Sürtük

8,93

( 12 kişi yorum yaptı )

Sürtük

1965

“Rızkımıza engel oldun ama aşkımıza olamayacaksın.”

‘All I Have To Do Is Dream’ (1958) (Felice ve Boudleaux Bryant); “Only trouble is, gee whiz//I’m dreaming my life away.” Ekrem, ‘sabah sabah’ orkide göndermiş. Önceki gece de kürk hediye etmişti.
Mualla; “Tuhaf!”
Naciye; “Tuhaf ya! Kaz kafası gibi bir şey. Şuraya bak.”
Mualla; “O değil, tuhaf olan O’nun sana çiçek getirmesi. Bunca yıldır bu adamın bir kadına tek karanfil verdiğini görmedim. Sana orkide! Bir iş var bunda. Sevmeye başladı galiba seni.”
Naciye; “Yok deve! Talimli maymun neyse, ben de oyum O’nun için. Marifet öğretip, ondan sonra, sırtımdan para kazanacak. İnkâr etmiyor ki adam.”


Aynı adlı üç perdelik piyesin (1937-Remzi Kitabevi) (Mahmut Yesari) ikinci çevrimi.
Jenerikte, bir Roman şarkısı. Kemanda Hasan Amca, darbukada Ufaklık ve tefte Naciye döktürüyorlar; “Saçlarını öreceğim, güllerini dereceğim//Aç koynuna gireceğim, mış//Ablanı alacağım, enişten olacağım//Sana koca bulacağım, mış.//**//Mış mış mış mış, iki gözü kör olası//Evi barkı yıkılası, mış.//**//Alların alıyım, güllerin goncasıyım//Ablanın kocasıyım, mış//Ablan güzel sen goncasın, sen ablandan öncesin//Ablan bana doymasın, mış./**//Baldızım olacaksın, derdimi bileceksin//Yüzüme güleceksin, mış//İçip sarhoş olunca, kafaları bulunca//Yerlere düşeceğiz, mış.”
Genç kızın yaşamı, ‘Pygmalion’daki (1912) (Bernard Shaw) çiçekçi kız Eliza Doolittle’ınkine benzer bir değişim gösterecektir.
Fausto Papetti’nin ‘5a Raccolta’ albümündeki (1964) ‘Hello, Dolly!’ (1964) (Jerry Herman). Gazinocular Kralı Ekrem (Ekrem Bora’ya ait 1959 model Ford ve) üç adamı ile gelmiş. Bir kulübü alırken çalışma şekline tanık oluyoruz. ‘Aza kartı’ soran kapıcının suratında bir tokat patlar.
Gazino patronu; “Söyledim adamına. Salonu satmak istemiyorum.”
Ekrem; “Ama ben almak istiyorum.”
Patron; “Ama Beyefendi!”
Ekrem; “Kes lan! İşte paran. (Adamlarına) Bu işi hemen burda halledin. Eksiksiz.”
‘Bütün İstanbul piyasası elinde’. ‘Lale Pavyon’, ‘Gül Saz’, ‘Sevim’in Yeri’ ve daha neler neler. Bugün de burası.
Yıllar önce ‘Beyoğlu Caddesi’nde potin bile boyamış’. Şimdi her yer O’nun. “Bir şey istedi mi hiçbir engel tanımaz.” Parasını, parasının yetmediği yerde gücünü kullanıyor.
‘Seni Ben Ellerin Olsun Diye Mi Sevdim’ (1964) (Baki Duyarlar). Asıl mekânı ‘Büyük Saz’. Salon alkıştan inliyor. Assolist Ferah Nur sahnede. Fakat Ekrem, sanatçının şımarıklığından bıkmış. ‘Biraz alkış, iki çiçekle ne oldum delisi’ kesildiğini düşünüyor. ‘Kes’, ‘sıktın’, ‘çarpacağım şimdi elimin tersiyle’, ‘züppelik yapma’ diye terslemediği an yok. Belli ki genç kadının suyu ısınmış. Gazinocunun beklediği fırsat bir kenar mahalle meyhanesinde karşısına çıkar.
“Aguş da çöplükte eşinir//Melekler de mahallede tepişir//Kerime de aynada süslenir//Aman Aguş, cilveli aguş.//**//Edası eyler, mahalleyi gezer//Kravatı takar, Beyoğlu’nda gezer//Akşam olunca güzelleri seçer//Aman Aguş, cilveli Aguş.”
