Gurbet Kuşları

9,02

( 28 kişi yorum yaptı )

Gurbet Kuşları

Sinema Filmi

1964

‘Symphonic Orchestras in Greek Popular Dances, 1958-1962 (by Athens Symphonic)’ albümündeki ‘A Song of Stolen Love (Pantrevoun Tin Agapi Mou)’.
“Karşımızda bir tamirci dükkânı vardı. Rum’du sahibi. Panayot Usta diyorlardı. Heriflerin konuşmalarını anlamıyorduk. Lakin zorlu bir avratı vardı herifin. Aşk olsun, hani kitap gibi avrat. Oldu mu böylesi olmalı. Dükkâna yemek memek getiriyordu arada bir. Bakıyordum. Bizim Murat da kerizleniyordu bir iki. Kerizlenmeyecek gibi değildi ki baba. Adı Despina’ymış kaltağın. Alttan alta bakıyordu bize doğru. O gün anladım ki avratın gözü bende. Yüreğim tıp etti.”


‘Rocco e i Soui Fratelli (Rocco and his Brothers)’ (1960) (Yönetmen Luchino Visconti) ve ‘Ocak’ın (1963-Dernek Yayınları) (Turgut Özakman) Yeşilçam uyarlaması. İsmini Orhan Kemal’in roman ından (1962) almış.
Jenerikte ‘The Melachrino Orchestra’nın ‘Lisbon at Twilight’ albümündeki (1958) ‘The Lonely Beach’ (Jan Tysky) var.
9 Aralık 1963, Pazartesi günkü Milliyet’in birinci sayfasındaki haber: “İstanbul’a 5 yılda (1955-60) 238 bin kişi akın etti.”
Haydarpaşa Garı. ‘Maraş-Adana-Kayseri-Ankara istikametinden gelen Güneydoğu Ekspresi’ Bakırcıoğulları İstanbul ile baş başa bırakır. Tahir Ağa’nın elinde tespih, başında kasket. “Selim, Murat, Hatice, Fatma, Kemal. İyi, takım tamam. Dikkat edin, birbirimizi yitirmeyelim. İstanbul’da şakaya gelmez bu iş.” Aileyi kontrol etmesi bu şekilde. “Hamal lazım mı” diyen birini “İlazım deel. De git işine” diye sepetliyor. [‘Zehirli Hayat’ın (1967) Simitcisi Ahmet Yıldırım da yolcular arasında]. ‘Allahın izniyle Şah olacaklar, İstanbul’a Şah’. Bu kadar insan sırt sırta verdiler mi kolaymış. “Dağları bedesten ederiz Vallahi.”
Kayseri’den, biletsiz ve üç kez yakalanarak buralara gelen Haybeci ile sonraları tekrar karşılaşacağız. Ana yok, baba yok, avrat yok, akıl yok. Okuma yazması hak getire. Para zaten Hasanpaşalı. Ama İstanbulluların ağızlarından girip burunlarından çıkacakmış. “Hey taşına toprağına (O’nun deyişiyle ‘torpağına’) kurban olduğum, ekmeği bol İstanbul. Ulan, kahpe şehir! Haybeci geliyor. Koru kendini. Sana Kral olacak, Kral.”
Mantovani’nin ‘Film Encores’ (1957) uzunçalarındaki ‘Summertime in Venice’ (1955) (Alesandro Icini). Gar merdivenlerinde, güzelim şehre bakarken Tahir ve ailesinin gönlünde aynı ateş yanıyor. Bu beldeyi ‘fethetmek’.
“Maraş’ta işlerimiz bozulunca dükkânı, dede yadigârı bahçeleri satıp savmaya mecbur kaldık. Artık taşı toprağı altın İstanbul’a dört elle sarılmaktan başka çaremiz yoktu. Bir tamirci dükkânı açıp iki büyük oğlum, Selim ve Murat’la işletecektik. Küçük oğlum Kemal liseyi bitirmişti. Üniversiteye girmek istiyordu. Kızım Fatma’ysa evde anasının işlerine yardım edecekti. Selim ile daha evvel buraya gelip kesemize uygun bir ev peylemiştik.”
Abileri, Fatma’nın çarşıya pazara gönderilmesine bile karşı. Maraş’a benzemezmiş burası. Erengillerin kızı Naciye’yi örnek veriyorlar. İstanbul’a kaçmış da izi bile bulunamamış. “Burda genç kız ne demek yahu. Şerefsizim yerler be.”
Ev sahibi Mualla Sürer kaçın kurası. Önlemini baştan alıyor. Dulluğundan, başında bir erkek olmamasından yakınıyor. Daha önceki kiracılarına da hayır dua eksik etmiyor. “Allah razı olsun, kiralarımı hiç sektirmediler. Bekçi parası, tenvirat, tanzifat, çöp mü, çıkarıp çıkarıp verdiler.” Evin bir yerinde ‘bir tamir mi iktiza etti’ kendiliklerinden el atıvermişler. “Allah sizi inandırsın birkaç aylığı birden peşin verirlerdi.” Ancak ilerde ödemeler aylarca aksayacaktır.
İlk gece sofraları biraz ‘yavan’ ama ‘buna da şükür’. Bulamayanlar var. Hele bir kez işlerini yoluna koysunlar her gün ‘yağ bal yiyecekler’. “Allah bu! Gönlümüze göre verdi de 1-2 yıl içinde Arabımız bir güldü mü” ne yapacağını biliyormuş Tahir. Ver elini Maraş! “Sırtımda İngiliz laciverdi, şordan şoraya köstekli Serkisof saati. Ayaklarımda sarı ayakkabılar. Esnafa beleş rakı ısmarlayacağım ki paşalar gibi.” Kemal ‘dükkânın bu kadar iyi işleyeceği’ konusunda kuşkusunu dile getirince annesi Hatice tarafından azarlanır; “Oğlum, babanın, ağalarının neşelerini ne diye kursaklarında kor, araya soğukluk katarsın? En azı senden şonca yaş büyük. Senin kadar akılları yok mu?” Bu sahnede Fatma’nın aile içindeki yerini görüyoruz.
Fatma; “Kemal kötü bir şey demedi ki.”
Murat; “Kes, lan!”
Selim; “Adam olmuş da lafa karışıyor.”
Tahir; “(Fatma’ya) Kalk bir bez sabunla da gel. (Karısına) Sen bu kızın gemlerini sıkı tut. Öyle ikide bir lafa, söze karışmasın, Galan.”
