Yakılacak Kitap

8,57

( 1 kişi yorum yaptı )

Yakılacak Kitap

Sinema Filmi

1968

Los Hermanos Rigual’in ‘Chitarra Amore Mio’ albümündeki (1965) ‘Tenderly’ (1946) (Walter Gross / Jack Lawrence).
“Asıl anamla babam bir sis perdesinin ardında saklı kalırken aradan 7 yıl geçti. 7 yılda çok serpilmiş ve güzelleşmiştim. Yeni ebeveynimin beni verdikleri okulda sınıflarımı başarıyla geçtim. Analığım, babalığım beni o kadar çok seviyorlardı ki. Tek üzüntüm Ömer ‘Abi’min kaba ve sert davranışlarıydı. Sanki beni kıskanıyordu.”
Keşke yalnızca kıskansaydı!

Aynı adlı romanın (Yakılacak Kitap-Etem İzzet) (1927-Suhulet Kitabevi) (Beşinci basım, 1944-İnkılâp Kitabevi-Etem İzzet Benice) (60’taki 9. baskıda, kapakta ‘Ethem’; 2. sayfada ‘Etem’) ikinci Yeşilçam çevrimi.
Jenerikte İsmet Nedim’in film için yaptığı beste.
İstanbul civarında bir köy yolu. ‘Genç irisi, uzun boylu, zayıf ve mecalsiz bir kadın’ bayılıp kalmış. Buralara yabancı, üstelik doğum yapmak üzere. En yakın ev, Fatma Nine’nin. Oraya götürürler. Kızı Vicdan’ı dünyaya getirdikten sonra daha da fenalaşır. ‘Doktora haber salınmış ama zavallının işi artık Allah ile’.
Son bir gayretle yazdığı mektubu, kimse görmeden, boynundaki madalyonun içine saklıyor. Bebeğini emanet ettiği aç gözlü Fatma “Benim kendime bakacak halim yok. İyi olursun da çocuğuna kendin bakarsın” diye nazlanmıştı ama parayı görünce söylediklerini unutuverir!
Vicdan, 4-5 sene itilip kakılarak büyümüş. ‘Anası’ zannettiği Fatma Nine de pek sevecen! Dövmediği gün yok. “Seni uğursuz seni. Başıma bela oldun. ‘Anne’ deme bana. Ben senin annen değilim. (Çocuğu ıssız bir mezara götürerek) İşte anan. Ne idiği belirsizin biri. Günahlarının cezasını seni doğururken çekti.”
40 yıl bakacak değil ya! “Ananın bıraktığı iki kuruş çoktan bitti” diyerek küçük kızı bir köylüye ‘satar’. Kolyesini bile alıyor boynundan. “Annemden de, O’nun tek hatırası olan madalyondan (da) ayrılmam böyle oldu.”
Vicdan artık bir ‘kaz çobanı’. Sığıntı olduğu ailenin yanında çok barınamaz. Anacığına kötü söz edilince kavga çıkarır. Sonu kovulmak.
Perişan bir şekilde geldiği yol kenarında yorgunluk ve açlıktan bayılır. Yardım etmek için duran ‘İstanbul H. 44 760’ plakalı otomobildekiler yeni ailesi olacaktır. Gerçi 20-25 yaşlarında bir oğulları var ama ‘senelerce bir kız çocuğunun hasretini çekiyorlarmış’. Bu durum Ömer’in pek hoşuna gitmez. ‘Miras meselesi’!
Vicdan’ın şimdi kendine ait kocaman bir odası var. Hidayet Bey ve eşi gerçek bir ana baba gibi. Yakında okula da başlayacak. “O günün heyecanıyla sabaha kadar uyuyamamıştım. Çok uzaklarda kalan öz annem benim için acı bir masaldı artık.”
Yıllar geçmiş. Posbıyıklı, fularlı, fötr şapkalı, hali vakti yerinde biri Fatma Nine ile konuşuyor. Adı, Selim. Yaşlı kadının boynundaki madalyonun sahibi ‘sevdiği kadını’ arıyormuş. Öldüğünü, kızının ise kayıp olduğunu öğrenir. Tek hatıra madalyon için avuç dolusu para veriyor.
Vicdan ise güzel bir genç kız ve başarılı bir öğrenci. Lise bitmek üzere. Bu tatlı günleri kedere boğan tek olay analığının hastalığı.
Tedavi için kocası ile Londra’ya gider yaşlı kadın. Bunca yıl genç kıza ilgi göstermeyen Ömer’in bakışları, yalnız kaldıklarında, ‘bir başka’. Gazinoya götürür. ‘Bugüne kadar yapmadığı ‘abilik’ vazifelerinin acısını bir günde çıkarmaya çalışacakmış’!
Zorlamayla içilen içki, müzik. Sabah uyandığında olan olmuştu! Ağlamak, çığlık yararsız. Üstelik “Kes sesini! Aramızda geçenlerden tek kelime konuşursan öldürürüm seni” diye tehdit ediliyor.
Felaket bu kadarla kalmaz. 25 Mart 1968 tarihli Hürriyet’te “Bir İngiliz yolcu uçağı 61 kişi ile denize düştü” haberi vardı. Hidayet Bey ve eşi de ölenler arasında.
Neyse ki gitmeden, Vicdan’ın ‘tahsil ve sair masrafları için’ bankaya para yatırmışlar. Köşk ve diğer gayrimenkuller Ömer’in. Ama bu kadarına razı değil. Avukat Kayhan Yıldızoğlu’na bağırıyordu; “O uğursuz kız bir daha bu eve gelirse ayaklarını kırarım.” Gelmesin, defolsunmuş!
Liseyi birincilikle bitirip Tıp Fakültesi’ne yazılır genç kız. “Doktor olacağım. Kendimi insanlara adayacağım. Kimsenin gitmek istemediği yerlere gidecek, kimsesiz terk edilmiş sefil çocuklara kucağımı açacağım.”
Liseden arkadaşı Nezihe’nin nikâhında Vecdet ile tanışır. Tekrar karşılaşmaları doktor çıktıktan sonra. “Bir girdabın baş döndüren çalkantısına tutulmuştuk. Döne döne, seve seve birbirimize yaklaşıyorduk.”
Bir olay, erkeklere, zaten zayıf olan inancını tümden yıkar. Vecdet, ‘doğum günü toplantısı var’ numarasıyla genç kızı Bebek’teki evine götürmüş. Burada ‘sadece şehvete tapınan biri gibi davranıyor’. Saldırıp öpmek ister. Diğer arkadaşları tam zamanında yetişmese neler olacaktı kimbilir!
Sonrasında kahramanımızı duman içindeki bir trenle Anadolu’ya giderken görüyoruz. Yolda uğradığı Fatma Nine’den bir babası olduğunu öğrenir.
Dr. Vicdan Hidayet… Kasabalılar ‘melek gibi kız’ diyorlar. Bazı erkeklerin fiskoslarını, imalı bakışlarını hoş görüyor. Okul müdürü Salih Baba kendisine kol kanat germiş. Sarıcalıların oğlu Kamil, Vicdan ile evlenmek istiyor.
Ömer’in kâbus gibi ortaya çıkışı da o günlerde. Bir kıskançlık kavgasında Kamil’i öldürür. Kasabalı Vicdan’ı suçluyor. Linç edecekler. Filmin burası ‘Vurun Kahpeye’ gibi. Genç doktoru koruyan, azgın ahaliyi sakinleştiren yine Salih Baba.
Bu sırada Vecdet, Selim Bey’le kasabaya gelir. İnanılmaz ama baba oğulmuşlar. Özür dileyecek ve babasına ‘gelinini’ gösterecekmiş.
Evlenmeye karar verirler. Düğün gecesi Selim Bey, ‘manevi değeri çok büyük olan madalyonu’ vermek isteyince ‘kaderin bir başka sillesi gerçekleşir’.
Selim Bey’in ‘babası’ ve Vecdet’in ‘kardeşi’ olduğunu anlıyor Vicdan!
‘Duvaklı Mezar’ denen uçurumun kenarındayken yine Salih Baba yetişir; “Durun çocuklar, beni dinleyin. Kardeş değilsiniz!”
Madalyondan çıkan mektup tüm gerçeği açıklıyor; “Yavrum, sana ait bir sırrı mezara gömmeye gönlüm razı olmadı. Baban gemiciydi. Karnımda seni taşırken gittiği bir seferden geri dönmedi. Selim Bey karşıma çıktı. Birbirimizi sevdik. O’nu kendime bağlayabilmek için ‘karnımda çocuğun var’ diye yalan söyledim. Evli olduğunu öğrenince kaçtım. Günahkâr ananı affet.”