Burada Sevim Şengül’ün sesiyle şarkı söyleyip dans eden Naciye’yi şöhret yapmaya karar verir. Ancak genç kız, önceleri, gazinocunun ilgisini yanlış anlıyor.
Ekrem; “(Kartını vererek) Üstünde adresim yazılı Yarın bana gel.”
Naciye; “Çüş be! Ne zannettin ulan sen bizi? ‘Yarın gel’! At pazarından eşek alır gibi satın mı alacaksın ulan bizi? Gözünü aç züppe, kız oğlan kızım ben. Ayı. Kendimi koklatacak surat var mı bende, Öküz. Ortaya çıktık göbek attık diye ırzımıza mı geçeceksin, godoş.” O anlı şanlı Ekrem’in tırsıp gitmesi görülmeye değer.
Neyse ki Hasan Baba karttaki ismi görünce durum anlaşılıyor; “Dur a be kızım. Dur a be yavrum. Yanlış anladın sen… Senin gibi ne kızlar var O’nun elinde. Başına devlet kuşu kondu da kaçırdın. Seni şarkıcı yapacaktı, menşur edecekti.”
Fausto Papetti’nin saksofonuyla “Un’altra Volta” (1964) (Werner / Niessen / Pallavicini / Scharfenberger). Ayakları suya eren Naciye, ertesi gün, Ekrem’in ‘evine damlar’. Ağzında sakız; “Seni zampara sandım önce. Sonra sulanmayacağını anlayınca geldim… Devlet kuşuymuşsun, hadi bakalım bizim de başımıza kon da görelim.”
Ama bu işler öyle hemen olmuyor. Ekrem’in deyimiyle ‘yontulmak’ o gün başlar. Önce Melahat Abla’nın gözetiminde ‘kalafata çekilme’sini izliyoruz. Banyo; Yeni elbiseler; Kuaför; Manikür; Pedikür; Masaj.
Bu arada bazı aksaklıklar olmuyor değil. Büyük Saz’da, Rumeli türküsü ‘Viran Dağlar’ ile başlayıp ‘Her Yerde Sen Her Şeyde Sen’ (Ekrem Güyer) ile devam eden gecede ortalığı birbirine katmıştı.
Sonrasında ‘oturup kalkmasını, çatal kaşık tutmasını’ öğrenir. Memduh Alpar’la ‘yemek adabı’; Moris’le dans.
Bu arada Ekrem’in armağanları dur durak bilmiyor. Bilezik, gerdanlık, (Ertem Eğilmez’e ait ‘34 EY 854’ plakalı) üstü açık ‘lüx’ otomobil, deniz motoru.
‘Patricia’ (1958) (Perez Prado). Araba ve deniz sahneleri bu hareketli ‘twist’ ile.
‘Pygmalion’ (1938) ve ‘My Fair Lady’ (1964) filmlerinde önemli bir yer tutan ‘fonetik dersleri’nin yerini burada ‘müzik dersleri’ alıyor. Piyanist Cüneyt ‘sesini terbiye edecekmiş’.
Nota çalışması; Diyaframı idare etmek; Usul ve makamlar. Delikanlının piyanosunda bir metronom, elinde Vural Sözer’in ‘Müzik ve Müzisyenler Ansiklopedisi’ (1964) var. ‘Al Sazını Sevdiceğim’e (Bimen Şen) kadar gelmişler. Bu arada, farkına varmadan, birbirlerine bağlanıyorlar.
‘Gel Ey Denizin Nazlı Kızı’ (Aleko Bacanos) eşliğindeki çayhanede genç kızı daha yakından tanıyoruz. Cüneyt ‘nazari dersler’e devam etmek istiyordu ama Naciye ‘bu güzel havada, değil Hacı Arif Bey’i, kendi hacı babası olsa çekemezmiş’.
Cüneyt; “Segâh, dügâh, sultanîyegâh.”
Naciye; “Darbukacı Agâh! Kusura bakma aklıma geldi. Babamın arkadaşıydı. Veremden öldü. Zaten bizim orda insanlar ecelleriyle ölmezler pek. Ya bir bıçak yerler, ya kaza, ya da veremden giderler. Anamı hastaneye kaldırdılar geri gelmedi. Babam yapıda bir duvarın altında kalmış.” Sonrasında Hasan Amca ve (filmde olmayan) karısının yanına sığınmış.