Sofradan “Yarın olsun, hayrı da beraber gelsin” duası ile kalkılır. (Diyalogları yazan Orhan Kemal bu cümleyi ‘Vukuat Var’ ve ‘Müfettişler Müfettişi’nde de kullanmıştı).
Ertesi sabah ‘yola koyulurken’ oğullarına nasihat veriyor; “Siz, siz olun sabah evden çıkarken, sokağa adımlarınızı sağ ayağınızla atın, bir; Bir de besmelesiz çıkmayın.” (Burnunu mendile gürültülü bir şekilde silmesi İtalyan filminden alınmış. Alfa Romeo işçisi Ciro Parondi de fabrikaya giderken aynı şeyi yapıyordu).
“İstanbul esnafından bir yumurta mı alın gör bak sarısı içinde mi” diyecek kadar deneyimli sanıyor kendini. Ancak “Bunun burası İstanbul! Allahın arka cebinden Peygamber’i çalarlar, vallaha”. 20 gün önce, tutacakları oto tamirhanesini ararken ‘bir gıranta herif’ önlerine düşmüş. ‘Banka gibi çalışan muazzam bir işyeri’ göstermiş. “Sonra Sirkeci’deki Asmalı Kahve’de çay içtik, nargile içtik. Buranın sahibi de geldi. Çekişe çekişe (Mümtaz Ener’in söyletişi ile ‘çekkişe çekkişe’) pazarlık ettik. Kaparoyu da verdik.” Garajı gören Kemal “O paraya böyle bir dükkân! Akıl işi değil ama...” demişti. Murat tarafından “Dünkü çocuğun lafına kulak asma, baba” diye susturulur. Tahir de “Durun bakalım, siz babanızın ne adam olduğunu zamanla öğreneceksiniz” havalarındaydı. Ne yazık ki Kemal haklı çıkar.
‘Devralmaya geldikleri’ garajın şefi “Hacı Baba, tongaya bastırmış sizi kurtlar” diyecektir. Dolandırıldıklarını anlayıp süklüm püklüm olmaları filmin iç burkan bir sahnesi.
Selim’i seslendiren Erdoğan Esenboğa; “Dünya sanki tepemize yıkılmıştı. Şimdi ne yapacaktık. Hem paramız dolandırılmıştı hem de sipsivri kalmıştık koca İstanbul’da. Ama baktık ki çare yok kendimizi topladık. Elde avuçta ne varsa birleştirdik. Bir küçük dükkân açtık. Verdik sırt sırta, çalış Allah çalış.” Kendilerini toparlamalarına değil ipi kopmuş inci kolye gibi dağıldıklarına tanık olacağız.
“Murat bir müddet sonra dükkânda sıkıldı. Bir takside şoförlük yapmaya başladı.” Kısa zamanda “Ulan dingiline tükürdüğümün! Alargadan gidemiyor musun, dümbük. Sizi şoför defterine yazanın...” diyebilecek kadar bitirim olup çıkar. Gözünü budaktan sakınmıyor, ekmeği aslanın ağzından kapıyor. İlginç bir şekilde ‘Chevrolet’ taksisinin ‘34 DD 888’ olan plakası bir sahne sonra ‘T. 42 493’ olmuş. İstanbul’un kraliçesi, oryantal yıldızı Serap’a tutulur. ‘Gülüşü, konuşması, her şeyi fiyakalı’. Pavyonda ‘Azize’ ile dansıysa muhteşem. Hep İstanbullu bir sevgili isterdi. ‘Kaderde kısmette varmış’. Ancak genç kadının sözleri büyük bir rastlantıyı vurguluyor; “Aslen Maraşlıyım. Benim adım Seval değil Naciye’dir.” Evleri birbirine o kadar yakınken hiç karşılaşmadığı Erengillerin kızı ile burada karşılaşırlar. Babası ‘hiç tanımadığı, sevemeyeceği biriyle evlendirmek istemiş’. “Bir kafesten çıkıp başka bir kafese girecektim.” Sonuçta kaçmış. “Çıktığım çukura bir daha girmek niyetinde değilim. Naciye öldü artık. Yeniden dirilmesine imkân yok. Unutalım O’nu” diyor.
‘The Twist’ (1959/60) (Hank Ballard). Gazinoda, genç kadını bir saldırıdan kurtardığı gece ilişkileri başlar. Evlenip başka bir yere, ‘mesela Maraş’a’ gitmelerini ister. Ancak Serap ‘bir lokma ekmekle yetinecek biri değil’. Buraya alıştıktan sonra başka hiçbir yer tatmin etmezmiş insanı. Rahat yaşamak, iyi giyinmek istiyor. İlişkileri sürerken başka erkeklerle beraber olması az daha sonunu getiriyordu. Bıçaklayacakken vazgeçiyor Murat. (‘Rocco e i Soui Fratelli’deki Simone Parodi ise güzel Nadia’yı 5 kez bıçaklayarak öldürmüştü).
Büyük oğul Selim, komşu dükkândaki Panayot Usta’nın karısına tutulur. “Kadın fazla nazlanmadı. Yalnız, kocasını bahane ederek iş saatlerinde buluşmakta ısrar ediyordu.” Parktaki birkaç buluşmadan sonra eve davet eder delikanlıyı.
‘Symphonic Orchestras in Greek Popular Dances, 1958-1962’ uzunçalarındaki ‘The Kiss (To Filima)’. Komşular fark etmesin diye ‘100 metre arkasından’ yürüyor. “Tam da iş zamanı be Despina. İşi gücü öyle bir serdim ki ihtiyar deli oluyor” dese de her gün genç kadının kollarındaydı. Bu iş bütün müşterileri Panayot’a kaptırıncaya dek devam eder. Babası “Ne uçkuruna gevşek herifmişsin. Bir kefere avrat uğruna dükkânı sattın” diyecektir nafile yere. Despina da artık kendisinden kaçıyor. Meğer işin içyüzü farklıymış; “Her şeyi kocam için yaptım. Ne zaman ki sen beni öpüyordun, seviyordun ben dua ediyordum Allaha ki düzelsin işleri benim kocamın... O ki ne yaptık çok büyük bir günah. Ama ailemin saadeti için mecburdum buna. Başka çarem yoktu.” Selim yumruğunu, Despina’ya değil hemen yandaki duvara vuruyor. Filmin burasında küçük bir hata var. Havaya kalkan el sağ, duvara inen ise sol.
