Artık Sevmeyeceğim

9,22

( 11 kişi yorum yaptı )

Artık Sevmeyeceğim

Sinema Filmi

1968

“Bitsin artık bu çile//Çekemem bile bile.” (1968) (Suat Sayın).
Leyla; “Mutlu olabilmeniz için her şeyi yapmaya hazırım. Bana birazcık itimat edin. Başkaları gibi değilim ben.”
Kemal; “Biliyorum değilsiniz. Çoktan beri biliyorum değilsiniz. Benim bir gücüm vardı; Nefretim. Onu yıktınız. Artık bütün kadınların kötü olduğuna inanmak istemiyorum.”
Leyla; “Bu sözleri duymak beni anlatamayacağım kadar sevindirdi. Ama buna inanmam o kadar zor ki.”
Kemal; “Zor ama gerçek. Değiştirdiniz beni. Son günlerde karanlık dünyamdan kurtulup bazı şeyleri görmeyi arzulamaya bile başladım.”
Leyla; “Mesela neleri?”
Kemal; “Yalnız seni.”

‘Herkesin hayran olduğu besteci’ Kemal Alpay. Yakışıklı, iyi kalpli. Piyanosunun başındayken dünyayı unutuyor. Ama işler düşündüğü kadar yolunda değil. Karısı Nesrin mutsuz. İhmal edildiği kanısında. Kocası ile yaşadığı bu dümdüz hayattan usanmış. O güzel şarkıların kendisi için yapılmış olmasını bile önemsemiyor. “Varlığımı fark edebilmen için top atmam gerekecek.” İyilik yerine heyecan, durgun bir hayat yerine macera peşinde. ‘Yalnız kendisinin hayran olduğu’ Cahit’le Almanya’ya kaçmak üzere. ‘Herkesin hayran olduğu ama kendisinin sevmediği bir erkekten taptığı bir erkeğe gidiyor’.
‘Un Homme et Une Femme’daki (1966) ‘Plus Fort Que Nous’ (Francis Lai) melodisinin olduğu sahnede kocasını yanına yaklaştırmaz bile. Başı ağrıdığı için erken yatacakmış! “Çalışmana engel olmam hiç olmazsa.”
Tam da o gün, elinde bavul, ikiz kardeşi Leyla gelir. Görünüşleri aynı kişilikleri çok farklı. Yıllar önce ikisi de Kemal’i sevmiş. Ama Nesrin’in aşkı dilinde, kardeşininki ise kalbine gömülü. Onlar evlenirken Leyla, Anadolu’da bir öğretmenlik alıp oralardan uzaklaşır. Bunca zaman sonra geri döndüğünde Nesrin evini terk etmek üzereydi. ‘İyi düşün, pişman olursun’ gibi sözleri dinleyecek durumda değil; “Pişman olduğum tek şey Kemal’i senin elinden almış olmak. Aslında tam birbiriniz için yaratılmışsınız.” Alyansını kardeşine veriyor.
‘Blow-Up’daki (1966) ‘The Thief’ (Herbie Hancock). Havaalanına son sürat giderken içki içiyordu direksiyon başında. ‘Sevdiğine yetişecek olmanın heyecanıymış’. Araba kazasından yalnızca Leyla kurtulur. Ağır yaralıydı.
‘Dead Ringer’daki (1964) ‘Main Title’ (André Previn). Yardıma yetişen kişilerden biri Ali Demir. Yere düşen yüzüğü genç kızın parmağına takıyor.
‘Dead Ringer’daki (1964) “You’re not Margaret” (André Previn) ile gergin bir bekleyişten sonra Cahit, Almanya’ya gidiyor. Sevgilisine ‘saatinde havaalanında olmasını’ söylemişti. Bir yıldan önce dönemezmiş.
Kemal, Leyla’yı karısı zanneder.
‘Vivre Pour Vivre’deki (1967) ‘Theme de Robert’ (Francis Lai). Ameliyat sonrası, sevgi ile bakıyordu sedyedeki Leyla’ya.
Genç kız, defalarca gerçeği söylemek isteyip başaramaz. ‘Karısı’ O’na yıllardan beri ilk defa bu kadar yakın davransın! Kemal çok mutlu.
‘The Yellow Rolls-Royce’daki (1964) ‘Forget Domani-Slow Tempo Vocal’ (Riz Ortolani). Gözlerinde özlemini duyduğu aşk dolu, his dolu, şefkat dolu pırıltıları yakalamış. “Bundan sonra bana hep böyle bak olur mu sevgilim.”
‘Hatıra’ (1968) (Erol Sayan / Enis Behiç Koryürek). Sevdiğinin saçları kadar yumuşak, gözleri kadar manalı, sesi kadar aşk dolu bir beste yapmaya başlamış; “Sen gözlerimde bir renk, kulaklarımda bir ses//Ve içimde bir nefes olarak kalacaksın”. Filme adını veren eseri daha sonra besteleyecek.