‘Kürdîlihicazkâr Saz Semaisi’ (Tatyos Efendi) eşliğindeki bir başka çayevinde Cüneyt’i (ve biraz da Ekrem’i) tanıyoruz; “Hayatlarımız bir yerde birbirine çok benziyor. Ben annemi hiç görmedim, tanımadım. Babam askerdi. Tatillerde beni manevralara beraber taşırdı. Ekrem Bey’i orada tanıdım. Babam severdi O’nu. ‘Bu çocuk ilerde çok yaman olacak’ derdi.” Babasından bir İstiklal Madalyası ve (ne olduğu söylenmeyen) temiz bir soyadı kalmış. Annesinden de küçük bir evle piyano.
Emirgân’da çay ve buselik makamındaki ‘Tereddüt’ (Ali Rıfat Bey / Orhan Seyfi Orhon) ile biten gecede bakışları karşı konulmaz bir aşkı haykırıyordu.
‘Hani Bir Gün Gelecektin’i (Yalancısın) (1959) (Teoman Alpay) dinleyen Ekrem’e göre Naciye artık sahneye çıkmaya hazır. Yeni adı Türkan Şoray. Erdoğan Esenboğa’nın sesi ile “Ve şimdi yeni bir ses yıldızı ilk defa olarak sahnemizde” sunumundan sonra seyircilerin karşısında.
Türkan; “Ne tuhaf! Korkuyorum sahneden.”
Ekrem; “Sahne senden korksun.”
İlk şarkısı ‘İçin İçin Yanıyor’ (1965) (Şekip Ayhan Özışık). Bunda biraz şaşkınlık yaşasa da ‘üzeri parlak taşlarla döşenmiş beyaz lame elbise’ ile söylediği ‘Eller Ne Derse Desin’ (1962) (Ali Erköse) muhteşemdi.
İki gencin sevgisi çok güzel. Ancak mutluluklarının önünde büyük bir engel var; ‘Değer verdiği şeyin elinden alınmasına tahammülü olmayan’ Ekrem. Durumu anlamış. Türkan’ın ‘ismi, sanatı, şöhreti hatta güzelliği hepsi hepsi O’nun malıymış’. Elbise ve takıların geri verilmesi sorunu çözümlemiyor. Cüneyt’e giden Türkan’ın ardından bağırıyordu; “Gittiğin gibi geleceksin. Köpek gibi döneceksin bana.”
‘Açlıkla öç alıyor’. Her yere haber göndermiş kimse kahramanlarımıza iş vermiyor.
‘Fikrimin İnce Gülü’ (Muallim İsmail Hakkı Bey). Türkan’ın afişleri sökülür. Büyük Saz’da yine Ferah Nur var.
“Gül ağacı değilem//Her gelene eğilem” (1964) (Necip Mirkelamoğlu). Gazino sahipleri Tevfik Soyurgal ve Nubar Kamçılı’dan aldıkları ‘hayır’ yanıtları; Faik Coşkun’un Anadolu Saz’ında iş bulmaları; Ama buranın ‘yeni sahibi’ Ekrem tarafından tekrar kovulmaları; Cüneyt’in Türkan’ı terk etmesi için verilen çeki yakması; Dayak yemesi. Tüm bunlar büyük bir aşkın yanında önemsiz kalıyor.
Gazinocunun son hamlesi en acımasızı. Genç kız kendisine dönmezse Cüneyt’i öldürecek. Çaresiz kalan Türkan, denileni yapıyor.
Fausto Papetti’nin ‘3a Raccolta’ uzunçalarındaki (1962) ‘La Vela Bianca’ (1962) (Gilbert Bécaud). Sevdiği tarafından terslenen Cüneyt gidiyor. Arzuladığı kadın yanında ama Ekrem pek mutlu değil; “Hayır, istediğim bu değildi benim. Senin, kimsenin olmayan, alınıp satılmayan tarafını, ruhunu, kalbini istiyordum. Kendimi de sizi de bunun için zorladım, hırpaladım. Meğer gücümün yetmeyeceği bir şeymiş bu.”
“Naciye, Naciye! Cilveli Naciye//Çalkala göbeği aşk ile şevk ile.” Genç kız, tekrar, kenar mahalle meyhanelerinde. Gazinocu Asım Nipton’un önerisi ile büyük bir yerde sahneye çıkar. Piyanoda Cüneyt.
Onların mutluluğunu hazırlayan Ekrem’e ise kalp sızısı ve gözyaşları içinde oradan uzaklaşmak kalmış.