Fatma ‘ev işlerinden göz açamıyordu’. O kadar insanın yemeği, evin silinip süpürülmesi. “Bir de çamaşır binmiyor mu al başına belayı.” En sevdiği şey komşu Mualla Abla’nın evinde gördüğü guguklu saat. Aklını da Mualla çeler zaten. Boyanmayı öğretir. [‘Çalınan Aşk’ (1963) ve ‘Rüzgârlı Tepe’ (1963) filmlerinin oynadığı] Sinemaya, pastaneye götürür. Orhan ve Bülent ile tanıştırır. Adı ‘sosyetik’ bir şekilde ‘Fatoş’ olmuş.
Joey Dee and the Starliters’ grubundan ‘The Peppermint Twist’ (1961) (Henry Glover / Joey Dee). Sonunda sıra ‘çılgın’ arkadaş toplantılarına gelir. Zorlamayla ilk içki ve ‘Çiftetelli’.
Bert Kaempfert’in ‘Wonderland By Land’ (1961) 33’lüğündeki aynı adlı melodi (Klaus-Günter Neumann / Lincoln Chase). Tansu Sayın, genç kızın dansını kıskanmış ‘striptiz’ yapıyor. Mualla Abla, yan odada Bülent ile yatakta. Fatma’yı ağına düşürmek isteyen çok ama kısmet Orhan’ın olur. “Erkek olduğum halde hiç hoşlanmadım burdan. İlk geliyorum ben de” sözleriyle kendini; “Mualla Hanım, Bülent Bey’in nişanlısıdır. Yakında evlenecekler” diyerek yatak odasındaki manzarayı masum göstermeye çalışıyor.
“Ascenseur Pour L’Echafaud” uzunçalarındaki (1957/58) ‘Motel (Dîner Au Motel)’ (Miles Davis). ‘34 AS 495’ plakalı arabasıyla mahalleye bırakır genç kızı. Bir daha buluşma sözü almayı da ihmal etmez. Ancak Murat oralardaydı. ‘Elin heriflerinin hususisinde fink attığını’ görmüş Fatma’nın.
‘Manfred Symphony, Op. 58: IV. Allegro con fuoco’ (39.06-39.11 arası) (1885) (Pyotr Ilyich Tchaikovsky). Evdeki dayak ve saçının kesilmesi bu melodi ile. Ancak ilişkisini bir türlü bitiremez. Delikanlının dediğine göre ‘bir miras meselesi hallolunca evlenecekler’. Yalandan kim ölmüş.
“Ascenseur Pour L’Echafaud”daki (1957/58) “Julien Dans L’Ascenseur” (Miles Davis). Boğaz’daki yazlıkta ‘en kıymetli hazinesini’ kaybeder. Evi terk etmesinin ardından aldığı mektup; “Fatoş, bir takım ailevi mecburiyetler yüzünden evlenmemiz imkânsız. Bir gençlik hatası işledik. Fakat münasebetimizi burda kesmekle daha büyük hatalardan kaçınabiliriz.”
Genç kızın düşüşü o gün başka bir arabaya binmesiyle başlar ve ‘koca İstanbul tarafından yutulur’.
‘West Side Story’deki (1961) ‘Prologue’ (Leonard Bernstein). Sonunda abileri kendisini bir randevuevinde bulurlar. Çatıdan ölüme atladığı sahnenin etkisinden kurtulmak çok zor.
Kemal üniversiteye girmiş. Okuyup doktor olacak. Şehir Tiyatrosu’na gidiyor fırsat buldukça. ‘Mizansen’ için fikrini söyleyecek; “Bence ağırlık oyunculardan geliyor” yorumu yapacak kadar geliştirmiş kendisini. Arkadaşlarından biri Nilüfer Aydan diğeri Gülten Ceylan. Ama kahramanımız Ayla’ya âşık. Genç kızın ‘dışarıdan gelenleri’ hoş görmediğini anlayınca “Benim ailem su katılmamış İstanbulludur. Köy adına Kadıköy’den başkasını bilmem” diye tanıtır kendisini. Bu yalan nedeniyle kısa süreli bir ayrılık yaşansa da evliliğe dek uzanacaktır ilişkileri.
Dükkân batmış ama Tahir Ağa ‘kolay kolay tekaüde çıkacak’ biri değil. Külüstür bir arabayı adam edip direksiyona geçecekmiş. “Bana Hurdacı Tahir derler” diyordu. Bunun için kızının çeyiz bilezikleri satılır. Günde ‘en ufaktan’ 40-50 lira ve kısa sürede ikinci bir araba umuyordu. Ne yazık ki onca hayalin sonu ‘hüsran, yine hüsran’.
Bizimkiler inişteyken Kayserili Haybeci’nin yükselişine tanık oluyoruz. “Düşmez kalkmaz bir Allah.” Biletsiz geldiği İstanbul’a Şah, Kral olacağını söylüyordu. “Yaz var güz var, hakkına ne söz var.” ‘Binanın tepesine çıkmaya’ hamal olarak başlar. Sonraki sahnelerde Otopark Kâhyası ve Müzayedeci olmuştu. Boşta gezen Selim’i bile ‘maiyetinde’ çalıştırır. ‘Temiz bir yüzlük’ vererek. Sonda ise ‘müteahhitliğe başlayacağını’ söylüyordu. Kayseri’den buraya gelecek hemşerileri için bir acente açacakmış. “Şimdiden koca bir gecekondu mahallem var.”
Durumları gittikçe kötüleşince Bakırcıoğulları, Maraş’a dönmeye ve her şeye yeniden başlamaya karar verir. Bu gidişi bir yenilgi olarak değil yepyeni bir hayatın başlangıcı sayacaklarmış. “Üniversiteyi bitirince biz de yanınıza geleceğiz. Oraların yetişkin insanlara İstanbul’dan daha çok ihtiyacı var” diyor Ayla.
Filmin sonunda yine Haydarpaşa’dayız. Bizimkiler giderken, yeni Fatih ve Kralları getiren Güneydoğu Ekspresi perona giriyordu; “Gözünü sevdiğimin İstanbul’u. Taşına toprağına kurban. Allahın izniyle İstanbul’a Şah olacağız, Şah!”