Roman biraz farklı. Aksaray Camii yakınlarındaki perişan bir evde, yoksul bir kadının, üzerine gaz dökerek kendini yakması ile başlıyor. Küçücük kızı Vicdan öksüz kalmış. Birkaç yerde sığıntılık, Darülaceze’de iki yıl derken Hidayet Bey ve karısına evlatlık verilir. 11-12 yaşlarındayken evin oğlu Ömer’in saldırısına uğrar. Ne olduğunu tam olarak anlayamaz bile. Ebeveyni rahmetli olduğunda yatılı öğretmen okulundaydı. Mezuniyet sonrası Anadolu’da bir okula tayin olur. Kendisini İstanbul’dan tanıyan Vecdet ile birbirlerini sevmişler, nikâhlanırlar. 257. sayfada kayınpederi Selim Bey’in, ölmeden önce, oğluna itirafı var! “Bundan 25-26 sene evvel anneni ve seni Kayseri’de bırakarak (görevle) İstanbul’a gittim. Kader ve gençlik beni affedilmez bir günaha sürükledi… Aksaray Camii’nin hizasında ya ikinci ya üçüncü evde… Posta memuru iken pek genç yaşta ölen Cemil Efendi’nin dul karısı Şaziment Hanım oturuyordu.” Kalbini çalmış genç kadının, sevişmiş sonra da bir hırsız gibi kaçmış. Bir sene sonra çocuğu olduğu haberi gelmiş, onu da inkâr etmiş. “O, senin öz kardeşin! Bul O’nu!” Konuşmayı duyan Vicdan “O çocuk benim” diye haykırıyor. Ertesi gün, Zabıta raporunda “...Vecdet Bey’in zevcesi, Selim Bey merhumun gelini Vicdan Hanım, bu sabah Meydan Çayı’nın kıyısında ölü bulunmuştur... Tahkikata devam edilmektedir” yazılıydı.