Mahmut Yesari kitabı Yakacık Sanatoryumu’nda yazmış (1936). Olaylar Üsküdar’daki bir yazlıkta geçiyor. Sevgilisi, Macit Bey’i terk etmiş. Tam o gün bir sokak kızı buraya sığınır. Adı Hürmüz (sf. 37). 15 gün içinde inanılmaz bir değişim gösterecektir. Yeni adı Mediha (sf. 70-71). Fakat O da komşu villadan Hayri Akarsel ile kaçar. Macit, ‘Sürtüğün gittiği tarafa uzun uzun bakarak’: “Buraya geldiği zaman evden, insanlardan korkuyordu. Kaldırımdan apartmana yükseldi. Artık insanlar O’ndan korksun! (sf. 102)”

İngiliz ve Hollywood çevrimlerinde ses bilimi profesörü Henry Higgins, arkadaşı Albay Pickering ile iddiaya giriyor. Sokaklarda çiçek satarak geçinen Eliza Doolittle’ı, birkaç ay içinde aristokrat davetlerdeki bir düşes haline getirir. Genç kız sonunda Freddy’yi değil profesörü seçecektir; “I washed my face and hands before I came. I did.”


‘Guaglione’ (1960) (Perez Prado). Güzel bir mambo ile ‘sofra adabı dersi’. Yakası karanfilli öğretmeni Süha Doğan seslendirmiş.
Memduh Alpar; “Meyve bıçağı, balık bıçağı bu da et bıçağı. Neydi bu yemeğin adı?”
Naciye; “Don file!”
Memduh Alpar; “Bon file.”
Bu küçük düzeltmeden sonra “Usulüyle et kesmesini, ağzımızın kapalı, ellerimizin aşağıda olacağını, bayanların şarap içerken ‘çiryo’ (cheerio) diyeceklerini ve peçetenin küçük bir temasla sanki pudra ponponu gibi dudaklara değeceğini” öğreniyoruz.
Ancak ders bitip de Naciye gittikten sonra öğretmenimizin yemeklere saldırması görülmeye değer.
(Yazan: Murat Çelenligil)









Künye

Yönetmen Ertem Eğilmez
Senaryo
Yapımcı Ertem Eğilmez, Cahit Ataman
Müzik Metin Bükey
Görüntü Yönetmeni Cahit Engin
Eser
Süre 90 dk
Tür Dram, Duygusal
Ülke Türkiye
Etiketler Gazino, Meyhane, Piyano, Şarkıcı Daha Fazlası