Üç perdelik ‘Ocak’ta ‘kısım kısım kiraya verilen bir eski konağın ikinci kat sofası (sf. 7)’. Baba Tarık ve anne Safiye ‘bir arabaya koşulmuş iki beygir gibi’ aileyi güç bela bir arada tutma çabasındalar. Üç oğulları Nihat, Fazıl, Özcan, hafifçe topallayan kızları Sevda ve aklı gidip gidip gelen büyük anne. Tarık her yaptığı işte başarısız biri. Ama karısının dediği gibi “Daha mesut olmak için yapılan hiçbir şey ayıp değildir”. Oto tamirhanesi ve çiftlik girişimlerinden sonra bakkal dükkânı açmak istiyordu. Arada taksicilik de var. Evin yükü ‘bostan beygiri’ Fazıl’ın sırtında. Yakışıklı ve çapkın Nihat’ın iş aramaktan başka bir şey yaptığı yok. Dediğine göre bu ‘çalışmaktan zormuş’. Özcan ise henüz öğrenci. ‘Paşa torunu’ olduğunu söylüyor sağda solda. Oysa rahmetli dedesi komiserdi sadece. Sevda, bir ara ‘saatçinin kalfası ile kaçınca’ annesi yataklara düşer. Neyse ki bir müddet sonra geri geliyor. ‘Oğlan nikâh falan kıymamış’. Hırpalıyormuş da. Hep olduğu gibi babanın yeni iş planları var. Ailenin dağılmamış olması bile büyük mutluluk. “Her felaketin ortasında bir saadet çekirdeği vardır (sf. 71).”