Filmin bitişi mutlu son ve ‘Nasıl İhanet Ettin Şu İlahi Aşkıma’ şarkısının (Muhayyer-Kürdî) (İsmet Nedim) enstrümantali ile. Vicdan ve Vecdet, el ele, neşe içinde koşuyorlar.
(Yazan: Murat Çelenligil)

Oynayanlar

Nazan Şoray Nazan Şoray Vicdan
Ekrem Bora Ekrem Bora Necdet
Tanju Gürsu Tanju Gürsu Ömer
Muzaffer Tema Muzaffer Tema Baba
Fatma Karanfil Fatma Karanfil Feride
Ali Şen Ali Şen Salih Baba
Müjdat Gezen Müjdat Gezen Sami
Naşide Yılmaz Naşide Yılmaz Nezihe
Kayhan Yıldızoğlu Kayhan Yıldızoğlu Avukat
Metin Yalçınkaya Metin Yalçınkaya Kamil
Mualla Sürer Mualla Sürer Fatma Nine
Mümtaz Ener Mümtaz Ener Hidayet
Reşit Çıldam Reşit Çıldam Kemal
Leman Öztürk Leman Öztürk Sabiha
 Talia Saltı Talia Saltı Kasabalı
Mustafa Yavuz Mustafa Yavuz
Gülen Kıpçak Gülen Kıpçak FATMA KARANFİL SESLENDİRMESİ
Sadettin Erbil Sadettin Erbil Tanju Gürsu Seslendirmesi
Jeyan Mahfi Tözüm Jeyan Mahfi Tözüm Nazan Şoray Seslendirmesi
Rıza Tüzün Rıza Tüzün Ali Şen Seslendirmesi
Toron Karacaoğlu Toron Karacaoğlu Ekrem Bora Seslendirmesi
Alev Koral Alev Koral Leman Öztürk Seslendirmesi

Ekip

Yapım Ekibi Burhan Yeşildağ (Yapım Amiri)
Ercüment Alp (Set Asistanı)
Necati Şimşek (Set Asistanı)
Halil Yalçın (Set Ekibi)
Yönetmen Ekibi Remzi Jöntürk (Teknik Yönetmen)
Remzi Jöntürk (Teknik Yönetmen)
Ferruh Aktaş (Yardımcı Yönetmen)
Kamera Ekibi Bülent Somay (Kamera Asistanı)
Post-Prodüksiyon Nazım Kocainan (Negatif Kurgu)
Semih Peköz (Laboratuar)
Ses Ekibi Can Avşak (Ses Kayıt)
Müzik ekibi İsmet Nedim (Müzik Ekibi)

Firmalar

Duru Film (Yapım)
Acar Film (SESLENDİRME)
Ses Film (HAZIRLIK)

Son Yorumlar (1)

mkurtsen avatar mkurtsen 15 Kasım 2009 14:10:11

9

Galatasaray Lisesi'nde okuyan, Sinemanın içinden yetişen Süreyya Duru'nun altmışlı yıllarda ikinci çevrimler modasına uyarak beş yıl arayla ikinci kez tekrarladığı (İlki 1963) Yakılacak Kitap Yazar Etem İzzet Benice'den uyarlama. Romanı okumadım. Ka rdeş olduklarını bilmeyerek evlenmeye karar veren iki gencin dramını anlatıyor. O yıllardaki sansür kurumu ve piyasa kurallarına uyum sağlamak için romanın hayli değiştirildiğini, dönem koşulları için geçerli bir film haline getirildiğini düşünüyorum. Kurnaz ve Basit bir yeşilçam hilesi ile madalyon içinden çıkan bir mektup ile kahramanlarımızın son anda kardeş olmadıkları anlaşılıyor. Romanı okuyan arkadaş var mı? bilmiyorum, ama romana sadık kalınmadığını  zannediyorum.  Kitabı okuyan arkadaş varsa merakla açıklamasını bekliyorum.

Yandex.Metrica