‘The Yellow Rolls-Royce’daki (1964) ‘Pisa’ (Riz Ortolani). Belgrat Ormanı’nda dolaştıkları bir gün, sabırsızlıkla beklediği müjdeyi alır; “Vücudumda son eserini taşıyorum.”
Bir oğulları olur; Cem. Ama bu mutluluğu bozan bir şey var. Kimin gönderdiği belli olmayan çiçekler.
‘Vivre Pour Vivre’deki (1967) ‘Theme de Catherine’ (Francis Lai). Telefonun ucunda Cahit. Almanya’dan dönmüş, Nesrin zannettiği Leyla ile beraber olmak istiyor. Genç kadın karşı çıkınca elindeki mektup ve resimleri kocasına yollamakla gözdağı verir.
Görüşmek ve bu münasebete son vermek için gider Leyla. Kemal de çiçekçiden Cahit’in adresini almıştı.
‘Dead Ringer’daki (1964) ‘MainTitle’ (André Previn). Onların beraberliğini yanlış yorumlayıp karısını terk ediyor. Üstelik tokatlayarak.
‘On the Waterfront’daki (1954) ‘Adagio-Allegro molto-Agitato allebreve’ (Leonard Bernstein). Leyla ile sonraki kavgada Cahit ölür.
Ağır Ceza’da ‘425. maddenin 2. fıkrasına binaen 10 yıl hapisle cezalandırılır’ genç kadın. Kararda çocuk, babasına verilmiş.
“Zaman sanki bir rüzgâr//Ve bir su gibi aksın.” Seneler sonra artık özgür. Ama Kemal o evden taşınmış.
Galata Köprüsü’nde bir sanatçı, Gariban Ahmet, cümbüşü ile Onların şarkısını çalıyor. Boynunda bir yüz ‘Kör’ diğer yüzü ‘Sağır’ yazılı bir karton asılı.
Leyla, tüm parasını O’na verip kendini sulara atar. Neyse ki Ahmet aynı zamanda iyi bir yüzücüymüş. Kurtarır genç kadını.
Gariban’ın tek odalı evi. Kalmasını, can yoldaşı olmasını istiyor Leyla’nın. “Burası Topkapı Sarayı değil ama gene de iyidir… İstersen burada kalabilirsin. ‘Evet’ dersen hayatta benim de bir can yoldaşım, bir dertleşecek kimsem olur.” Olumlu yanıt alınca sevincinden sıcak sobayı tutuyor.
Ahmet hayat dolu biri. Yeni Cami’nin oralarda ‘baş, diş ve bilumum vicdan ağrılarına iyi gelen kök parçaları ve macunlar’ satıyor. ‘Emrazı sıhhiye’ dışında ‘Emrazı siyasiye’ye de iyi geliyormuş! bunlar
‘Bu Sana Son Mektubum’ (1968) (Suat Sayın). Bir gün, Belkıs Özener’in sesiyle şarkı söyleyen Leyla’yı dinler. “Ses değil bülbül çatlatan. İstersen bu sesle paranın sülalesine düğüm atarsın.” Nota dersi almasına karar verilince Ahmet’in aklına bir bestekâr arkadaşı gelir. ‘Ders verse sobayı bile şarkıcı yapar’mış.
Tahmin edileceği gibi bu kişi Kemal. ‘Karısını aşığıyla yakalayınca’ şok geçirmiş. “Sonunda kurtulmuş ama kör olarak.” Oğlu Cem ile herkesten uzak yaşıyor. Kadınlara tahammülsüz. “Yılan beslerim daha iyi” diyecek kadar öfkeli. “Kadın denen şeytana evimde yer yok.” Doktorlar gözleri için “Yüzde elli açılma ihtimali var” demişler. Ameliyatta ölürse, oğlu öksüz kalır diye korkuyordu.
Metin Bükey Orkestrası’ndan ‘Blue Bolero’ (1965) (Tony Osborne) melodisinin olduğu sahnede Ahmet anlatıyor bunları.
‘Karşılaştıklarında’ biraz gerginlik yaşanır. ‘Defolup gitmesini’ ister tanımadığı eski karısından!
Cem’in durumu ise farklı. ‘Çiçekler kadar güzel, melekler kadar temiz’ annesinin hayalini görür genç kadında. ‘Bu ablanın öbür kadınlara benzemediğini’ anlatıyor babasına. “Her şeyi başka… Hayalimdeki annem gibi. Hani anlatırdın ya bana, bakışları yıldız yıldız derdin ya. Tıpkı öyle Leyla Abla’nın gözleri. O kadar sıcak bakıyor ki içim ısınıyor.”
Sonunda razı olur Kemal.
İlk ders ‘Artık Sevmeyeceğim’ (1968) (Suat Sayın) ile. Bestecimizi rahatsız eden benzerliği “Ses sese benzer” diye açıklıyor Leyla.