Milano Garı. ‘Rocco and his Brothers’, dul Rosaria Parondi ve oğullarının (Simone, Rocco, Ciro, Luca) güneydeki Lucania’dan gelmesi ile başlıyor. Yeni bir yaşam kuracaklar. Büyük oğul Vincenzo zaten burada yaşıyordu. Esmer güzeli Ginetta ile nişanlanmış. Ailenin büyük şehirdeki tutunma çabası çok zorlu. Tüm yük boksör Simone üzerindeydi. ‘Fahişe’ Nadia’ya âşık olur. Genç kadının Rocco’ya olan ilgisi felaketle sonuçlanacaktır. Sevdiği erkeğin önünde Simone’nin tecavüzüne uğrar ve bir başka gün bıçaklanarak öldürülür. ‘Alfa Romeo işçisi’ Ciro, Lucania’ya dönmek isteyen küçük kardeşi Luca’ya “But what do you think you’ll find there? Things will change there too” diyor.


Kemal; “İstanbul’a gelirken hepimiz ayrı hayaller içindeydik. Her tuttuğumuz şeyin zahmetsizce elimizde altın olacağını umuyorduk... Yalnız, bunu hak etmek için çalışmak, verimli olmak gerekli… İnsanlar birbirlerini boğazlamayı bırakıp birlikte yaşamayı öğrendikleri gün dünya büyük bir şehir olacak. Ama bizler şimdilik kendi küçük evimizi onarmak zorundayız.”
21. yüzyılda ‘onarmak’ şöyle dursun, paramparça etmemiz isteniyor ‘kendi küçük evimizi’.
(Yazan: Murat Çelenligil)