Ödüller

En İyi Erkek Oyuncu (3. Antalya Film Şenliği-1966)

Oynayanlar

Ekrem Bora Ekrem Bora Ekrem
Türkan Şoray Türkan Şoray Naciye/Türkan
Cüneyt Arkın Cüneyt Arkın Piyanist Cüneyt
Melahat İçli Melahat İçli Melahat Abla
Ferah Nur Ferah Nur Ferah Nur
Asım Nipton Asım Nipton Gazinocu
Faik Coşkun Faik Coşkun
Alev Koral Alev Koral Seslendirme
Afif Yesari Afif Yesari Müdür
Volkan Kayhan Volkan Kayhan Ekrem'in Adamı
Fadıl Garan Fadıl Garan Yaşlı Kemancı
Memduh Alpar Memduh Alpar Yemek Öğretmeni
Moris Moris Dans Hocası
Faik Çoşkun Faik Çoşkun Saz Patronu
Nermin Özses Nermin Özses Tef Çalan Kadın
Hikmet Gül Hikmet Gül Korodaki Kadın
Orhan Çoban Orhan Çoban
Alev Koral Alev Koral Ferah Nur Seslendirmesi
Mahmure Handan Mahmure Handan Korodaki Kadın
Adalet Cimcoz Adalet Cimcoz Türkan Şoray Seslendirmesi
Toron Karacaoğlu Toron Karacaoğlu Cüneyt Arkın Seslendirmesi
Hayri Esen Hayri Esen Ekrem Bora Seslendirmesi
Suna Pekuysal Suna Pekuysal Melahat İçli Seslendirmesi
Süha Dogan Süha Dogan Seslendirme
Erdoğan Esenboğa Erdoğan Esenboğa Seslendirme

Ekip

Kurgu Turgut İnangiray (Kurgu)
Yönetmen Ekibi Emel Işık (Reji Ekibi)
Zuhal Üstüntaş (Reji Ekibi)
Kamera Ekibi Erdoğan Engin (Kamera Asistanı)
Post-Prodüksiyon Sezai Elmaskaya (Negatif Kurgu)
Hilmi Başcan (Laboratuar Şefi)
Gani Maraşlıoğlu (Laboratuar)
Hayati Akbulut (Laboratuar)
Erdoğan Dolapçı (Laboratuar)
Işık Ekibi Ekrem Köksalan (Işık Şefi)
Ses Ekibi Yorgo İlyadis (Ses Kayıt)
Turgut İnangiray (Senkron)
İdari İşler Vecdi Benderli (Prodüksiyon Amiri)
Şevki Uzunoğlu (Prodüksiyon Asistanı)
Adnan Mersinli (Set Amiri)
Salih Yetkiner (Set Ekibi)
Erol Erten (Set Ekibi)
Müzik ekibi Sevim Şengül (Şarkılar)
Şekip Ayhan Özışık (Beste)

Firmalar

Arzu Film (Yapım)
Erman Film (Seslendirme)
Erman Film (Film Hazırlık)

Son Yorumlar (12)

kartal tibet tutkunu avatar kartal tibet tutkunu 17 Şubat 2011 03:13:02

10

Bu filminde konusunu: Murat bey yine bir güzelce betimlemiş sağolsun. Ona ekleyebilecek pekte bi'şey yok... ayrıca her iki filmde de Başrolde yine Ekrem BORA var. Bence bir nevi onun filmi de sayılır. 'Türkan ŞORAY & Cüneyt ARKIN'IN dışında...'&n bsp;

Murat Çelenligil avatar Murat Çelenligil 10 Ocak 2011 03:05:01

10

"İnsanların kolu, boynu bükülebiliyor ama kalbi bükülemezmiş meğer."
Bunları, hiç olmazsa beyaz perdede duymak çok güzel.