Genç kadının 5 kuruşu yoktu dersler için. Müzik hocasının beklentisi de farklı zaten. “Sizden para değil zaman istiyorum. Cem çok yalnız. Daha doğrusu bir kadının sıcaklığına, bir abla elinin şefkatine ihtiyacı var. Ders dışında da ara sıra gelir, O’nunla meşgul olur musunuz?”
Kabul etmemek ne mümkün.
‘Ne O Bensiz Edebilir Ne Temelli Gidebilir (Ayrılsak da Beraberiz)’ (Kürdilî Hicazkâr) (Yusuf Nalkesen). Küçük çocuk şimdilik çok mutlu. Bir gün babasının annesi için yaptığı bestenin notalarını bulur tavan arasında. Söylemesini ister Leyla’dan.
Şarkıyı duyan Kemal büyük bir tepki gösterir. Ama aşkını söylemesi de yine o günlerde.
Onların yakınlaşmalarını sezince Cem’in sevgisi nefrete dönüşüyor. ‘Aldatıldığını düşünür’. Annesinin yerini almaya çalışmakla suçlar Leyla’yı.
Evden Gariban’a kaçtığı sahnede ‘Zorba’daki (1964) ‘Life Goes On’ (Mikis Theodorakis) ve Leyla, O’nunla konuşmak istediğinde üst kattaki odaya saklanması ‘Theme de Robert’ (1967) (Francis Lai) melodileri var.
Yine o günlerde Kemal ameliyat olur. Belki görebilecekmiş.
Leyla da Cem’in sevgisini tekrar kazanmak için çırpınıyordu. Başaramayınca her şeyi anlatan bir mektup bırakarak gider. “Sevgili Kemal, bu satırları okuduğunda çok uzaklarda olacağım. Belki talihsizliklerle dolu hayatımı okuduktan sonra affedersin beni. Ama Cem öyle düşünmeyecek biliyorum. Oğluma, anası için öyle bir sırça köşk kurmuşsun ki O’na dokunmak değil yaklaşmak bile imkânsız. Bizim evlenip mutlu olmamız Cem’in felaketi olacak. Bu yüzden ikinizin de hayatından çekilmek zorundayım. Yalnız sana bazı şeyleri anlatmam gerek… Yıllar önce, hatırla Kemal, seni deliler gibi seven kız kardeşleri hatırla. Bir hayat dolu, delişmen, öteki durgun kız kardeşler. İkimiz de severdik seni. Hele ben, kardeşimden milyon kat daha çok. Sadece bu kahreden sevgide bir fark vardı. Benim aşkım kalbimde gömülüydü, kardeşiminki ise dilindeydi. Bir süs gibi. Bilirdi seni sevdiğimi. Bildiği için de durmadan alay ederdi benimle. O’nun tatlı sözleri seni kolayca almıştı elimden. Ama mutluydun. Senin mutluluğun yetiyordu bana. Seni kaybetmiş olmama rağmen uzaktan görmekle yetindim bir süre. Sonra dayanamadım sizleri görmemek için Anadolu’da bir yerde öğretmenlik aldım. Hayat garip rastlantılarla doludur. Benim ayrılacağım o acı gün sizin en mutlu gününüzdü. Evleniyordunuz. Nasıl dayandım, nasıl ölmedim o gün, şaşarım hâlâ. Aynı gün uzaklara yollanan kara trenle gözleri yaşlı bir kız gidiyordu. Yıllar sonra evinize döndüğümde yeni bir acıyla karşılaştım. Kardeşimin senden ayrılıp kaçmak üzere olduğunu öğrenince ilkin bu delilikten vazgeçmesi için yalvarmıştım. Bu direnişim otomobille havaalanına yola koyulana kadar sürüyordu. Sonunda sana vermem için evlilik yüzüğümü avucuma sıkıştırdı. Ötesini hatırlamıyorum. Gerçeği söylemek için çok mücadele ettim. Bütün suçum seni sevmekti sadece. Şimdi bütün arzum mutlu olmanız. Tanrıya emanet olun ikiniz de.”
‘In the Heat of the Night’daki (1967) ‘Peep-Freak Patrol Car’ (Quincy Jones). Kemal’in bandajları açılıyor. Görmeye başlamış.
‘America, America’daki (1963) ‘Excitement in the Village’ (Manos Hadjidakis). Bu sırada Leyla, tren rayları üzerinde ölüme yürüyordu.
Ama talihliymişler. Yaralı olarak kurtulur. Birbirlerini ikinci kez kaybetmiyorlar.
“O senin annedir” diyor oğluna Kemal.
Son yazısından önce mutlu bir yat gezisindeydiler. Gariban Ahmet de artık aileden biri olmuş.