Ödüller

En İyi Yönetmen (1. Antalya Film Şenliği-1964)

En İyi Film (1. Antalya Film Şenliği-1964)

Oynayanlar

Tanju Gürsu Tanju Gürsu Murat Bakırcıoğlu
Filiz Akın Filiz Akın Ayla
Özden Çelik Özden Çelik Kemal Bakırcıoğlu
Pervin Par Pervin Par Fatma Bakırcıoğlu
Cüneyt Arkın Cüneyt Arkın Selim Bakırcıoğlu
Önder Somer Önder Somer Orhan
Sevda Ferdağ Sevda Ferdağ Seval/Naciye
Hüseyin Baradan Hüseyin Baradan Haybeci
Mümtaz Ener Mümtaz Ener Tahir Bakırcıoğlu
Gülbin Eray Gülbin Eray Despina
Danyal Topatan Danyal Topatan Müşteri
Muadelet Tibet Muadelet Tibet Hatice Bakırcıoğlu
Muzaffer Nebioğlu Muzaffer Nebioğlu Mualla
Mualla Sürer Mualla Sürer Ev Sahibi
Mahmure Handan Mahmure Handan Ayla'nın Annesi
Muammer Gözalan Muammer Gözalan Saim Bey
Tunç Oral Tunç Oral Bülent
Kaya Volkan Kaya Volkan Fuat
Gülten Ceylan Gülten Ceylan Öğrenci
Nilüfer Aydan Nilüfer Aydan Öğrenci
Ahmet Koç Ahmet Koç Garson
Tansu Sayın Tansu Sayın
Celal Ersöz Celal Ersöz
Talia Saltı Talia Saltı
Tülin Elgin Tülin Elgin
Baykal Kent Baykal Kent
Ayhan Özyılmaz Ayhan Özyılmaz
Sadettin Erbil Sadettin Erbil Tanju Gürsu Seslendirmesi
Jeyan Mahfi Tözüm Jeyan Mahfi Tözüm Filiz Akın Seslendirmesi
Toron Karacaoğlu Toron Karacaoğlu Özden Çelik Seslendirmesi
Erdoğan Esenboğa Erdoğan Esenboğa Cüneyt Arkın Seslendirmesi
Nedret Güvenç Nedret Güvenç Pervin Par Seslendirmesi
Vahi Öz Vahi Öz Hüseyin Baradan Seslendirmesi
Muhip Arcıman Muhip Arcıman Önder Somer Seslendirmesi
Alev Koral Alev Koral Sevda Ferdağ Seslendirmesi
Devrim Parscan Devrim Parscan Tunç Oral Seslendirmesi
Altan Karındaş Altan Karındaş Mualla Sürer Seslendirmesi
Hayri Arlı Hayri Arlı Seslendirme
Kemal İnci Kemal İnci Murat'ın Arkadaşı