Yaptığı kadın heykeline sevdalanan Kıbrıslı heykeltıraş, kitap ve filmlere etkisinin bu denli olacağını düşünmüş müdür?
'Py gmalion'u (1912) (Bernard Shaw) (10. basım Penguin Books-1959) Sevgi Sanlı Türkçeye çevirmiş; (2004/2010) (Dört Oyun) (Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları). Henry Higgins, değil bir İrlandalıyı bir İskoçyalıdan, Londra'nın iki mahallesi arasındaki ağız farkını bile ayırt edebilen bir ses bilimi profesörüdür. Albay Pickering ile bahse girmiş. Kaba saba, yontulmamış çiçekçi kız (E)Liza Doolittle'ı üç ayda bir düşeş haline getireceğini söylüyor (sf. 138). Sonunda 'eserine' âşık olacaktır.
Mahmut Yesari, 'Sürtük'ü (1937) (Remzi Kitabevi) Yakacık Sanatoryumu'nda yazmış. 1945'te aynı yerde yaşamını yitirecektir. İlk basım ile 1964'te Milli Eğitim Bakanlığı yayınlarından çıkan sonraki biraz farklı. 'Uyuklamadığından', 'uyuklamadığımdan' olmuş; 'Anlamıyormusun', 'anlıyor musun' olmuş; 'Diye', 'diğer' olmuş; 'Fakat', 'vakit' olmuş; 'Koşu', 'komşu' olmuş; 'Ev insanlarında', 'o insanlardan' olmuş; 'Edemeyişleri', 'edemeyişlerim' olmuş; 'Sensin', 'senin' olmuş; 'Dün', 'gün' olmuş. Böyle onlarca değişiklik var.
Ayrıca "Kardeşim Ertuğrul Muhsin'e bütün sevgi ve dostluğumla" şeklindeki ithaf yazısı da çıkarılmış.
Yazar çoktan ölmüş olduğundan bu değişiklikleri kim yapmış olabilir?
Kitapta sosyal değerlendirmeler var.
"Ne garip! Kaldırımdan gelen, evi yadırgıyor; Evde yaşayanlar da kaldırım(da) sürtenlerden korkuyor."
"Evet, O kirli bir kaldırım kızı. Fakat O'nu kaldırım doğurmadı ki. O'nu kaldırıma atan biziz (sf. 42)."
Yüzyıllar öncesinin "İnsani hiçbir şey bana yabancı değildir" sözünü çağrıştıran bir cümle; "İnsanız be! Hangimizde bit yeniği yoktur ki (sf. 39)."
Afif Yesari, babasının eserinden uyarlanmış filme çok yakışıyor.
Filmin çekimleri Ağustos ayında. Türkan Şoray provalarda çok başarılı olunca 'Küçük Çiftlik Parkı' sahibi Mahmut Anlar'dan sahne teklifi almış.
Fox'taki gösterimde, sigara ve içkiler değil, 'öküz', 'it', 'hayvan', 'godoş', 'eşekoğlueşek', 'hırbo', 'hıyar', 'kahpe', 'kaltak', 'pis orospu' sözcükleri sansürlenmiş. Televizyon yöneticileri filmin adı olan 'sürtük'ü bile 8 sahnede silmişler.
Ekrem, sert, dediği dedik bir gazinocu. Ağzından puro eksik olmayan, beyaz (adamlarınınki siyah) fötr şapkalı biri. Bir zamanlar ayakkabı boyacılığı yaptığı yerlerde şimdi kral olmuş. Parası ve gücüyle her istediğini elde ediyor. Tüm saz bar sahiplerini dize getirirken bir tek sokak şarkıcısı Naciye'ye 'gücü yetmez'.
'Lale Pavyon'da (ama bir başka sahnede 'Carmen Bar') kemancı Fadıl Garan'ı işten kovmuş. Zavallı adam hiç olmazsa başkalarının iş vermesine engel olmaması için yalvarıyor. "Piyasadan namımı nişanımı sildin. Nereye gitsem kapıyı gösteriyorlar. Açım, işsizim. Kemanımı alıp kaldırımlarda mı dileneyim." Ekrem'in neden böyle düşmanca davrandığını anlamak için 1970 yılındaki çevrime kadar beklememiz gerekecektir; "Sen istedin. 'Sokağın iti gazinocular kralı oldu' diye konuşmasaydın orda burada."