“Sen ne söylersen söyle//Bu hayat geçmez böyle” (1968) (Suat Sayın).
Kemal; “Bana baktığını hissettiğim gözlerinde ne var? Kin mi yoksa nefret mi?”
Leyla; “Hiçbiri Kemal Bey, hiçbiri.”
Kemal; “Peki, ne?”
Leyla; “Siz ne olsun isterdiniz?”
Kemal; “Belki en olmayacak şeyi; Bir parçacık sevgi.”
Leyla; “Ya size ‘gözlerim istediğiniz sevgiyle dolu’ dersem.”
Kemal; “Yok, ‘bu sevgi değil merhametin sesi’ derim.”
Leyla; “Hayır, seven bir kadının, senin için ölmek isteyen bir kadının sesi.”
(Yazan: Murat Çelenligil)
“Bitsin artık bu çile//Çekemem bile bile.” (1968) (Suat Sayın).
Leyla; “Mutlu olabilmeniz için her şeyi yapmaya hazırım. Bana birazcık itimat edin. Başkaları gibi değilim ben.”
Kemal; “Biliyorum değilsiniz. Çoktan beri biliyorum değilsiniz. Benim bir gücüm vardı; Nefretim. Onu yıktınız. Artık bütün kadınların kötü olduğuna inanmak istemiyorum.”
Leyla; “Bu sözleri duymak beni anlatamayacağım kadar sevindirdi. Ama buna inanmam o kadar zor ki.”
Kemal; “Zor ama gerçek. Değiştirdiniz beni. Son günlerde karanlık dünyamdan kurtulup bazı şeyleri görmeyi arzulamaya bile başladım.”
Leyla; “Mesela neleri?”
Kemal; “Yalnız seni.”