Ekip

Kurgu Mehmet Bozkuş (Kurgu)
Sanat Yönetmeni Danyal Topatan (Sanat Yönetmeni)
Yapım Ekibi Vecdi Benderli (Yapım Amiri)
Zeki Tezcan (Set Amiri)
Himmet Kurgun (Set Ekibi)
Yönetmen Ekibi Kemal İnci (Yönetmen Yardımcısı)
Birsen Kaya (Yönetmen Yardımcısı)
Yazım Ekibi Halit Refiğ (Diyaloglar)
Halit Refiğ (Diyaloglar)
Orhan Kemal (Diyaloglar)
Kamera Ekibi Hüseyin Karındoyuran (Kamera Asistanı)
Post-Prodüksiyon Ali Berkan (Negatif Kurgu)
Osman Bilen (Negatif Kurgu)
Mihail Skarpedis (Laboratuar Şefi)
Erdoğan Kaya (Laboratuar)
Işık Ekibi İlhan Özakova (Işık Şefi)
Işık Toraman (Işık Şefi)
Ses Ekibi Tuncer Aydınoğlu (Ses Kayıt)
Arif Özalp (Senkron)
Taner Oğuz (Ses Ekibi)

Firmalar

Artist Film (Yapım)
Acar Film (Seslendirme)

Son Yorumlar (28)

mrs.hsn avatar mrs.hsn 05 Ağustos 2014 18:00:41

10

Türk Sinemasın da bazı filmler vardır. Yeri çok ayrı ve çok özeldir. Bu film en başında gelir bu tarz filmlerin. Halit Refiğ'in harika bir filmidir. Altın Portakal En İyi Film ödülünün ilk sahibidir. Dönemin genç yıldızları; Filiz Akın, Pervin Par v e Tanju Gürsu bu film de rol alırken Cüneyt Arkın da ilk kez bu film ile kamera karşısına geçmiştir.

Zebercet_Gezgin avatar Zebercet_Gezgin 28 Mayıs 2014 13:04:34

10

Halit Refiğ'in esaslı filmlerindendir. Bir göç filmidir, 1960'lı yıllarda İstanbul'a göç eden ve dağılan bir ailenin dramını anlatır. Luchino Visconti'nin benzer temalı başyapıtı Rocco Ve Kardeşleri'nin yerli takliti olmakla eleştirilir. Ama yine de özgün olabilmeyi başaran toplumsal gerçekçi sinemanın iyi bir örneğidir.

jeremiekhan 03 Ağustos 2013 11:44:22

sinemamızın 60 lardaki başarılı filmlerinden,aynı zamanda Arkın ın ilk filmi olması açısından da bir kilometre taşı,sıkılmadan izlenebilir

dogankoseoglu avatar dogankoseoglu 09 Ağustos 2012 19:43:47

filmin içeriği, diyaloglar ve karakterler çok iyi yansıtılmış. hepsinin de oyunculuğu çok iyiydi, resmen özdeşleşmişlerdi. ben sadece Cüneyt Arkın'ın oyunculuğunu beğenmedim. rolüne uygun değildi.

Nümayiş avatar Nümayiş 09 Nisan 2012 16:15:04

10

Çok önemli ve etkileyici bir film... Bu kadar dramatik bir konu böylesine ironiyle nasıl anlatılabilir? Çok beğendim.

Nümayiş avatar Nümayiş 04 Nisan 2012 10:07:04

10

Cuma akşamı izleyeceğiz filmi. Yıllar sonra... Çok merak ediyorum, nasıl bir film diye... Unutmuşum.

Yandex.Metrica