar dönmek istemiyor, kardeşinden kendisine bir iş bulmasını istiyor. Onun yardımıyla müzede tanıtıcı olarak işe başlıyor. Bir beyaz eşya satıcısında çalışmakta olan kocası Antonio’nun geliri sınırlıdır. Pilar’ın eve dönmesi için bir psikolojik danışmanlık merkezine yazılır, öfkesini yenmek için. Pilar bu değişimler karşısında yumuşar ve oğluyla eve döner. Birkaç günlük sakinlik sonrası Antonio, Pilar’daki değişiklikler karşısında ezilmeye başlar. Artık çalışan, kendine güveni gelen, her geçen gün işinde (müzedeki resimler hakkında bilgi veren sunucu konumuna) yükselen ve mutluluğu hissedilen Pilar’ı bulan Antonio fiziksel ve psikolojik şiddeti iyice arttırır. Pilar için tek çare kalmaktadır artık…
Kadına karşı şiddet… Hangi ülkede olduğu, hangi dilden, dinden olduğun, cahilliğin, okumuşluğun hiç fark etmiyor, şiddet her yerde aynı. Kendinden fiziksel olarak güçsüz birine uygulanan şiddetin savunulacak, makul görülecek hiçbir yanı yok. Hele bu şiddetin uygulandığı kişi evlenene kadar peşinde koştuğun, her halini tavrını beğendiğin, kişi yani eşin olunca bu durumu anlayıp kabullenmek imkansız hale geliyor. Film, bize bu önemli konuda ayna tutuyor. Bu tür olayların sadece basına yansıyan bölümlerini bildiğimiz gerçeği de ortadayken ve bu tür olaylarda daha nice madur kadın sessiz kalmaya mecbur kalıp bu şiddeti yaşamaya devam ederken.
Film, bir İspanyol filmi bu nedenle de filmde yaşananlar Avrupalı seyirciye çok çarpıcı ve şok edici gelse de, bizim ülkemiz için biraz “light” kalıyor. Maalesef ülkemizde kadının durumu anlatılandan çok daha acı. Kocasından dayak yiyen kadın milletvekilleri var bu ülkede, eşinden boşanalı yıllar olmuş bir kadın kendisine yeni bir hayat kurmak isterken sokak ortasında eski eşi tarafından pompalı ile vuruluyor, yada bıçakla delik deşik edilebiliyor ve bunu yapan kasıla kasıla suçunu da itiraf edip. “Benden ayrılsa da değişmez kural” diyebiliyor. Bunu da erkekliğin icabı sayıyor. Halbuki düşünmüyor ki, meselenin “erkek olmak”ta değil “adam olmak”ta olduğunu. Bir de iş vicdan sahibi olmakta. İnsanda vicdan kapısının açık olmasında, yoksa anlatılanın, söylenenin hiçbir faydası olmuyor kişiye. Bu şiddeti yapan adam kızını evlendirirken “ne düşünür acaba” diyor insan bir an için, “kendisi gibi bir kurda verirken kuzusunu”… Bende bir kız babası olduğumdan ve filmin etkisiyle biraz konuyu dağıtmış olabilirim, kusura bakmayın., çünkü bu konu üzerine daha çok yazılır çizilir, Filmde, Antonio’nun psikolojik destek aldığı danışmanına yaptığı itirafında “Onunla ne konuşabilirim ki? Siparişleri mi?, Teslimat Belgelerini mi? Ona ne sunabilirim ki. Kıytırık bir maaş, kıytırık bir daire, ebeveynlerimle bir tatil. Benim gibi bir adamla neden kalmalı ki?” derken ona ve çaresizliğine acıyorsunuz da. Pilar’ın dengi değil bu adam diyorsunuz. Ve bu çaresizlik, eziklik eşine karşı kaçınılmaz olarak şiddete dönüşüyor. Ama balkon sahnesi ile adama karşı öfkeniz tavan yapıyor. Bu adam her şeyi hak ediyor diyorsunuz. Bu filmi izleyin, beğeneceksiniz. Konu çarpıcı ve güncel, oyuncular çok iyi. Pilar rolünde Laia Marull mükemmel. Kaçırmayın derim. Filmin, filmde anlatılana benzer bir kişiye ayna olabilmesi, onu ve yuvasını bir şekilde düzene sokması, şiddetten uzaklaştırabilmesine sebep olması en büyük temennimdir.

esmir avatar esmir 14 Ekim 2011 22:32:10

9

İspanya'da Universitat Politecnica de Valencia üniversitesinde erasmus öğrencisiyim.Geldiğim günden beri sahilde,yolda,markette her yaştan insanları gözlüyorum,sürekli festivaller oluyor ve çok mutlu gözüküyorlar.(ekonomik krize rağmen) ve hemen aklı ma acaba boşanma oranları bu ülkede nasıldır diye düşünyordum,her şey toz pembe gibi geliyordu bana ama zamanla yollarda birbiriyleriyle kavga eden çiftlere rastlamaya başlayınca her şeyin öyle olmadığını anlamaya başladım ve bu filmi de kafamda bu soru işaretleri varken izlemem çok iyi isabet oldu.Iciar Bollain'in bu filmi Goya film festivalini kasıp kavurmuş tam 7 ödül aldı.Laia Marull ve Luis Tolsar oyunculukları muhteşem.oynadıkları karakterleri adeta yaşamışlar.Türkiye'de ki durumu da çok iyi yansıtan bu filmde bence tek fark dil!Başka bir şey değil!Sizce?İzleyin ve karar verin.

shezo avatar shezo 27 Nisan 2008 20:32:04

8

Ressam der ki resimleri dinleyebiliriz, onları duyabiliriz, burada içimizde müzik dinlerken olduğu gibi. Çünkü renkler notalar gibidir ve onlar bir melodideki gibitekrar edilirler. Üç sarı,iki mavi ve tekrar sarı, ve bir sessizlik, biraz beyaz. Beyaz ses çıkarmaz, incitmez. Eğer onları duyabilirsek, onları hissedebiliriz de.Yeşil dengedir. Mavi derinliktir, ve pembe... pembe korkudur. 

Yandex.Metrica