‘Herkesin hayran olduğu besteci’ Kemal Alpay. Yakışıklı, iyi kalpli. Piyanosunun başındayken dünyayı unutuyor. Ama işler düşündüğü kadar yolunda değil. Karısı Nesrin mutsuz. İhmal edildiği kanısında. Kocası ile yaşadığı bu dümdüz hayattan usanmış. O güzel şarkıların kendisi için yapılmış olmasını bile önemsemiyor. “Varlığımı fark edebilmen için top atmam gerekecek.” İyilik yerine heyecan, durgun bir hayat yerine macera peşinde. ‘Yalnız kendisinin hayran olduğu’ Cahit’le Almanya’ya kaçmak üzere. ‘Herkesin hayran olduğu ama kendisinin sevmediği bir erkekten taptığı bir erkeğe gidiyor’.
‘Un Homme et Une Femme’daki (1966) ‘Plus Fort Que Nous’ (Francis Lai) melodisinin olduğu sahnede kocasını yanına yaklaştırmaz bile. Başı ağrıdığı için erken yatacakmış! “Çalışmana engel olmam hiç olmazsa.”
Tam da o gün, elinde bavul, ikiz kardeşi Leyla gelir. Görünüşleri aynı kişilikleri çok farklı. Yıllar önce ikisi de Kemal’i sevmiş. Ama Nesrin’in aşkı dilinde, kardeşininki ise kalbine gömülü. Onlar evlenirken Leyla, Anadolu’da bir öğretmenlik alıp oralardan uzaklaşır. Bunca zaman sonra geri döndüğünde Nesrin evini terk etmek üzereydi. ‘İyi düşün, pişman olursun’ gibi sözleri dinleyecek durumda değil; “Pişman olduğum tek şey Kemal’i senin elinden almış olmak. Aslında tam birbiriniz için yaratılmışsınız.” Alyansını kardeşine veriyor.
‘Blow-Up’daki (1966) ‘The Thief’ (Herbie Hancock). Havaalanına son sürat giderken içki içiyordu direksiyon başında. ‘Sevdiğine yetişecek olmanın heyecanıymış’. Araba kazasından yalnızca Leyla kurtulur. Ağır yaralıydı.
‘Dead Ringer’daki (1964) ‘Main Title’ (André Previn). Yardıma yetişen kişilerden biri Ali Demir. Yere düşen yüzüğü genç kızın parmağına takıyor.
‘Dead Ringer’daki (1964) “You’re not Margaret” (André Previn) ile gergin bir bekleyişten sonra Cahit, Almanya’ya gidiyor. Sevgilisine ‘saatinde havaalanında olmasını’ söylemişti. Bir yıldan önce dönemezmiş.
Kemal, Leyla’yı karısı zanneder.
‘Vivre Pour Vivre’deki (1967) ‘Theme de Robert’ (Francis Lai). Ameliyat sonrası, sevgi ile bakıyordu sedyedeki Leyla’ya.
Genç kız, defalarca gerçeği söylemek isteyip başaramaz. ‘Karısı’ O’na yıllardan beri ilk defa bu kadar yakın davransın! Kemal çok mutlu.
‘The Yellow Rolls-Royce’daki (1964) ‘Forget Domani-Slow Tempo Vocal’ (Riz Ortolani). Gözlerinde özlemini duyduğu aşk dolu, his dolu, şefkat dolu pırıltıları yakalamış. “Bundan sonra bana hep böyle bak olur mu sevgilim.”
‘Hatıra’ (1968) (Erol Sayan / Enis Behiç Koryürek). Sevdiğinin saçları kadar yumuşak, gözleri kadar manalı, sesi kadar aşk dolu bir beste yapmaya başlamış; “Sen gözlerimde bir renk, kulaklarımda bir ses//Ve içimde bir nefes olarak kalacaksın”. Filme adını veren eseri daha sonra besteleyecek.
‘The Yellow Rolls-Royce’daki (1964) ‘Pisa’ (Riz Ortolani). Belgrat Ormanı’nda dolaştıkları bir gün, sabırsızlıkla beklediği müjdeyi alır; “Vücudumda son eserini taşıyorum.”
Bir oğulları olur; Cem. Ama bu mutluluğu bozan bir şey var. Kimin gönderdiği belli olmayan çiçekler.
‘Vivre Pour Vivre’deki (1967) ‘Theme de Catherine’ (Francis Lai). Telefonun ucunda Cahit. Almanya’dan dönmüş, Nesrin zannettiği Leyla ile beraber olmak istiyor. Genç kadın karşı çıkınca elindeki mektup ve resimleri kocasına yollamakla gözdağı verir.