Benzer şekilde piyanist Cüneyt'i neden kayırdığını da 70'de daha iyi anlayabiliyoruz; "Babası yüzbaşımdı askerken. Çok iyiliğini gördüm." Kendisi o zaman çavuşmuş.
Sokak şarkıcısı Naciye'yi meşhur bir ses sanatkârı yapmaya karar verir.
Naciye. Ayakkabısında rahatsız edici bir çivi, saçında çiçek, ağzında sakız. Hasan Amca ve Ufaklık ile meyhanelerde göbek atıyordu. Kısa sürede 'hanımefendi' olduğunu göreceğiz.
İlginç bir şekilde Ekrem'in hediye ettiği arabanın plakası '34 EY 854'ken birkaç sahne sonra '34 DL 274' olur.
Banyodan sonra Melahat'a "Bak Abla, beni yıkadın, elbiselerimi de yok ettin. Sakın beni o herife peşkeş çekme ha!"; Masajcıya da "İşin iş senin be. Akşama kadar kadınları mıncıkla, yağla" diyor.
Bir sahnede "Zaten bizim orda insanlar ecelleriyle ölmezler pek. Ya bir bıçak yerler, ya kaza ya da veremden giderler" diyerek felsefi/dini bir tartışma başlatmış olabilir mi.
Cüneyt, Türkan'ın kalbini bir bakışı ile kazanıyor. Oysa Ekrem bunu orkide, bilezik, gerdanlık, kürk, araba, deniz motoru vermekle bile başaramaz.
Aklımızı kurcalayan soru; Acaba piyanistimiz Naciye'yi 'kalafata çekilmemiş' haliyle görse yine sever miydi?
Genç kızı biz de çok sevdik. Ama keşke şöhret olduktan sonra Hasan Amca ve Ufaklık'ı unutmasaydı.
Emirgân'da çay içiyorlar. Arabanın radyosunda Münir Nurettin Selçuk: "Sarahaten, acaba, söylesem darılmaz mı?//Darılmak âdeti, bilmem ki çapkının naz mı?//**//Desem ki; 'Ben seni pek çok?' Sakın gücenme e mi,//Sakın gücenme, eğer anladınsa sevdiğimi?"
Naciye; "Sarahaten ne demek?"
Cüneyt; "Açıkça."
Naciye; "Ne demek istemiş yani?"
Cüneyt; "Seviyor, söyleyemiyor. Şarkının adı 'Tereddüt'."
Naciye; "Ben sevsem, söylerim. Ya sen?"
Cüneyt; "Bilmem! Duruma göre değişir bu. İyice geç oldu. Gazinoya geç kalmasak."
Naciye; "Sevdin mi sen hiç?"
Cüneyt; "Hiç. Daha eve gidip elbise değişmem lazım."
Naciye; "Anlamam! İnsan sevince 'küt' diye söylemeli."
Beyoğlu Saz. Sahnede iç sızlatan kadınlar korosu; Silvana Panpani, Araksi Hebo, Hikmet Gül. Bimen Şen'in sultanîyegâh şarkısını söylüyorlar; "Al sazını sevdiceğim şen hevesinle//Çal söyle benim şarkımı sevdalı sesinle."
Sonra bir kanto; "Beyim beni seviyorsun//Niçin inkâr ediyorsun//Bu tarafa bakıyorsun//Bana nispet yapıyorsun//İnkâr etme küçük beyim//Yanıyor yüreciğin, cız."
Bir buçuk saatlik filmin 31 dakikası şarkı ve fasıl.
Naciye/Türkan'ı Adalet Cimcoz; Ekrem'i Hayri Esen; Cüneyt'i Toron Karacaoğlu; Ferah Nur'u Alev Koral; Melahat'ı Suna Pekuysal; Kovulan kemancıyı Fadıl Garan seslendirmiş.
Süha Doğan üç (Memduh Alpar'ı, Kanuni Cemal'i, Eskişehir'de iş bulan gazinocuyu) ve Erdoğan Esenboğa beş kişiyi (Afif Yesari'yi, Nubar Kamçılı'yı, Ferah Nur ve Türkan Şoray'ı anons eden sunucuyu, Emirgan'daki çiçekçiyi; Büyük Saz'da "İçki ne alacaksınız" diyen garsonu) seslendirmiş.
Melahat, Naciye'nin 'yontulma' sürecindeki yardımcısı. Yaşamı, Cahide Sonku'yu anımsattı. Bir zamanlar adı 'Kalamış Güzeli'ymiş. Sigarası 100'lük banknotla yakılırmış. Ama şimdi; "Ben de bilmem ne olduğumu."