Görüşmek ve bu münasebete son vermek için gider Leyla. Kemal de çiçekçiden Cahit’in adresini almıştı.
‘Dead Ringer’daki (1964) ‘MainTitle’ (André Previn). Onların beraberliğini yanlış yorumlayıp karısını terk ediyor. Üstelik tokatlayarak.
‘On the Waterfront’daki (1954) ‘Adagio-Allegro molto-Agitato allebreve’ (Leonard Bernstein). Leyla ile sonraki kavgada Cahit ölür.
Ağır Ceza’da ‘425. maddenin 2. fıkrasına binaen 10 yıl hapisle cezalandırılır’ genç kadın. Kararda çocuk, babasına verilmiş.
“Zaman sanki bir rüzgâr//Ve bir su gibi aksın.” Seneler sonra artık özgür. Ama Kemal o evden taşınmış.
Galata Köprüsü’nde bir sanatçı, Gariban Ahmet, cümbüşü ile Onların şarkısını çalıyor. Boynunda bir yüz ‘Kör’ diğer yüzü ‘Sağır’ yazılı bir karton asılı.
Leyla, tüm parasını O’na verip kendini sulara atar. Neyse ki Ahmet aynı zamanda iyi bir yüzücüymüş. Kurtarır genç kadını.
Gariban’ın tek odalı evi. Kalmasını, can yoldaşı olmasını istiyor Leyla’nın. “Burası Topkapı Sarayı değil ama gene de iyidir… İstersen burada kalabilirsin. ‘Evet’ dersen hayatta benim de bir can yoldaşım, bir dertleşecek kimsem olur.” Olumlu yanıt alınca sevincinden sıcak sobayı tutuyor.
Ahmet hayat dolu biri. Yeni Cami’nin oralarda ‘baş, diş ve bilumum vicdan ağrılarına iyi gelen kök parçaları ve macunlar’ satıyor. ‘Emrazı sıhhiye’ dışında ‘Emrazı siyasiye’ye de iyi geliyormuş! bunlar
‘Bu Sana Son Mektubum’ (1968) (Suat Sayın). Bir gün, Belkıs Özener’in sesiyle şarkı söyleyen Leyla’yı dinler. “Ses değil bülbül çatlatan. İstersen bu sesle paranın sülalesine düğüm atarsın.” Nota dersi almasına karar verilince Ahmet’in aklına bir bestekâr arkadaşı gelir. ‘Ders verse sobayı bile şarkıcı yapar’mış.
Tahmin edileceği gibi bu kişi Kemal. ‘Karısını aşığıyla yakalayınca’ şok geçirmiş. “Sonunda kurtulmuş ama kör olarak.” Oğlu Cem ile herkesten uzak yaşıyor. Kadınlara tahammülsüz. “Yılan beslerim daha iyi” diyecek kadar öfkeli. “Kadın denen şeytana evimde yer yok.” Doktorlar gözleri için “Yüzde elli açılma ihtimali var” demişler. Ameliyatta ölürse, oğlu öksüz kalır diye korkuyordu.
Metin Bükey Orkestrası’ndan ‘Blue Bolero’ (1965) (Tony Osborne) melodisinin olduğu sahnede Ahmet anlatıyor bunları.
‘Karşılaştıklarında’ biraz gerginlik yaşanır. ‘Defolup gitmesini’ ister tanımadığı eski karısından!
Cem’in durumu ise farklı. ‘Çiçekler kadar güzel, melekler kadar temiz’ annesinin hayalini görür genç kadında. ‘Bu ablanın öbür kadınlara benzemediğini’ anlatıyor babasına. “Her şeyi başka… Hayalimdeki annem gibi. Hani anlatırdın ya bana, bakışları yıldız yıldız derdin ya. Tıpkı öyle Leyla Abla’nın gözleri. O kadar sıcak bakıyor ki içim ısınıyor.”
Sonunda razı olur Kemal.
İlk ders ‘Artık Sevmeyeceğim’ (1968) (Suat Sayın) ile. Bestecimizi rahatsız eden benzerliği “Ses sese benzer” diye açıklıyor Leyla.
Genç kadının 5 kuruşu yoktu dersler için. Müzik hocasının beklentisi de farklı zaten. “Sizden para değil zaman istiyorum. Cem çok yalnız. Daha doğrusu bir kadının sıcaklığına, bir abla elinin şefkatine ihtiyacı var. Ders dışında da ara sıra gelir, O’nunla meşgul olur musunuz?”
Kabul etmemek ne mümkün.
‘Ne O Bensiz Edebilir Ne Temelli Gidebilir (Ayrılsak da Beraberiz)’ (Kürdilî Hicazkâr) (Yusuf Nalkesen). Küçük çocuk şimdilik çok mutlu. Bir gün babasının annesi için yaptığı bestenin notalarını bulur tavan arasında. Söylemesini ister Leyla’dan.
Şarkıyı duyan Kemal büyük bir tepki gösterir. Ama aşkını söylemesi de yine o günlerde.
Onların yakınlaşmalarını sezince Cem’in sevgisi nefrete dönüşüyor. ‘Aldatıldığını düşünür’. Annesinin yerini almaya çalışmakla suçlar Leyla’yı.
Evden Gariban’a kaçtığı sahnede ‘Zorba’daki (1964) ‘Life Goes On’ (Mikis Theodorakis) ve Leyla, O’nunla konuşmak istediğinde üst kattaki odaya saklanması ‘Theme de Robert’ (1967) (Francis Lai) melodileri var.
Yine o günlerde Kemal ameliyat olur. Belki görebilecekmiş.
Leyla da Cem’in sevgisini tekrar kazanmak için çırpınıyordu. Başaramayınca her şeyi anlatan bir mektup bırakarak gider. “Sevgili Kemal, bu satırları okuduğunda çok uzaklarda olacağım. Belki talihsizliklerle dolu hayatımı okuduktan sonra affedersin beni. Ama Cem öyle düşünmeyecek biliyorum. Oğluma, anası için öyle bir sırça köşk kurmuşsun ki O’na dokunmak değil yaklaşmak bile imkânsız. Bizim evlenip mutlu olmamız Cem’in felaketi olacak. Bu yüzden ikinizin de hayatından çekilmek zorundayım. Yalnız sana bazı şeyleri anlatmam gerek… Yıllar önce, hatırla Kemal, seni deliler gibi seven kız kardeşleri hatırla. Bir hayat dolu, delişmen, öteki durgun kız kardeşler. İkimiz de severdik seni. Hele ben, kardeşimden milyon kat daha çok. Sadece bu kahreden sevgide bir fark vardı. Benim aşkım kalbimde gömülüydü, kardeşiminki ise dilindeydi. Bir süs gibi. Bilirdi seni sevdiğimi. Bildiği için de durmadan alay ederdi benimle. O’nun tatlı sözleri seni kolayca almıştı elimden. Ama mutluydun. Senin mutluluğun yetiyordu bana. Seni kaybetmiş olmama rağmen uzaktan görmekle yetindim bir süre. Sonra dayanamadım sizleri görmemek için Anadolu’da bir yerde öğretmenlik aldım. Hayat garip rastlantılarla doludur. Benim ayrılacağım o acı gün sizin en mutlu gününüzdü. Evleniyordunuz. Nasıl dayandım, nasıl ölmedim o gün, şaşarım hâlâ. Aynı gün uzaklara yollanan kara trenle gözleri yaşlı bir kız gidiyordu. Yıllar sonra evinize döndüğümde yeni bir acıyla karşılaştım. Kardeşimin senden ayrılıp kaçmak üzere olduğunu öğrenince ilkin bu delilikten vazgeçmesi için yalvarmıştım. Bu direnişim otomobille havaalanına yola koyulana kadar sürüyordu. Sonunda sana vermem için evlilik yüzüğümü avucuma sıkıştırdı. Ötesini hatırlamıyorum. Gerçeği söylemek için çok mücadele ettim. Bütün suçum seni sevmekti sadece. Şimdi bütün arzum mutlu olmanız. Tanrıya emanet olun ikiniz de.”
‘In the Heat of the Night’daki (1967) ‘Peep-Freak Patrol Car’ (Quincy Jones). Kemal’in bandajları açılıyor. Görmeye başlamış.
‘America, America’daki (1963) ‘Excitement in the Village’ (Manos Hadjidakis). Bu sırada Leyla, tren rayları üzerinde ölüme yürüyordu.
Ama talihliymişler. Yaralı olarak kurtulur. Birbirlerini ikinci kez kaybetmiyorlar.
“O senin annedir” diyor oğluna Kemal.
Son yazısından önce mutlu bir yat gezisindeydiler. Gariban Ahmet de artık aileden biri olmuş.