Türkan; "Sende hiç vicdan yok mu? Ne istiyorsun benden? Sana bir borcum kaldı mı? Senden aldıklarımın hepsini geri vermedim mi?"
Ekrem; "Aldığın bir şey var ki onu geri veremezsin."



delikadir39 avatar delikadir39 09 Mayıs 2010 13:03:05

10

10 üzerinden 10 puan veriyorum.Çok güzel bir film.Cüneyt Arkın ön plana çıkmamış ama,piyanist rolünde gayet iyi.Ekrem Bora ve Türkan Şorayın en iyi filmi bence.

capone avatar capone 25 Şubat 2008 11:51:02

10

çok güzel ve özel bir film.elinden tuttuğu her şarkıcıyı büyük üne kavuşturan ünlü gazinocular kralı ekrem bir gün 3.sınıf bir meyhaneye gider.orada yetenekli naciye yle karşılaşır.ona kartını verir.naciye de teklifi kabul eder.adını türkan şoray ola rak değiştirir.ekrem ona araba,kürk,künye,ev gibi pahalı hediyeler alır görgü kurallarını öğretir.ancak naciye ona müzik kurallarını öğreten piyanist cüneyt e aşıktır.ekrem bunu öğrendiği zaman onları hayatı zindan etmeye başalr ancak sonunda anlar ki onların aşkına hiçbir şey yapamayacaktır.ekrem bora ve türkan şoray çok iyi mutlaka izleyin siz de çok beğeneceksiniz

sekmen avatar sekmen 28 Kasım 2007 22:25:11

Cüneyt arkın var ve türkan şoray inanılmaz bir ekip  güzel bir film onlar  harikalar

sultanhastası avatar sultanhastası 04 Eylül 2007 12:52:09

10

Meyhanelerin bülbül sesli şarkıcısı Naciye günün birinde gazinocular Ekrem'le tanışır. Ekrem, Naciye'yi(filmde adı sonradan Türkan Şoray olur) meşhur bir ses sanatkarı yapmaya karar verir. Tepeden tırnağa değişen Naciye, Piyanist Cüneyt ile birlikte müzik derslerine başlar fakat gün geçtikçe iki genç birbirine aşık olur. Her şeyden habersiz olan Ekrem'de Naciye'ye karşı ilgi duymaktadır. İki sevgilinin ilişkisini öğrenen Ekrem dünyayı onlara dar etmeye karar verir. Fakat aşk sonunda galip gelir.

Uzun zamandır aradğım bir film kahretsin ki piaysada mevcut değil. Televizyonda ise sabahın beşinde yayınlanıyor. Eğer elinde güzel bir görüntü ve ses düzeni ile kayıt edilmiş olan varsa, başka bir Türkan Şoray filmi kopyası ile takas edebiliriz.