“Sen ne söylersen söyle//Bu hayat geçmez böyle” (1968) (Suat Sayın).
Kemal; “Bana baktığını hissettiğim gözlerinde ne var? Kin mi yoksa nefret mi?”
Leyla; “Hiçbiri Kemal Bey, hiçbiri.”
Kemal; “Peki, ne?”
Leyla; “Siz ne olsun isterdiniz?”
Kemal; “Belki en olmayacak şeyi; Bir parçacık sevgi.”
Leyla; “Ya size ‘gözlerim istediğiniz sevgiyle dolu’ dersem.”
Kemal; “Yok, ‘bu sevgi değil merhametin sesi’ derim.”
Leyla; “Hayır, seven bir kadının, senin için ölmek isteyen bir kadının sesi.”
(Yazan: Murat Çelenligil)

Künye

Yönetmen Muzaffer Arslan
Senaryo ,
Yapımcı Muzaffer Arslan
Müzik Metin Bükey
Görüntü Yönetmeni Necati İlktaç
Süre 92 dk
Tür Dram, Duygusal
Özellikler Siyah Beyaz
Ülke Türkiye
Etiketler Aşk, Evlat, Hastane, İkiz Kardeşler, Körlük, Daha Fazlası

Oynayanlar

Türkan Şoray Türkan Şoray Nesrin/Leyla
Cüneyt Arkın Cüneyt Arkın Kemal
Ömercik Ömercik Cem
Münir Özkul Münir Özkul Ahmet
Önder Somer Önder Somer Cahit
Kayhan Yıldızoğlu Kayhan Yıldızoğlu Doktor
Muammer Gözalan Muammer Gözalan Doktor
Selahattin İçsel Selahattin İçsel Ağır Ceza Üyesi
Ali Demir Ali Demir
Sema Yaprak Sema Yaprak
Adalet Cimcoz Adalet Cimcoz Türkan Şoray Seslendirmesi
Abdurrahman Palay Abdurrahman Palay Cüneyt Arkın Seslendirmesi
Birsen Kaplangı Birsen Kaplangı Ömercik Seslendirmesi
Sadettin Erbil Sadettin Erbil Önder Somer Seslendirmesi
Timuçin Caymaz Timuçin Caymaz Kayhan Yıldızoğlu Seslendirmesi
Erdoğan Esenboğa Erdoğan Esenboğa Selahattin İçsel Seslendirmesi

Ekip

Kurgu Özdemir Arıtan (Kurgu)
Yapım Ekibi Nuri Tunçel (Yapım Sorumlusu)
Yönetmen Ekibi Nurettin İrişen (Yönetmen Yardımcısı)
Müzik ekibi Belkıs Özener (Şarkılar)
Suat Sayın (Beste)

Firmalar

Sine Film (Yapım)

Son Yorumlar (11)

benimsinema avatar benimsinema 04 Ağustos 2012 16:36:59

8

yine cüneyt arkin ve türkan soraydan güzel bir ask filmi. cok benzer senaryoyla agliyorum filmide var... türkan soray iki rolde, jenerikte belkis özenirin soyadi "yazar" diye yazilidir.. basrol oyuncularina destekleyen usta sanatkar münir özkul ve co cuk oyuncularin en kabiliyetlerinden biri olan ömercigin destegiyle duygusal bir film

t_rex avatar t_rex 11 Mayıs 2012 01:12:05

10

bu film dev bir prodüksiyon ile 70 de  ertem eğilmez tarafından  yönetilse idi  çok güzel olurdu sanırım.  bu senaryoda iki karakter ile yer almış t. şoray. hikaye sinematografiye ağırlık verilip iyi ve kötü iki zıt karakter de olan şoray, kötü karak terde, farklı stil saç ve kostüm ile ve de şuh seksi tavırları ile  yeşilçamın ana temasının iyilik üzerine olan yaklaşım;  arka planda olan kötü karakterdeki şorayda tabu ykılması olamacağı için bu çok güzel değerlendirilebilirdi. 

t_rex avatar t_rex 19 Eylül 2011 14:09:09

10

yeşilçamdan kaliteli bir yapıt. özeller arasında yerini alabilecek, kalbe işleyen bir eser. duygu yüklü. ağlatacak kadar etkili.

Loverman avatar Loverman 13 Şubat 2011 23:51:02

8

çay veya neskafeyle izlenecek seyir açısından güzel, şarkılarıyla insanı dinlendiren türlerden. tabiki adını aldığı çoğu yeşilçamseverin sevdiği "artık sevmeyeceğim" adlı şarkının varlığı bile yeterli. arşivciler mutlaka çantasında bulundur malı.

özi 004 avatar özi 004 03 Kasım 2008 14:58:11

8

çok güzel duygusal bir film, hep izlenebilir

süepermenfurkan 02 Eylül 2007 06:51:09

10

Bu filmin sadece başlarını izledim ve çok güzeldi türkan şoray bir sandalda hatıra şarkısını söylüyordu ve bir sahnede
belkıs özenerden:::
ARTIK SEVMEYECEĞİM
BÜTÜN KABAHAT BENİM
NE KADAR AĞLASAN BOŞ
NE KADAR YALVARSAN BOŞ
SANA DÖNMEYECEĞİM
B İTSİN ARTIK BU ÇİLE
ÇEKEMEM BİLE BİLE
SEN NE DERSEN SÖYLE
BU HAYAT GEÇMEZ BÖYLE
SANA DÖNMEYECEĞİM
ÜMÜTLERİMİ KIRDIN
HAYALLERİMİ YIKTIN
BENİM AĞIMI ALDIN
BENİM AĞIMI ALDIN
ŞİMDİ SENDE YALNIZSIN
ARTIK SENDE YALNIZSIN
BİTSİN ARTIK BU ÇİLE
ÇEKEMEM BİLE BİLE
SEN NE SÖYLERSEN SÖYLE
BU HAYAT GEÇMEZ BÖYLE
ARTIK SEVMİYECEĞİM
ARTIK SEVMEYECEĞİM
bu şarkı elimde var isteyen olursa frkn.net@hotmail.comdan bana ulaşsın seve seve paylaşırım

Yandex.Metrica